CHP Genel Başkanı Özgür Özel, “Onlar devletin genleri ile oynadılar. Şimdi devletin başı, bulunduğu makam öyle, yürütmenin başı; efendim bir terör saldırısı olmuş, kime telefon açmış, kime telefon açmamış. Onun tartışması sürüyor… Siz eğer yürütmenin başı olarak, iktidarın sahibi olarak verilen sorumluluğu yerine getirirseniz ana muhalefet partisi karşınıza geçer, ‘bir kalp gibi birlikte olmanın, birlikte çalışmanın sorumluluğunu hissettik’ der. Ama siz eğer bu gelenekleri terk ederseniz, bilgi ver dediğinizde ‘Kim oluyorsun sen, sana ne bilgi vereceğiz’ derseniz, CHP’nin taleplerini ötekileştirirseniz, siz eğer benzer 9 şehidimizin, yeniden şehitlerimizin geldiği gecede bu sefer bazı liderlere telefon açıp bazı liderleri aramamaya kalkarsanız siz her şey olabilmişsiniz demektir ama devlet adamı, insanı olamamışsınız demektir” dedi.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, “Onlar devletin genleri ile oynadılar. Şimdi devletin başı, bulunduğu makam öyle, yürütmenin başı; efendim bir terör saldırısı olmuş, kime telefon açmış, kime telefon açmamış. Onun tartışması sürüyor… Siz eğer yürütmenin başı olarak, iktidarın sahibi olarak verilen sorumluluğu yerine getirirseniz ana muhalefet partisi karşınıza geçer, ‘bir kalp gibi birlikte olmanın, birlikte çalışmanın sorumluluğunu hissettik’ der. Ama siz eğer bu gelenekleri terk ederseniz, bilgi ver dediğinizde ‘Kim oluyorsun sen, sana ne bilgi vereceğiz’ derseniz, CHP’nin taleplerini ötekileştirirseniz, siz eğer benzer 9 şehidimizin, yeniden şehitlerimizin geldiği gecede bu sefer bazı liderlere telefon açıp bazı liderleri aramamaya kalkarsanız siz her şey olabilmişsiniz demektir ama devlet adamı, insanı olamamışsınız demektir” dedi.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, bugün TBMM’de; partisinin Grup Toplantısı’nda konuştu. Grup Toplantısı’nda önce, CHP Grup Başkanvekili Ali Mahir Başarır’ın çağrısı ile başta Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere tüm şehitler için bir dakikalık saygı duruşu yapıldı.
CHP Genel Başkanı Özel daha sora; Zonguldak Gökçebey Belediye Başkanı Vedat Öztürk ve Çanakkale Eceabat Belediye Başkanı Saim Zileli’ye CHP rozeti taktı.
Özel, “Çok acılı ve üzüntülü bir günde ailemize katıldınız ama buğundan sonraki süreçte sizin hizmet ettiğiniz güzel içlerimizin hem Zonguldak hem Çanakkale’mizin, hem 81 ilimizin böyle acıları değil güzel günleri yaşadığı yarınlarda milletimize, devletimize, ülkemize en güzel hizmetleri etmenizi bekliyoruz. CHP ailesine, baba ocağına hoş geldiniz” dedi.
CHP Genel Başkanı Özel, gündemdeki konulara ilişkin şunları söyledi:
“Zor günlerden, acılı günlerden geçiyoruz. Ekonomik, hukuki, demokratik, diplomatik açıdan ve güvenlik politikaları açısından 86 milyon vatandaşımızın zorlandığı, üzüldüğü, kahrolduğu şekilde kötü yönetiliyoruz. Cuma günü akşam saatlerinde, daha 3 hafta önce bile olmadan, 20 gün önce üst üste aldığımız şehit haberlerinden, 12 vatan evladımızı kaybettiğimizin acısı yüreklerimizi yakarken bu sefer yine aynı rakımda, aynı üst bölgesinden bu kez 9 askerimizin, 9 vatan evladımızın şehitlik haberini aldık.
Üsteğmenimiz Gökhan Delen, uzman çavuşlarımız Serkan Sayın, Hakan Gün, Ahmet Köroğlu, sözleşmeli erlerimiz Müslüm Özdemir, Kemal Batur, Emrullah Gülmez, Murat Atar ve Muhammed Tunahan Evcin… Bizler evlerimizde rahat uyuyalım diye, şanlı bayrağımız dalgalansın diye görev yaparken hayatlarını kaybettiler. Şehitlerimize bir kez daha Allah’tan rahmet diliyoruz, acılı ailelerine, milletimize, ülkemize, Türk Silahlı Kuvvetleri’ne bir kez daha başsağlığı dileklerimizi iletiyorum.
“BİR EKSİK VARSA GİDERECEKSİNİZ Kİ BİR SONRAKİ SEFER AYNI ACI HABERLERİ ALMAYALIM”
Son 1 ayda 25 askerimizden 23’ü Pençe-Kilit operasyon bölgesinde hayatını kaybetti, son 3 ayda rakımı, koordinatı aynı olan, ben tekrar etmek istemiyorum, üst bölgemizde tam 19 Mehmetçiğimizi kaybettik. Her şehit haberinden sonra aynı ezberi tekrarlayanlar yine aynı ezberi tekrar etmeye, bizi de peşlerine takılmaya, susmaya, sorumluluklarını hatırlatmamaya, onlardan hesap sormamaya davet ettiler. Biz eğer bir ülkede kötü giden bir şey varsa… Ekonomi kötü yönetilir fiyatlar artıyorsa eleştirirsiniz. Dış politika kötü yönetilir yalnızlaşırsınız eleştirirsiniz. İç işlerinde aksaklık vardır, asayiş zafiyeti vardır. Eleştirirsiniz. Ama birileri bir kararı verir, tartışmayın der, sonra oradan sürekli şehit haberleri gelir. Tartışmayın. Şehit haberleri gelir tartışmayın. Evlatlarımızın kanı yerde kalmayacak derler ama evlatlarımızın kanı üzerine başka evlatlarımızın kanı akar. ‘Evlatlarımızın kanı yerde kalmayacak, siz konuşmayın.’ Biz konuşacağız ki, bundan sonra evlatlarımızın kanı yerde kalmayacak değil evlatlarımızın kanı akmayacak, biz bunun için konuşuyor ve itiraz ediyoruz.
