TÜİK, 409 ürünün aylık fiyat değişimlerini gösteren ve enflasyon sepeti olarak bilinen “madde sepeti ve ortalama madde fiyatları” tablosunu 20 aydır açıklamıyor. TÜİK’in yargı kararına rağmen enflasyon sepeti verilerini yayınlamamakta ısrar ettiğini vurgulayan Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), TÜİK’e Başkanı Arzu Çerkezoğlu, “TÜİK, bu madde sepetini açıklamak zorundadır. Bunun açıklanmaması açıkça yargı kararına uyulmaması anlamına gelmektedir. TÜİK madde sepetini açıklamayarak aslında enflasyonu neye göre ölçtüğünü de açıklamamış oluyor. TÜİK'in yaptığı da enflasyonu eksik, yanlış ölçerek milyonların ekmeğinin her gün biraz daha küçülmesine yol açmaktır. Milyonların ekmeğinden çalmaktır. Bu kabul edilebilir bir durum değildir” dedi. CHP Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Yalçın Karatepe ise “Mahkeme kararı niye uygulanmaz? DİSK’in açtığı dava çok net. ‘Madde fiyatlarını kamuoyuyla paylaşın’ diyor. Mahkeme de bunu ‘paylaşın’ diye karar veriyor. Bunu istatistiki bir uyum süreci ile ilişkilendirebilir miyiz? Bu, bir gerçeğin gizlenmesine ilişkin. Çünkü gizlenen gerçek, vatandaşa ağır bir bedel ödettiren gerçek. Bunun çok kolay kontrol edilebilmesini arzu etmedikleri için madde sepetini de yayınlamıyorlar” diye konuştu.
NİSANUR YILDIRIM
TÜİK, 409 ürünün aylık fiyat değişimlerini gösteren ve enflasyon sepeti olarak bilinen “madde sepeti ve ortalama madde fiyatları” tablosunu 20 aydır açıklamıyor. TÜİK’in yargı kararına rağmen enflasyon sepeti verilerini yayınlamamakta ısrar ettiğini vurgulayan Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), TÜİK’e Başkanı Arzu Çerkezoğlu, “TÜİK, bu madde sepetini açıklamak zorundadır. Bunun açıklanmaması açıkça yargı kararına uyulmaması anlamına gelmektedir. TÜİK madde sepetini açıklamayarak aslında enflasyonu neye göre ölçtüğünü de açıklamamış oluyor. TÜİK'in yaptığı da enflasyonu eksik, yanlış ölçerek milyonların ekmeğinin her gün biraz daha küçülmesine yol açmaktır. Milyonların ekmeğinden çalmaktır. Bu kabul edilebilir bir durum değildir. AKP iktidarına da çağrımız TÜİK'in üzerinden artık elini çekmesidir” dedi. CHP Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Yalçın Karatepe ise “Mahkeme kararı niye uygulanmaz? DİSK’in açtığı dava çok net. ‘Madde fiyatlarını kamuoyuyla paylaşın’ diyor. Mahkeme de bunu ‘paylaşın’ diye karar veriyor. Bunu istatistiki bir uyum süreci ile ilişkilendirebilir miyiz? Bu, bir gerçeğin gizlenmesine ilişkin. Çünkü gizlenen gerçek, vatandaşa ağır bir bedel ödettiren gerçek. Bunun çok kolay kontrol edilebilmesini arzu etmedikleri için madde sepetini de yayınlamıyorlar” diye konuştu.
TÜİK, 409 ürünün aylık fiyat değişimlerini gösteren ve enflasyon sepeti olarak bilinen “madde sepeti ve ortalama madde fiyatları” tablosunu 20 aydır açıklamıyor. Enflasyon sepeti olarak bilinen bu tablo sayesinde hangi ürününün fiyatının en çok arttığı kamuoyu tarafından öğrenilebiliyordu. Ancak TÜİK, Haziran 2022’den beri bu verileri kamuoyuyla paylaşmıyor.
TÜİK, 26 Mayıs 2022’de yaptığı açıklamada, “TÜFE kapsamında yayımlanmakta olan ayrıntılı tabloların sunum şekli ve içeriği konusunda kamuoyunda gündeme gelen yapıcı eleştiriler de dikkate alınarak, piyasadaki fiyat hareketlerinin kullanıcılar tarafından daha doğru okunması ve takip edilmesine imkan verecek bazı düzenlemeler yapılacaktır. Bu amaçla Eurostat’ın TÜFE verileri konusundaki dağıtım politikası ve şeffaflık kriterleri de değerlendirilerek, ilerleyen süreçte TÜFE kapsamında yayımlanmakta olan ve Eurostat tarafından talep edilmeyen tabloların kaldırılarak, aynı şekilde talep edilen yeni tabloların da eklenmesine karar verilmiştir. Hazırlık çalışmalarının tamamlanmasıyla birlikte yeni yayımlanacak olan tablolarda, geçmiş aylara ait karşılaştırılabilir veriler de yer alacaktır” ifadelerine yer vermişti.
TÜİK, madde sepeti fiyatlarını açıklamamasını ‘Avrupa Birliği İstatistik Ofisi’nin (Eurostat) standartlarına uyum’ gerekçesine dayandırsa da 20 ay geçmesine rağmen ne veriler kamuoyuna açıklanıyor ne de Eurostat standartlarına uyum gerçekleştirilebilmiş değil.
DİSK, TÜİK’e enflasyon sepeti verilerini açıklamamasından dolayı dava açtı. Ankara İdare Mahkemesi’nde görülen davayı DİSK, Nisan 2023’te kazandı. DİSK’in kazandığı bu davaya rağmen TÜİK, enflasyon sepeti verilerini hala açıklamıyor.
DİSK Başkanı Arzu Çerkezoğlu ve CHP Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Yalçın Karatepe, TÜİK’in enflasyon sepeti verilerini açıklamamasını ANKA Haber Ajansı’na değerlendirdi.
DİSK Başkanı Arzu Çerkezoğlu, TÜİK’e madde sepeti fiyatlarını yayınlamamasına ilişkin açtıkları davayı kazanmalarına rağmen TÜİK’in bu verileri hala kamuoyuna açıklamamasını ANKA Haber Ajansı’na şöyle konuştu:
“EMEKLİLERİN, DAR GELİRLİLERİN, ASGARİ ÜCRETLİLERİN GIDA ENFLASYONUNU YÜZDE 100’LERİN ÜZERİNE ÇIKTIĞINI GÖRÜYORUZ”
“Türkiye çok yüksek enflasyonlu bir sürece girdi. Özellikle son birkaç yıldır Türkiye’de enflasyondaki yükseliş durdurulamıyor. TÜİK’in resmi enflasyon rakamlarıyla bile Türkiye’de enflasyon son derece yüksek. Gıda enflasyonu yüzde 70’ler düzeyinde. Araştırma dairemiz DİSK-AR, gelir gruplarına göre enflasyonu, gelir gruplarına göre gıda enflasyonunu hesapladığında TÜİK'in resmi verileri üzerinden özellikle emeklilerin, dar gelirlilerin, asgari ücretlilerin gıda enflasyonunu yüzde 100’lerin üzerine çıktığını görüyoruz şu an. Aynı zamanda genel enflasyonla gıda enflasyonu arasındaki makas da giderek daha fazla açılıyor. Bu, yüksek enflasyonun gerçekten Türkiye'de milyonlar açısından bütün ücretlerin baskılandığı, alım gücünün düştüğü, işçilerin, emekçilerin, emeklilerin yoksullukta eşitlendiği bu süreçte; bu rakamlar milyonların açlığa ve yoksulluğa mahkum edildiğini gösteriyor bize.
“TÜİK’İN ENFLASYON RAKAMLARINI İKTİDARIN DİREKTİFLERİYLE BASKILAMASI, SADECE BİR İSTATİSTİKİ VERİ OLMANIN ÖTESİNDE MİLYONLARIN SOFRASINDAKİ EKMEĞİN HER GÜN DAHA FAZLA KÜÇÜLMESİNE YOL AÇIYOR”
TÜİK’in açıkladığı resmi enflasyon verisi son derece önemli. Çünkü Türkiye’de bütün emek gelirleri, işçilerin, memurların, emeklilerin yani ücretiyle geçinen, toplumun dörtte üçünden fazlasını oluşturanların bütün emek gelirleri TÜİK'in açıkladığı resmi enflasyon verisine göre belirleniyor. O nedenle TÜİK’in açıkladığı enflasyon verisinin, gerçek enflasyon olması son derece önemli. Maalesef ama Türkiye'de yıllardır TÜİK’in açıkladığı resmi enflasyon rakamının gerçek enflasyon olmadığını bu ülkede yaşayan herkes görüyor. Her gün hepimiz çarşıya, pazara, manava gidiyoruz. Evimize elektrik, su faturası geliyor. Her şeyin fiyatının her gün arttığını, bugün aldığımızı, yarın aynı fiyata alamadığımızı bu ülkede yaşayan milyonlar yaşayarak görüyoruz. O nedenle TÜİK’in enflasyon rakamlarını iktidarın direktifleriyle baskılaması, enflasyonu düşük göstermesi, enflasyonu eksik ölçmesi sadece bir istatistiki veri olmanın ötesinde milyonların ekmeğinin, sofrasındaki ekmeğin her gün daha fazla küçülmesine yol açıyor.
“TÜİK MADDE SEPETİNİ AÇIKLAMAYARAK ASLINDA ENFLASYONU NEYE GÖRE ÖLÇTÜĞÜNÜ DE AÇIKLAMAMIŞ OLUYOR”
TÜİK yıllardır enflasyonu düşük, yanlış ölçerek milyonların yoksullaşmasına sebep oluyor. Aynı zamanda TÜİK yaklaşık iki yıldır yani Haziran 2022’den bu yana enflasyonu açıklarken kullandığı madde sepetini yani 400’ün üzerindeki maddenin var olduğu sepeti açıklamaktan vazgeçti. Bunun anlamı şu. Bu konuda araştırma yapan araştırmacılar, bu enflasyon sepetindeki rakamları karşılaştırarak TÜİK'in enflasyon verisini değerlendiriyorken, TÜİK bu enflasyon sepeti diye bilinen madde fiyat endeksini açıklamadığı için bu karşılaştırmanın, değerlendirmenin yapılması da olanaksız hale geldi. Yani TÜİK madde sepetini açıklamayarak aslında enflasyonu neye göre ölçtüğünü de açıklamamış oluyor. Zaten her gün yaşadığımız enflasyonla TÜİK'in söylediği enflasyon arasındaki farkın giderek açıldığı bu süreçte TÜİK'in bu verisine olan güven de giderek daha fazla azalıyor. Oysa TÜİK, ülkemizin 100 yıla yakın bir geçmişi, birikimi olan en önemli, en köklü kurumlarından bir tanesidir. TÜİK, bir kamusal kurumdur, kamusal bir hizmet yürütmektedir. Dolayısıyla verilerinin şeffaf ve doğru olması son derece önemlidir.
