CHP Genel Başkanı Özgür Özel, partinin grup toplantısında “TRT yayına geçti, bizi haftada 7 dakika veriyor, o kıymetli 7 dakikanın içindeyiz. O zaman biz de TRT’ye yönelik olarak 7 dakikalık bire konuşma yapalım. Eğer tabii duyar duymaz çıkmazlarsa. TRT anayasal bir kurum. TRT Kanunu, Anayasa’ya dayanarak çıkarılmış. Anayasa’nın 133. maddesi diyor ki ‘TRT özerktir ve tarafsızdır.’ Yani TRT tarafsızlığını kaybederse Anayasa suçu işler. RTÜK’ün Sayın üyesi Tuncay Keser, 2 günlük TRT yayınıyla ilgili çalışma yapmış. Murat Kurum, 29 dakika 12 saniye verilmiş; rakibi Sayın Ekrem İmamoğlu, sıfır. İzmir Adayı Hamza Dağ, 26 dakika 30 saniye; rakibi Cemil Tugay sıfır. Turgut Altınok Ankara Büyükşehir Adayı, 17 dakika 50 saniye; Sayın Mansur Yavaş sıfır. Bunların kanununda tarafsızlık yazıyor. Ve yapmış oldukları yayında tarafsız davranacaklarını ve doğruluktan ayrılmayacaklarını da bu Meclis, çıkardığı kanunla onlara talimat vermiş. İşte AKP’nin bir kamu televizyonunu; kendi televizyonu, partisinin yayın organı haline getirdiğinin göstergesi. Eğer yayındaysa televizyon başındaki bütün vatandaşlarımıza şikayet ediyorum” dedi.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, partinin grup toplantısında “TRT yayına geçti, bizi haftada 7 dakika veriyor, o kıymetli 7 dakikanın içindeyiz. O zaman biz de TRT’ye yönelik olarak 7 dakikalık bire konuşma yapalım. Eğer tabii duyar duymaz çıkmazlarsa. TRT anayasal bir kurum. TRT Kanunu, Anayasa’ya dayanarak çıkarılmış. Anayasa’nın 133. maddesi diyor ki ‘TRT özerktir ve tarafsızdır.’ Yani TRT tarafsızlığını kaybederse Anayasa suçu işler. RTÜK’ün Sayın üyesi Tuncay Keser, 2 günlük TRT yayınıyla ilgili çalışma yapmış. Murat Kurum, 29 dakika 12 saniye verilmiş; rakibi Sayın Ekrem İmamoğlu, sıfır. İzmir Adayı Hamza Dağ, 26 dakika 30 saniye; rakibi Cemil Tugay sıfır. Turgut Altınok Ankara Büyükşehir Adayı, 17 dakika 50 saniye; Sayın Mansur Yavaş sıfır. Bunların kanununda tarafsızlık yazıyor. Ve yapmış oldukları yayında tarafsız davranacaklarını ve doğruluktan ayrılmayacaklarını da bu Meclis, çıkardığı kanunla onlara talimat vermiş. İşte AKP’nin bir kamu televizyonunu; kendi televizyonu, partisinin yayın organı haline getirdiğinin göstergesi. Eğer yayındaysa televizyon başındaki bütün vatandaşlarımıza şikayet ediyorum” dedi.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, bugün TBMM’de partisinin grup toplantısında konuştu. Özel, konuşmasının öncesinde Memleket Partisi’nden istifa edip CHP’ye geçen Serkan İleri, Ali Tunç Can ve Mehmet Kazancıoğlu’nun kürsüde rozetlerini taktı. Özel’in konuşmasından öne çıkanlar şöyle:
"GERİYE DÖNENLERLE DE BUNDAN SONRA DÖNECEK OLANLARDA DA BİRLİKTE OLMAKTAN ÇOK MUTLUYUZ”
“Memleket Partisi’ne gönül verenler, oy verenler, orada bugüne kadar siyaset yapanlar, bundan sonra siyaset yapacak olanlar, hiçbirisiyle CHP’lilerin bir sıkıntısı, bir tartışması olamaz. Parti içinde yaşanan birtakım süreçler bizi ayrı düşürmüş olabilir ama sonuçta burası onların da emek verdiği, bundan sonra her birisine kapısının ardına kadar açık olduğu baba evidir. Biz geriye dönenlerle de bundan sonra dönecek olanlarda da birlikte olmaktan çok mutluyuz.
"'KANLARI YERDE KALMAYACAK’ DİYEN GİTTİ, RUSYA’DA PUTİN’İN KAPISINDA KALDI. ‘ONE MINUTE’ DİYEMEDİ, ONA ‘TWO MINUTES’ DEDİLER”
Bugün Cumhuriyet tarihinin en büyük acılarından hem canımızın yandığı hem onurumuzun kırıldığı tarihi günlerden bir tanesinin yıl dönümü. İdlib’in dördüncü yılındayız. Bir anda birçok haber gelmeye başladı çeşitli kaynaklardan, sonra doğrulanmaya başladı. Suriye’de konvoyumuza savaş uçakları tarafından ateş açılmıştı. Rakamlar kademe kademe yükseldi ve 34 askerimiz İdlib’de şehit edildi. 2 gün boyunca sustu iktidar. Sonra dedi ki ‘Kanları yerde kalmayacak.’ Ama bütün dünya saldrının nereden geldiğini biliyordu. ‘Kanları yerde kalmayacak’ diyen gitti, Rusya’’da Putin’in kapısında kaldı. Çektiler onu, tepesine sayaç koydular. ‘Sen misin buraya gelen, güya bize hesap soracak olan.’ Rus televizyonunda 2 dakika kapıda sayaçla beklettiler. Öfledi, pöfledi. Geri gitti, oturdu. Dönüp gelemedi. Kendince ‘one minute’ diyemedi, ona ‘two minutes’ dediler. Sonra bir daha İdlib’i konuşan olmadı. İdlib’deki 34 canımızı hangi ülkenin uçakları öyle bir taarruzla şehit etti? Sen onlardan nasıl hesap sordun? Nasıl kanlarını yere koymadın? Seni Rusya’da kapıya koyanlar, dünyaya, Türkiye’ye rezil edenlere karşı şimdi ‘en yakın dost’ diyorsun çünkü seçimlerde bile doğal gaz faturaları ertelensin diye ondan jest görüyorsun, senin kazanmanı kendi başarısı olarak görüyor. Çünkü istediği zaman seviyor, istediği zaman dövüyor, senin hataların yüzünden Mehmetçiği şehit ediyor, ondan sonra dönüyor, hiçbir şey olmamış gibi yoluna devam ediyor. İdlib’deki askerlerimizin acılı ailelerine bir kez daha sabır diliyorum, onlara Allah’tan rahmet diliyorum. Günü geldiğinde hem askerlerimizi şehit edenlerden hem de bu rezalete sessiz kalanlardan hesap sormanın da sözünü veriyorum.
"TRT’DE SON 2 GÜNDE; KURUM 29 DAKİKA VERİLMİŞ; RAKİBİ İMAMOĞLU, 0. DAĞ 26 DAKİKA, RAKİBİ TUGAY 0. ALTINOK 17 DAKİKA, YAVAŞ 0. BUNLARIN KANUNUNDA TARAFSIZLIK YAZIYOR”
TRT yayına geçti, bizi haftada 7 dakika veriyor, o kıymetli 7 dakikanın içindeyiz. O zaman biz de TRT’ye yönelik olarak 7 dakikalık bire konuşma yapalım. Eğer tabii duyar duymaz çıkmazlarsa. TRT anayasal bir kurum. TRT Kanunu, Anayasa’ya dayanarak çıkarılmış. Anayasa’nın 133. maddesi diyor ki ‘TRT özerktir ve tarafsızdır.’ Yani TRT tarafsızlığını kaybederse Anayasa suçu işler. O tarafsız TRT; İstanbul, İzmir ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkan Adayları... RTÜK’ün Sayın üyesi Tuncay Keser, 2 günlük TRT yayınıyla ilgili çalışma yapmış. Murat Kurum, 29 dakika 12 saniye verilmiş; rakibi Sayın Ekrem İmamoğlu, sıfır. İzmir Adayı Hamza Dağ, 26 dakika 30 saniye; rakibi Cemil Tugay sıfır. Turgut Altınok Ankara Büyükşehir Adayı, 17 dakika 50 saniye; Sayın Mansur Yavaş sıfır. Bunların kanununda tarafsızlık yazıyor. Ve yapmış oldukları yayında tarafsız davranacaklarını ve doğruluktan ayrılmayacaklarını da bu Meclis, çıkardığı kanunla onlara talimat vermiş. İşte AKP’nin bir kamu televizyonunu; kendi televizyonu, partisinin yayın organı haline getirdiğinin göstergesi. Eğer yayındaysa televizyon başındaki bütün vatandaşlarımıza şikayet ediyorum.
"GENEL MERKEZ’E İLK GELEN SON ÇIKAN KAMERAMAN-MUHABİR TRT’NİN. BİR DAKİKA HABERİMİZ YOK”
Yine tarafsız TRT’nin 1 Ocak 2024’ten bu yana Recep Tayyip Erdoğan’ın ve AK Partili yöneticilerin canlı yayınlarını 2 bin 592 dakika; beni verdikleri süre 43 dakika. Bu 43 dakikaların tamamı burada verdikleri 6-7 dakikalar ve ardından aday tanıtım toplantımızdan verdiği 9 dakika. Bunun dışında TRT ekranlarında yer almak mümkün değil. Bir de TRT emekçilerini yolluyor, programımızı tam takip ediyorlar, 1 dakika bizi vermiyorlar. Bir şanssızlık, bir hata, bir protesto olursa verecek. Hoş geliyorlar, başımızın üstüne, Genel Merkez’e ilk gelen son çıkan kameraman-muhabir TRT’nin. Bir dakika haberimiz yok. O kameraman niye maaş alıyor, o muhabir orada niye çırpınıyor. Genel Merkez yanarsa haber yapacak herhalde. Beni de herhalde ölürsem, cenaze törenimi canlı verecekler. Bir gün ölür de gidersek dirime gelmeyen, cenazeme de gelmesin. Hiçbir yere yasak koymadım. TRT’yi cenazeme istemiyorum. Birazcık utanma, çekinme olur. İnsanların vergileriyle, TRT paylarıyla maaş alıyorsunuz. Her görüşten insanın parasıyla bir kurum ayakta duracak, sonra bizim yayınımızı 43 dakika verecek. Ben TRT dediğim anda, TRT yayından çıkmış.
"DARBE GECESİ MECLİS’TE TRT STÜDYOSU BULDUM. ‘SİZİ BURADA BOL BOL AĞIRLAYACAĞIZ’ DEDİLER. 9 SENE OLDU HİÇBİR CHP’Lİ BİR KERE KAPISINDAN GİRMEDİ”
15 Temmuz akşamı, Meclis Başkanı’nın koruması zorla Meclis Başkanı ve bizi aşağıdaki sığınağa aldı. Sabaha karşı 03.00 oldu. Çok acıktık, çok susadı herkes, şekeri olanlar var. Su bulalım, çıkalım derken bir arkadaş ‘Üyeler lokantasından bir kapı önce depo var, o deponun içinde sular istifli’ dedi. Son odayı bulduk, kapısına iki ayağımla vurdum açıldı. Girdik içeri, bir baktım Meclis’in TRT stüdyosuymuş, bir kapı evvel kırmışız. Ertesi gün darbe savuşturulunca TRT geldi, soruyor. ‘Burada stüdyo varmış, hiç haberimiz yok. 5 yıllık milletvekiliyim. Kimleri çıkarıyorsunuz’ dedim. Dediler ki ‘Kusura bakmayın, bundan sonra sizi de çıkaracağız.’ Birkaç gün sonra o stüdyoda konuk oldum. Dediler ki ‘Darbede hep birlikteydi Türkiye’de, bundan sonra kutuplaşma yok. Sizi de burada bol bol ağırlayacağız.’ 9 sene sonra daha bir kere ne ben grup başkanvekillerim ne milletvekillerimiz, o stüdyonun kapısında girmedi. Darbe gecesi Atatürk’ü hatırlayıp bayrak asanlar, Özgür Özel’i demokrasi kahramanı ilan edenler, Genel Başkanımıza grubun tavrı için tebrik telefonu açanlar, bugün TRT’nin adını anınca yayını kesiyorlar. Yazıklar olsun. Gün olur, devran döner; bunun hesabı sizden de sorulur, Tayyip Erdoğan da sorulur.