Geçen sefer beylerin ezberini bozduk, dedik ki ‘Eğer siz gelip de burada neden sürekli geçici üst bölgelerinde, kar yağdıktan sonra orada güvenliğin sağlanıp sağlanmadığı önceden hesaplanmadan, eğer o geçici üst bölgesini koruya bileceksek kalma kararı alarak, koruyamayacaksak usulüne uygun olarak orası boşaltılıp zamanı gelince tekrar oraya gidilmesi gibi benimsenmiş bir askeri taktik varken bu kararları kim aldı? Niye inat ediyor? Sürekli aynı şekilde şehit veriyoruz. Bunu gelip burada cevaplayacaksınız.’ Sorularımıza yanıt vereceksiniz, bir eksik varsa gidereceksiniz ki bir sonraki sefer aynı acı haberleri almayalım.’ Dediler ki ‘Biz bilgi vermeye gelmeyiz.
Dediler ki… ‘İşte kâğıt, işte kalem. Bizim yanımızda bildiriye imza atacaksın.’ Dedik ki ‘Sorumluluğunuzu sizinle paylaşmayız. Bu sorulara cevap verilmeden sorumlularla aynı A4’te buluşmayız.’ İtiraz ettik. Kendi bildirgemizi yayınladık. Onlar kınıyorlardı, biz PKK’yı lanetledik. Onlardan çok daha net ve sert hem hesap soran hem de yol gösteren bildirgemizi açıkladık. Yokmuş gibi yaptılar. Çünkü onlar için terörü kınamanın kıymeti yok, yanlarında durmanızın kıymeti var. Onlar için doğruları söylemenizin kıymeti yok, arkalarına dizilmenizin kıymeti var. Onlar için şehitlerimiz gelmesin diye birlik, beraberlik içinde olmak için doğruları savunmanın kıymeti yok, onların iktidarını sarsmamanızın kıymeti var. Biz o gün itiraz ettik. Manşetlerden bildirgemizi görmediler. PKK dediğimiz halde Tayyip Erdoğan diyemediği halde, ‘PKK demedi’ dediler. Provokasyon yapıp şehit cenazelerine kendi militanlarını götürüp sözde bizi protesto etmeye kalktılar. Bir adım geri atmadık. Durduğumuz yerde durduk, sorulara cevap alamadık ama sorumluluğu da paylaşmadık.
“İYİ PARTİ’NİN DE BU SORUNLU ADALET VE KALKINMA PARTİSİ’NDEN AYRIŞARAK KENDİ BİLDİRGELERİNİ İMZALAMASINI ÜMİT EDİYORUZ”
Maalesef cuma akşamı 9 eve daha ateş düştü. Aynı bölge, aynı üstü, aynı zafiyet, aynı hatalar ve yeni şehitler. Sonra yine çıkmışlar, dediler ki ‘Bir kez daha kınama yayınlayalım.’. Doğrudan dedik ‘Biz artık orada yokuz, tavrımız değişmez.’ Bakın şimdi ne oluyor? Bugün 2 bakan o gelmedikleri Meclis’e bugün geliyor, vermedikleri beyanatı, bilgiyi veriyorlar. Meclis’in karşısına çıkıyorlar ve bekliyoruz ki sorularımızı yanıtlayacaklar.
CHP’ye imza atmadı diye ‘Vatan haini’ diyebilecek tıynettekiler uzaklardan iyi dinlesin. Bu salon nerede durdu, nasıl durdu, nasıl o gün birlik ve beraberlik içinde o gün ortak tavrın arkasında durdu, bugün ne oluyor? O gün biz imza atmadık. Bugün Meclis Başkanı yine bir bildirge kaleme almış, yine bütün partilere yollamış. İmzalayanlar var, CHP imzalamadı. Bu kez Saadet, Gelecek, DEVA, Demokrat Parti imzalamadı. CHP kendi bildirgesini MYK’dan imzalamıştı. Grup başkanvekillerimle birlikte imzaladık, bugün Meclis Başkanlığına CHP grubunun bildirgesini de sunuyoruz. Saadet, Gelecek, DEVA, Demokrat Parti kendi bildirgelerini sunuyorlar. AK Parti, MHP ve İYİ Parti de bir başka bildirge sunuyorlar. Hepsi okunsun, oylansın. Kim nerede, nasıl duruyor, kim kimin yanında duruyor? Hepsi belli olsun. Bir tek şey söylerim, üyelerinin iyi niyetine, vatanseverliğine, Cumhuriyetçiliğine, Atatürkçülüğüne sahada hepimizin şahit olduğu, geçmişte birlikte ittifak içinde olduğumuz, AK Parti’nin ve MHP’nin yanlış politikalarına onurla itiraz eden İYİ Parti’nin de bu sorunlu Adalet ve Kalkınma Partisi’nden ayrışarak kendi bildirgelerini imzalamasını ümit ediyoruz. Aksi durum hepimizi çok üzüyor.