“TÜİK'İN YAPTIĞI DA ENFLASYONU EKSİK, YANLIŞ ÖLÇEREK MİLYONLARIN EKMEĞİNİN HER GÜN BİRAZ DAHA KÜÇÜLMESİNE YOL AÇMAKTIR”
Ama maalesef TÜİK, iktidarın direktifleriyle, baskılamasıyla sürekli olarak enflasyonu eksik ölçüyor. TÜİK, bu madde fiyat endeksini Haziran 2022’den beri açıklamamaya başladığında biz DİSK olarak, bir emek örgütü olarak, emekçilerin, işçilerin haklarını koruma mücadelesi veren bir kurum olarak, TÜİK’in bu enflasyon sepetini açıklaması yönünde bir hukuksal süreç de başlattık. Önce çeşitli başvurular yaptık. Bunlar reddedildi. Bunu mahkemeye, yargıya taşıdık. 2023 yılı Nisan ayı başında TÜİK’in bu verileri açıklamasının görevi gereği olduğunu Ankara İdare Mahkemesi karara bağladı. Yani artık bir yargı kararı da var elimizde. Yargı kararı sonrasında defalarca TÜİK’e yazı yazdık. Bu yargı kararına istinaden enflasyon sepetini açıklamaları gerektiğini, hatta geriye dönük Haziran 2022’den bu yana bu verileri paylaşması gerektiğini söyledik. Bunu kamuoyuyla paylaştık. TÜİK Başkanı'ndan defalarca randevu talep ettik. TÜİK önünde açıklamalar yaptık ama TÜİK bu konuda hala yargı kararına rağmen bu madde fiyat endeksini açıklamamakta ısrar ediyor. Bu, açıkça bir kamu kurumunun yargı kararına uymaması anlamına gelmektedir. Üstelik bunu akla zarar bir açıklamayla da kendince izah etmeye çalıştığı, ‘Eurostat verilerine uyum’ gibi bir açıklama yaptılar. Ama bunun gerçeklikle hiçbir ilgisi yok. TÜİK, her ayın başında açıkladığı enflasyon verisine taban, kaynak oluşturan bu madde sepetini açıklamak zorundadır. Bunun açıklanmaması açıkça yargı kararına uyulmaması anlamına gelmektedir. TÜİK'in yaptığı da enflasyonu eksik, yanlış ölçerek milyonların ekmeğinin her gün biraz daha küçülmesine yol açmaktır. Milyonların ekmeğinden çalmaktır. Bu kabul edilebilir bir durum değildir.
“İKTİDARA ÇAĞRIMIZ TÜİK'TEN ELİNİZİ ÇEKİN”
Bütün emek gelirlerinin TÜİK’in açıkladığı resmi enflasyon verisi üzerinden hesaplandığı bu süreçte, bizim öncelikle TÜİK'e, TÜİK yöneticilerine çağrımız yargı kararına uyarak madde fiyat endeksini, enflasyon sepetini açıklamaları ve enflasyonu doğru ölçmeleridir. Çünkü onların ölçtüğü ve açıkladığı enflasyonun gerçek enflasyon olmadığını bu ülkede yaşayan 85 milyon insan yaşayarak görmektedir. AKP iktidarına da çağrımız TÜİK'in üzerinden artık elini çekmesidir. TÜİK biraz önce de söylediğim gibi bu ülkenin son derece köklü, 100 yıla yakın bir birikimi olan bir kamu kurumudur. Kamusal bir hizmet vermektedir. İktidara çağrımız TÜİK'ten elinizi çekin. TÜİK’in enflasyon verilerini ve bütün verileri doğru biçimde açıklaması için bu baskıdan vazgeçin. Böylelikle de milyonların emeğinin, ekmeğinin daha fazla küçülmesine, emeğinin değersizleşmesine yol açan bu sürece son verme çağrısı yapıyoruz. Çünkü ölçülen enflasyon, milyonların ekmeğini belirlemektedir. Zaten bu kadar yüksek enflasyonla yaşadığımız bu süreçte TÜİK'in enflasyonu eksik ölçmesi kabul edilemez.
“HEPİMİZİN ÇALIŞARAK ÜRETTİĞİ TOPLAM DEĞER 85 MİLYON İNSANI, İNSANCA YAŞATMAYA YETER DE ARTAR BİLE. YETER Kİ TERCİHLER DEĞİŞSİN”
Biz DİSK olarak yaklaşık iki yıldır gelirde adalet, vergide adalet mücadelesi yürütüyoruz. Çünkü bu yüksek enflasyonlu süreçte her gün yoksullaşıyoruz. Her gün alım gücümüz daha fazla geriliyor. Asgari ücret, emekli aylıkları başta olmak üzere insanca yaşayacak bir düzeyde belirlenmesi ve bu anlamda işçilerin, emekçilerin, emeklilerin, halkın ürettiğimiz değerden hakça payını alabildiği bir ücret politikasına ihtiyaç var. Yine TÜİK’in en son açıkladığı gelir istatistiklerine baktığımızda Türkiye'de gelir dağılımının giderek daha fazla bozulduğunu görüyoruz. Gelir dağılımı adaletsizliği artık bir uçurum haline geldi Türkiye'de. Türkiye'de en zengin yüzde 5’lik kesimle, en yoksul yüzde 5’lik kesim arasındaki gelir farkı 31 kata çıktı. Bu kabul edilebilir, bu sürdürülebilir bir durumda değildir. O nedenle gelirde adalet olması için, başta enflasyonun doğru ölçülmesi, asgari ücret ve emekli aylıkları, kamu çalışanı, işçi ücretleri başta olmak üzere bütün ücretlerin gerçek enflasyon karşısındaki kaybının giderilmesi ve büyümeden milli gelir artışından payını alabilmesi şarttır. Yani ürettiğimiz değeri hakça paylaştığımız, gelirde adaletin sağlanması şarttır. Bu ülkede hepimiz çalışıyoruz, hepimiz üretiyoruz. Hepimizin çalışarak ürettiği toplam değer 85 milyon insanı, insanca yaşatmaya yeter de artar bile. Yeter ki tercihler değişsin. Yeter ki gelirde adalet sağlansın. Bunun için mücadele etmeye ve alnımızın terini akıttığımız ve hepimizin çalışarak ürettiği değeri hakça paylaştığımız insanca yaşayacağımız gelirde adaletin sağlandığı, demokrasinin tüm kurum ve kurallarıyla işlediği, adaletin tüm boyutlarıyla sağlandığı bir ülke için de mücadele etmeye devam edeceğiz.”
Çerkezoğlu, ‘TÜİK’in geçtiğimiz hafta açıkladığı ‘hissedilen enflasyon’a ve ‘hissedilen enflasyon’ verilerine yalnızca TÜİK Başkanlığı ve Bölge Müdürlüklerinde bulunan Veri Araştırma Merkezleri’nde gözetim altında, ücret karşılığı erişilebilmesine’ ilişkin soruyu şöyle yanıtladı:
“TÜİK ÖYLE DOLAMBAÇLI BİR MEKANİZMA KURMUŞ Kİ BU VERİLERE ULAŞMAK MAALESEF MÜMKÜN OLMUYOR. TÜİK’İ BU VERİLERİ ŞEFFAF BİR BİÇİMDE KAMUOYUNA AÇIKLAMAYA ÇAĞIRIYORUZ”
Geçtiğimiz hafta TÜİK bir ‘hissedilen enflasyon’ ifadesi kullandı ve bu konuda da ölçümler yaptıklarını söylediler. Bu tabii Türkiye'de TÜİK'in açıkladığı enflasyonla hepimizin yaşadığı enflasyon arasındaki makasın giderek daha fazla açıldığının da bir itirafı aynı zamanda. Biz DİSK olarak bu konuda TÜİK’e çağrılarımızı ve resmi başvurularımızı da yaptık. Hissedilen enflasyon denilen bu verilerin, dünyanın her yerinde olduğu gibi paylaşılması için gerekli başvurularımızı da yaptık. Ancak TÜİK öyle dolambaçlı bir mekanizma kurmuş ki bu verilere ulaşmak maalesef mümkün olmuyor. Bir kez daha TÜİK’e bu verileri de tüm verilerle birlikte şeffaf bir biçimde kamuoyuna açıklamaya, bilim insanlarının erişimine açık hale getirmeye çağırıyoruz. TÜİK, bir kamu kurumudur. TÜİK, kamusal bir hizmet yapmaktadır ve TÜİK'in verdiği bu hizmet, tüm bu veriler kamusal olarak da açık ve şeffaf olmak zorundadır. DİSK olarak biz hem TÜİK’in başta enflasyon olmak üzere bu verilerini şeffaf bir biçimde ulaşabilmek, özellikle enflasyon sepetiyle ilgili yargı kararına rağmen açıklamamasını asla kabul etmiyoruz ve bu konuda yargı kararının gereğinin yerine getirilmesi, enflasyonun doğru ölçülmesi ve enflasyonla gerçek bir mücadele programının, politikasının hayata geçirilmesi için gelirde adalet, vergide adalet, ülkede adalet için bu mücadeleyi büyütmeye kararlıyız.
“GELİRDE ADALET OLMASI İÇİN AYNI ZAMANDA VERGİDE ADALET OLMASI ŞART”
Gelirde adalet olması için aynı zamanda vergide adalet olması şart. O yüzden vergide adaletin sağlanması için bir kanun teklifi de hazırladık. Meclis’e sunduk ve önümüzdeki haftalarda bu kanun teklifi Meclis’te yeniden gündeme gelecek. Biz de iş yerlerinden, alanlardan, meydanlara, Ankara'ya, Meclis’e kadar uzanan bu mücadeleyi büyütmeye kararlıyız. Vergide adalet, gelirde adalet, ülkede adalet için bu mücadeleyi DİSK tüm sendikalarıyla, tüm üyelerimizle ve sendikalı, sendikasız tüm işçi kardeşlerimizle birlikte büyütmeye kararlıdır. Herkesi de bu ülkede emeğine, ekmeğine sahip çıkmaya ve hep birlikte bu bir mücadeleyi büyütmeye çağırıyoruz.
“ENFLASYONDA DÜŞÜŞÜN ANCAK 2024 YILININ İKİNCİ YARISINDA HATTA 2025’TE OLABİLECEĞİNİ ARTIK İKTİDAR TEMSİLCİLERİ DE SÖYLÜYOR. YÜKSEK ENFLASYONLU BU SÜRECİ MAALESEF YAŞAMAYA DEVAM EDECEĞİZ”
Yarın ocak ayı enflasyonu açıklanacak. Yine enflasyondaki bu yükselişin devam ettiğini göreceğiz. Zaten hükümetin bütün belgelerine, Orta Vadeli Program’a, 12. Kalkınma Planı’na baktığımızda enflasyondaki bu yükselişin devam edeceğini, iktidar temsilcileri kendileri de açık bir biçimde söylüyorlar. Enflasyonda düşüşün ancak 2024 yılının ikinci yarısında hatta 2025’te olabileceğini artık iktidar temsilcileri de söylüyor. Yani bir yüksek enflasyonlu bu süreci maalesef yaşamaya devam edeceğiz. Bu milyonların yoksullaşması, açlığa yoksulluğa mahkum edilmesi anlamına gelmektedir. İşçileri, emekçileri bekleyense, asgari ücret, emekli aylıkları başta olmak üzere bu yüksek enflasyon karşısında hepimizin daha fazla yoksullaştığı bir süreçtir. O nedenle biz diyoruz ki asgari ücret, enflasyon tek haneli rakamlara düşene kadar yılda 4 kez güncellenmeli. Asgari ücret başta olmak üzere bütün ücretlerin gerçek enflasyon karşısındaki kaybının giderilmesi ve büyümeden milli gelir artışından payını alabilmesi şarttır.
“DÜNYANIN EN ADALETSİZ VERGİ SİSTEMİ TÜRKİYE'DE. KAŞIKLA VERİLENİN ARTIK KEPÇEYLE DEĞİL KAZANLA ALINDIĞI BİR SÜRECİN İÇERİSİNDEYİZ”
Emekli aylıklarına ocak ayı itibarıyla resmi enflasyon üzerinden artış yapıldı. İşçi, memur, BAĞ-KUR emeklileri arasındaki farkı gideren çeşitli adımlar atıldı. 5 puan gibi. Ama burada çok açık bir adaletsizlik var. AKP'nin yaptığı düzenleme 5510 sayılı yasa aylık bağlama oranlarının düşmesi nedeniyle emekli aylıkları 2008’den beri çok sistematik bir biçimde geriledi. Biz en düşük emekli aylığının en azından asgari ücret düzeyine yükseltilmesi- kök aylıkların - ve bütün artışların, tüm emekli aylıklarının da aynı oranda artırılması ve geriye dönük bir İntibak Yasası’nın şart olduğunu söylüyoruz. Çünkü bu ülkede 15 milyon emekli ve hak sahibi resmen açlıkla yüz yüze bırakılmış durumda. Bütün emek gelirleri çok ciddi bir biçimde geriliyor. Bu yüksek enflasyon karşısında işçinin, emekçinin, halkın alım gücünün korunduğu bir politikaya ihtiyaç var. Tabii ki adaletli bir vergi sistemiyle birlikte. Çünkü dünyanın en adaletsiz vergi sistemi Türkiye'de. Kaşıkla verilenin artık kepçeyle değil kazanla alındığı bir sürecin içerisindeyiz. Dolaylı vergiler dahil olmak üzere KDV, ÖTV gibi. Bizleri, işçileri, emekçileri, halkı önümüzdeki yerel seçimlerle birlikte çok açık bir yoksulluk bekliyor. Çünkü enflasyonun yüksek seyredeceğini artık iktidar da kabul ediyor. O nedenle yapılması gereken; enflasyonla gerçek bir mücadele. Ama asıl olarak da Türkiye'nin bir bölüşüm krizini yaşadığı ve TÜİK'in verilerinin bile geçtiğimiz hafta yayınlanan TÜİK verilerindeki gelir adaletsizliğin artık bir uçurum haline geldiğinin ortaya çıktığı bu süreçte; gelirde adaleti sağlayacak bir politikanın üretilmesi. Üretime dayalı bir ekonomik politika. Kalıcı ve güvenceli istihdam yaratacak bir ekonomik politika. Bunların hepsinin olabilmesi için de gerçek bir demokrasi yani neyi üreteceğimize, nasıl üreteceğimize ve nasıl bölüşeceğimize başta işçi sınıfı olmak üzere hep birlikte karar verdiğimiz gerçek bir demokrasi için mücadelemizi büyütüyoruz.”