"MADENLERDE İŞÇİLERİMİZ GÜNDE 3 VARDİYA ÖLÜME İNİP ÇIKMAYA DEVAM EDİYORLAR”
Erzincan İliç’te 9 emekçimiz toprak altındayken dün de 4 madencimiz daha toprak altında kaldı bu sefer Elazığ’da. Yüreğimiz ağzımızda takip ettik. Milletvekilimiz derhal intikal etti. Şükür ki can kaybı olmadan sonlandı. Ama madenler hâlâ alarm vermeye devam ediyor. 13 Mayıs’ta 301 madencimizi Soma’da kaybettiğimizde, herkes ‘Soma’yı unutursak yüreğimiz kurusun’ diyordu. O günün Başbakanı, bugünün Cumhurbaşkanı 10 maddeli bir taahhütname söyledi madencilere, altında görüştüğü madencilerin 10’unun da imzası var. O taahhüde göre, madenler güvenli hale gelmeden yeniden çalıştırılmayacak, madencilere önce siyasetçiler gidecek, güvenliyse ondan sonra çalıştırılacaktı. O günden bugüne madenlerle ilgili bir arpa boyu yol alınmadığı gibi halen daha madenlerde işçilerimiz günde 3 vardiya ölüme inip çıkmaya devam ediyorlar. 2023 Mayıs seçimlerinden bugüne Meclis Genel Kurulu’na 44 tane kanun teklifi geldi ve yasalaştı. İçinde madenlerle, madencilerin güvenliğiyle, iş sağlığıyla ilgili tek bir madde yok.
"FRANSA’DA 1974’TEN BERİ 50 YILDIR MADENCİ ÖLMÜYOR. FRANSIZ MADENCİNİN FITRATINDA OLMAYAN BİZİM MADENCİMİZİN FITRATINDAN OLAMAZ”
Bu konuda işçi sağlığı ve iş güvenliğine ilişkin mevzuatta yeni bir çalışma daha yapıyor arkadaşlarımız. Meclis Nisan’da açıldığında ilk gündem maddelerinden birinin bu olması için hem gayret göstereceğiz hem grupları ziyaret edeceğiz. Çünkü madenler Türkiye'nin dört bir yanında gelen üzücü haberlerle sinyal veriyor. Almanya’da 2013’te 3 madencinin hayatını kaybettiği bir istisna hariç, bir önceki ölümlü maden kazası 1962, ondan önceki 1945’te yaşandı. Fransa’da 1974’ten beri 50 yıldır madenci ölmüyor. İngiltere’de 1973’ten beri 51 yıldır madenlerde ölümlü kaza olmuyor. Fransız madencinin fıtratında olmayan bizim madencimizin fıtratından olamaz. Bu kazaları durdurmak için kanun yapmayanlar, ne yapıyor? Murat Kurum’un imza atıp ‘ÇED uygundur’ raporu verdiği yetmez, o yığın liçe onay verdiği, oradaki 9 canımızı feda eden karardan sonra Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla Anagold firmasına 221 milyon liralık vergi borcunu affetmişler. Bu şirket, o madenden 2020’den bu yana 1 buçuk milyar dolar gelir elde etmiş. Hesaplanan karı 334 milyon dolar. Böyle bir vicdansızlık, böyle bir insafsızlık, böyle bir kayırmacılık... Bunu yapanlar vatandaşımızın karşısına çıkıp ‘Biz milletimizin hakkını yedirmeyiz. Emeklimizi ezdirmeyiz. Türkiye’nin itibarını koruruz’ diyorlar.
"İSRAİL’E GİDEN GEMİLERİN TAŞIDIĞI ANA MADDE AZOTLU GÜBRE. AZOTLU GÜBREDEN BOMBA YAPILIYOR. O BOMBALAR FİLİSTİN’İN ÜSTÜNE YAĞIYOR. BİRİLERİ BAL TUTUYOR, RECEP TAYYİP ERDOĞAN DA PARMAĞINI YALIYOR”
‘İsrail ile ticaret inancı sonlandırılsın’ pankartını açanlar biliyorlar ki bu ticareti Recep Tayyip Erdoğan’ın ailesi yapıyor. Pankartı açanlar biliyorlar ki bu ticareti 300 araçla cuma namazına Recep Tayyip Erdoğan ile birlikte korumalarla, çakarlarla, sirenlerle giden bir avuç zengin iş adamı yapıyor. Biliyorlar ki bu ticareti, Recep Tayyip Erdoğan’ın bilgisi dahilinde yandaşları yapıyor ve Tayyip Bey ve ailesi İsrail ticaretinden pay alıyor. 2002 yılında İsrail ile yapılan ticaretin yüzde 502 arttığını biliyorlar. Biliyorlar ki İsrail’in en çok ithalat yaptığı 10 ülkeden bir tanesi Türkiye’dir. İsrail’e giden o gemilerin taşıdığı ana maddelerden bir tanesi azotlu gübre. Azotlu gübreden patlayıcı, bomba yapılıyor. İnkar et, belgesini koyayım ortaya. O bombalar Filistin’in üstüne yağıyor. Birileri bal tutuyor, Recep Tayyip Erdoğan da parmağını yalıyor. Yazıklar olsun.
"SEÇİMDEN SONRA TOPLUM YARARI PROGRAMI’NDA ÇALIŞAN 57 BİN ARKADAŞIMIZ İŞSİZ KALACAK”
Toplum Yararı Programı’nda (TYP) çalışan arkadaşlar var. 6 Şubat 2023 Depremi’nden sonra, deprem bölgesinde ve en yoğun olarak da Adıyaman’da 57 binden fazla vatandaşa çeşitli görevler verildi. Ve onlara bir maaş ödeniyor. Yetmiyor ama hiç olmazsa bir yaraya merhem oluyor. Son olarak süreyi Mayıs 2024’e uzatmışlar. Yani hepsi biliyor ki seçim geçecek ve bu arkadaşlarımız işsiz kalacak. Zaten 31 Mart’tan sonra acı reçete geliyor diye boşuna söylemiyoruz. Reçetenin bir yanı da 57 bin TYP’de çalışan vatandaşımızın işsiz kalması. Bakanlar, milletvekilleri dönem dönem söz vermişler, demişler ki ‘Sizi kadroya aldıracağız.’ Şimdi sözleşme bitiyor, yoksulluk ve güvencesizlik geliyor. Arkadaşlarımız bu hafta Meclis kürsüsünde dile getirecekler, önerge verecekler. Bütün gruplar evet derse kanuna her şeyi eklemek mümkün. Benim gurubum iki elle evet oyu verecek. Bölgedeki bütün TYP’lilere selam olsun, sonuna kadar mücadelenizi destekliyoruz.
"GEÇEN SENE 300 GRAM PİDE 10 LİRA, BU SENE 250 GRAM PİDE 15 LİRA. BÖYLE OLDUĞUNDA ZAM YÜZDE 80. HANİ ENFLASYON YÜZDE 64’TÜ”
31 Mart seçimlerinden sonra kemer sıkma, zamlar ve tasarruf genelgeleri ardı ardına gelecek. Dün, Türkiye Fırıncılar Federasyonu dün Ramazan pidesi fiyatı ilan etmiş. Pideyi 15 lira yapmış. Böyle duyarsan pide yüzde 50 zamlanmış. Ama işin içinde bir oyun var. Geçen sene 300 gram pide 10 lira, bu sene 250 gram pide 15 lira. Hem fiyata am yapıyorlar, hem gramajdan alıyorlar. Böyle olduğunda zam yüzde 80. hani enflasyon yüzde 64’tü? Kaldı ki bu ülkede herkes biliyor ekmek ve Ramazan pidesinin fiyatı hep enflasyonun altında baskılanır. Çünkü referans fiyattır.
"GELİN, MANSUR BAŞKAN’IN ANKARA KART’INI ‘EMEKLİ KART’A ÇEVİRELİM”
Et ve Balık Kurumu’nun önünde 1 kilo kıymayı neredeyse yarı fiyatına alabilmek için 850 metre kuyruk oluştu. Buradaki insanlar çocuklarının boğazından bir tutam kıyma geçsin diye, yapılan yemeğin içinde birazcık et koksun diye sabahın köründe o mücadeleyi veriyorlar. Bunların tamamına yakını ya emekli ya işsiz. 2 bin liralık bayram ikramiyesi 3 bin lira yapılan emekli, orada ucuz kıyma kuyruğunda. Hesabı bir kıymaya vuralım: Emekliye bayram ikramiyesi ilk verildiği günkü 1000 lira 24 kilo kıyma alıyormuş. Şimdi verdikleri 3 bin lira 6 kilo kıyma alıyor. 24 kilo kıymanın 18 kilosunu emeklinin bayram ikramiyesinden Recep Tayyip Erdoğan çalmıştır. Eğer CHP iktidarda olsa 17 bin lira olacak olan bayram ikramiyesi şimdi 3 bin lira. 17 bin lira olsa 35 kilo kıyma alacak. 10 bin lira alıyor emekli. Bu emeklilere bir şey yapmak lazım. Ekrem Başkan’ın, Mansur Başkan’ın, Aydın’da Topuklu Efemizin, İzmir, Antalya, Adana, Mersin’de belediyelerimizin çeşitli uygulamaları var. biz bunları 1 Nisan sonrası hepsini bir çatı altında toplayacağız. Bugün AK Parti iktidarının verdiği 3 bin liranın iki katını, ihtiyaç sahibi emekliye Mansur Başkan Ankara Kart ile veriyor. Bugün bu uygulama ortadayken AK Parti pidenin gramajından çalmakla, 5 bin lira söz verdiğini 3 bin lira yapmakla meşgul. Buradan bir çağrıda bulunuyoruz: Gelin, bu kartı emekli kartına çevirelim. Bu Meclis’i yarın akşam üstü bitirip, kapatıp kaçmak istiyorlar. Gelin, 3 gün daha çalışalım. Çünkü artık marketlerde çürük sebzeyi uygun fiyata olgun sebze diye satan bir utanmaz düzen başladı. Çürük meyveyi ekonomik meyve diye satan bir sistemin içine savrulduk. Tatlıcı raflarında boş baklavalar satılıyor. İçi boş gözleme satılıyor. Biber ve ketçabın tost ekmeğinin içine sıkıldığı boş tostlar satılıyor memlekette. Güneydoğu’nun ortak lezzeti içli köftenin yeni adı içi boş köfte.
"İŞSİZLİK SİGORTASI FONU’NDAN İŞÇİYE VERİLEN PARA YÜZDE 18 BUÇUK; İŞVERENE VERİLEN YÜZDE 67.”