Eleştiri, tartışma olacak. Çünkü birilerinin rahatı bozuluyor. Huzuru bozuluyor. Provokasyon olacak. Önemli olan biz kendimizi biliyor muyuz, Atatürk’ün partisi olduğumuzu, hepsinden milliyetçi, vatansever olduğumuzu biliyor muyuz? Gerçek milliyetçiliğin şehit tabutunu tutup propaganda yapmak değil, briket evlere koca bayrak asmak değil analar ağlamasın, şehitler olmasın diye doğru, gerçek politikaları savunmanın doğru olduğunu biliyor muyuz? Biz kendimize güveniyoruz, kim ne yaparsa yapsın. Bugüne kadar ezber bozulunca bizim de okuduğumuz gazetelerde yazanlar, bazı bizim içimizdeki arkadaşlar ‘Keşke ayrılmasaydık, keşke o imzayı atsaydık. Yahu ben gideyim onlarla imza atayım.’ Kardeşim sen durduğun yerde dur, Atatürk’ün çizgisinde, baba evinde dur, CHP’de dur, gör bak nasıl zaman seni yine halkı çıkaracak.
“DEVLETİN GENLERİ İLE OYNADILAR”
Tayyip Beyin peşine takılmadık, acaba yanlış mı yaptık? Takılmayacağız, birlikte olacağız, haklı çıkacağız ve sonunda biz başaracağız. Siz başaracaksınız. CHP seçimden en çok oyu alma hesabıyla değil ama bu ülkede herkes huzurlu, eşit, zengin, acısız, ayrımsız yaşadığında, paha biçilemeyecek 2 şeyin, rengi olmayan 2 şeyin herkes kıymetine vardığında; bir anaların göz yaşının rengi olmaz, iki alın terinin rengi olmaz. Bu memleketteki bütün analar ve emekçileri CHP’nin sevgisiyle, saygısıyla kucaklıyoruz. Sizin için hep birlikte başaracağız.
Adalet ve Kalkınma Partisi sadece hayat pahalılığı yaratmadı, sadece ötekileştirerek, kutuplaştırarak toplumsal barışı zafiyete uğratmadı, sadece Türkiye’yi dış politikada yalnız ve kimsenin olması gerektiği gibi iyi ilişkiler kurduğu bir ülke haline getirerek, yalnızlaştırarak kötülük yapmadı. Onlar devletin genleri ile oynadılar.
Geldiğimiz günlerde, şimdi devletin başı, bulunduğu makam öyle, yürütmenin başı, efendim bir terör saldırısı olmuş. Kime telefon açmış, kime telefon açmamış. Onun tartışması sürüyor. Öyle ki bu ülkede savunma, güvenlik, dış politika gibi konularda hassas gelişmeler olduğunda yürütmenin başı ya da bakanları, örneğin MİT Müsteşarı, Genelkurmay Başkanı gibi üst düzey görevliler yürütme adına gider başta ana muhalefet partisi, Meclis’te bulunan partileri bilgilendirirler, ayrıca Genel Kurul’a da bilgi verirlerdi. Bakın tarihe dönüp gidelim. Kıbrıs Barış Harekatı, Ecevit kapının önüne çıkmış. Demiş ki ‘Ayşe tatile çıktı. Biz adaya sadece Türklere değil Rumlara da barış götürmek üzere barış harekatını yapıyoruz.’ Meclis’e gelmiş ve ilk önce Süleyman Demirel’in telefonu çalmış. Ardından bütün liderler, öğleden sonra Meclis olağanüstü oturuma davet edilmiş, olağanüstü oturumda Meclis Barış Harekatı için Ecevit tarafından bilgilendirilmiş. Ardından Süleyman Demirel’in açıklaması: Bugün TBMM milli meseleler karşısında Türkiye’nin güçlüklerle, zor ve çetin sorunlarla karşı karşıya kaldığı zaman nasıl bir kalp gibi hareket edilmesinin lazım geldiğinin, nasıl bir kalp gibi atması lazım geldiğinin fırsatı ile karşı karşıya bulunmaktadır.’ Siz eğer yürütmenin başı olarak, iktidarın sahibi olarak verilen sorumluluğu yerine getirirseniz ana muhalefet partisi karşınıza geçer, bir kalp gibi birlikte olmanın, birlikte çalışmanın sorumluluğunu hissettik der. Ama siz eğer bu gelenekleri terk ederseniz, bilgi ver dediğinizde ‘Kim oluyorsun sen, sana ne bilgi vereceğiz’ derseniz. CHP’nin taleplerini ötekileştirirseniz, siz eğer benzer 9 şehidimizin, yeniden şehitlerimizin geldiği gecede bu sefer bazı liderlere telefon açıp bazı liderleri aramamaya kalkarsanız siz her şey olabilmişsiniz demektir ama devlet adamı, insanı olamamışsınız demektir.
“BAZI TELEFONLARIN GELMESİ, GELMEMESİNDEN DAHA KÖTÜDÜR. GELMEYEN TELEFON İLE GURUR DUYUYORUM”
Bir şey söyleyeyim, samimiyetle, laf aramızda söyleyeyim. Bazı telefonların gelmesi, gelmemesinden daha kötüdür. Gelmeyen telefon ile gurur duyuyorum. Çünkü o telefonu açarken bu ülkenin Cumhurbaşkanı olarak, ülkenin çıkarlarını düşünerek, bütün oy veren seçmene saygı duyarak değil geleceğe dönük siyasi tahlil, tasarruf, taktiklerini düşünerek yapıyor. Recep Tayyip Erdoğan’ın gelecek tahayyülünde yer almamak CHP için onurdur.
Bugün sayın bakanlar gelecek, doğrusunu yapıyorlar. Kürsü alacaklar, orada olacağız. Orada olacağım. Dinleyeceğiz. Ama orada açık kaynaklardan edinilen bilgilerin bir tekrarını, haber bültenlerindeki konuşmaların bir özetini dinlemeye gitmiyoruz. Bunu da bilsinler. Mahremiyet derecesi yüksek bilgiler varsa kapalı oturum yapma imkanı vardır. 10 yıl tutanaklar açıklanamaz. 10 yıl süre ile kimse bu konuda ağzını açamaz. Ancak sadece eldeki bilgilerin bir tekrarı, milletin Meclis’ine şeklen saygı ama özde saygısızlık demektir.