CHP Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Yalçın Karatepe, TÜİK’in enflasyon sepetini açıklamamasına ilişkin şunları söyledi:
“VATANDAŞIN MARUZ KALDIĞI ENFLASYON, TÜİK’İN MANŞETE TAŞIDIĞININ 2 KATINDAN DAHA FAZLA”
“Türkiye’de TÜİK’in açıkladığı enflasyon verisine ilişkin kamuoyunda çok ciddi şüpheler var. Bunun inandırıcı olmadığını herkes biliyor. Çarşıya, pazara çıktığınız zaman maruz kaldığınız fiyat artışı ile TÜİK’in manşete taşıdığı veriyi karşılaştırdığınızda da bunun çok örtüşmediği görülüyor. Hatta bu hafta basına yansıdığı kadarıyla TÜİK yaptığı araştırmalarda da ‘hissedilen enflasyon’… Onu hissetmiyoruz biz bedelini ödüyoruz. Gerçek enflasyon ile TÜİK’in bize manşetten sunduğu veri arasında yüzde 100’lük bir fark var. Vatandaşın maruz kaldığı enflasyon, TÜİK’in manşete taşıdığının 2 katından daha fazla. Dolayısıyla açıklanan enflasyon verilerinin gerçeği yansıtmadığını hem biz biliyoruz hem de TÜİK bu konuda kamuoyuna yansıyan çalışmasından dolayı da bunu kabullenmiş gibi görünüyor.
“TÜİK’İN HANGİ FİYATLARI DERLEYEREK ENFLASYONU HESAPLADIĞINI ARTIK BİLEMİYORUZ”
Biz 2 sene öncesine kadar TÜİK’in açıkladığı enflasyon verisini, enflasyonda yer alan madde sepetindeki maddelerin fiyatlarını da yayınlıyordu. Biz onlara bakıyorduk. Beyaz peynir kaç liraymış, çocuk ayakkabısı ne kadarmış falan gibi. O fiyatlara bakıp karşılaştırma yapıyorduk. Fakat sonra TÜİK, ‘Ben Eurostat (Avrupa İstatistik Ofisi) ile uyumlu veri açıklayacağım. Şimdilik durduruyorum. Yakında buna uygun veri açıklayacağım’ dedi. Ama üzerinden iki yıl geçmesine rağmen enflasyon sepetinde yer alan maddelerin fiyatlarını kamuoyu ile paylaşmıyor. ‘Gıda fiyatları şu kadar arttı, konut grubu bilmem ne kadar arttı’ gibi başlıklar veriyor. Dolayısıyla biz TÜİK’in hangi fiyatları derleyerek enflasyonu hesapladığını artık bilemiyoruz.
“TÜİK ENFLASYON VERİSİNİ GİZLEMEYE ÇALIŞIYOR”
Bu konuda DİSK’in açmış olduğu bir dava vardı. Dava sonuçlanmış olmasına rağmen bu verilerin yayınlanmıyor olması bunun aslında bir ‘istatistiki uyumlaştırma sürecinin’ bir sonucu değil vatandaştan gerçek verileri gizlemeye yönelik bir çabanın sonucu olduğu algısını ya da gerçeğini ortaya çıkarıyor. TÜİK enflasyon verisini gizlemeye çalışıyor.
“TÜİK’İN ENFLASYONU, GELİR GRUPLARINA GÖRE FARKLI ŞEKİLDE HESAPLAMASI GEREKİR”
Vatandaşın hissettiği, maruz kaldığı enflasyon ile TÜİK’in açıkladığının neden örtüşmediğini somut bir veri üzerinden verelim. TÜİK, enflasyon sepetinde yer alan ürünleri belli gruplar altında topluyor. Gıda, konut, ulaşım, sağlık, eğitim vs. gibi harcama grupları var. Bunların belli ağırlıkları var. TÜİK diyor ki ‘Ortalama bir ailenin harcamasının dörtte biri, yani yüzde 25,5’i gıdaya gidiyor.’ Konut grubuna ne kadar gidiyor, biliyor musunuz? Yüzde 16,62’si. Konut grubunda yer alan şeyler; kira, doğal gaz, elektrik ve su faturaları. TÜİK aslından şunu söylüyor. ‘Ben vatandaşların tüketimine, gelirlerinin ne kadarını harcıyorlar diye baktım.’ 10 bin lira geliri olan birisi için bunu hesaplayacak olursak bunun bin 662 lirası ile kirasını, doğalgaz, su faturasını ödüyor. Geri kalan parayı da diğer alanlara harcıyor. Bu gerçekle örtüşen bir şey midir? TÜİK’in enflasyonu, gelir gruplarına göre farklı şekilde hesaplaması gerekir. Çünkü bugün vatandaşın gelirinin yarıdan fazlası kira, doğal gaz, elektriğe gidiyor. Geri kalan da beslenmesine yeterse gıda harcamalarına gidiyor. Yetmediği için zaten borçlanmak durumunda kaldığını anlatmıştık.
“TÜİK, MADDE SEPETİNDE YER ALAN 406 ÜRÜN İÇİN ORTALAMA FİYAT DERLEYEREK KAMUOYU İLE PAYLAŞMASI GEREKİR. BİZ DE ‘GÖMLEK FİYATINI KAÇ BULMUŞ? HAKİKATEN BU FİYATA GÖMLEK VAR MI?’ SORUSUNU SORABİLELİM. BUNLARIN HİÇBİRİSİNİ SORAMIYORUZ”
TÜİK’in, vatandaşın gerçek enflasyonunu hesaplayıp kamuoyuyla paylaşması gerekir. Çünkü enflasyon sadece bir gösterge olarak televizyonların sağ ekranında yazan bir şey değil. Bu, herkesin refahını doğrudan etkileyen bir şey. Nasıl etkiliyor? Örneğin SSK ve BAĞ-KUR emekli aylıklarında artış yapılacaksa tek kriter enflasyon oranı. Siz bunu düşük açıkladığınızda enflasyon karşısında mağdur etmiş olacaksınız. Kamu çalışanları ya da memur emeklileri için enflasyon artı sözleşmeden gelen bir şey diyorsunuz. Yine orada enflasyonu referans olarak alıyorsunuz. TÜİK’in kamuoyuyla paylaştıkları veriyle, onların gerçekten derledikleri veri arasında bir fark var. Kamuoyu ile paylaştıkları ile manşet enflasyon arasında ciddi sorun var. Bu, vatandaşın yoksullaşmasına ve mağduriyetine yol açıyor. Bu sebeple TÜİK, madde sepetinde yer alan 406 ürünün her biri için ortalama fiyat derleyerek o ürünler için hesapladığını kamuoyu ile paylaşması gerekir ki biz de iktisatçılar, vatandaşlar olarak TÜİK’in sayfasındaki dosyaya bakıp ‘Gömlek fiyatını kaç bulmuş? Hakikaten bu fiyata gömlek var mı?’ sorusunu sorabilelim. Bunların hiçbirisini soramıyoruz. Bize sadece ürün, harcama gruplarının ortalama verisini paylaşıyor.
“DİSK’İN AÇTIĞI DAVA ÇOK NET. MAHKEME BUNU ‘PAYLAŞIN’ DİYE KARAR VERİYOR. BUNU İSTATİSTİKİ BİR UYUM SÜRECİ İLE İLİŞKİLENDİREBİLİR MİYİZ? BU, BİR GERÇEĞİN GİZLENMESİNE İLİŞKİN”
2 yıldır nesinin uyumunu sağlayamamışlar? Buradaki zorluk teknik olarak mı yazılımdan mı kaynaklanıyor? Nereden kaynaklanıyor? Hesaplama biçiminden mi kaynaklanıyor? Verileri gizlemek istediler, gizlediler. Gerekçe olarak da bunu sundular. Eğer 2 yılda istatistiksel olarak uyum sağlanamamışsa, hazırlık yapılamamışsa oradaki yöneticilere bunun hesabını sormak gerekir. ‘2 yılda dünya değişiyor. Siz sadece veri tabanında mevcut bir veriyi Avrupa istatistik standartlarına ya da onların yayınladığı şekle sokamıyor musunuz’ diye sorusunu sormak gerekir. Buradaki niyet bir veri yayınlama takvimine ya da biçimine uymak değildir. Vatandaşın enflasyon verisini yani TÜİK tarafından açıklanan manşet enflasyon verisini detaylı bir biçimde sorgulama imkanını ortadan kaldırmak için yapılan bir işti. Mahkeme kararı niye uygulanmaz? DİSK’in açtığı dava çok net. ‘Madde fiyatlarını kamuoyuyla paylaşın’ diyor. Mahkeme de bunu ‘paylaşın’ diye karar veriyor. Bunu istatistiki bir uyum süreci ile ilişkilendirebilir miyiz? Bu, bir gerçeğin gizlenmesine ilişkin. Çünkü gizlenen gerçek, vatandaşa ağır bir bedel ödettiren gerçek. Bunun çok kolay kontrol edilebilmesini arzu etmedikleri için madde sepetini de yayınlamıyorlar maalesef.
“MERKEZ BANKASI BİLE 2027 YILINDAN ÖNCE TÜRKİYE’DE MAKUL BİR ENFLASYON SEVİYESİNE İNİLEMEYECEĞİNİ RAPORLARINA YANSITIYOR”
AKP iktidarı döneminde enflasyondan kurtulamayız. Bunun gerekçesi de AKP, enflasyona neyin yol açtığını yanlış tanımlıyor. Bir sorun var, ama o soruna neyin yol açtığını yanlış teşhis ederseniz ona yönelik uygulayacağınız politikalar da beklediğiniz sonucu vermez. Teşhis yanlış. Teşhis şu, ‘Vatandaşın çok parası var. Çok para harcadığı için de enflasyon oluyor.’ Öyle mi? Bunu 10 bin liraya çıkarılan en düşük emekli aylığını alan birisine sorun bakalım. ‘Siz o kadar çok para harcayıp enflasyona mı yol açıyorsunuz’ diye. Ya da daha üst gelir grubunda olanlara soralım. Türkiye’de harcamanın önemli bir kısmını yüzde 20’lik gelir grubundan olanlar yapıyor. Vatandaş ihtiyacını bile karşılayamıyor. Enflasyona neyin yol açtığını doğru tespit etmezseniz uygulayacağınız politikalar da beklediğiniz sonucu vermez. AKP iktidarı döneminde, bizim enflasyondan kurtulmamız mümkün değil. Bunu bir iktisatçı olarak ya da CHP Genel Başkan Yardımcısı olarak söylüyorum diye düşünmeyin. Merkez Bankası bile 2027 yılından önce Türkiye’de makul bir enflasyon seviyesine inilemeyeceğini raporlarına yansıtıyor. Bu sene sonu için bekledikleri enflasyon bile hala dünyada var olan enflasyonun 10 katı seviyesinde. 2025’te aynı seviyelerini koruyacakmış gibi görünüyor. En erken işaret ettikleri tarih 2027. Benim tahminimi, eleştirel bakan bir iktisatçı olarak ya da muhalefet partisinin bir temsilcisi olarak değil resmi verilerle, beklentilerle örtüştüğünü de ifade etmek isterim. 2027’de de zaten Türkiye, seçimlere gitmiş olacak. Hem Erdoğan’dan hem onun uyguladığı ekonomi politikalarından hem de bu bozuk ekonomik göstergelerden kurtulacağız diye düşünüyorum.”