İşsizlik Sigortası Fonu ile ilgili bir düzenleme var. Sosyal demokrat bir parti olarak İşsizlik Sigortası Fonu’nu -ki ILO’nun önerdiği, bütün dünyada uygulanan Türkiye’ye çok geç gelen bir kanundur- hep istedik, hep destekledik. 1999 yılında yasalaştı bu kanun ama bu hükümet eliyle kuşa çevrildi, perişan edildi. İşsizlik Sigortası Fonu’nun kuruluş kanununda şu yazar: ‘Başka bir işte kullanamazsın.’ Bunlar duble yol yapımlarında bile bu fonu kullandılar zamanında. Sonra bu fonu, işverene açtılar. Şimdi gelinen noktada 2023 yılında İşsizlik Sigortası Fonu’ndan işçiye ödenen para 21,7 milyar, yani yüzde 18 buçuk. Ama işverene verilen teşvik 78 buçuk milyar, yani yüzde 67. Bir kumbara var, kumbaraya kanun gereği yüzde 50 işveren, yüzde 25 işçi, yüzde 25 devlet para atıyor. İşçinin kumbarası, işçi için atıyoruz. Bu kumbarayı iki de bir kırıyorlar, içinden para alıyorlar. Kumbaraya paranın yüzde 50’sini işveren atarken kumbaradan yüzde 67’sini işveren almış. Böyle kanun olur mu? Bülent Ecevit bunu ILO’nun tavsiyelerine, altına imza attığımız uluslararası anlaşmaya göre, 1999’da çıkardı. 2002’de geldiler, yavaş yavaş el attılar, gerçekleşme rakamı bu. Kanun diyor ki ‘İşsizlik Sigortası Fonu’ndaki toplam kaynağın en fazla yüzde 30’u kullanılabilir.’ Bunu yüzde 50’ye çıkarıyorlar. Bunu kesinlikle doğru bulmuyoruz, takipçisi olacağız. Yapılan düzenlemeyi de en kısa zamanda Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) taşıyacağız.
"ASKERİN SİYASETE MÜDAHALESİ ORTADAN KALKMADI, İKTİDARA MÜDAHALESİ ORTADAN KALKTI. ASKERİ VESAYET, MUHALEFET ÜZERİNE YAPTIĞI AÇIKLAMALARLA, YARATTIĞI TARTIŞMALARLA SÜRÜYOR”
Yarın, 28 Şubat. 28 Şubat demokrasi tarihimize postmodern darbe olarak geçmiş, o dönemde tankların yürümesiyle, birtakım brifinglerle demokratik ülkelere yakışmayan birtakım gelişmelerin yaşandığı, bazı öğrencilerin eğitim-öğretim hakkıyla ilgili mağdur edildikleri ve CHP’nin bugünkü Genel Başkanı olarak Özgür Özel’in, o günkü tutumuyla da demokrasi dışı bulmuş, eylem koymuş ve o gün de demokrasinin yanında durmuş birisiyim. O günkü tartışma askeri vesayet tartışmasıydı. Askerin yönetim organları üzerine baskı yapıyor olma tartışmasıydı. ‘Askeri vesayet ortadan kalktı’ diyorlar. Oysa askerin siyasete müdahalesi ortadan kalkmadı, iktidara müdahalesi ortadan kalktı. Şimdi askeri, askerin aldığı kararları, takındığı tutumları sanki ordu bir partinin, ittifakın ordusuymuş gibi yapan ve muhalefete karşı olur olmaz tutumlar içinde olan, Jandarma Genel Komutanlığı’nın Twitter hesabını Süleyman Soylu’nun trol ordularının kullandığı, bir bakan danışmanının arka cebinde Milli Savunma Bakanlığı’nın, Jandarma Genel Komutanlığı’nın ya da Kıyılar Genel Komutanlığı’nın hesaplarının bulunduğu bir süreci yaşadık hep beraber. Askeri vesayet, iktidar üzerinde değil ama muhalefet üzerine yaptığı açıklamalarla, yarattığı tartışmalarla sürüyor. Bir siyasetçinin açıklamaları üzerine, o siyasetçiyi hedef alan açıklamalar yapıyorlar. Bu iktidardayken kabul görmüyor, itiraz ediyoruz. Ama muhalefetteki bir figür olunca hepsi birden susuyorlar. O baskı döneminde olanlardan şikayet edenler, bugün devletin televizyonunu partinin televizyonu, devletin ajansını bir ittifakın ajansı, devletin bütün imkanlarını kendilerine tahsis etmiş durumdalar. Ve bugün, 28 Şubat sürecinde yaşananların muhalefet açısından her gün yaşandığı, 28 Şubat’ta öğrencilere yaşatılanların bugün her gün yaşatıldığı bir sürece gittiler.
"84 YAŞINDA ÇETİN DOĞAN, 83 YAŞINDA FEVZİ TÜRKERİ, 83 YAŞINDA YILDIRIM TÜRKER, 79 YAŞINDA CEVAT TEMEL ÖZKAYNAK VE 78 YAŞINDA EROL ÖZKASNAK İÇERİDE YATIYOR. BU NEYİN KİNİ, NEYİN İNTİKAMI”
28 Şubat’ın geçmişte yarattığı mağduriyetlere hep birlikte itiraz ettik, o konuyla ilgili hep birlikte tutum aldık, almaya da devam ediyoruz. Ama 28 Şubat’ın bir mağdurları daha var ki onları burada anmazsak, onların hakkını aramazsak çok büyük bir haksızlığa ortaklık etmiş oluruz. Emir komuta zinciri içinde, o günkü şartlarda, o gün kendisine verilen talimatla ispatlanan/ispatlanmayan, yazılı/yazısız emirle şu anda 28 Şubat davasından içeride insanlar yatıyor. 84 yaşında Çetin Doğan, 83 yaşında Fevzi Türkeri, 83 yaşında Yıldırım Türker, 79 yaşında Cevat Temel Özkaynak ve 78 yaşında Erol Özkasnak. Kiminin ben ziyaret ettiğimde yanağı delikti, beslenemiyordu kanser rahatsızlığından. Kimi birkaç dakika önce söylediğini hatırlayamaz hale gelmişti. Kimi tek başına yürüyemiyordu. Bu neyin kini, neyin intikamı? 28 Şubat yaşandı, hükümet değişti. Sen 28 Şubat’tan sonra Erbakan Hoca ile beraber Milli Görüş’te direnmek, devam etmek yerine sen ‘Milli Görüş gömleğini çıkardım’ dedin. Sen 28 Şubat sürecinin zaten dümen suyuna girdin. Zaten o 28 Şubat’ta yaşananların devamında, partinin iktidara getirilmesi sağlandı. Sen Amerikan destekli bir projenin, Amerikan destekli siyasi figürüsün, ürünüsün. Şimdi çıkmış buraya, belki de iktidarını borçlu olduğu o süreçte bir suçu, günahı olmayan, belki hayatının son günlerini geçirecek olan, bir huzurlu nefese muhtaç bu güzelim insanları içeride tutarak zulmediyorsun. Buradan çağrımdır: Af yetkini domuz bağcılara, Sivas Katliamı’nın katillerine, gözü dönmüş canilere kullanıyorsun ama sana o süreçte, siyasetin askere müdahalesi diye algılanan bir bütünün neresinde ve ne kadar sorumlu oldukları bilinmeyen insanlara, işin üzerinden geçmiş neredeyse 30 sene halen daha kin duyuyorsun. Eğer şu kadarcık vicdan, ahlak, devlet adamlığı varsa yarın bu insanlarla ilgili af yetkini kullanır, bu ayıbı bitirirsin. Bu ayıbı bitirmezsen her zaman söylüyorum, teyit edersin ki senin şuranda kalp yok, bir taş var.
"ERBAKAN’IN MİLLİ GÖRÜŞ GÖMLEĞİNİ ÇIKARANLAR, 14 MAYIS SEÇİMLERİNDE FATİH ERBAKAN’IN SİYASİ HAREKETİNE SARILMIŞTI İKTİDARDA KALABİLMEK İÇİN”
Erbakan’ın Milli Görüş gömleğini çıkarıp başka bir şey kuşananlar, ‘BOP’un eş başkanı oldum’ diye sevinenler, televizyonda anlatanlar, Erbakan’ın siyasi çizgisine mesafe koyarken 14 Mayıs seçimlerinde Fatih Erbakan’ın siyasi hareketine sarılmıştı iktidarda kalabilmek için. Bu seçimde de ‘Biz tek başımıza giriyoruz. Milli Görüş’ü biz tekrar iktidar yapacağız. Bu çizgi, çizgi değildir’ dediler. Bizim de eski ittifak ortaklarımızdan bizden ayrılanlar var, eleştirenler, hatta sert eleştirenler var. Biz iki kelimeyle cevap veriyoruz: ‘Canları sağ olsun.’ Aradaki farka bakın, iki taraf da ittifak ortağından ayrılmış. Bir yandan hocasının emaneti ve son seçimlerdeki ittifak ortağına ağzına geleni söyleyen ve onlara ‘sirk cambazı’ diyen Erdoğan’a, A Haber, ‘Erbakan’a sirk cambazı dediniz, ne diyorsunuz’ demiş. A Haber’e, ‘Kendine gel, haddini bil, ben onların adını anmam’ demiş. Recep Tayyip Erdoğan’ın 14 Mayıs’ta oylarıyla kendini iktidarda tuttuğu Yeniden Refah seçmenine, hatta AK Parti ve MHP seçmenine, seçmenle kurduğu ilişkinin nasıl bir çıkar ilişkisi olduğunu, seçimden sonra hocasının oğluna sirk cambazı diyeni, soru soran kendi televizyonunun kanalına da nasıl fırça çektiğini gösteriyoruz ve şunu söylüyoruz: Cumhur ittifakı, renkleri koyu gri kasvetli bir iktidardır memleketin tepesine çökmüş. Bir gün kime felaket şimşeğini çaktıracağını, hangi yöreye ateş düşüreceklerini bilemezsiniz. Yönettikleri ülkede iş kazasıyla, güvencesiz olarak sınır dışında tuttuğu Mehmetçiğimizle, katleden erkeklerin şiddetine engel olmadıkları için, bireysel silahlanmaya negle olmadıkları için, kapı başındaki uyuşturucu satıcılarına engel olmadıkları için her gün birimizin ocağına ateş düşürebilecek bir korku ve suç ittifakıdır Cumhur İttifakı.”
Yorumlar
Yorum Yapın
İlginizi Çekebilir
Mercimek Çorbasında İthalat Gerçeği: 7 Yılda 4,4 Milyon Ton Mercimek İthal Edildi
CHP'li Ömer Fethi Gürer'in açıkladığı verilere göre Türkiye, 2020-2026 döneminde 4,46 milyon ton mercimek ithal etti ve yaklaşık 2,9 milyar dolar ödedi.
ARKA HABER
Türkiye'nin geleneksel mutfağının vazgeçilmezlerinden mercimekte ithalat rakamları dikkat çekti. CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in paylaştığı verilere göre Türkiye, 2020-2026 döneminde toplam 4 milyon 463 bin 769 ton kırmızı ve yeşil mercimek ithal etti. İthalat için yaklaşık 2,9 milyar dolar ödendiğini belirten Gürer, “Masadaki iki mercimek çorbasından biri ithal mercimekle yapılıyor” dedi.
Anavatanı Anadolu olarak bilinen mercimekte Türkiye’nin üretim ve ithalat tablosu yeniden tartışma konusu oldu.
CHP Niğde Milletvekili ve TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Ömer Fethi Gürer, kırmızı ve yeşil mercimeğe ilişkin üretim ve ithalat rakamlarını açıkladı.
Gürer'in paylaştığı verilere göre Türkiye, 2020-2026 yılları arasındaki yedi yıllık dönemde 4 milyon 463 bin 769 ton kırmızı ve yeşil mercimek ithal etti.
Söz konusu ithalat karşılığında yurt dışına toplam 2 milyar 897 milyon 698 bin 686 dolar ödendi.
GÜRER: “İKİ MERCİMEK ÇORBASINDAN BİRİ İTHAL ÜRÜNDEN”
Türkiye'nin mercimek üretiminde dışa bağımlılığının arttığını savunan Gürer, yaşanan tabloyu vatandaşın sofrasındaki mercimek çorbası üzerinden anlattı.