CHP grubu olarak daha önce yazılı olarak da tekrarladığımız şu soruları bir kez de sizin huzurunuzda bilgilendirmeden 1 saat önce tekrar etmek isterim:
20 aydır Pençe- Kilit operasyonu sürüyor. Pençe- Kilit harekatının siyasi ve askeri hedefleri, bu hedeflere ulaşma durumu nedir? Bölgede terörist faaliyetlerine ilişkin istihbarat temininde zafiyet var mıdır? Teröristlerin saldırıları üs bölgelerinin mevsimsel koşullara karşı yeteli korumaya ve gerekli tahkimata sahip olmaması sebebiyle mi önlenememektedir? İnsansız hava araçlarının mevsimsel koşullar nedeniyle uçamadığı durumlarda gözetleme zafiyetini giderecek ilave tedbirler alıyor musunuz? Üs bölgelerinin termal kamera ve benzeri gözetleme sistemleri, nicelik ve nitelik olarak yeterli midir? Yetersizse neden hızla giderilmemektedir? Bu konuda TBMM’ye bir görev düşmekte midir? Özellikle altın saat olarak tabir edilen süre içinde sağlık desteği, acil tıbbi müdahale imkân ve kabiliyetleri yeterli midir? Askeri sağlık sisteminin ilga edilmesi, ortadan kaldırılması, GATA’nın kapatılması, askeri hastanelerin kapatılması ve timlerin içinde sağlık astsubaylarının timle birlikte bulunmalarının terk edilmesi, bu altın saatte kurtarılabilecek çok sayıda Mehmetçiğin ölümüne sebebiyet vermekte midir? Bu soruların hepsine bugün de cevap arıyoruz, bundan sonra da cevap arayacağız. 21 aydır Pençe- Kilit harekâtında hedeflere neden ulaşılmadığını, buradaki kusurların nereden ve kimlerden kaynaklandığını, ne için giderilmediğini takip etmeye devam edeceğiz. Şu an Suriye ve Irak’taki askerlerimizin durumunu, ihtiyaçlarının giderilip giderilmediğini, moral ve motivasyonlarının ne noktada olduğunu ısrar ile takip edeceğiz.
Bu sorular benim sorularım değil. Bu sorular bir partiye ait sorular değil. Bu sorular evlatları orada olan, eşleri ve babaları Irak’ta, Suriye’de olan Mehmetçiğin ailelerinin en çok merak ettiği, üstünde titizlendiği sorulardır. Bu sorular ömürleri boyunca bu orduya şanla, şerefle hizmet etmiş, şimdi bu ordunun emeklisi olma onurunu taşıyan komutanların meselede gördüğü sorunlardır. Bize yapmış oldukları doğru yönlendirmeler, meselenin çözümüne yönelik önerileri de içinde bulunduran yapıcı sorular, eleştirilerdir. Adalet ve Kalkınma Partisi’nin yanıtlaması gereken temel nokta ise şudur. Çetin bir coğrafyada, zorlu kış koşullarında, sınırlarımızın uzağında üs bölgelerinde Mehmetçiklerimizin güvenliğinin sağlanamadığı bu süreçte bu kararlar askeri olarak verilmekte ve savunulmakta mıdır? Yoksa sivil olarak verilmekte ve askere dayatılmakta mıdır? İsveç’in NATO üyeliği için bir dönem sözde kıyameti koparan ve sonra birden anlaşan, kendi imzayı atan ve metni Meclis’e yollayan, geçtiğimiz hafta NATO üyeliği ile ilgili İsveç’in komisyonda adımı atan Adalet ve Kalkınma Partisi’ne şunu soruyoruz. Eğer bir müttefikin terör tanımı ya da terör örgütü ile ilişkilendirilmesi NATO üyeliği üzerinden tartışılıyorsa, PKK ve YPG’nin birinci destekçisi olduğunu söylediğiniz ABD, NATO’nun en yüksek askeri gücüne sahip birinci müttefiki ise, siz ABD ile ilişkiler konusunda bu NATO müttefikimizle nasıl bir irtibat kuruyorsunuz? Kendilerine hem içeriye dönüp bize ‘PKK- YPG’yi ABD destekliyor’ diyeceksiniz, hem can, ciğer kuzu sarma olup, randevu isteyip, telefon görüşmeleri için aracılar sokup, ABD ile İsveç’in NATO üyeliği üzerinden F16 pazarlıkları yapacaksınız, bu milletin gözünün içine baka baka bu tutumu sergileyeceksiniz. Biz CHP olarak ABD dahil bütün müttefiklerimize şunu söylüyoruz. NATO’nun bir mensubunun güvenliği tehdit altındaysa, saldırı altındaysa bu bütün NATO’ya yapılan saldırıdır. NATO terörün karşısında, PKK’nın karşısında bir müttefik gibi mi davranacaktır, yoksa iki yüzlü mü davranacaktır? Bütün müttefiklerimize bunu soruyoruz.
Ülkemiz ne yazık ki her alanda olduğu gibi en çok da ekonomi alanında çok kötü yönetiliyor. Dünyada gıda fiyatları düşüyor. Türkiye’de enflasyon TÜİK’e göre yüzde 64, gıda enflasyonu yüzde 72 artmış. İstanbul Ticaret Odası gıda enflasyonunu 80,5 olarak belirlemiş. Dünya Gıda Örgütü 2023’te yüzde 10 gıda fiyatları düşmüş diyor.