Yorumlar
Yorum Yapın
İlginizi Çekebilir
Mercimek Çorbasında İthalat Gerçeği: 7 Yılda 4,4 Milyon Ton Mercimek İthal Edildi
CHP'li Ömer Fethi Gürer'in açıkladığı verilere göre Türkiye, 2020-2026 döneminde 4,46 milyon ton mercimek ithal etti ve yaklaşık 2,9 milyar dolar ödedi.
ARKA HABER
Türkiye'nin geleneksel mutfağının vazgeçilmezlerinden mercimekte ithalat rakamları dikkat çekti. CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in paylaştığı verilere göre Türkiye, 2020-2026 döneminde toplam 4 milyon 463 bin 769 ton kırmızı ve yeşil mercimek ithal etti. İthalat için yaklaşık 2,9 milyar dolar ödendiğini belirten Gürer, “Masadaki iki mercimek çorbasından biri ithal mercimekle yapılıyor” dedi.
Anavatanı Anadolu olarak bilinen mercimekte Türkiye’nin üretim ve ithalat tablosu yeniden tartışma konusu oldu.
CHP Niğde Milletvekili ve TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Ömer Fethi Gürer, kırmızı ve yeşil mercimeğe ilişkin üretim ve ithalat rakamlarını açıkladı.
Gürer'in paylaştığı verilere göre Türkiye, 2020-2026 yılları arasındaki yedi yıllık dönemde 4 milyon 463 bin 769 ton kırmızı ve yeşil mercimek ithal etti.
Söz konusu ithalat karşılığında yurt dışına toplam 2 milyar 897 milyon 698 bin 686 dolar ödendi.
GÜRER: “İKİ MERCİMEK ÇORBASINDAN BİRİ İTHAL ÜRÜNDEN”
Türkiye'nin mercimek üretiminde dışa bağımlılığının arttığını savunan Gürer, yaşanan tabloyu vatandaşın sofrasındaki mercimek çorbası üzerinden anlattı.
Gürer,
“Mercimek çorbası ithal ürün ile sofraya gelmektedir. Masada iki mercimek çorbasından biri ithal mercimekle yapılıyor. Markette menşeine bakılınca yerli ürün ara ki bulasın.”
ifadelerini kullandı.
Kırmızı mercimeğin özellikle Güneydoğu Anadolu, yeşil mercimeğin ise İç Anadolu Bölgesi'ndeki çiftçiler açısından önemli bir üretim ve gelir kaynağı olduğunu belirten Gürer, artan girdi maliyetlerinin üreticiyi mercimek üretiminden uzaklaştırdığını öne sürdü.
7 YILDA 4 MİLYON 463 BİN TON MERCİMEK İTHALATI
Gürer'in açıkladığı verilere göre 2020-2026 döneminde gerçekleştirilen toplam mercimek ithalatının büyük bölümünü kırmızı mercimek oluşturdu.
Yedi yıllık dönemde;
3 milyon 922 bin 706 ton kırmızı mercimek,
541 bin 63 ton yeşil mercimek ithal edildi.
Böylece toplam ithalat 4 milyon 463 bin 769 tona ulaştı.
Toplam mercimek ithalatının yaklaşık yüzde 87,9'unu kırmızı mercimek, yüzde 12,1'ini ise yeşil mercimek oluşturdu.
MERCİMEK İTHALATINA 2,9 MİLYAR DOLAR
İthalatın Türkiye'ye maliyeti de dikkat çekici boyutlara ulaştı.
Paylaşılan verilere göre yedi yıllık dönemde kırmızı mercimek ithalatı için 2 milyar 427 milyon 151 bin 529 dolar, yeşil mercimek için ise 470 milyon 547 bin 157 dolar ödeme yapıldı.
İki ürün için ödenen toplam tutar böylece 2 milyar 897 milyon 698 bin 686 dolara ulaştı.
Gürer, ithalat için harcanan dövizin Türkiye'deki üreticinin desteklenmesi amacıyla kullanılması gerektiğini savundu.
2025'TE İTHALAT ÜRETİMİN YAKLAŞIK 3 KATINA ÇIKTI
Üretim ve ithalat rakamları karşılaştırıldığında bazı yıllardaki fark dikkat çekiyor.
Paylaşılan verilere göre Türkiye'nin kırmızı ve yeşil mercimek toplam üretimi 2025 yılında 279 bin 620 ton olarak gerçekleşirken, aynı yıl toplam ithalat 793 bin 752 tona ulaştı.
Buna göre 2025 yılında mercimek ithalatı, toplam yerli üretimin yaklaşık yüzde 284'üne karşılık geldi.
2023 yılında ise 474 bin tonluk toplam üretime karşılık 859 bin 822 ton ithalat gerçekleştirildi.
2024'te toplam üretim 476 bin ton olurken ithalat 644 bin 540 ton olarak kaydedildi.
2026'DA ÜRETİM ARTIŞI BEKLENİYOR
2025 yılında kuraklığın da etkisiyle gerileyen mercimek üretiminin 2026 yılında yeniden artması bekleniyor.
Gürer'in paylaştığı tahminlere göre 2026 yılında 385 bin ton kırmızı mercimek ve 48 bin 320 ton yeşil mercimek olmak üzere toplam 433 bin 320 ton üretim öngörülüyor.
2025 yılındaki 279 bin 620 tonluk toplam üretim dikkate alındığında önemli bir toparlanma beklense de ithalatın üretimin üzerinde kalmaya devam ettiği belirtiliyor.
Gürer, Türkiye'nin 2002 yılında yalnızca kırmızı mercimekte 500 bin ton üretim gerçekleştirdiğini hatırlatarak nüfus artışı da dikkate alındığında üretimdeki tablonun sorgulanması gerektiğini ifade etti.
KIRMIZI MERCİMEKTE 3,9 MİLYON TONLUK İTHALAT
Türkiye'nin mercimek ithalatında asıl ağırlığı kırmızı mercimek oluşturuyor.
2020-2026 döneminde toplam 3 milyon 922 bin 706 ton kırmızı mercimek ithal edilirken, bunun karşılığında yaklaşık 2,43 milyar dolar ödendi.
Kırmızı mercimek ithalatının en yüksek seviyeye çıktığı yıl ise 2023 oldu.
Türkiye, 2023 yılında 744 bin 725 ton kırmızı mercimek ithal etti. Bu ithalat için yaklaşık 501,7 milyon dolar ödeme gerçekleştirildi.
Gürer, Türkiye'nin kırmızı mercimeği Kanada, Kazakistan ve Rusya gibi ülkelerden ithal ettiğini belirtti.
YEŞİL MERCİMEK İTHALATI YÜZDE 127 ARTTI
Yeşil mercimekteki rakamlar da dikkat çekti.
2020 yılında 52 bin 387 ton olan yeşil mercimek ithalatı, 2025 yılında 118 bin 999 tona yükseldi.
Gürer'in hesabına göre altı yıllık dönemde yeşil mercimek ithalatındaki artış yaklaşık yüzde 127 oldu.
2020-2026 döneminin tamamında ise toplam 541 bin 63 ton yeşil mercimek ithal edildi ve karşılığında yaklaşık 470,5 milyon dolar ödendi.
“ÜRETİCİ KAZANAMIYOR, ARACI VE MARKET KAZANIYOR”
Gürer, sorunun yalnızca ithalat miktarıyla sınırlı olmadığını belirterek çiftçinin karşı karşıya kaldığı üretim maliyetlerine de dikkat çekti.
Üreticinin gübre, mazot, tohum, ilaç ve diğer girdi maliyetlerindeki artış nedeniyle yeterli gelir elde edemediğini savunan Gürer, çiftçinin bu nedenle farklı ürünlere yönelmek zorunda kaldığını söyledi.
Gürer,
“Üreticiden ürün girdi maliyetine yakın bir fiyatla çıkmasına rağmen rafta fiyatı katlıyor. İthal ürün de yerli ürün fiyatına rafa giriyor. Aracılar kazanıyor, market kazanıyor. Yerli üretici artan girdi maliyeti ile kazanamayınca her yıl farklı ürüne yönelerek üretim desenini değiştirerek ayakta kalmaya çalışıyor.”
dedi.
“YERLİ MERCİMEK İHRAÇ EDİLİYOR, AÇIK İTHALATLA KAPATILIYOR”
Gürer'in dikkat çektiği bir diğer nokta ise Türkiye'de üretilen mercimeğin bir bölümünün ihraç edilmesine karşılık iç piyasadaki ihtiyacın ithalatla karşılanması oldu.
Türkiye'de yetiştirilen mercimeğin kalite ve lezzet açısından tercih edildiğini belirten Gürer, yerli ürünün bir bölümünün yurt dışına gönderildiğini, ortaya çıkan arz açığının ise ithal ürünle kapatıldığını söyledi.
Gürer,
“Ülkemizde yetişen mercimek, ithale göre çok daha kaliteli. Yerli ürünün bir bölümü ihraç edilip açık ithalle gideriliyor. Hem üretimde sorun var hem ithalatta. Milyarlarca lira döviz yurt dışına gidiyor. O döviz yurt içi çiftçimize gitmeli.”
ifadelerini kullandı.
“MERCİMEKTE PLANLI ÜRETİMLE DIŞA BAĞIMLILIK BİTEBİLİR”
Özellikle dar gelirli vatandaşların sofralarında mercimeğin önemli bir yere sahip olduğuna dikkat çeken Gürer, mercimek çorbasının ekonomik ve besleyici olması nedeniyle Türkiye'de en sık tüketilen yemeklerden biri olduğunu söyledi.
Türkiye'nin mercimek üretiminde ithalata bağımlı hale gelmesinin tarım politikaları açısından değerlendirilmesi gerektiğini savunan Gürer, üreticinin desteklenmesi çağrısında bulundu.
Gürer, yeterli destek sağlanması, üretim maliyetlerinin dikkate alındığı bir alım fiyatı belirlenmesi ve planlı üretime geçilmesi halinde Türkiye'nin mercimekte ithalat bağımlılığını azaltabileceğini ifade etti.
“Anadolu'nun anavatanı olan mercimekte dahi dışa bağımlılığımızın varlığı, tarım politikasının gözden geçirilmesini zorunlu kılmaktadır. Sürekli tükettiğimiz mercimekte yerli üretim için yapılması gerekenler vakit kaybetmeden sağlanmalıdır.”
diyen Gürer, yerli çiftçinin desteklenmesini istedi.
Selçuk Bayraktar: “Mavi Vatan’ın Kaderine Bağımsızlık Mührünü Vurduk”
TEKNOFEST Yönetim Kurulu Başkanı Selçuk Bayraktar, TEKNOFEST Mavi Vatan kapanışında konuştu: "Mavi Vatan'ın kaderine bağımsızlık mührünü vurduk." Yeni rota Şanlıurfa!
TEKNOFEST Yönetim Kurulu Başkanı Selçuk Bayraktar, Gölcük Tersanesi Komutanlığı ev sahipliğinde düzenlenen TEKNOFEST Mavi Vatan yarışmalarının kapanış ve ödül töreninde tarihi açıklamalarda bulundu. Dört gün boyunca deniz teknolojilerinin kıyasıya yarıştığı organizasyonda gençlere seslenen Bayraktar, "Birilerinin hayal dediği eşikleri inançla aştık. Gençlerimiz Mavi Vatan'ın sadece koruyucusu değil, geleceğinin de mimarıdır" dedi.
Milli Teknoloji Hamlesi vizyonu doğrultusunda denizlerdeki yerli ve milli gücü artırmayı hedefleyen TEKNOFEST Mavi Vatan yarışmaları, Kocaeli Gölcük Tersanesi'nde tamamlandı. İnsansız su altı sistemleri, su altı roketleri ve otonom deniz araçlarının sergilendiği etkinlik, binlerce gencin ve denizcilik sevdalısının katılımıyla büyük bir coşkuya sahne oldu.