Gürer,
“Mercimek çorbası ithal ürün ile sofraya gelmektedir. Masada iki mercimek çorbasından biri ithal mercimekle yapılıyor. Markette menşeine bakılınca yerli ürün ara ki bulasın.”
ifadelerini kullandı.
Kırmızı mercimeğin özellikle Güneydoğu Anadolu, yeşil mercimeğin ise İç Anadolu Bölgesi'ndeki çiftçiler açısından önemli bir üretim ve gelir kaynağı olduğunu belirten Gürer, artan girdi maliyetlerinin üreticiyi mercimek üretiminden uzaklaştırdığını öne sürdü.
7 YILDA 4 MİLYON 463 BİN TON MERCİMEK İTHALATI
Gürer'in açıkladığı verilere göre 2020-2026 döneminde gerçekleştirilen toplam mercimek ithalatının büyük bölümünü kırmızı mercimek oluşturdu.
Yedi yıllık dönemde;
3 milyon 922 bin 706 ton kırmızı mercimek,
541 bin 63 ton yeşil mercimek ithal edildi.
Böylece toplam ithalat 4 milyon 463 bin 769 tona ulaştı.
Toplam mercimek ithalatının yaklaşık yüzde 87,9'unu kırmızı mercimek, yüzde 12,1'ini ise yeşil mercimek oluşturdu.
MERCİMEK İTHALATINA 2,9 MİLYAR DOLAR
İthalatın Türkiye'ye maliyeti de dikkat çekici boyutlara ulaştı.
Paylaşılan verilere göre yedi yıllık dönemde kırmızı mercimek ithalatı için 2 milyar 427 milyon 151 bin 529 dolar, yeşil mercimek için ise 470 milyon 547 bin 157 dolar ödeme yapıldı.
İki ürün için ödenen toplam tutar böylece 2 milyar 897 milyon 698 bin 686 dolara ulaştı.
Gürer, ithalat için harcanan dövizin Türkiye'deki üreticinin desteklenmesi amacıyla kullanılması gerektiğini savundu.
2025'TE İTHALAT ÜRETİMİN YAKLAŞIK 3 KATINA ÇIKTI
Üretim ve ithalat rakamları karşılaştırıldığında bazı yıllardaki fark dikkat çekiyor.
Paylaşılan verilere göre Türkiye'nin kırmızı ve yeşil mercimek toplam üretimi 2025 yılında 279 bin 620 ton olarak gerçekleşirken, aynı yıl toplam ithalat 793 bin 752 tona ulaştı.
Buna göre 2025 yılında mercimek ithalatı, toplam yerli üretimin yaklaşık yüzde 284'üne karşılık geldi.
2023 yılında ise 474 bin tonluk toplam üretime karşılık 859 bin 822 ton ithalat gerçekleştirildi.
2024'te toplam üretim 476 bin ton olurken ithalat 644 bin 540 ton olarak kaydedildi.
2026'DA ÜRETİM ARTIŞI BEKLENİYOR
2025 yılında kuraklığın da etkisiyle gerileyen mercimek üretiminin 2026 yılında yeniden artması bekleniyor.
Gürer'in paylaştığı tahminlere göre 2026 yılında 385 bin ton kırmızı mercimek ve 48 bin 320 ton yeşil mercimek olmak üzere toplam 433 bin 320 ton üretim öngörülüyor.
2025 yılındaki 279 bin 620 tonluk toplam üretim dikkate alındığında önemli bir toparlanma beklense de ithalatın üretimin üzerinde kalmaya devam ettiği belirtiliyor.
Gürer, Türkiye'nin 2002 yılında yalnızca kırmızı mercimekte 500 bin ton üretim gerçekleştirdiğini hatırlatarak nüfus artışı da dikkate alındığında üretimdeki tablonun sorgulanması gerektiğini ifade etti.
KIRMIZI MERCİMEKTE 3,9 MİLYON TONLUK İTHALAT
Türkiye'nin mercimek ithalatında asıl ağırlığı kırmızı mercimek oluşturuyor.
2020-2026 döneminde toplam 3 milyon 922 bin 706 ton kırmızı mercimek ithal edilirken, bunun karşılığında yaklaşık 2,43 milyar dolar ödendi.
Kırmızı mercimek ithalatının en yüksek seviyeye çıktığı yıl ise 2023 oldu.
Türkiye, 2023 yılında 744 bin 725 ton kırmızı mercimek ithal etti. Bu ithalat için yaklaşık 501,7 milyon dolar ödeme gerçekleştirildi.
Gürer, Türkiye'nin kırmızı mercimeği Kanada, Kazakistan ve Rusya gibi ülkelerden ithal ettiğini belirtti.
YEŞİL MERCİMEK İTHALATI YÜZDE 127 ARTTI
Yeşil mercimekteki rakamlar da dikkat çekti.
2020 yılında 52 bin 387 ton olan yeşil mercimek ithalatı, 2025 yılında 118 bin 999 tona yükseldi.
Gürer'in hesabına göre altı yıllık dönemde yeşil mercimek ithalatındaki artış yaklaşık yüzde 127 oldu.
2020-2026 döneminin tamamında ise toplam 541 bin 63 ton yeşil mercimek ithal edildi ve karşılığında yaklaşık 470,5 milyon dolar ödendi.
“ÜRETİCİ KAZANAMIYOR, ARACI VE MARKET KAZANIYOR”
Gürer, sorunun yalnızca ithalat miktarıyla sınırlı olmadığını belirterek çiftçinin karşı karşıya kaldığı üretim maliyetlerine de dikkat çekti.
Üreticinin gübre, mazot, tohum, ilaç ve diğer girdi maliyetlerindeki artış nedeniyle yeterli gelir elde edemediğini savunan Gürer, çiftçinin bu nedenle farklı ürünlere yönelmek zorunda kaldığını söyledi.
Gürer,
“Üreticiden ürün girdi maliyetine yakın bir fiyatla çıkmasına rağmen rafta fiyatı katlıyor. İthal ürün de yerli ürün fiyatına rafa giriyor. Aracılar kazanıyor, market kazanıyor. Yerli üretici artan girdi maliyeti ile kazanamayınca her yıl farklı ürüne yönelerek üretim desenini değiştirerek ayakta kalmaya çalışıyor.”
dedi.
“YERLİ MERCİMEK İHRAÇ EDİLİYOR, AÇIK İTHALATLA KAPATILIYOR”
Gürer'in dikkat çektiği bir diğer nokta ise Türkiye'de üretilen mercimeğin bir bölümünün ihraç edilmesine karşılık iç piyasadaki ihtiyacın ithalatla karşılanması oldu.
Türkiye'de yetiştirilen mercimeğin kalite ve lezzet açısından tercih edildiğini belirten Gürer, yerli ürünün bir bölümünün yurt dışına gönderildiğini, ortaya çıkan arz açığının ise ithal ürünle kapatıldığını söyledi.
Gürer,
“Ülkemizde yetişen mercimek, ithale göre çok daha kaliteli. Yerli ürünün bir bölümü ihraç edilip açık ithalle gideriliyor. Hem üretimde sorun var hem ithalatta. Milyarlarca lira döviz yurt dışına gidiyor. O döviz yurt içi çiftçimize gitmeli.”
ifadelerini kullandı.
“MERCİMEKTE PLANLI ÜRETİMLE DIŞA BAĞIMLILIK BİTEBİLİR”
Özellikle dar gelirli vatandaşların sofralarında mercimeğin önemli bir yere sahip olduğuna dikkat çeken Gürer, mercimek çorbasının ekonomik ve besleyici olması nedeniyle Türkiye'de en sık tüketilen yemeklerden biri olduğunu söyledi.
Türkiye'nin mercimek üretiminde ithalata bağımlı hale gelmesinin tarım politikaları açısından değerlendirilmesi gerektiğini savunan Gürer, üreticinin desteklenmesi çağrısında bulundu.
Gürer, yeterli destek sağlanması, üretim maliyetlerinin dikkate alındığı bir alım fiyatı belirlenmesi ve planlı üretime geçilmesi halinde Türkiye'nin mercimekte ithalat bağımlılığını azaltabileceğini ifade etti.
“Anadolu'nun anavatanı olan mercimekte dahi dışa bağımlılığımızın varlığı, tarım politikasının gözden geçirilmesini zorunlu kılmaktadır. Sürekli tükettiğimiz mercimekte yerli üretim için yapılması gerekenler vakit kaybetmeden sağlanmalıdır.”
diyen Gürer, yerli çiftçinin desteklenmesini istedi.
Selçuk Bayraktar: “Mavi Vatan’ın Kaderine Bağımsızlık Mührünü Vurduk”
TEKNOFEST Yönetim Kurulu Başkanı Selçuk Bayraktar, TEKNOFEST Mavi Vatan kapanışında konuştu: "Mavi Vatan'ın kaderine bağımsızlık mührünü vurduk." Yeni rota Şanlıurfa!
TEKNOFEST Yönetim Kurulu Başkanı Selçuk Bayraktar, Gölcük Tersanesi Komutanlığı ev sahipliğinde düzenlenen TEKNOFEST Mavi Vatan yarışmalarının kapanış ve ödül töreninde tarihi açıklamalarda bulundu. Dört gün boyunca deniz teknolojilerinin kıyasıya yarıştığı organizasyonda gençlere seslenen Bayraktar, "Birilerinin hayal dediği eşikleri inançla aştık. Gençlerimiz Mavi Vatan'ın sadece koruyucusu değil, geleceğinin de mimarıdır" dedi.
Milli Teknoloji Hamlesi vizyonu doğrultusunda denizlerdeki yerli ve milli gücü artırmayı hedefleyen TEKNOFEST Mavi Vatan yarışmaları, Kocaeli Gölcük Tersanesi'nde tamamlandı. İnsansız su altı sistemleri, su altı roketleri ve otonom deniz araçlarının sergilendiği etkinlik, binlerce gencin ve denizcilik sevdalısının katılımıyla büyük bir coşkuya sahne oldu.
“Mavi Vatan’ın Kaderine Bağımsızlık Mührünü Vurduk”
Kapanış töreninde kürsüye çıkan Selçuk Bayraktar, organizasyonun yalnızca teknik bir yarışmadan ibaret olmadığını belirterek şu ifadeleri kullandı:
"Bizler bu dört gün boyunca Gölcük’te sadece insansız deniz araçlarını, su altı roketlerini ya da otonom sistemleri yarıştırmadık. Bizler burada Mavi Vatan’ın kaderine Türk mühendisliğinin ve Türk gençliğinin bağımsızlık mührünü bir kez daha vurduk! Birilerinin 'hayal' dediği, 'yapamazsınız' dediği her teknolojik eşiği inançla, sabırla ve kenetlenerek birlikte aştık."
"TEKNOFEST Gençliği Umuttur, Beklenendir!"
Türk gençliğinin azmine ve vatan sevgisine dikkat çeken Bayraktar, genç mühendislerin ortaya koyduğu projelerin Türkiye'nin denizlerdeki caydırıcılığına doğrudan katkı sunduğunu vurguladı:
"Sizler akıl ve alın terinizle yüreğinizdeki vatan sevdasını birleştirdiniz. Mavi Vatan’ın sadece koruyucuları değil, geleceğin de mimarları olduğunuzu tüm dünyaya gösterdiniz. TEKNOFEST gençliği; 'Kim var?' denildiğinde sağına soluna bakmadan 'Ben varım!' diyen, bu vatanın sorumluluğunu omuzlayan gençliktir. TEKNOFEST gençliği umuttur, beklenendir! Yolumuz açık, pruvamız neta, ufkumuz KIZILELMA!"