Değerli vatandaşlarımız, seçimlere gittik ve oy talep ettiler. Elbette biliyorum, şöyle dediler ‘Açsın, yoksulsun, işsizsin, güvencesizsin ama tehlike büyük oyu bize vermelisin.’ Sahte videolar yaptılar, terörle ilişkilendirmeye çalıştılar. Eğer oyu bize vermezsen ezanı durduracaklar, oyu bize vermezsen bayrağı indirecekler. Oyu bize vermezsen vatanı böldürecekler deyip aç karınlardan, işsiz insanlardan, güvencesiz çalışanlardan bir kere daha oy alıp iktidarlarını sürdürme yoluna gittiler. Şunu söyleyeyim. O gün ezanı dindirecekler dedikleri CHP’nin milletvekilleri bugün 5 vakit ezan okuyan müezzinin özlük haklarını yine bu kahramanlar, milletvekilleri savunuyor. O gün bayrağı indirtecekler dedikleri, o bayrak dalgalansın diye can veren uzman çavuşun hakkını ve hukukunu savunuyor. O gün vatanı böldürecekler dedikleri bugün CHP olarak 81 ilde, 973 ilçede birliği, beraberliği, kardeşliği savunuyor, ülkenin bölünmez bütünlüğünü savunuyor. Peki onlar ne yapıyor? Onlar ezan, bayrak, vatan deyip, sizden oy alıp, fiyatların belini nasılsa kırarız diyenler iktidara geldikleri günden bugüne benzin yüzde 85, ekmek yüzde 60, makarna yüzde 91, yumurta yüzde 55.
28 Mayıs’tan bugüne. Bütün köylüler, kamyoncular, dolmuşçular, şoför esnafı ve bugün yolu benzin istasyonunun önünden geçen herkes şahidim olun. 14 Mayıs’ta mazotun litresi 18,5 lira. Bugün 39 lira 80 kuruş. 18,5 liralık mazotu 40 lira yaptılar, 28 Mayıs’tan bugüne kadar. Bu iktidar, iktidara gelene kadar, seçimi geçirene kadar yalan ile, sahte beyanla oyları toplayıp sonra size sırtını dönen iktidardır. Değerli vatandaşlarımız son 1 yılda sadece son 1 yılda dana eti yüzde 143, koyun eti yüzde 157, tavuk eti yüzde 180, zeytinyağı yüzde 180, zeytin yüzde 141 zam almış durumda. Siz ne aldınız, biz ne aldık? Memurun zammı yüzde 49,25. Emeklinin zammı ise 37,57. Eğer ENAG’a göre olsa zamlar en az yüzde 80 olacaktı. Yani bugün 15 bin lira maaş alanın cebinden 5 bin 500 lira çalıyorlar. 20 bin 500 olacaktı, 15 bin lira veriyorlar. Bugün 30 bin lira maaş alan 40 bin lira alacaktı. 10 bin lirasını cebinden çalıyorlar. Ama herkesin cebinden bir şey çalınıyor da esas cebinden çalınan Türkiye’deki en düşük emekli maaşı. Bugün itibarıyla 7 bin 500 lira. Değerli emekliler, bir yolculuğa yani bu ülkeyi alıp 21 yılda bu noktaya getiren birisi sizi ne noktaya getirdi buna bakalım. Bu asgari ücret. 17 bin 2 lira. Yeterli değil. Yoksulluk sınırının altında, açlık sınırını zorluyor. Peki bu ne? Bu en düşük emekli maaşı. Adalet ve Kalkınma Partisi geldiğinde en düşük emekli maaşı asgari ücretin yüzde 147’si kadardı. AK Parti, Recep Tayyip Erdoğan geldi. Hiçbir şey yapmasa, sadece Bülent Ecevit hükümetinden aldığı şekliyle asgari ücretin yüzde 147’sini verse, bugün en düşük emekli maaşı 25 bin lira olacak. Ancak şu an yüzde 44’ü kadar. 7 bin 500 lira. İşte Tayyip Erdoğan’ın emeklinin elinden tutup getirdiği nokta. İşte Adalet ve Kalkınma Partisi’nden önce emeklinin aldığı en düşük emekli maaşı, şimdi aldığı emekli maaşı. Buna Türkiye Cumhuriyetindeki hiçbir emekli mahkûm edilemez. Bunu kınıyoruz.
“CHP’NİN KOMİSYONLARDA BEKLEYEN ÖNERİSİ EN DÜŞÜK EMEKLİ MAAŞININ EN AZINDAN ASGARİ ÜCRET KADAR OLMASIDIR”
Buradan bu parlamentodaki bütün milletvekillerine sesleniyorum. Grup başkanvekillerime hatırlatıyorum. CHP’nin komisyonlarda bekleyen önerisi en düşük emekli maaşının en azından asgari ücret kadar olmasıdır. Önergemizi bu hafta getirin ve oylatın. Kim emeklinin yanında, kim 7 bin 500 liralık görüyor emekliyi bütün Türkiye görsün.
Gelecek sene nasıl olacak? Emin olun bundan 2 kat kötü olacak. Merkezi Yönetim Bütçesi açık veriyor. Aylık bazda 842 milyar lira açık verdi. Cumhuriyet tarihinin en büyük açığı. 2023 yılında 1 trilyon 375 milyar açık. 2022’ye göre bütçe açığı yüzde 864 arttı. Yüzde 900. 9 kat. Bu rakamın içinde ama depreme harcananlar var. Depreme harcananları düştüğünüzde yine 425 milyar lira açık kalıyor. O da bir önceki yılın 3 katı demek. Gelecek sene bütçe açığının 2, 7 trilyon olması, bunun da tam yarısının faizlere gitmesini kendileri planlıyorlar. Bu sene yüksek enflasyon nedeniyle cari harcamalar yüzde 111 arttı, personel giderleri yüzde 115 arttı, faiz harcamaları yüzde 117 büyüdü. Gelecek sene yaşanalar bunun tam 2 katı olacak. O yüzden herkesin özellikle emeklilerin ve emekçilerin bu iktidara 31 Mart tarihinde yapılacak seçimlerde, hem belediye seçiminin farkında olarak memleketlerini iyi yönetecek yöneticileri seçmesi hem de kendisine 7 bin 500 lirayı reva görenlere bu seçimlerde sarı kartı göstermesini bekliyoruz.