“Mavi Vatan’ın Kaderine Bağımsızlık Mührünü Vurduk”
Kapanış töreninde kürsüye çıkan Selçuk Bayraktar, organizasyonun yalnızca teknik bir yarışmadan ibaret olmadığını belirterek şu ifadeleri kullandı:
"Bizler bu dört gün boyunca Gölcük’te sadece insansız deniz araçlarını, su altı roketlerini ya da otonom sistemleri yarıştırmadık. Bizler burada Mavi Vatan’ın kaderine Türk mühendisliğinin ve Türk gençliğinin bağımsızlık mührünü bir kez daha vurduk! Birilerinin 'hayal' dediği, 'yapamazsınız' dediği her teknolojik eşiği inançla, sabırla ve kenetlenerek birlikte aştık."
"TEKNOFEST Gençliği Umuttur, Beklenendir!"
Türk gençliğinin azmine ve vatan sevgisine dikkat çeken Bayraktar, genç mühendislerin ortaya koyduğu projelerin Türkiye'nin denizlerdeki caydırıcılığına doğrudan katkı sunduğunu vurguladı:
"Sizler akıl ve alın terinizle yüreğinizdeki vatan sevdasını birleştirdiniz. Mavi Vatan’ın sadece koruyucuları değil, geleceğin de mimarları olduğunuzu tüm dünyaya gösterdiniz. TEKNOFEST gençliği; 'Kim var?' denildiğinde sağına soluna bakmadan 'Ben varım!' diyen, bu vatanın sorumluluğunu omuzlayan gençliktir. TEKNOFEST gençliği umuttur, beklenendir! Yolumuz açık, pruvamız neta, ufkumuz KIZILELMA!"
Gölcük’ten Demir Alındı: Yeni Rota Şanlıurfa
Gölcük etabının tamamlanmasıyla birlikte TEKNOFEST fırtınasının Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ne taşınacağı müjdelendi. Selçuk Bayraktar, 7’den 70’e tüm vatandaşları medeniyetin ve tarihin beşiği Şanlıurfa’ya davet ederek organizasyonun tarihlerini paylaştı:
Etkinlik Adı: TEKNOFEST Güneydoğu / Şanlıurfa
Tarih: 30 Eylül – 4 Ekim
Konum: Şanlıurfa
Milli teknoloji heyecanının dalga dalga büyüyeceğini belirten Bayraktar, tören sonunda dereceye giren başarılı yarışmacılara ödüllerini takdim ederek hatıra fotoğrafı çektirdi.
Büyükçekmece’de Gönüllere Dokunan Buluşma: Meyanlar Kraliçesi Huzurevi Sakinleri İçin Söyleyecek!
Meyanlar Kraliçesi Sibel Yıldırım, 26 Ağustos’ta Büyükçekmece Özel Hayat Yaşam Merkezi’nde huzurevi sakinleri için gönüllü olarak sahne alacak.
Arka Haber
Arabesk müziğin güçlü seslerinden, “Meyanlar Kraliçesi” Sibel Yıldırım, Büyükçekmece’de gönüllere dokunacak özel bir etkinliğe hazırlanıyor. Yıldırım, 26 Ağustos Çarşamba günü Özel Hayat Yaşlı Bakım ve Yaşam Merkezi’nin kıymetli sakinleri için gönüllü olarak sahne alacak. Müzik, sevgi ve vefanın buluşacağı etkinlikte huzurevi sakinleri unutulmaz bir gün yaşayacak.
Büyükçekmece’de müzik ve vefayı aynı çatı altında buluşturacak anlamlı bir organizasyon için geri sayım başladı.
Güçlü sesi, kendine özgü yorumu ve sahne performansıyla müzikseverlerin yakından tanıdığı “Meyanlar Kraliçesi” Sibel Yıldırım, 26 Ağustos Çarşamba günü Özel Hayat Yaşlı Bakım ve Yaşam Merkezi’nin sakinleriyle bir araya gelecek.
Yıldırım, bu özel günde sevilen şarkılarını hayatın yükünü yıllarca omuzlamış, ailelerine ve topluma emek vermiş ulu çınarlar için seslendirecek.
“BAŞARI VE İNSAN” PROGRAMININ ARDINDAN BU KEZ ÇOK ÖZEL BİR SAHNE
Sibel Yıldırım, kısa süre önce gazeteci ve televizyon programcısı Nilgün Ege’nin hazırlayıp sunduğu “Başarı ve İnsan” programının da konuğu olmuştu.
Telenews ekranlarında yayınlanan “Başarı ve İnsan” programında sanat yaşamından müzik yolculuğuna kadar birçok konuda samimi açıklamalarda bulunan Yıldırım, bu kez televizyon stüdyosundan çıkarak çok daha farklı ve anlamlı bir buluşmaya hazırlanıyor.
26 Ağustos’ta Özel Hayat Yaşlı Bakım ve Yaşam Merkezi’nde gerçekleştirilecek etkinlikte Yıldırım, merkez sakinleri için gönüllü olarak sahneye çıkacak.
SİBEL YILDIRIM: “HER KONSERİMİZ ÖZEL AMA BU KONSER GÖNÜLDEN”
Etkinlik öncesinde Özel Hayat Yaşam Merkezi’ni ziyaret eden Sibel Yıldırım, merkezin sakinleriyle bir araya geldi.
Özel Hayat Yaşam Merkezi Kurucu Müdürü Fatma Araz, Arka Haber İmtiyaz Sahibi ve “Başarı ve İnsan” programının yapımcı ve sunucusu Nilgün Ege ile huzurevi sakinlerinin de bulunduğu buluşmada renkli ve samimi görüntüler ortaya çıktı.
Yaklaşan konserin heyecanını merkez sakinleriyle paylaşan Sibel Yıldırım, etkinliğin kendisi açısından taşıdığı anlamı şu sözlerle dile getirdi:
“Her konserimiz bizim için çok özeldir; fakat 26 Ağustos Çarşamba günü gerçekleştireceğimiz bu buluşma bambaşka. Tamamen gönüllü olarak üstlendiğimiz bu anlamlı projede şarkılarımızı başımızın tacı dedelerimiz ve ninelerimiz için söyleyeceğiz.”
Yıldırım, o günü yalnızca bir konser olarak görmediğini belirterek sözlerini şöyle sürdürdü:
“Çok şeker, çok kıymetli konuklarımızla bir arada olacağız. Kurucu Müdürümüz Sayın Fatma Araz ve Arka Haber’den Nilgün Hanım’ın beraberliğinde hem oynayacağımız hem de gönüllere dokunacağımız muhteşem bir gün geçireceğiz.”
HUZUREVİNDE KONSER HEYECANI ŞİMDİDEN BAŞLADI
Etkinlik öncesindeki buluşmada Sibel Yıldırım’ın huzurevi sakinleriyle kurduğu sıcak iletişim dikkat çekti.
Sohbetler edildi, gülüşmeler yaşandı, yaklaşan konser konuşuldu. Merkez sakinlerinin kameraya gülümseyerek ve el sallayarak etkinliğin heyecanına ortak olması ise ortaya sıcacık görüntüler çıkardı.
26 Ağustos’ta kurulacak sahnede yalnızca şarkılar söylenmeyecek. Kimi zaman yıllar öncesine ait bir hatıra canlanacak, kimi zaman hep birlikte şarkılara eşlik edilecek, kimi zaman da müziğin ritmine oyunlarla eşlik edilecek.
Günün en önemli amacı ise merkez sakinlerinin yüzünde bir tebessüm oluşturmak olacak.
FATMA ARAZ VE EKİBİ ULU ÇINARLARI MÜZİKLE BULUŞTURACAK
Özel Hayat Yaşlı Bakım ve Yaşam Merkezi Kurucu Müdürü Fatma Araz ve merkez ekibinin ev sahipliğinde gerçekleştirilecek organizasyon, yaşlı bireylerin sosyal hayatın içerisinde daha fazla yer almasının önemine de dikkat çekecek.
Merkezde yaşayan büyüklerin yalnızca bakım ihtiyaçlarının değil; sosyal, kültürel ve duygusal ihtiyaçlarının da önem taşıdığı anlayışıyla düzenlenen etkinlik, kuşaklar arasında sevgi ve vefa köprüsü oluşturmayı amaçlıyor.
Çünkü bazen bir ziyaret, bazen birkaç dakikalık sohbet, bazen de yıllar öncesinden hatırlanan bir şarkı büyüklerimiz için çok şey ifade edebiliyor.
SAHNE ONLARIN, ŞARKILAR ONLAR İÇİN
26 Ağustos’taki etkinliği özel kılan en önemli ayrıntılardan biri de Sibel Yıldırım’ın projeye gönüllü olarak destek vermesi.
“Meyanlar Kraliçesi” bu kez alkışlardan önce büyüklerin mutluluğu için mikrofon başına geçecek.
Arabesk müziğin sevilen eserlerinin seslendirileceği etkinlikte merkez sakinlerinin de şarkılara eşlik etmesi ve müzikle dolu keyifli saatler geçirmesi bekleniyor.
Etkinlik böylece klasik bir konser organizasyonunun ötesine geçerek vefa, dayanışma, paylaşma ve hatırlama buluşmasına dönüşecek.
26 AĞUSTOS’TA SEVGİ VE MÜZİK BULUŞACAK
Özel Hayat Yaşlı Bakım ve Yaşam Merkezi’nde gerçekleştirilecek program, 26 Ağustos Çarşamba günü saat 16.00’da başlayacak ve 19.00’a kadar devam edecek.
Sibel Yıldırım’ın şarkılarıyla renk katacağı etkinlikte Özel Hayat Yaşam Merkezi’nin sakinleri ve misafirleri bir araya gelecek.
Etkinlik için yapılan çağrıda ise şu ifadelere yer verildi:
“26 Ağustos Çarşamba günü bu sıcacık sevgi çemberine ortak olmak, büyüklerimizin neşesine eşlik etmek isteyen tüm yakın dostlarımızı ve komşularımızı Özel Hayat Yaşam Merkezi’ne bekliyoruz.”
26 Ağustos’ta Büyükçekmece’de kurulacak o sahnenin belki de en kıymetli tarafı söylenecek şarkılardan çok, şarkıları dinleyen ulu çınarların yüzlerinde oluşacak tebessüm olacak.
Alihan Kuriş Soruşturmasında Masak Raporu: Aile Çevresinde 1818 Tapu İşlemi Mercek Altında
Alihan Kuriş soruşturmasında hazırlanan MASAK raporunun ayrıntıları ortaya çıktı. Dört isimde toplam 1818 tapu işlem kaydı tespit edildi; banka ve mal varlığı hareketleri incelemeye alındı.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen Alihan Kuriş soruşturmasında mali hareketlere ilişkin dikkat çeken ayrıntılar ortaya çıktı. MASAK tarafından hazırlanan raporda, Kuriş ailesi ve yakınlarının mal varlığı, banka hareketleri ve taşınmaz devirleri incelendi. Dört kişinin TAKBİS kayıtlarında toplam 1818 tapu işlem kaydı tespit edilirken, aile içindeki taşınmaz devirleri ve para hareketleri de incelemeye alındı.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının yürüttüğü ve kamuoyuna “Alihan Kuriş çıkar amaçlı suç örgütü” soruşturması olarak yansıyan dosyada Mali Suçları Araştırma Kurulu’nun (MASAK) hazırladığı raporun ayrıntıları gündeme geldi.
Raporda Alihan Kuriş'in yanı sıra eşi ve her iki tarafın birinci ve ikinci derece yakınlarının mal varlıkları ile mali hareketlerinin incelendiği belirtildi.
Özellikle 2016 sonrasında meydana gelen mal varlığı değişiklikleri, aile bireyleri arasındaki taşınmaz devirleri, banka transferleri ve kayıtlı mali durumla mal varlıkları arasındaki uyum üzerinde duruldu.
DÖRT İSİMDE TOPLAM 1818 TAPU İŞLEM KAYDI
MASAK raporunda yer alan TAKBİS kayıtları dikkat çekici bir tablo ortaya koydu.