Gölcük’ten Demir Alındı: Yeni Rota Şanlıurfa
Gölcük etabının tamamlanmasıyla birlikte TEKNOFEST fırtınasının Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ne taşınacağı müjdelendi. Selçuk Bayraktar, 7’den 70’e tüm vatandaşları medeniyetin ve tarihin beşiği Şanlıurfa’ya davet ederek organizasyonun tarihlerini paylaştı:
Etkinlik Adı: TEKNOFEST Güneydoğu / Şanlıurfa
Tarih: 30 Eylül – 4 Ekim
Konum: Şanlıurfa
Milli teknoloji heyecanının dalga dalga büyüyeceğini belirten Bayraktar, tören sonunda dereceye giren başarılı yarışmacılara ödüllerini takdim ederek hatıra fotoğrafı çektirdi.
Büyükçekmece’de Gönüllere Dokunan Buluşma: Meyanlar Kraliçesi Huzurevi Sakinleri İçin Söyleyecek!
Meyanlar Kraliçesi Sibel Yıldırım, 26 Ağustos’ta Büyükçekmece Özel Hayat Yaşam Merkezi’nde huzurevi sakinleri için gönüllü olarak sahne alacak.
Arka Haber
Arabesk müziğin güçlü seslerinden, “Meyanlar Kraliçesi” Sibel Yıldırım, Büyükçekmece’de gönüllere dokunacak özel bir etkinliğe hazırlanıyor. Yıldırım, 26 Ağustos Çarşamba günü Özel Hayat Yaşlı Bakım ve Yaşam Merkezi’nin kıymetli sakinleri için gönüllü olarak sahne alacak. Müzik, sevgi ve vefanın buluşacağı etkinlikte huzurevi sakinleri unutulmaz bir gün yaşayacak.
Büyükçekmece’de müzik ve vefayı aynı çatı altında buluşturacak anlamlı bir organizasyon için geri sayım başladı.
Güçlü sesi, kendine özgü yorumu ve sahne performansıyla müzikseverlerin yakından tanıdığı “Meyanlar Kraliçesi” Sibel Yıldırım, 26 Ağustos Çarşamba günü Özel Hayat Yaşlı Bakım ve Yaşam Merkezi’nin sakinleriyle bir araya gelecek.
Yıldırım, bu özel günde sevilen şarkılarını hayatın yükünü yıllarca omuzlamış, ailelerine ve topluma emek vermiş ulu çınarlar için seslendirecek.
“BAŞARI VE İNSAN” PROGRAMININ ARDINDAN BU KEZ ÇOK ÖZEL BİR SAHNE
Sibel Yıldırım, kısa süre önce gazeteci ve televizyon programcısı Nilgün Ege’nin hazırlayıp sunduğu “Başarı ve İnsan” programının da konuğu olmuştu.
Telenews ekranlarında yayınlanan “Başarı ve İnsan” programında sanat yaşamından müzik yolculuğuna kadar birçok konuda samimi açıklamalarda bulunan Yıldırım, bu kez televizyon stüdyosundan çıkarak çok daha farklı ve anlamlı bir buluşmaya hazırlanıyor.
26 Ağustos’ta Özel Hayat Yaşlı Bakım ve Yaşam Merkezi’nde gerçekleştirilecek etkinlikte Yıldırım, merkez sakinleri için gönüllü olarak sahneye çıkacak.
SİBEL YILDIRIM: “HER KONSERİMİZ ÖZEL AMA BU KONSER GÖNÜLDEN”
Etkinlik öncesinde Özel Hayat Yaşam Merkezi’ni ziyaret eden Sibel Yıldırım, merkezin sakinleriyle bir araya geldi.
Özel Hayat Yaşam Merkezi Kurucu Müdürü Fatma Araz, Arka Haber İmtiyaz Sahibi ve “Başarı ve İnsan” programının yapımcı ve sunucusu Nilgün Ege ile huzurevi sakinlerinin de bulunduğu buluşmada renkli ve samimi görüntüler ortaya çıktı.
Yaklaşan konserin heyecanını merkez sakinleriyle paylaşan Sibel Yıldırım, etkinliğin kendisi açısından taşıdığı anlamı şu sözlerle dile getirdi:
“Her konserimiz bizim için çok özeldir; fakat 26 Ağustos Çarşamba günü gerçekleştireceğimiz bu buluşma bambaşka. Tamamen gönüllü olarak üstlendiğimiz bu anlamlı projede şarkılarımızı başımızın tacı dedelerimiz ve ninelerimiz için söyleyeceğiz.”
Yıldırım, o günü yalnızca bir konser olarak görmediğini belirterek sözlerini şöyle sürdürdü:
“Çok şeker, çok kıymetli konuklarımızla bir arada olacağız. Kurucu Müdürümüz Sayın Fatma Araz ve Arka Haber’den Nilgün Hanım’ın beraberliğinde hem oynayacağımız hem de gönüllere dokunacağımız muhteşem bir gün geçireceğiz.”
HUZUREVİNDE KONSER HEYECANI ŞİMDİDEN BAŞLADI
Etkinlik öncesindeki buluşmada Sibel Yıldırım’ın huzurevi sakinleriyle kurduğu sıcak iletişim dikkat çekti.
Sohbetler edildi, gülüşmeler yaşandı, yaklaşan konser konuşuldu. Merkez sakinlerinin kameraya gülümseyerek ve el sallayarak etkinliğin heyecanına ortak olması ise ortaya sıcacık görüntüler çıkardı.
26 Ağustos’ta kurulacak sahnede yalnızca şarkılar söylenmeyecek. Kimi zaman yıllar öncesine ait bir hatıra canlanacak, kimi zaman hep birlikte şarkılara eşlik edilecek, kimi zaman da müziğin ritmine oyunlarla eşlik edilecek.
Günün en önemli amacı ise merkez sakinlerinin yüzünde bir tebessüm oluşturmak olacak.
FATMA ARAZ VE EKİBİ ULU ÇINARLARI MÜZİKLE BULUŞTURACAK
Özel Hayat Yaşlı Bakım ve Yaşam Merkezi Kurucu Müdürü Fatma Araz ve merkez ekibinin ev sahipliğinde gerçekleştirilecek organizasyon, yaşlı bireylerin sosyal hayatın içerisinde daha fazla yer almasının önemine de dikkat çekecek.
Merkezde yaşayan büyüklerin yalnızca bakım ihtiyaçlarının değil; sosyal, kültürel ve duygusal ihtiyaçlarının da önem taşıdığı anlayışıyla düzenlenen etkinlik, kuşaklar arasında sevgi ve vefa köprüsü oluşturmayı amaçlıyor.
Çünkü bazen bir ziyaret, bazen birkaç dakikalık sohbet, bazen de yıllar öncesinden hatırlanan bir şarkı büyüklerimiz için çok şey ifade edebiliyor.
SAHNE ONLARIN, ŞARKILAR ONLAR İÇİN
26 Ağustos’taki etkinliği özel kılan en önemli ayrıntılardan biri de Sibel Yıldırım’ın projeye gönüllü olarak destek vermesi.
“Meyanlar Kraliçesi” bu kez alkışlardan önce büyüklerin mutluluğu için mikrofon başına geçecek.
Arabesk müziğin sevilen eserlerinin seslendirileceği etkinlikte merkez sakinlerinin de şarkılara eşlik etmesi ve müzikle dolu keyifli saatler geçirmesi bekleniyor.
Etkinlik böylece klasik bir konser organizasyonunun ötesine geçerek vefa, dayanışma, paylaşma ve hatırlama buluşmasına dönüşecek.
26 AĞUSTOS’TA SEVGİ VE MÜZİK BULUŞACAK
Özel Hayat Yaşlı Bakım ve Yaşam Merkezi’nde gerçekleştirilecek program, 26 Ağustos Çarşamba günü saat 16.00’da başlayacak ve 19.00’a kadar devam edecek.
Sibel Yıldırım’ın şarkılarıyla renk katacağı etkinlikte Özel Hayat Yaşam Merkezi’nin sakinleri ve misafirleri bir araya gelecek.
Etkinlik için yapılan çağrıda ise şu ifadelere yer verildi:
“26 Ağustos Çarşamba günü bu sıcacık sevgi çemberine ortak olmak, büyüklerimizin neşesine eşlik etmek isteyen tüm yakın dostlarımızı ve komşularımızı Özel Hayat Yaşam Merkezi’ne bekliyoruz.”
26 Ağustos’ta Büyükçekmece’de kurulacak o sahnenin belki de en kıymetli tarafı söylenecek şarkılardan çok, şarkıları dinleyen ulu çınarların yüzlerinde oluşacak tebessüm olacak.
Alihan Kuriş Soruşturmasında Masak Raporu: Aile Çevresinde 1818 Tapu İşlemi Mercek Altında
Alihan Kuriş soruşturmasında hazırlanan MASAK raporunun ayrıntıları ortaya çıktı. Dört isimde toplam 1818 tapu işlem kaydı tespit edildi; banka ve mal varlığı hareketleri incelemeye alındı.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen Alihan Kuriş soruşturmasında mali hareketlere ilişkin dikkat çeken ayrıntılar ortaya çıktı. MASAK tarafından hazırlanan raporda, Kuriş ailesi ve yakınlarının mal varlığı, banka hareketleri ve taşınmaz devirleri incelendi. Dört kişinin TAKBİS kayıtlarında toplam 1818 tapu işlem kaydı tespit edilirken, aile içindeki taşınmaz devirleri ve para hareketleri de incelemeye alındı.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının yürüttüğü ve kamuoyuna “Alihan Kuriş çıkar amaçlı suç örgütü” soruşturması olarak yansıyan dosyada Mali Suçları Araştırma Kurulu’nun (MASAK) hazırladığı raporun ayrıntıları gündeme geldi.
Raporda Alihan Kuriş'in yanı sıra eşi ve her iki tarafın birinci ve ikinci derece yakınlarının mal varlıkları ile mali hareketlerinin incelendiği belirtildi.
Özellikle 2016 sonrasında meydana gelen mal varlığı değişiklikleri, aile bireyleri arasındaki taşınmaz devirleri, banka transferleri ve kayıtlı mali durumla mal varlıkları arasındaki uyum üzerinde duruldu.
DÖRT İSİMDE TOPLAM 1818 TAPU İŞLEM KAYDI
MASAK raporunda yer alan TAKBİS kayıtları dikkat çekici bir tablo ortaya koydu.
Rapora göre Alihan Kuriş'in annesi Ayşe Gülderen Denizolgun Kuriş adına 646, babaannesi Nevin Kuriş adına 539, babası Mahmut Sabri Kuriş adına 207, eşi Seda Kuriş'in babası Mustafa Kösemusul adına ise 426 gayrimenkul işlem kaydı tespit edildi.
Bu dört kişinin kayıtları toplandığında sayı 1818 tapu işlemine ulaşıyor.
Ancak bu rakam 1818 ayrı gayrimenkul bulunduğu anlamına gelmiyor. TAKBİS kayıtları satış ve alımların yanı sıra miras intikali, ifraz, tevhit, cins değişikliği, kat irtifakı ve çeşitli mülkiyet işlemlerini de kapsıyor.
646 İŞLEMDE ÇOK SAYIDA TAŞINMAZ TÜRÜ
Alihan Kuriş'in annesi Ayşe Gülderen Denizolgun Kuriş'e ilişkin 646 işlem kaydında yalnızca konut ve arsalar bulunmuyor.
MASAK raporuna yansıyan kayıtlarda büro, dükkân, imalathane, kahvehane, lokanta, mesken, zeytinli tarla, kuyulu tarla ve farklı nitelikte arsalar bulunuyor.
Bazı taşınmazların aile üyelerinden geçtiği, bazılarının ise üçüncü kişilere veya şirketlere devredildiği kayıtlara yansıdı.