“BUNLAR GÜVENDE, BU YÜZSÜZ GÜVENDE… BİZİM EVLATLARIMIZ GÜVENDE DEĞİL”
Eğer hain terör saldırısı olmasaydı pazar günü hep birlikte, hep beraber artık yeter diyecektik. Sahip çıkıyoruz diyecektik. Anayasamıza sahip çıkıyoruz. Ülkemize sahip çıkıyoruz. Emeklimize sahip çıkıyoruz. Emekçimize sahip çıkıyoruz. Gençlerimize sahip çıkıyoruz ve biz bu gidişata hep birlikte dur diyoruz, artık yeter diyoruz diyecektik. Bundan sonraki süreçte bir ülkede anayasa yoksa, devletin yok olduğunun bilincinde olacağız. Bu ülkede anayasa yoksa kimsenin malının da garantisi yoktur. Bu ülkede anayasa yoksa emeklilik hakkının garantisi yoktur. Bir ülkede anayasa yoksa özgürlükler de yoktur, geleceğe güven de yoktur.
Can Atalay meselesi, önemlidir Hatay’ın iradesi ama mesele sadece Can Atalay meselesi değildir. Mesele birilerinin Anayasa’yı yok sayma, mesele birilerinin yok saydığı Anayasa üzerinden keyfi yönetimine sizleri alıştırma, günü gelince geçen sefer Devlet Beyin yaptığı gibi. Evet, Tayyip Erdoğan Anayasa’ya uymuyor, Anayasa’yı çiğniyor, uymayacağı da anlaşılıyor, hadi Anayasa’yı ona uyduralım dediği gibi… Bu ülkede devleti ortadan kaldırıp, devleti bir şahsa yönlendirmenin, şahsa terk etmenin, yazılı ve çizili toplum sözleşmesini her doğan için değil Erdoğan için yapmanın bedellerini ödüyoruz. Bu bedeli güvenlikte olmayarak, ekonomik güvenliğimiz yok, sokakta, sınırda, Anayasal güvenliğimiz yok, hukuk güvencemiz yok. Memleket Adalet Bakanlığının verdiği hizmete, mahkemelere yüzde 22 güveniyor. 5 kişiden biri güveniyor o da mahkemeye yolu düşmediği için. Memlekette ekonomi yönetimine de geleceğe de güven kalmadı.
Dünyanın en güzel ülkesindeyiz. Evet, doğru. Herkes bu ülke üzerinde hayal kuruyor ama bu bir beka sorunu değil. Bu ülke üzerinde bin yıllardır bu coğrafya üzerinde hayal kuruluyor. Gerçek beka sorunu ne biliyor musunuz, gerçek beka sorunu bu memleketteki her 4 gençten 3’ünün, bu 4 gencin birinin adı Mahmut, birinin adı Rabia, birinin adı Barış, birinin adı Fatih. Bu 4 gençten 3’ü dünyanın en güzel ülkesinde değil, doğdukları bu topraklarda değil dünyanın başka ülkelerinde hayal kuruyorlar. 100 gencin 76’sı fırsatını bulursam yurt dışına gitmek isterim diyor. İşte gerçek beka sorunu budur. Gerçek milliyetçi varsa gelsin yanımıza bu beka sorunu ile mücadele edelim. Sebebi ne? Bu memlekette bazıları güvende, bazıları güvende değil. Sorun burada. Bakın bu memlekette bu sıvasız evde, bayrak asılan bu sıvasız evde yetişmiş, iş bulamamış, aç kalmış, ailesinin başka geliri olmadığı için başvuru yapmış, uzman çavuş, sözleşmeli er olmuş Mehmet’imiz var ya, o çocuk, o evladımız birilerinin fantezisi ile, bütün güvenlik doktrinlerine aykırı, geçici üs bölgesinde eksi 14 derecede Mehmetçik güvende değil, bu evin evladı güvende değil. Ama sosyal güvencesi olmadığından, ama 7 bin 500 lira, 5 bin lirası kiraya, 1000 lirası akaryakıt, elektriğe gittiğinden bu teyzem bekliyor ki Pazar dağılsın o satılmamış ürünlerden bir şeyler alayım, güvende değil. Hiç parası olmayan teyzem çöp konteynerinin başında, onun için ne gıda güvenliği, ne sağlık, gelecek güvenliği var.