Rapora göre Alihan Kuriş'in annesi Ayşe Gülderen Denizolgun Kuriş adına 646, babaannesi Nevin Kuriş adına 539, babası Mahmut Sabri Kuriş adına 207, eşi Seda Kuriş'in babası Mustafa Kösemusul adına ise 426 gayrimenkul işlem kaydı tespit edildi.
Bu dört kişinin kayıtları toplandığında sayı 1818 tapu işlemine ulaşıyor.
Ancak bu rakam 1818 ayrı gayrimenkul bulunduğu anlamına gelmiyor. TAKBİS kayıtları satış ve alımların yanı sıra miras intikali, ifraz, tevhit, cins değişikliği, kat irtifakı ve çeşitli mülkiyet işlemlerini de kapsıyor.
646 İŞLEMDE ÇOK SAYIDA TAŞINMAZ TÜRÜ
Alihan Kuriş'in annesi Ayşe Gülderen Denizolgun Kuriş'e ilişkin 646 işlem kaydında yalnızca konut ve arsalar bulunmuyor.
MASAK raporuna yansıyan kayıtlarda büro, dükkân, imalathane, kahvehane, lokanta, mesken, zeytinli tarla, kuyulu tarla ve farklı nitelikte arsalar bulunuyor.
Bazı taşınmazların aile üyelerinden geçtiği, bazılarının ise üçüncü kişilere veya şirketlere devredildiği kayıtlara yansıdı.
Raporda bazı taşınmazlar üzerindeki haciz ve tedbir kayıtlarına da dikkat çekildi.
KARDEŞİN BANKA HAREKETLERİ DE İNCELENDİ
MASAK'ın incelemesinde Alihan Kuriş'in kardeşi Hilmi Tuna Kuriş'in taşınmaz ve banka hareketlerine de yer verildi.
Özellikle 2024-2026 dönemindeki miras, satış ve mülkiyet işlemleri incelenirken, banka transferlerinin on milyonlarca liraya ulaştığı raporda kaydedildi.
Bazı taşınmazlarda icrai haciz, ihtiyati tedbir ve el koyma kararlarının bulunduğu da rapora yansıdı.
Miras yoluyla edinilen varlıkların daha sonra gerçekleştirilen devirleri ile banka hesaplarındaki para hareketlerinin birlikte değerlendirilmesinin önem taşıdığı belirtildi.
TAŞINMAZLAR İKİ KUŞAK BOYUNCA EL DEĞİŞTİRDİ
Raporda Kuriş ailesindeki miras hareketleri de ayrıntılı şekilde ele alındı.
Alihan Kuriş'in 2022 yılında hayatını kaybeden babaannesi Nevin Kuriş'ten çok sayıda taşınmazın mirasçılara geçtiği, bunların bir bölümünün Mahmut Sabri Kuriş'e intikal ettiği kaydedildi.
Mahmut Sabri Kuriş'in 2024'te hayatını kaybetmesinin ardından söz konusu mal varlıklarının bir bölümünün Alihan Kuriş ve kardeşi Hilmi Tuna Kuriş'in de aralarında bulunduğu mirasçılara geçtiği belirtildi.
MASAK raporunda bu taşınmazların hangilerinin miras, hangilerinin bedelli satış yoluyla devredildiği ve satış söz konusuysa bedellerin banka kayıtlarına yansıyıp yansımadığının incelenmesinin önemine işaret edildi.
2,4 MİLYON LİRALIK PARA AYNI GÜN OTOMOTİV ŞİRKETİNE GİTTİ
Raporda Alihan Kuriş'in eşi Seda Kuriş'in banka hareketleriyle ilgili de dikkat çeken bir işlem bulunuyor.
Banka kayıtlarına göre 5 Eylül 2023 tarihinde Mehmet Özmen isimli kişiden Seda Kuriş'in hesabına 2 milyon 406 bin 650 lira gönderildi.
Aynı gün bu paranın 2 milyon 406 bin 344 lirası Mercedes-Benz Otomotiv Ticaret ve Hizmetler AŞ'ye aktarıldı.
Raporda yaklaşık 2,4 milyon liralık tutarın üçüncü bir kişiden gelmesi nedeniyle para transferinin tarafları arasındaki hukuki veya ticari ilişkinin açıklığa kavuşturulması gerektiği değerlendirmesine yer verildi.
KAYINPEDERİN KAYITLARINDA 426 İŞLEM
Seda Kuriş'in babası Mustafa Kösemusul'un TAKBİS kayıtları da MASAK incelemesinde yer aldı.
Rapora göre Kösemusul adına halen üç taşınmaz bulunmasına rağmen geçmiş kayıtlarında 426 ayrı gayrimenkul alış ve satış işlemi görüldü.
Raporda Kösemusul'un geçmiş banka hareketleri, şirket ortaklıkları ve yöneticilikleriyle birlikte söz konusu tapu işlemlerinin ekonomik gerekçelerinin ve alış-satış bedellerinin banka kayıtlarıyla karşılaştırılması gerektiği belirtildi.
BANKA İŞLEM HACMİNDE YAKLAŞIK 5 KAT ARTIŞ
MASAK raporunda Seda Kuriş'in kardeşi Ayşe Nur Bedir'in banka hareketlerine ilişkin tespitler de bulunuyor.
Bedir'in bankacılık işlem hacminin 2023 yılında önceki yıllara göre yaklaşık 5 kat arttığı kaydedildi.
Aynı kişinin üzerine beş tarla ile iki aracın kayıtlı olduğu ve iki şirkette ortaklığının bulunduğu rapora yansıdı.
MASAK, taşınmaz ve araç edinimleriyle banka hesaplarındaki hareket artışının birlikte incelenmesi gerektiği değerlendirmesinde bulundu.
ÜZERİNE MAL VARLIĞI KAYITLI DEĞİL, HESAPLARINDA 5,5 MİLYON LİRAYI AŞAN GİRİŞ
Rapordaki dikkat çekici bölümlerden biri de Seda Kuriş'in annesi Zeynep Kösemusul'a ilişkin banka kayıtları oldu.
Rapora göre adına şirket ortaklığı, araç veya gayrimenkul kaydı bulunmayan Kösemusul'un 2016-2026 dönemindeki banka hesaplarında 5 milyon 550 bin liranın üzerinde para girişi, yaklaşık 3 milyon 800 bin lira para çıkışı tespit edildi.
MASAK raporunda söz konusu para hareketlerinin kaynağı ile aile bireyleri arasındaki transferlerin ekonomik faaliyetlerle uyumunun açıklığa kavuşturulması gereken konular arasında olduğu ifade edildi.
MASAK ÜÇ ANA BAŞLIĞA ODAKLANDI
Raporda aile ve yakın çevrenin mali hareketleri birlikte değerlendirildiğinde üç başlık öne çıktı:
Yüksek sayıdaki tapu işlem kayıtları, kuşaklar arasında gerçekleşen taşınmaz devirleri ve taşınmaz/araç edinimleriyle aynı dönemlere denk gelen banka hareketleri.
Soruşturma kapsamında taşınmazların gerçek satış bedelleri, bu bedellerin banka sistemine yansıyıp yansımadığı, birbirine yakın tarihlerde yapılan tapu işlemleri, araçların finansman kaynakları ve kişilerin kayıtlı gelirleriyle mal varlıkları arasındaki uyumun incelendiği belirtildi.
SORUŞTURMA DEVAM EDİYOR
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında 13 Ağustos'ta 17 ilde eş zamanlı operasyon gerçekleştirilmişti.
Operasyonda, aralarında Alihan Kuriş'in de bulunduğu 49 şüpheliden 30'u gözaltına alınmış, Alihan Kuriş ile bazı şüpheliler hakkında tutuklama kararı verilmişti.
Soruşturma kapsamında şüphelilere “suç örgütü kurma ve yönetme”, “suç örgütüne üye olma”, “suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama”, “kamu kurum ve kuruluşları zararına dolandırıcılık” ve “Vergi Usul Kanunu'na muhalefet” suçlamaları yöneltiliyor.
Soruşturma ve yargı süreci devam ederken, MASAK raporunda yer alan mali tespitlerin hukuki değerlendirmesi yetkili yargı mercileri tarafından yapılacak.
Nafakada Yeni Dönem Hazırlığı: Süresiz Nafaka Yerine Evlilik Süresine Göre Model
Türkiye’de uzun süredir tartışılan süresiz yoksulluk nafakasına ilişkin yeni bir model üzerinde çalışılıyor. Kamuoyuna yansıyan taslak düzenlemeye göre nafakanın evlilik süresi dikkate alınarak belirlenmesi, kısa süreli evliliklerde ise 5 yıllık asgari sürenin esas alınması gündemde. Çalışmada hâkime özel durumlarda nafaka süresini uzatma yetkisi verilmesi de değerlendiriliyor.
Boşanma sonrası yoksulluk nafakasına ilişkin sistemin değiştirilmesine yönelik çalışmalar yeniden gündemde. Üzerinde çalışıldığı belirtilen yeni modelde, mevcut sistemdeki süresiz nafaka uygulamasının yerine belirli süreye dayanan bir yapının getirilmesi öngörülüyor.
Ancak kamuoyuna yansıyan düzenleme henüz yürürlüğe girmiş bir kanun değil. Yeni sistemin uygulanabilmesi için düzenlemenin kanun teklifi haline gelerek TBMM’ye sunulması ve yasama sürecinin tamamlanması gerekiyor.
KISA EVLİLİKTE DE 5 YIL NAFAKA GÜNDEMDE
Taslakta dikkat çeken başlıklardan biri kısa süreli evlilikler.
Üzerinde çalışılan modele göre evlilik yalnızca 6 ay veya 1 yıl sürmüş olsa dahi yoksulluk nafakasının 5 yıldan daha kısa süreyle verilmemesi değerlendiriliyor.
Böylece 5 yılın, nafaka süresi açısından bir alt sınır olarak uygulanması gündeme geliyor.
Bu düzenlemeyle boşanma sonrasında ekonomik açıdan güçlük yaşayabilecek eşe sosyal ve ekonomik hayata yeniden uyum sağlayabilmesi için belirli bir geçiş süresi tanınması amaçlanıyor.
EVLİLİK SÜRESİNİN YARISI ESAS ALINABİLİR
Yeni sistemde nafakanın ne kadar süreyle ödeneceğinin belirlenmesinde evlilik süresinin dikkate alınması planlanıyor.
Kamuoyuna yansıyan taslağa göre hesaplamada evliliğin başladığı tarih ile boşanma davasının açıldığı tarih arasındaki süre dikkate alınacak.
Nafaka süresinin belirlenmesinde ise evlilik süresinin yarısının esas alınması üzerinde duruluyor.
Bu hesaplama sonucunda ortaya çıkan süre 5 yılın altında kalırsa asgari 5 yıllık nafaka süresinin uygulanması öngörülüyor.
HÂKİME UZATMA YETKİSİ VERİLEBİLİR
Yeni modelin dikkat çeken bir başka noktası ise 5 yıllık sürenin her durumda kesin bir bitiş tarihi olmayacak olması.
Nafaka alan kişinin ileri yaşta olması, sağlık sorunları yaşaması veya çalışma gücünü kaybetmesi gibi özel koşullarda hâkimin nafaka süresini uzatabilmesi değerlendiriliyor.
Mahkemenin karar verirken kişinin ekonomik durumunu, gelir elde etme imkânını, çalışma kapasitesini ve kendi geçimini sağlayıp sağlayamayacağını göz önünde bulundurması planlanıyor.
EK NAFAKA İÇİN 1 YILLIK SÜRE
Taslak çalışmada nafaka süresi sona ermesine rağmen ekonomik mağduriyeti devam eden kişiler için yeniden mahkemeye başvuru imkânı da bulunuyor.
Buna göre gerekli şartları taşıyan nafaka alacaklısının, nafakanın sona ermesinden itibaren 1 yıl içerisinde mahkemeye başvurarak ek süre talep edebilmesi gündemde.
Bir yıllık başvuru süresinin geçirilmesi halinde ise uzatma talebinin yapılamaması öngörülüyor.
AYLIK NAFAKA TOPLU ÖDEMEYE ÇEVRİLEBİLECEK
Çalışmada yalnızca nafakanın süresi değil, ödeme yöntemi konusunda da değişiklik yapılması değerlendiriliyor.