Raporda bazı taşınmazlar üzerindeki haciz ve tedbir kayıtlarına da dikkat çekildi.
KARDEŞİN BANKA HAREKETLERİ DE İNCELENDİ
MASAK'ın incelemesinde Alihan Kuriş'in kardeşi Hilmi Tuna Kuriş'in taşınmaz ve banka hareketlerine de yer verildi.
Özellikle 2024-2026 dönemindeki miras, satış ve mülkiyet işlemleri incelenirken, banka transferlerinin on milyonlarca liraya ulaştığı raporda kaydedildi.
Bazı taşınmazlarda icrai haciz, ihtiyati tedbir ve el koyma kararlarının bulunduğu da rapora yansıdı.
Miras yoluyla edinilen varlıkların daha sonra gerçekleştirilen devirleri ile banka hesaplarındaki para hareketlerinin birlikte değerlendirilmesinin önem taşıdığı belirtildi.
TAŞINMAZLAR İKİ KUŞAK BOYUNCA EL DEĞİŞTİRDİ
Raporda Kuriş ailesindeki miras hareketleri de ayrıntılı şekilde ele alındı.
Alihan Kuriş'in 2022 yılında hayatını kaybeden babaannesi Nevin Kuriş'ten çok sayıda taşınmazın mirasçılara geçtiği, bunların bir bölümünün Mahmut Sabri Kuriş'e intikal ettiği kaydedildi.
Mahmut Sabri Kuriş'in 2024'te hayatını kaybetmesinin ardından söz konusu mal varlıklarının bir bölümünün Alihan Kuriş ve kardeşi Hilmi Tuna Kuriş'in de aralarında bulunduğu mirasçılara geçtiği belirtildi.
MASAK raporunda bu taşınmazların hangilerinin miras, hangilerinin bedelli satış yoluyla devredildiği ve satış söz konusuysa bedellerin banka kayıtlarına yansıyıp yansımadığının incelenmesinin önemine işaret edildi.
2,4 MİLYON LİRALIK PARA AYNI GÜN OTOMOTİV ŞİRKETİNE GİTTİ
Raporda Alihan Kuriş'in eşi Seda Kuriş'in banka hareketleriyle ilgili de dikkat çeken bir işlem bulunuyor.
Banka kayıtlarına göre 5 Eylül 2023 tarihinde Mehmet Özmen isimli kişiden Seda Kuriş'in hesabına 2 milyon 406 bin 650 lira gönderildi.
Aynı gün bu paranın 2 milyon 406 bin 344 lirası Mercedes-Benz Otomotiv Ticaret ve Hizmetler AŞ'ye aktarıldı.
Raporda yaklaşık 2,4 milyon liralık tutarın üçüncü bir kişiden gelmesi nedeniyle para transferinin tarafları arasındaki hukuki veya ticari ilişkinin açıklığa kavuşturulması gerektiği değerlendirmesine yer verildi.
KAYINPEDERİN KAYITLARINDA 426 İŞLEM
Seda Kuriş'in babası Mustafa Kösemusul'un TAKBİS kayıtları da MASAK incelemesinde yer aldı.
Rapora göre Kösemusul adına halen üç taşınmaz bulunmasına rağmen geçmiş kayıtlarında 426 ayrı gayrimenkul alış ve satış işlemi görüldü.
Raporda Kösemusul'un geçmiş banka hareketleri, şirket ortaklıkları ve yöneticilikleriyle birlikte söz konusu tapu işlemlerinin ekonomik gerekçelerinin ve alış-satış bedellerinin banka kayıtlarıyla karşılaştırılması gerektiği belirtildi.
BANKA İŞLEM HACMİNDE YAKLAŞIK 5 KAT ARTIŞ
MASAK raporunda Seda Kuriş'in kardeşi Ayşe Nur Bedir'in banka hareketlerine ilişkin tespitler de bulunuyor.
Bedir'in bankacılık işlem hacminin 2023 yılında önceki yıllara göre yaklaşık 5 kat arttığı kaydedildi.
Aynı kişinin üzerine beş tarla ile iki aracın kayıtlı olduğu ve iki şirkette ortaklığının bulunduğu rapora yansıdı.
MASAK, taşınmaz ve araç edinimleriyle banka hesaplarındaki hareket artışının birlikte incelenmesi gerektiği değerlendirmesinde bulundu.
ÜZERİNE MAL VARLIĞI KAYITLI DEĞİL, HESAPLARINDA 5,5 MİLYON LİRAYI AŞAN GİRİŞ
Rapordaki dikkat çekici bölümlerden biri de Seda Kuriş'in annesi Zeynep Kösemusul'a ilişkin banka kayıtları oldu.
Rapora göre adına şirket ortaklığı, araç veya gayrimenkul kaydı bulunmayan Kösemusul'un 2016-2026 dönemindeki banka hesaplarında 5 milyon 550 bin liranın üzerinde para girişi, yaklaşık 3 milyon 800 bin lira para çıkışı tespit edildi.
MASAK raporunda söz konusu para hareketlerinin kaynağı ile aile bireyleri arasındaki transferlerin ekonomik faaliyetlerle uyumunun açıklığa kavuşturulması gereken konular arasında olduğu ifade edildi.
MASAK ÜÇ ANA BAŞLIĞA ODAKLANDI
Raporda aile ve yakın çevrenin mali hareketleri birlikte değerlendirildiğinde üç başlık öne çıktı:
Yüksek sayıdaki tapu işlem kayıtları, kuşaklar arasında gerçekleşen taşınmaz devirleri ve taşınmaz/araç edinimleriyle aynı dönemlere denk gelen banka hareketleri.
Soruşturma kapsamında taşınmazların gerçek satış bedelleri, bu bedellerin banka sistemine yansıyıp yansımadığı, birbirine yakın tarihlerde yapılan tapu işlemleri, araçların finansman kaynakları ve kişilerin kayıtlı gelirleriyle mal varlıkları arasındaki uyumun incelendiği belirtildi.
SORUŞTURMA DEVAM EDİYOR
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında 13 Ağustos'ta 17 ilde eş zamanlı operasyon gerçekleştirilmişti.
Operasyonda, aralarında Alihan Kuriş'in de bulunduğu 49 şüpheliden 30'u gözaltına alınmış, Alihan Kuriş ile bazı şüpheliler hakkında tutuklama kararı verilmişti.
Soruşturma kapsamında şüphelilere “suç örgütü kurma ve yönetme”, “suç örgütüne üye olma”, “suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama”, “kamu kurum ve kuruluşları zararına dolandırıcılık” ve “Vergi Usul Kanunu'na muhalefet” suçlamaları yöneltiliyor.
Soruşturma ve yargı süreci devam ederken, MASAK raporunda yer alan mali tespitlerin hukuki değerlendirmesi yetkili yargı mercileri tarafından yapılacak.
Nafakada Yeni Dönem Hazırlığı: Süresiz Nafaka Yerine Evlilik Süresine Göre Model
Türkiye’de uzun süredir tartışılan süresiz yoksulluk nafakasına ilişkin yeni bir model üzerinde çalışılıyor. Kamuoyuna yansıyan taslak düzenlemeye göre nafakanın evlilik süresi dikkate alınarak belirlenmesi, kısa süreli evliliklerde ise 5 yıllık asgari sürenin esas alınması gündemde. Çalışmada hâkime özel durumlarda nafaka süresini uzatma yetkisi verilmesi de değerlendiriliyor.
Boşanma sonrası yoksulluk nafakasına ilişkin sistemin değiştirilmesine yönelik çalışmalar yeniden gündemde. Üzerinde çalışıldığı belirtilen yeni modelde, mevcut sistemdeki süresiz nafaka uygulamasının yerine belirli süreye dayanan bir yapının getirilmesi öngörülüyor.
Ancak kamuoyuna yansıyan düzenleme henüz yürürlüğe girmiş bir kanun değil. Yeni sistemin uygulanabilmesi için düzenlemenin kanun teklifi haline gelerek TBMM’ye sunulması ve yasama sürecinin tamamlanması gerekiyor.
KISA EVLİLİKTE DE 5 YIL NAFAKA GÜNDEMDE
Taslakta dikkat çeken başlıklardan biri kısa süreli evlilikler.
Üzerinde çalışılan modele göre evlilik yalnızca 6 ay veya 1 yıl sürmüş olsa dahi yoksulluk nafakasının 5 yıldan daha kısa süreyle verilmemesi değerlendiriliyor.
Böylece 5 yılın, nafaka süresi açısından bir alt sınır olarak uygulanması gündeme geliyor.
Bu düzenlemeyle boşanma sonrasında ekonomik açıdan güçlük yaşayabilecek eşe sosyal ve ekonomik hayata yeniden uyum sağlayabilmesi için belirli bir geçiş süresi tanınması amaçlanıyor.
EVLİLİK SÜRESİNİN YARISI ESAS ALINABİLİR
Yeni sistemde nafakanın ne kadar süreyle ödeneceğinin belirlenmesinde evlilik süresinin dikkate alınması planlanıyor.
Kamuoyuna yansıyan taslağa göre hesaplamada evliliğin başladığı tarih ile boşanma davasının açıldığı tarih arasındaki süre dikkate alınacak.
Nafaka süresinin belirlenmesinde ise evlilik süresinin yarısının esas alınması üzerinde duruluyor.
Bu hesaplama sonucunda ortaya çıkan süre 5 yılın altında kalırsa asgari 5 yıllık nafaka süresinin uygulanması öngörülüyor.
HÂKİME UZATMA YETKİSİ VERİLEBİLİR
Yeni modelin dikkat çeken bir başka noktası ise 5 yıllık sürenin her durumda kesin bir bitiş tarihi olmayacak olması.
Nafaka alan kişinin ileri yaşta olması, sağlık sorunları yaşaması veya çalışma gücünü kaybetmesi gibi özel koşullarda hâkimin nafaka süresini uzatabilmesi değerlendiriliyor.
Mahkemenin karar verirken kişinin ekonomik durumunu, gelir elde etme imkânını, çalışma kapasitesini ve kendi geçimini sağlayıp sağlayamayacağını göz önünde bulundurması planlanıyor.
EK NAFAKA İÇİN 1 YILLIK SÜRE
Taslak çalışmada nafaka süresi sona ermesine rağmen ekonomik mağduriyeti devam eden kişiler için yeniden mahkemeye başvuru imkânı da bulunuyor.
Buna göre gerekli şartları taşıyan nafaka alacaklısının, nafakanın sona ermesinden itibaren 1 yıl içerisinde mahkemeye başvurarak ek süre talep edebilmesi gündemde.
Bir yıllık başvuru süresinin geçirilmesi halinde ise uzatma talebinin yapılamaması öngörülüyor.
AYLIK NAFAKA TOPLU ÖDEMEYE ÇEVRİLEBİLECEK
Çalışmada yalnızca nafakanın süresi değil, ödeme yöntemi konusunda da değişiklik yapılması değerlendiriliyor.
Başlangıçta aylık olarak ödenmesine karar verilen nafakanın, daha sonraki aşamada mahkeme kararıyla toplu ödemeye dönüştürülebilmesinin önü açılabilir.
Hâkimin böyle bir karar verirken tarafların mali durumunu, ödemenin sürdürülebilirliğini ve toplu ödemenin nafaka alacaklısı üzerindeki sonuçlarını değerlendirmesi öngörülüyor.
Böylece uygun şartların oluşması halinde boşanan eşler arasındaki yıllarca devam edebilen mali ilişkinin tek seferlik ödeme ile sona erdirilmesi mümkün olabilecek.
MAL PAYLAŞIMINDA DA SÜRE DEĞİŞİKLİĞİ GÜNDEMDE
Hazırlık yalnızca nafaka sistemiyle sınırlı değil.