Bu Somalilinin çarpıp da param parça ettiği motokuryemiz. Yollarda güvende değil. Somalı madenci Türkiye’nin dört bir yanında günde 3 vardiya ölüme inen, çıkan. O yerin altından yeryüzü sıcak olsun diye her gün ölüme inenler güvende değil. Seçimden önce hızla Trakya’dan oyları toplayabilir miyiz, söz verdim diye menfezlerin altını hızla doldurdukları için o trende ölenler güvende değildi. Yaşam hakkına, doğaya, çevre hakkına sahip çıkmak için, bir park yıkılıp da Topçu Kışlası yapılmasın diyenler, Atatürk Kültür Merkezi yıkılıp da AVM yapılmasın diyenler güvende değildiler. Şimdi hepimizin yerine Silivri’de yatan kardeşlerimiz, Bakırköy’de yatan kardeşlerimiz maalesef güvende değil. Hukuk güvencesinden yoksunlar. Bunlar güvende değil ama güvende olanlar var. Sarayda pandemiye rağmen sazlı, sözlü yemek verenler güvende. Millete elektrik faturalarından çiftçiye haciz yollarken insanları bu karda kışta soğukta bırakırken 1500 odalı sarayda ampul yakanlar güvende. Anayasa’yı değiştirirken iğrenç kahkahalar atanlar güvende, onların çocukları güvende, onların aileleri güvende. Bak pudra şekerci güvende. Ne suçu işlersen işle Süleyman’ın fotoğraf listesine girersen güvendesin; ama o sırf gidip İstanbul Büyükşehir’de terörist var, 250 tane diyecek. Mahkemeye verecekler ispatla bakalım diye, vallahi elimde belge yok, siyaset olsun diye söyledim diyecek. Bunlar güvende, bu yüzsüz güvende bizim evlatlarımız güvende değil.
“PANİKLERİ, KORKULARI, SALDIRMALARI VE PROVOKASYONLARI CHP’NİN ÖZ GÜCÜNDEN KORKTUKLARI İÇİNDİR”
22 yıldır beyefendi iktidarda, bir dediği iki olmuyor. Bütün yetkiler elinde. 11 şehirde milyonlarca insan çadırda, konteynerde ‘Seneye evler bitecek’ dedi. 10 evden biri bile verilmedi, hepsi çadırda. Yüzler gülüyor. Altın varaklı tahtında oturuyor. Beyzade güvende, depremzede güvende değil.
Sonra bu ülkenin güvenlik sorunu var. Sesinizi çıkarmayın. Kafa hangi kafa? Kafa şu kafa. Hitler’in propaganda bakanı diyordu ki ‘Alman çocuklarının tereyağına ihtiyacı yok. Alman tanklarının gres yağına ihtiyacı var.’ Şimdi güvenlik, güvenlik deyip, çocukların açlığını, yoksulluğu, kimsesizliği, güvencesizliği unutanlara karşı yepyeni bir milliyetçilik. Şunu herkes bilsin ki bir santimetre verilecek toprağımız yok. Şanlı bayrağın üstündeki o kırmızı atalarımızın kanından almış rengini. İcap ettiğinde bu millet için kanını akıtmayacak bir tane CHP’li yok. Yok efendim onunla pazarlık ediyorsunuz, bununla bilmem ne… Resmi siyasi partiye ziyaret yapmışız, ömürleri boyunca şunu demişler. Gizli anlaşma yapıyorlar. Gizli kapaklı işimiz yok. Her şey gözünüzün önünde. Ziyarete gideriz, ziyarete gelirler. Gizli anlaşma ve görüşme yok demişiz. İnatla yalan atıyorlar. CHP’nin kendisine, üyesine, milletine ve kurucusu Gazi Atatürk’e veremeyeceği hiçbir hesabı yoktur.
Elbette birilerinin kolay iktidara oturma, koltuğu kolay koruma, hamaset yaparak siyaset yapma döneminin sonuna geldiğinden dolayı stresleri yüksek. Özgüvenimiz, inancımız var, partimizin altı okuna sonuna kadar bağlıyız. Onlar gibi sözde iktidarda kalmak için değil özde gerçek milliyetçi Atatürk milliyetçisiyiz. Bundan sonraki süreçte saraya eyvallah etmeyiz. Arkasına dizilmeyiz. Onla imza atıp, onu meşrulaştırmayız. Herkes kendine, partisine, partisinin evlatlarına, bu milletin ferasetine güvensin. Panikleri, korkuları, saldırmaları ve provokasyonları CHP’nin öz gücünden korktukları içindir. Biz bu partiyi ayağa kaldırdık, bu milleti ayağa kaldıracağız. Bu millete diz çöktüremeyecekler. Bu millete CHP boyun eğdirmeyecek. Bu milleti bir avuç zenginin menfaatlerine teslim etmeyecek. Askerimizi de savunacağız, ülkemizi de savunacağız. CHP’nin her bir neferini alnından öpüyorum. Kendinize güvenin. Onlar korksun. Biz haklıyız ve başaracağız. Size güveniyorum. Gidin ve bu seçimleri kazanın. Size güveniyorum. CHP gerçek gücünü hepsine gösterecek.”
Yorumlar
Yorum Yapın
İlginizi Çekebilir
TOBB Erzurum Kadın Girişimciler Kurulu Ağustos Ayı Toplantısını TKDK’da Gerçekleştirdi
TOBB Erzurum Kadın Girişimciler Kurulu, Ağustos ayı toplantısını TKDK Erzurum İl Koordinatörlüğü’nde yaptı. Toplantıda kadın girişimcilere yönelik hibe, yatırım ve kırsal kalkınma destekleri ele alındı.
Erzurum Ticaret ve Sanayi Odası (ETSO) bünyesinde faaliyet gösteren TOBB Erzurum Kadın Girişimciler Kurulu (KGK), Ağustos ayı olağan toplantısını TKDK Erzurum İl Koordinatörlüğü ev sahipliğinde gerçekleştirdi. Toplantıda kadın girişimciliğine yönelik çalışmalar değerlendirilirken, TKDK’nın hibe ve destek programları hakkında kurul üyelerine bilgi verildi.
KADIN GİRİŞİMCİLER TKDK’DA BİR ARAYA GELDİ
TOBB Erzurum Kadın Girişimciler Kurulu (KGK), Ağustos ayı olağan toplantısını Kurul Başkanı Kübra Alioğulları başkanlığında gerçekleştirdi.
Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu (TKDK) Erzurum İl Koordinatörlüğü’nün ev sahipliğinde gerçekleştirilen toplantıda, kurulun yürüttüğü çalışmalar ve önümüzdeki döneme ilişkin faaliyetler ele alındı.