Başlangıçta aylık olarak ödenmesine karar verilen nafakanın, daha sonraki aşamada mahkeme kararıyla toplu ödemeye dönüştürülebilmesinin önü açılabilir.
Hâkimin böyle bir karar verirken tarafların mali durumunu, ödemenin sürdürülebilirliğini ve toplu ödemenin nafaka alacaklısı üzerindeki sonuçlarını değerlendirmesi öngörülüyor.
Böylece uygun şartların oluşması halinde boşanan eşler arasındaki yıllarca devam edebilen mali ilişkinin tek seferlik ödeme ile sona erdirilmesi mümkün olabilecek.
MAL PAYLAŞIMINDA DA SÜRE DEĞİŞİKLİĞİ GÜNDEMDE
Hazırlık yalnızca nafaka sistemiyle sınırlı değil.
Boşanmanın ardından açılan mal rejiminin tasfiyesine ilişkin davalarda uygulanan zamanaşımı süresinin de değiştirilmesi gündemde.
Mevcut durumda 10 yıl olarak uygulanan sürenin 5 yıla indirilmesi üzerinde çalışıldığı belirtiliyor.
Düzenlemenin yasalaşması halinde boşanan eşlerin katılma alacağı, değer artış payı ve mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan talepleri bakımından daha kısa sürede hukuki yollara başvurması gerekebilecek.
NAFAKA SADECE KADINLARA ÖDENMİYOR
Kamuoyunda zaman zaman yanlış bilinen bir diğer konu ise yoksulluk nafakasının yalnızca kadınların yararlanabildiği bir hak olduğu düşüncesi.
Mevcut Türk Medeni Kanunu'na göre yoksulluk nafakası cinsiyete bağlı bir hak değil. Boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek ve kusuru diğer eşten daha ağır olmayan taraf, gerekli şartların oluşması halinde nafaka talebinde bulunabiliyor.
Dolayısıyla şartları taşıyan erkek eşin de yoksulluk nafakası talep etmesi mümkün.
MEVCUT NAFAKALAR ŞİMDİLİK DEĞİŞMİYOR
Yeni düzenlemeyle ilgili en önemli ayrıntı ise çalışmaların henüz taslak aşamasında bulunması.
Kamuoyuna yansıyan 5 yıllık asgari süre, evlilik süresinin yarısı kadar nafaka, toplu ödeme ve diğer düzenlemeler bugün itibarıyla mevcut nafaka kararlarını kendiliğinden değiştirmiyor.
Düzenlemenin önce kanun teklifine dönüşmesi, TBMM’de komisyon ve Genel Kurul süreçlerinden geçmesi gerekiyor.
Teklif yasalaşırsa mevcut nafaka kararlarının yeni sistemden etkilenip etkilenmeyeceği, devam eden boşanma davalarının hangi hükümlere tabi olacağı ve geçmiş dosyalar için nasıl bir geçiş sistemi uygulanacağı kanunun kesinleşen metniyle belli olacak.
TOBB Erzurum Kadın Girişimciler Kurulu Ağustos Ayı Toplantısını TKDK’da Gerçekleştirdi
TOBB Erzurum Kadın Girişimciler Kurulu, Ağustos ayı toplantısını TKDK Erzurum İl Koordinatörlüğü’nde yaptı. Toplantıda kadın girişimcilere yönelik hibe, yatırım ve kırsal kalkınma destekleri ele alındı.
Erzurum Ticaret ve Sanayi Odası (ETSO) bünyesinde faaliyet gösteren TOBB Erzurum Kadın Girişimciler Kurulu (KGK), Ağustos ayı olağan toplantısını TKDK Erzurum İl Koordinatörlüğü ev sahipliğinde gerçekleştirdi. Toplantıda kadın girişimciliğine yönelik çalışmalar değerlendirilirken, TKDK’nın hibe ve destek programları hakkında kurul üyelerine bilgi verildi.
KADIN GİRİŞİMCİLER TKDK’DA BİR ARAYA GELDİ
TOBB Erzurum Kadın Girişimciler Kurulu (KGK), Ağustos ayı olağan toplantısını Kurul Başkanı Kübra Alioğulları başkanlığında gerçekleştirdi.
Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu (TKDK) Erzurum İl Koordinatörlüğü’nün ev sahipliğinde gerçekleştirilen toplantıda, kurulun yürüttüğü çalışmalar ve önümüzdeki döneme ilişkin faaliyetler ele alındı.
TEMMUZ AYINDA YAPILAN ÇALIŞMALAR DEĞERLENDİRİLDİ
Toplantının açılışının ardından gündem maddelerinin görüşülmesine geçildi.
Kurul üyeleri, Temmuz 2026 döneminde KGK İcra Kurulu tarafından gerçekleştirilen faaliyetleri değerlendirerek yürütülen çalışmaların sonuçları hakkında görüş alışverişinde bulundu.
Kadınların girişimcilik hayatında daha etkin rol almalarını desteklemeye yönelik gerçekleştirilen faaliyetler ve önümüzdeki dönemde atılabilecek yeni adımlar da toplantının gündeminde yer aldı.
TKDK HİBE VE DESTEKLERİ KADIN GİRİŞİMCİLERE ANLATILDI
Toplantının önemli gündem başlıklarından birini ise TKDK tarafından yatırımcılara sağlanan hibe ve destek programları oluşturdu.
TKDK yetkilileri tarafından kurul üyelerine; tarım, kırsal kalkınma ve üretime yönelik yatırım olanakları hakkında kapsamlı bir bilgilendirme yapıldı.
Sunumda özellikle kadın girişimcilere yönelik avantajlar, uygulanabilecek hibe oranları ve proje başvuru süreçlerine ilişkin detaylar aktarıldı.
KADIN GİRİŞİMCİLİĞİNİN GELİŞTİRİLMESİ İÇİN GÖRÜŞ ALIŞVERİŞİ
Toplantıda TKDK desteklerinden kadın girişimcilerin daha etkin şekilde yararlanabilmesi ve Erzurum’da kadın girişimciliğinin geliştirilmesine yönelik yapılabilecek çalışmalar konusunda karşılıklı görüş alışverişinde bulunuldu.
TOBB Erzurum Kadın Girişimciler Kurulu’nun Ağustos ayı olağan toplantısı, değerlendirmelerin ardından sona erdi.
Avcılar Belediyesi'nin Futbol Turnuvasında Yarı Final Heyecanı
Avcılar Belediyesi Gençlik ve Spor Müdürlüğü tarafından düzenlenen Mahalleler Arası Futbol Turnuvasında yarı finale yükselen takımlar belli oldu.
Avcılar Belediyesi Gençlik ve Spor Müdürlüğü tarafından düzenlenen Mahalleler Arası Futbol Turnuvasında yarı finale yükselen takımlar belli oldu. İlçenin farklı mahallelerinden 12 takımın katıldığı organizasyonda Üniversite, Firuzköy, Mustafa Kemal Paşa, Gümüşpala ve Yeşilkent mahallelerinden sporcular şampiyonluk için mücadele etti.
12 TAKIM ŞAMPİYONLUK İÇİN SAHAYA ÇIKTI
Avcılar Belediyesi Atatürk Stadyumu’nda oynanan karşılaşmalarda takımlar, grup ve eleme müsabakalarında üst tura yükselmek için mücadele etti. Karşılaşmaların tamamlanmasıyla birlikte turnuvanın son dört takımı da netleşti.
Farklı mahallelerden sporcuları aynı organizasyonda buluşturan turnuva, ilçedeki futbol heyecanını da sahaya taşıdı. Avcılar Belediyesi’nin düzenlediği organizasyon, sporculara mücadele etme ve yeteneklerini sergileme fırsatı sundu.
YARI FİNAL HEYECANI
Turnuvada yarı finale yükselen ekipler Ateşoğlu Spor, Avcılar Balkan Spor, Trafo Spor ve Avcılar Murat Kölük Devlet Hastanesi oldu.
Dört takım, finale yükselmek için yarı final mücadelesini verirken, turnuvada finale çıkacak iki takım belli oldu.
ŞAMPİYONLUK İÇİN SON VİRAJ
Turnuvada yarı final karşılaşmalarının tamamlanmasının ardından finale yükselen takımlar da belli oldu. Rakiplerini mağlup eden Avcılar Balkan Spor ve Ateşoğlu Spor, şampiyonluk kupası için finalde karşı karşıya gelecek.
Avcılar Belediyesi, ilçede sporun daha geniş kesimlere ulaşması ve amatör sporcuların desteklenmesi amacıyla sportif organizasyonlara ev sahipliği yapmayı sürdürüyor. Turnuva kapsamında bir araya gelen takımlar, hem rekabet hem de sporun kent yaşamındaki buluşturucu yönünü sahaya yansıttı.
Şampiyonluk için son iki takımın kaldığı turnuvada gözler artık final karşılaşmasına çevrildi. Avcılar Balkan Spor ile Ateşoğlu Spor’un mücadele edeceği final maçının ardından şampiyon takım belli olacak. Dereceye giren takımlara kupa ve madalyaları takdim edilecek.
Teoman Mutlu: “Siyasi Partiler Temiz, Güvenilir ve Donanımlı Olmalıdır”
Yerli ve Milli Parti Genel Başkanı Teoman Mutlu, siyasi partilerde dürüstlük, liyakat ve şeffaflık çağrısı yaptı. Mutlu, Siyasi Partiler Kanunu ve seçim mevzuatının yeniden ele alınmasını istedi.
Yerli ve Milli Parti Genel Başkanı Teoman Mutlu, Türkiye’de siyasi partilerin demokrasinin temel unsurlarından biri olduğunu belirterek dürüstlük, liyakat ve şeffaflık vurgusu yaptı. Siyasi partiler hakkındaki iddia ve suçlamaların somut deliller ve hukuk çerçevesinde ele alınması gerektiğini söyleyen Mutlu, Siyasi Partiler Kanunu ve seçim mevzuatının da yeniden değerlendirilmesi çağrısında bulundu.
“SİYASİ PARTİLER DEMOKRASİNİN TEMELİDİR”
Yerli ve Milli Parti Genel Başkanı Teoman Mutlu, siyasi partilerin seçim sistemi ve devlet yönetimindeki rolüne ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Siyasi partilerin demokrasinin işleyişinde önemli bir yere sahip olduğunu belirten Mutlu, parti kadrolarının dürüst, liyakatli ve donanımlı kişilerden oluşması gerektiğini söyledi.
Mutlu, şu ifadeleri kullandı:
“Parti olmazsa seçim olmaz. Ciddi bir siyasi parti, insan yetiştiren bir okuldur. Devleti seçimi kazanan parti yönetiyor, Cumhurbaşkanı da partinin içinden çıkıyor. O hâlde iktidarıyla muhalefetiyle siyasi partilerin üzerine titremek ve temiz kalmaları için gayret göstermek gerekir.”
TEOMAN MUTLU’DAN LİYAKAT VE DÜRÜSTLÜK VURGUSU
Yerli ve Milli Parti’de bu anlayış doğrultusunda hareket ettiklerini ifade eden Mutlu, parti kadrolarının niteliğine önem verdiklerini belirtti.
Mutlu, “Parti mensuplarımızın temiz, dürüst ve mutlaka donanımlı olması için çalışıyorum. Çok şükür ülkeme tertemiz bir parti kazandırdım. Kendi evimin önünü temiz tutuyorum.” dedi.
“BÜTÜN PARTİLER ŞAİBEDEN UZAK OLMALIDIR”
Siyasi etik ve kamuoyu güveninin yalnızca tek bir partinin meselesi olarak değerlendirilemeyeceğini savunan Mutlu, Türkiye’de faaliyet gösteren bütün siyasi partilerin şeffaflık konusunda hassas davranması gerektiğini söyledi.
CHP hakkında kamuoyuna yansıyan iddialara da değinen Mutlu, şu değerlendirmede bulundu:
“Devleti kuran bir parti olarak CHP’nin de hakkında ortaya atılan iddiaları açıklığa kavuşturması, temiz ve güvenilir bir yapıyı koruması hepimizi ilgilendirir.”