Boşanmanın ardından açılan mal rejiminin tasfiyesine ilişkin davalarda uygulanan zamanaşımı süresinin de değiştirilmesi gündemde.
Mevcut durumda 10 yıl olarak uygulanan sürenin 5 yıla indirilmesi üzerinde çalışıldığı belirtiliyor.
Düzenlemenin yasalaşması halinde boşanan eşlerin katılma alacağı, değer artış payı ve mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan talepleri bakımından daha kısa sürede hukuki yollara başvurması gerekebilecek.
NAFAKA SADECE KADINLARA ÖDENMİYOR
Kamuoyunda zaman zaman yanlış bilinen bir diğer konu ise yoksulluk nafakasının yalnızca kadınların yararlanabildiği bir hak olduğu düşüncesi.
Mevcut Türk Medeni Kanunu'na göre yoksulluk nafakası cinsiyete bağlı bir hak değil. Boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek ve kusuru diğer eşten daha ağır olmayan taraf, gerekli şartların oluşması halinde nafaka talebinde bulunabiliyor.
Dolayısıyla şartları taşıyan erkek eşin de yoksulluk nafakası talep etmesi mümkün.
MEVCUT NAFAKALAR ŞİMDİLİK DEĞİŞMİYOR
Yeni düzenlemeyle ilgili en önemli ayrıntı ise çalışmaların henüz taslak aşamasında bulunması.
Kamuoyuna yansıyan 5 yıllık asgari süre, evlilik süresinin yarısı kadar nafaka, toplu ödeme ve diğer düzenlemeler bugün itibarıyla mevcut nafaka kararlarını kendiliğinden değiştirmiyor.
Düzenlemenin önce kanun teklifine dönüşmesi, TBMM’de komisyon ve Genel Kurul süreçlerinden geçmesi gerekiyor.
Teklif yasalaşırsa mevcut nafaka kararlarının yeni sistemden etkilenip etkilenmeyeceği, devam eden boşanma davalarının hangi hükümlere tabi olacağı ve geçmiş dosyalar için nasıl bir geçiş sistemi uygulanacağı kanunun kesinleşen metniyle belli olacak.
TOBB Erzurum Kadın Girişimciler Kurulu Ağustos Ayı Toplantısını TKDK’da Gerçekleştirdi
TOBB Erzurum Kadın Girişimciler Kurulu, Ağustos ayı toplantısını TKDK Erzurum İl Koordinatörlüğü’nde yaptı. Toplantıda kadın girişimcilere yönelik hibe, yatırım ve kırsal kalkınma destekleri ele alındı.
Erzurum Ticaret ve Sanayi Odası (ETSO) bünyesinde faaliyet gösteren TOBB Erzurum Kadın Girişimciler Kurulu (KGK), Ağustos ayı olağan toplantısını TKDK Erzurum İl Koordinatörlüğü ev sahipliğinde gerçekleştirdi. Toplantıda kadın girişimciliğine yönelik çalışmalar değerlendirilirken, TKDK’nın hibe ve destek programları hakkında kurul üyelerine bilgi verildi.
KADIN GİRİŞİMCİLER TKDK’DA BİR ARAYA GELDİ
TOBB Erzurum Kadın Girişimciler Kurulu (KGK), Ağustos ayı olağan toplantısını Kurul Başkanı Kübra Alioğulları başkanlığında gerçekleştirdi.
Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu (TKDK) Erzurum İl Koordinatörlüğü’nün ev sahipliğinde gerçekleştirilen toplantıda, kurulun yürüttüğü çalışmalar ve önümüzdeki döneme ilişkin faaliyetler ele alındı.
TEMMUZ AYINDA YAPILAN ÇALIŞMALAR DEĞERLENDİRİLDİ
Toplantının açılışının ardından gündem maddelerinin görüşülmesine geçildi.
Kurul üyeleri, Temmuz 2026 döneminde KGK İcra Kurulu tarafından gerçekleştirilen faaliyetleri değerlendirerek yürütülen çalışmaların sonuçları hakkında görüş alışverişinde bulundu.
Kadınların girişimcilik hayatında daha etkin rol almalarını desteklemeye yönelik gerçekleştirilen faaliyetler ve önümüzdeki dönemde atılabilecek yeni adımlar da toplantının gündeminde yer aldı.
TKDK HİBE VE DESTEKLERİ KADIN GİRİŞİMCİLERE ANLATILDI
Toplantının önemli gündem başlıklarından birini ise TKDK tarafından yatırımcılara sağlanan hibe ve destek programları oluşturdu.
TKDK yetkilileri tarafından kurul üyelerine; tarım, kırsal kalkınma ve üretime yönelik yatırım olanakları hakkında kapsamlı bir bilgilendirme yapıldı.
Sunumda özellikle kadın girişimcilere yönelik avantajlar, uygulanabilecek hibe oranları ve proje başvuru süreçlerine ilişkin detaylar aktarıldı.
KADIN GİRİŞİMCİLİĞİNİN GELİŞTİRİLMESİ İÇİN GÖRÜŞ ALIŞVERİŞİ
Toplantıda TKDK desteklerinden kadın girişimcilerin daha etkin şekilde yararlanabilmesi ve Erzurum’da kadın girişimciliğinin geliştirilmesine yönelik yapılabilecek çalışmalar konusunda karşılıklı görüş alışverişinde bulunuldu.
TOBB Erzurum Kadın Girişimciler Kurulu’nun Ağustos ayı olağan toplantısı, değerlendirmelerin ardından sona erdi.
Avcılar Belediyesi'nin Futbol Turnuvasında Yarı Final Heyecanı
Avcılar Belediyesi Gençlik ve Spor Müdürlüğü tarafından düzenlenen Mahalleler Arası Futbol Turnuvasında yarı finale yükselen takımlar belli oldu.
Avcılar Belediyesi Gençlik ve Spor Müdürlüğü tarafından düzenlenen Mahalleler Arası Futbol Turnuvasında yarı finale yükselen takımlar belli oldu. İlçenin farklı mahallelerinden 12 takımın katıldığı organizasyonda Üniversite, Firuzköy, Mustafa Kemal Paşa, Gümüşpala ve Yeşilkent mahallelerinden sporcular şampiyonluk için mücadele etti.
12 TAKIM ŞAMPİYONLUK İÇİN SAHAYA ÇIKTI
Avcılar Belediyesi Atatürk Stadyumu’nda oynanan karşılaşmalarda takımlar, grup ve eleme müsabakalarında üst tura yükselmek için mücadele etti. Karşılaşmaların tamamlanmasıyla birlikte turnuvanın son dört takımı da netleşti.
Farklı mahallelerden sporcuları aynı organizasyonda buluşturan turnuva, ilçedeki futbol heyecanını da sahaya taşıdı. Avcılar Belediyesi’nin düzenlediği organizasyon, sporculara mücadele etme ve yeteneklerini sergileme fırsatı sundu.
YARI FİNAL HEYECANI
Turnuvada yarı finale yükselen ekipler Ateşoğlu Spor, Avcılar Balkan Spor, Trafo Spor ve Avcılar Murat Kölük Devlet Hastanesi oldu.
Dört takım, finale yükselmek için yarı final mücadelesini verirken, turnuvada finale çıkacak iki takım belli oldu.
ŞAMPİYONLUK İÇİN SON VİRAJ
Turnuvada yarı final karşılaşmalarının tamamlanmasının ardından finale yükselen takımlar da belli oldu. Rakiplerini mağlup eden Avcılar Balkan Spor ve Ateşoğlu Spor, şampiyonluk kupası için finalde karşı karşıya gelecek.
Avcılar Belediyesi, ilçede sporun daha geniş kesimlere ulaşması ve amatör sporcuların desteklenmesi amacıyla sportif organizasyonlara ev sahipliği yapmayı sürdürüyor. Turnuva kapsamında bir araya gelen takımlar, hem rekabet hem de sporun kent yaşamındaki buluşturucu yönünü sahaya yansıttı.
Şampiyonluk için son iki takımın kaldığı turnuvada gözler artık final karşılaşmasına çevrildi. Avcılar Balkan Spor ile Ateşoğlu Spor’un mücadele edeceği final maçının ardından şampiyon takım belli olacak. Dereceye giren takımlara kupa ve madalyaları takdim edilecek.
Teoman Mutlu: “Siyasi Partiler Temiz, Güvenilir ve Donanımlı Olmalıdır”
Yerli ve Milli Parti Genel Başkanı Teoman Mutlu, siyasi partilerde dürüstlük, liyakat ve şeffaflık çağrısı yaptı. Mutlu, Siyasi Partiler Kanunu ve seçim mevzuatının yeniden ele alınmasını istedi.
Yerli ve Milli Parti Genel Başkanı Teoman Mutlu, Türkiye’de siyasi partilerin demokrasinin temel unsurlarından biri olduğunu belirterek dürüstlük, liyakat ve şeffaflık vurgusu yaptı. Siyasi partiler hakkındaki iddia ve suçlamaların somut deliller ve hukuk çerçevesinde ele alınması gerektiğini söyleyen Mutlu, Siyasi Partiler Kanunu ve seçim mevzuatının da yeniden değerlendirilmesi çağrısında bulundu.
“SİYASİ PARTİLER DEMOKRASİNİN TEMELİDİR”
Yerli ve Milli Parti Genel Başkanı Teoman Mutlu, siyasi partilerin seçim sistemi ve devlet yönetimindeki rolüne ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Siyasi partilerin demokrasinin işleyişinde önemli bir yere sahip olduğunu belirten Mutlu, parti kadrolarının dürüst, liyakatli ve donanımlı kişilerden oluşması gerektiğini söyledi.
Mutlu, şu ifadeleri kullandı:
“Parti olmazsa seçim olmaz. Ciddi bir siyasi parti, insan yetiştiren bir okuldur. Devleti seçimi kazanan parti yönetiyor, Cumhurbaşkanı da partinin içinden çıkıyor. O hâlde iktidarıyla muhalefetiyle siyasi partilerin üzerine titremek ve temiz kalmaları için gayret göstermek gerekir.”
TEOMAN MUTLU’DAN LİYAKAT VE DÜRÜSTLÜK VURGUSU
Yerli ve Milli Parti’de bu anlayış doğrultusunda hareket ettiklerini ifade eden Mutlu, parti kadrolarının niteliğine önem verdiklerini belirtti.
Mutlu, “Parti mensuplarımızın temiz, dürüst ve mutlaka donanımlı olması için çalışıyorum. Çok şükür ülkeme tertemiz bir parti kazandırdım. Kendi evimin önünü temiz tutuyorum.” dedi.
“BÜTÜN PARTİLER ŞAİBEDEN UZAK OLMALIDIR”
Siyasi etik ve kamuoyu güveninin yalnızca tek bir partinin meselesi olarak değerlendirilemeyeceğini savunan Mutlu, Türkiye’de faaliyet gösteren bütün siyasi partilerin şeffaflık konusunda hassas davranması gerektiğini söyledi.
CHP hakkında kamuoyuna yansıyan iddialara da değinen Mutlu, şu değerlendirmede bulundu:
“Devleti kuran bir parti olarak CHP’nin de hakkında ortaya atılan iddiaları açıklığa kavuşturması, temiz ve güvenilir bir yapıyı koruması hepimizi ilgilendirir.”
Mutlu, farklı siyasi partiler hakkında çeşitli yapı veya gruplarla ilişkilere yönelik iddiaların zaman zaman gündeme gelebileceğini belirterek bu tür suçlamaların söylentiler üzerinden değil, somut deliller ve hukuk çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini savundu.
“İnsanın olduğu her yerde problem olabilir, menfaat insanları şaşırtabilir. Yöneticilerin görevi buna karşı dikkatli olmak ve partilerinin itibarını korumaktır.” ifadelerini kullandı.
“CİDDİ SUÇLAMALAR KARŞISINDA HUKUKİ YOLLARA BAŞVURULMALI”
Siyasi partilere yönelik ciddi iddiaların cevapsız bırakılmaması gerektiğini söyleyen Mutlu, parti yöneticilerinin gerektiğinde hukuki yollara başvurması gerektiğini belirtti.
Mutlu, “Bir partiye karşı en küçük ciddi suçlama varsa genel başkanların ve yöneticilerin hukuk yoluna başvurması gerekir. Aksi hâlde parti durup dururken şaibe altında kalabilir.” dedi.
Siyasi tartışmaların itham ve söylentiler yerine hukuk, belge ve somut veriler üzerinden yürütülmesi gerektiğini ifade etti.
SİYASİ PARTİLER KANUNU VE SEÇİM MEVZUATI İÇİN DEĞİŞİKLİK ÇAĞRISI
Teoman Mutlu, Türkiye’deki siyasi parti sisteminin hukuki altyapısının da yeniden ele alınması gerektiğini savundu.
Siyasi Partiler Kanunu ve seçim mevzuatında değişiklik yapılması yönündeki çağrısını yineleyen Mutlu, Türkiye’de çok sayıda siyasi parti bulunmasına rağmen bunların yalnızca bir bölümünün seçimlere katılma yeterliliğine sahip olduğunu söyledi.
Mutlu, “Türkiye’de çok sayıda siyasi parti var ancak bunların yalnızca bir bölümü seçimlere katılma yeterliliğine sahip. Geri kalanların önemli bir kısmı fiilen sınırlı bir örgütlenmeyle varlık gösteriyor. Bu da siyasette ciddi bir dağınıklık oluşturuyor.” ifadelerini kullandı.
Yetkili kurumlara çağrıda bulunan Mutlu, siyasi parti sisteminin daha şeffaf, sağlıklı ve işlevsel hale getirilmesine yönelik düzenlemelerin gündeme alınması gerektiğini savundu.
“DEMOKRASİ GÜÇLÜ OLACAKSA SİYASİ PARTİLER DE GÜÇLÜ OLMALI”
Mutlu, açıklamasını siyasi partilerde güven ve liyakat vurgusuyla tamamladı:
“Demokrasi güçlü olacaksa siyasi partiler de güçlü, temiz, donanımlı ve güvenilir olmak zorundadır. Biz kendi sorumluluğumuzu yerine getirirken bütün siyasi partilerin de aynı hassasiyeti göstermesini bekliyoruz.”
Cumhuriyet Kent Meydanı, Tarih, Kültür Ve Sosyal Yaşamın Yeni Buluşma Noktası Olacak
İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve Büyükçekmece Belediyesi işbirliğiyle yapımı tamamlanan Türkiye'nin en büyük kent meydanlarından Cumhuriyet Kent Meydanı, 80 bin metrekarelik alanıyla kentin sosyal ve kültürel yaşamına farklı bir zenginlik katacak.
30 Ağustos Pazar günü düzenlenecek olan etkinliklerle açılışının gerçekleştirileceği Cumhuriyet Kent Meydanı, Büyükçekmece Belediye Binası, Ulusal Bağımsızlık ve Kuruluş Müzesi, Atatürk Evi, Kıyı Marina gibi, tarihi, sosyal ve kültürel eserleri bünyesinde barındırıyor.
Başkan Akgün'ün vizyon projelerinden
Büyükçekmece Belediyesi'ne yönelik düzenlenen operasyon kapsamında Silivri Marmara Cezaevi'nde tutuklu bulunan Büyükçekmece Belediye Başkanı Dr. Hasan Akgün'ün, vizyon projelerinden olan Cumhuriyet Kent Meydanı projesi hayata geçiyor. Büyükçekmece'nin ve Cumhuriyetin kimliğini yansıtan eserlerin bir arada bulunduğu meydan projesi, İstanbul Büyükşehir Belediyesi işbirliğiyle tamamlandı. Cumhuriyet Kent Meydanı, 30 Ağustos Zafer Bayramı gibi anlamlı bir tarihte görkemli bir törenle açılacak. Zafer Bayramı'nın 104'üncü yıl kutlamalarıyla görkemli bir şölene dönüşecek olan açılış etkinliklerinde sevilen sanatçı Melek Mosso konser verecek. 30 Ağustos Pazar günü, Zafer Bayramı'nın 104'üncü yılı coşkuyla kutlanırken, Cumhuriyet Kent Meydanı gibi eşsiz bir proje kentin halkının hizmetine açılacak.
Meydan açık hava müzesi deneyimi sunacak
Sahip olduğu eserler ve sosyal yaşam alanlarıyla geçmiş ile bugün arasında bir kültür köprüsü oluşturan Cumhuriyet Kent Meydanı, ulusal ve uluslararası etkinliklerde de kentin yeni buluşma noktası olacak. Kent yaşamının kalbinin attığı meydan, yalnızca insanların bir araya geldiği bir buluşma noktası olmanın ötesine geçerek, kültür, sanat ve turizmin önemli merkezlerinden biri haline geliyor. Tarihi ve kültürel değerleriyle kentin geçmişine ışık tutan meydan; sanat eserleri, mimari dokusu, sosyal donatı alanları ve çevresindeki müzeler, yürüyüş yolları ile adeta açık hava müzesi deneyimi sunacak.
Sanat eserleriyle açık hava sergisine dönüşecek
27 yıldır aralıksız devam eden, Uluslararası İstanbul Büyükçekmece Kültür ve Sanat Festivali kapsamında gerçekleşen Uluslararası Heykel Sempozyumu'na katılan dünyanın tanınmış heykeltraşların eserlerinin de sergilendiği meydan, kentin tarihini ve kültürel birikimini görünür kılarken, düzenlenen kültür-sanat etkinlikleri de meydanın canlılığını artırıyor. Sergilerden konserlere, kültürel buluşmalardan çeşitli etkinliklere kadar farklı organizasyonlara ev sahipliği yapması planlanan alan, her yaştan insan için yaşayan bir kültür platformu niteliği taşıyor.
Yatçılık sektörü ve turizm açısından meydanı önemli bir çekim merkezi
Ayrıca Cumhuriyet Kent Meydanı, dünyanın en bilindik 7 şehrinin mimari özelliğini bünyesinde barındıran bin yat kapasiteli Kıyı Marina'ya yürüme mesafesinde. Yatçılık sektörü ve turizm açısından meydanı önemli bir çekim merkezi haline getirecek olan marina bünyesinde barındırdığı alışveriş, eğlence, yeme – içme mekanlarıyla Büyükçekmece'ye artı değer katacak. Meydanın çevresindeki tarihi yapılar, müzeler, sanat alanları ve sosyal mekânlarla bütünleşmesi, bölgenin turizm potansiyelini daha da güçlendiriyor.
Gündüz ayrı, akşam ayrı bir atmosfere bürünüyor
Gündüzü ayrı, akşamı ayrı bir atmosfere bürünen meydan; ışıklandırması, mimarisi ve hareketli sosyal yaşamıyla kentin cazibe merkezlerinden biri olarak öne çıkacak. Vatandaşların dinlenip vakit geçirdiği, sanatseverlerin eserlerle buluştuğu ve turistlerin şehri keşfetmeye başladığı meydan, kentin kültürel vitrini olma özelliğini taşıyor. Ayrıca yer altı otoparkı da, bölgenin otopark ihtiyacını karşılamak için modern bir yer altı otoparkı olarak hizmet verecek.
İstanbul’da Okul Servis Ücretleri Cep Yakacak: Yıllık 93 Bin Tl’yi Aşıyor!
İstanbul okul servis ücretleri 2026-2027 tarifesi belli oldu. Yüzde 10 zam sonrası 0-1 km servis ücreti 39.970 TL, 23-25 km ücreti 93.610 TL oldu. İşte kilometreye göre yeni servis fiyatları.
2026-2027 eğitim öğretim yılı öncesinde İstanbul’da okul servis ücretleri yeniden gündemde. Yeni tarifeyle servis ücretlerine yüzde 10 zam yapılırken, en kısa mesafenin yıllık bedeli 39 bin 970 TL’ye, 23-25 kilometrelik mesafenin ücreti ise 93 bin 610 TL’ye yükseldi. İşte İstanbul’da kilometre kilometre yeni okul servis ücretleri…
Yeni eğitim öğretim yılının başlamasına sayılı günler kala velilerin okul masrafları da netleşmeye başladı. Kırtasiye, forma ve diğer eğitim giderlerinin yanı sıra İstanbul’da servis kullanacak öğrencilerin ailelerini ciddi bir ulaşım maliyeti bekliyor.
2026-2027 eğitim öğretim dönemi için İstanbul okul servis ücretlerine yüzde 10 zam yapıldı.
Yeni tarifede ödenecek tutar öğrencinin evi ile okulu arasındaki mesafeye göre belirleniyor.
EN KISA MESAFE BİLE YILLIK 39 BİN 970 TL
İstanbul'da yeni tarifeye göre 0-1 kilometre arasındaki en kısa mesafenin yıllık okul servis ücreti 39 bin 970 TL olarak belirlendi.
1-3 kilometre arasında servis kullanacak bir öğrenci için yıllık ücret 42 bin 804 TL, 3-5 kilometre arasındaki mesafede ise 46 bin 124 TL olacak.
5-7 kilometrelik mesafenin yıllık servis bedeli de 48 bin 98 TL’ye ulaştı.
UZAK MESAFEDE FATURA 93 BİN TL’Yİ GEÇİYOR
Ev ile okul arasındaki mesafe arttıkça ailelerin ödeyeceği servis ücreti de önemli ölçüde yükseliyor.
21-23 kilometre arasındaki bir güzergâh için belirlenen yıllık ücret 90 bin 112 TL olurken, 23-25 kilometre arasındaki mesafede servis bedeli 93 bin 610 TL’ye çıkıyor.
Böylece uzun mesafede okul servisi kullanan bir öğrencinin ailesinin yalnızca ulaşım için ödeyeceği yıllık tutar 90 bin TL sınırını aşmış oldu.
İSTANBUL OKUL SERVİS ÜCRETLERİ 2026-2027
Yeni eğitim öğretim döneminde açıklanan tarifedeki bazı mesafe ve yıllık ücretler şöyle:
0-1 kilometre: 39.970 TL
1-3 kilometre: 42.804 TL
3-5 kilometre: 46.124 TL
5-7 kilometre: 48.098 TL
21-23 kilometre: 90.112 TL
23-25 kilometre: 93.610 TL
SERVİS ÜCRETİ MESAFEYE GÖRE DEĞİŞİYOR
Velilerin ödeyeceği okul servis bedeli, öğrencinin ikamet adresi ile okulu arasındaki mesafeye göre hesaplanıyor. Bu nedenle farklı kilometre dilimlerinde farklı yıllık ücretler uygulanıyor.
Yeni tarifeyle birlikte en kısa mesafe ile 23-25 kilometrelik mesafe arasında yıllık 53 bin 640 TL fark oluşuyor.
YENİ EĞİTİM DÖNEMİ AİLE BÜTÇESİNİ ZORLAYACAK
Servis ücretlerinin yanı sıra kırtasiye, okul ihtiyaçları ve diğer eğitim harcamaları da düşünüldüğünde, 2026-2027 eğitim öğretim yılı öncesinde ailelerin eğitim bütçesi yeniden önemli gündem maddelerinden biri haline geldi.
İstanbul’da en kısa mesafede dahi yıllık servis ücretinin yaklaşık 40 bin TL’ye ulaşması, özellikle birden fazla öğrencisi bulunan aileler açısından okul ulaşım maliyetini daha da önemli hale getiriyor.
İlk Yorum yapan siz olun!