Mutlu, farklı siyasi partiler hakkında çeşitli yapı veya gruplarla ilişkilere yönelik iddiaların zaman zaman gündeme gelebileceğini belirterek bu tür suçlamaların söylentiler üzerinden değil, somut deliller ve hukuk çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini savundu.
“İnsanın olduğu her yerde problem olabilir, menfaat insanları şaşırtabilir. Yöneticilerin görevi buna karşı dikkatli olmak ve partilerinin itibarını korumaktır.” ifadelerini kullandı.
“CİDDİ SUÇLAMALAR KARŞISINDA HUKUKİ YOLLARA BAŞVURULMALI”
Siyasi partilere yönelik ciddi iddiaların cevapsız bırakılmaması gerektiğini söyleyen Mutlu, parti yöneticilerinin gerektiğinde hukuki yollara başvurması gerektiğini belirtti.
Mutlu, “Bir partiye karşı en küçük ciddi suçlama varsa genel başkanların ve yöneticilerin hukuk yoluna başvurması gerekir. Aksi hâlde parti durup dururken şaibe altında kalabilir.” dedi.
Siyasi tartışmaların itham ve söylentiler yerine hukuk, belge ve somut veriler üzerinden yürütülmesi gerektiğini ifade etti.
SİYASİ PARTİLER KANUNU VE SEÇİM MEVZUATI İÇİN DEĞİŞİKLİK ÇAĞRISI
Teoman Mutlu, Türkiye’deki siyasi parti sisteminin hukuki altyapısının da yeniden ele alınması gerektiğini savundu.
Siyasi Partiler Kanunu ve seçim mevzuatında değişiklik yapılması yönündeki çağrısını yineleyen Mutlu, Türkiye’de çok sayıda siyasi parti bulunmasına rağmen bunların yalnızca bir bölümünün seçimlere katılma yeterliliğine sahip olduğunu söyledi.
Mutlu, “Türkiye’de çok sayıda siyasi parti var ancak bunların yalnızca bir bölümü seçimlere katılma yeterliliğine sahip. Geri kalanların önemli bir kısmı fiilen sınırlı bir örgütlenmeyle varlık gösteriyor. Bu da siyasette ciddi bir dağınıklık oluşturuyor.” ifadelerini kullandı.
Yetkili kurumlara çağrıda bulunan Mutlu, siyasi parti sisteminin daha şeffaf, sağlıklı ve işlevsel hale getirilmesine yönelik düzenlemelerin gündeme alınması gerektiğini savundu.
“DEMOKRASİ GÜÇLÜ OLACAKSA SİYASİ PARTİLER DE GÜÇLÜ OLMALI”
Mutlu, açıklamasını siyasi partilerde güven ve liyakat vurgusuyla tamamladı:
“Demokrasi güçlü olacaksa siyasi partiler de güçlü, temiz, donanımlı ve güvenilir olmak zorundadır. Biz kendi sorumluluğumuzu yerine getirirken bütün siyasi partilerin de aynı hassasiyeti göstermesini bekliyoruz.”
Cumhuriyet Kent Meydanı, Tarih, Kültür Ve Sosyal Yaşamın Yeni Buluşma Noktası Olacak
İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve Büyükçekmece Belediyesi işbirliğiyle yapımı tamamlanan Türkiye'nin en büyük kent meydanlarından Cumhuriyet Kent Meydanı, 80 bin metrekarelik alanıyla kentin sosyal ve kültürel yaşamına farklı bir zenginlik katacak.
30 Ağustos Pazar günü düzenlenecek olan etkinliklerle açılışının gerçekleştirileceği Cumhuriyet Kent Meydanı, Büyükçekmece Belediye Binası, Ulusal Bağımsızlık ve Kuruluş Müzesi, Atatürk Evi, Kıyı Marina gibi, tarihi, sosyal ve kültürel eserleri bünyesinde barındırıyor.
Başkan Akgün'ün vizyon projelerinden
Büyükçekmece Belediyesi'ne yönelik düzenlenen operasyon kapsamında Silivri Marmara Cezaevi'nde tutuklu bulunan Büyükçekmece Belediye Başkanı Dr. Hasan Akgün'ün, vizyon projelerinden olan Cumhuriyet Kent Meydanı projesi hayata geçiyor. Büyükçekmece'nin ve Cumhuriyetin kimliğini yansıtan eserlerin bir arada bulunduğu meydan projesi, İstanbul Büyükşehir Belediyesi işbirliğiyle tamamlandı. Cumhuriyet Kent Meydanı, 30 Ağustos Zafer Bayramı gibi anlamlı bir tarihte görkemli bir törenle açılacak. Zafer Bayramı'nın 104'üncü yıl kutlamalarıyla görkemli bir şölene dönüşecek olan açılış etkinliklerinde sevilen sanatçı Melek Mosso konser verecek. 30 Ağustos Pazar günü, Zafer Bayramı'nın 104'üncü yılı coşkuyla kutlanırken, Cumhuriyet Kent Meydanı gibi eşsiz bir proje kentin halkının hizmetine açılacak.
Meydan açık hava müzesi deneyimi sunacak
Sahip olduğu eserler ve sosyal yaşam alanlarıyla geçmiş ile bugün arasında bir kültür köprüsü oluşturan Cumhuriyet Kent Meydanı, ulusal ve uluslararası etkinliklerde de kentin yeni buluşma noktası olacak. Kent yaşamının kalbinin attığı meydan, yalnızca insanların bir araya geldiği bir buluşma noktası olmanın ötesine geçerek, kültür, sanat ve turizmin önemli merkezlerinden biri haline geliyor. Tarihi ve kültürel değerleriyle kentin geçmişine ışık tutan meydan; sanat eserleri, mimari dokusu, sosyal donatı alanları ve çevresindeki müzeler, yürüyüş yolları ile adeta açık hava müzesi deneyimi sunacak.
Sanat eserleriyle açık hava sergisine dönüşecek
27 yıldır aralıksız devam eden, Uluslararası İstanbul Büyükçekmece Kültür ve Sanat Festivali kapsamında gerçekleşen Uluslararası Heykel Sempozyumu'na katılan dünyanın tanınmış heykeltraşların eserlerinin de sergilendiği meydan, kentin tarihini ve kültürel birikimini görünür kılarken, düzenlenen kültür-sanat etkinlikleri de meydanın canlılığını artırıyor. Sergilerden konserlere, kültürel buluşmalardan çeşitli etkinliklere kadar farklı organizasyonlara ev sahipliği yapması planlanan alan, her yaştan insan için yaşayan bir kültür platformu niteliği taşıyor.
Yatçılık sektörü ve turizm açısından meydanı önemli bir çekim merkezi
Ayrıca Cumhuriyet Kent Meydanı, dünyanın en bilindik 7 şehrinin mimari özelliğini bünyesinde barındıran bin yat kapasiteli Kıyı Marina'ya yürüme mesafesinde. Yatçılık sektörü ve turizm açısından meydanı önemli bir çekim merkezi haline getirecek olan marina bünyesinde barındırdığı alışveriş, eğlence, yeme – içme mekanlarıyla Büyükçekmece'ye artı değer katacak. Meydanın çevresindeki tarihi yapılar, müzeler, sanat alanları ve sosyal mekânlarla bütünleşmesi, bölgenin turizm potansiyelini daha da güçlendiriyor.
Gündüz ayrı, akşam ayrı bir atmosfere bürünüyor
Gündüzü ayrı, akşamı ayrı bir atmosfere bürünen meydan; ışıklandırması, mimarisi ve hareketli sosyal yaşamıyla kentin cazibe merkezlerinden biri olarak öne çıkacak. Vatandaşların dinlenip vakit geçirdiği, sanatseverlerin eserlerle buluştuğu ve turistlerin şehri keşfetmeye başladığı meydan, kentin kültürel vitrini olma özelliğini taşıyor. Ayrıca yer altı otoparkı da, bölgenin otopark ihtiyacını karşılamak için modern bir yer altı otoparkı olarak hizmet verecek.
İstanbul’da Okul Servis Ücretleri Cep Yakacak: Yıllık 93 Bin Tl’yi Aşıyor!
İstanbul okul servis ücretleri 2026-2027 tarifesi belli oldu. Yüzde 10 zam sonrası 0-1 km servis ücreti 39.970 TL, 23-25 km ücreti 93.610 TL oldu. İşte kilometreye göre yeni servis fiyatları.
2026-2027 eğitim öğretim yılı öncesinde İstanbul’da okul servis ücretleri yeniden gündemde. Yeni tarifeyle servis ücretlerine yüzde 10 zam yapılırken, en kısa mesafenin yıllık bedeli 39 bin 970 TL’ye, 23-25 kilometrelik mesafenin ücreti ise 93 bin 610 TL’ye yükseldi. İşte İstanbul’da kilometre kilometre yeni okul servis ücretleri…
Yeni eğitim öğretim yılının başlamasına sayılı günler kala velilerin okul masrafları da netleşmeye başladı. Kırtasiye, forma ve diğer eğitim giderlerinin yanı sıra İstanbul’da servis kullanacak öğrencilerin ailelerini ciddi bir ulaşım maliyeti bekliyor.
2026-2027 eğitim öğretim dönemi için İstanbul okul servis ücretlerine yüzde 10 zam yapıldı.
Yeni tarifede ödenecek tutar öğrencinin evi ile okulu arasındaki mesafeye göre belirleniyor.
EN KISA MESAFE BİLE YILLIK 39 BİN 970 TL
İstanbul'da yeni tarifeye göre 0-1 kilometre arasındaki en kısa mesafenin yıllık okul servis ücreti 39 bin 970 TL olarak belirlendi.
1-3 kilometre arasında servis kullanacak bir öğrenci için yıllık ücret 42 bin 804 TL, 3-5 kilometre arasındaki mesafede ise 46 bin 124 TL olacak.
5-7 kilometrelik mesafenin yıllık servis bedeli de 48 bin 98 TL’ye ulaştı.
UZAK MESAFEDE FATURA 93 BİN TL’Yİ GEÇİYOR
Ev ile okul arasındaki mesafe arttıkça ailelerin ödeyeceği servis ücreti de önemli ölçüde yükseliyor.
21-23 kilometre arasındaki bir güzergâh için belirlenen yıllık ücret 90 bin 112 TL olurken, 23-25 kilometre arasındaki mesafede servis bedeli 93 bin 610 TL’ye çıkıyor.
Böylece uzun mesafede okul servisi kullanan bir öğrencinin ailesinin yalnızca ulaşım için ödeyeceği yıllık tutar 90 bin TL sınırını aşmış oldu.
İSTANBUL OKUL SERVİS ÜCRETLERİ 2026-2027
Yeni eğitim öğretim döneminde açıklanan tarifedeki bazı mesafe ve yıllık ücretler şöyle:
0-1 kilometre: 39.970 TL
1-3 kilometre: 42.804 TL
3-5 kilometre: 46.124 TL
5-7 kilometre: 48.098 TL
21-23 kilometre: 90.112 TL
23-25 kilometre: 93.610 TL
SERVİS ÜCRETİ MESAFEYE GÖRE DEĞİŞİYOR
Velilerin ödeyeceği okul servis bedeli, öğrencinin ikamet adresi ile okulu arasındaki mesafeye göre hesaplanıyor. Bu nedenle farklı kilometre dilimlerinde farklı yıllık ücretler uygulanıyor.
Yeni tarifeyle birlikte en kısa mesafe ile 23-25 kilometrelik mesafe arasında yıllık 53 bin 640 TL fark oluşuyor.
YENİ EĞİTİM DÖNEMİ AİLE BÜTÇESİNİ ZORLAYACAK
Servis ücretlerinin yanı sıra kırtasiye, okul ihtiyaçları ve diğer eğitim harcamaları da düşünüldüğünde, 2026-2027 eğitim öğretim yılı öncesinde ailelerin eğitim bütçesi yeniden önemli gündem maddelerinden biri haline geldi.
İstanbul’da en kısa mesafede dahi yıllık servis ücretinin yaklaşık 40 bin TL’ye ulaşması, özellikle birden fazla öğrencisi bulunan aileler açısından okul ulaşım maliyetini daha da önemli hale getiriyor.
İlk Yorum yapan siz olun!