TEMMUZ AYINDA YAPILAN ÇALIŞMALAR DEĞERLENDİRİLDİ
Toplantının açılışının ardından gündem maddelerinin görüşülmesine geçildi.
Kurul üyeleri, Temmuz 2026 döneminde KGK İcra Kurulu tarafından gerçekleştirilen faaliyetleri değerlendirerek yürütülen çalışmaların sonuçları hakkında görüş alışverişinde bulundu.
Kadınların girişimcilik hayatında daha etkin rol almalarını desteklemeye yönelik gerçekleştirilen faaliyetler ve önümüzdeki dönemde atılabilecek yeni adımlar da toplantının gündeminde yer aldı.
TKDK HİBE VE DESTEKLERİ KADIN GİRİŞİMCİLERE ANLATILDI
Toplantının önemli gündem başlıklarından birini ise TKDK tarafından yatırımcılara sağlanan hibe ve destek programları oluşturdu.
TKDK yetkilileri tarafından kurul üyelerine; tarım, kırsal kalkınma ve üretime yönelik yatırım olanakları hakkında kapsamlı bir bilgilendirme yapıldı.
Sunumda özellikle kadın girişimcilere yönelik avantajlar, uygulanabilecek hibe oranları ve proje başvuru süreçlerine ilişkin detaylar aktarıldı.
KADIN GİRİŞİMCİLİĞİNİN GELİŞTİRİLMESİ İÇİN GÖRÜŞ ALIŞVERİŞİ
Toplantıda TKDK desteklerinden kadın girişimcilerin daha etkin şekilde yararlanabilmesi ve Erzurum’da kadın girişimciliğinin geliştirilmesine yönelik yapılabilecek çalışmalar konusunda karşılıklı görüş alışverişinde bulunuldu.
TOBB Erzurum Kadın Girişimciler Kurulu’nun Ağustos ayı olağan toplantısı, değerlendirmelerin ardından sona erdi.
Avcılar Belediyesi'nin Futbol Turnuvasında Yarı Final Heyecanı
Avcılar Belediyesi Gençlik ve Spor Müdürlüğü tarafından düzenlenen Mahalleler Arası Futbol Turnuvasında yarı finale yükselen takımlar belli oldu.
Avcılar Belediyesi Gençlik ve Spor Müdürlüğü tarafından düzenlenen Mahalleler Arası Futbol Turnuvasında yarı finale yükselen takımlar belli oldu. İlçenin farklı mahallelerinden 12 takımın katıldığı organizasyonda Üniversite, Firuzköy, Mustafa Kemal Paşa, Gümüşpala ve Yeşilkent mahallelerinden sporcular şampiyonluk için mücadele etti.
12 TAKIM ŞAMPİYONLUK İÇİN SAHAYA ÇIKTI
Avcılar Belediyesi Atatürk Stadyumu’nda oynanan karşılaşmalarda takımlar, grup ve eleme müsabakalarında üst tura yükselmek için mücadele etti. Karşılaşmaların tamamlanmasıyla birlikte turnuvanın son dört takımı da netleşti.
Farklı mahallelerden sporcuları aynı organizasyonda buluşturan turnuva, ilçedeki futbol heyecanını da sahaya taşıdı. Avcılar Belediyesi’nin düzenlediği organizasyon, sporculara mücadele etme ve yeteneklerini sergileme fırsatı sundu.
YARI FİNAL HEYECANI
Turnuvada yarı finale yükselen ekipler Ateşoğlu Spor, Avcılar Balkan Spor, Trafo Spor ve Avcılar Murat Kölük Devlet Hastanesi oldu.
Dört takım, finale yükselmek için yarı final mücadelesini verirken, turnuvada finale çıkacak iki takım belli oldu.
ŞAMPİYONLUK İÇİN SON VİRAJ
Turnuvada yarı final karşılaşmalarının tamamlanmasının ardından finale yükselen takımlar da belli oldu. Rakiplerini mağlup eden Avcılar Balkan Spor ve Ateşoğlu Spor, şampiyonluk kupası için finalde karşı karşıya gelecek.
Avcılar Belediyesi, ilçede sporun daha geniş kesimlere ulaşması ve amatör sporcuların desteklenmesi amacıyla sportif organizasyonlara ev sahipliği yapmayı sürdürüyor. Turnuva kapsamında bir araya gelen takımlar, hem rekabet hem de sporun kent yaşamındaki buluşturucu yönünü sahaya yansıttı.
Şampiyonluk için son iki takımın kaldığı turnuvada gözler artık final karşılaşmasına çevrildi. Avcılar Balkan Spor ile Ateşoğlu Spor’un mücadele edeceği final maçının ardından şampiyon takım belli olacak. Dereceye giren takımlara kupa ve madalyaları takdim edilecek.
Teoman Mutlu: “Siyasi Partiler Temiz, Güvenilir ve Donanımlı Olmalıdır”
Yerli ve Milli Parti Genel Başkanı Teoman Mutlu, siyasi partilerde dürüstlük, liyakat ve şeffaflık çağrısı yaptı. Mutlu, Siyasi Partiler Kanunu ve seçim mevzuatının yeniden ele alınmasını istedi.
Yerli ve Milli Parti Genel Başkanı Teoman Mutlu, Türkiye’de siyasi partilerin demokrasinin temel unsurlarından biri olduğunu belirterek dürüstlük, liyakat ve şeffaflık vurgusu yaptı. Siyasi partiler hakkındaki iddia ve suçlamaların somut deliller ve hukuk çerçevesinde ele alınması gerektiğini söyleyen Mutlu, Siyasi Partiler Kanunu ve seçim mevzuatının da yeniden değerlendirilmesi çağrısında bulundu.
“SİYASİ PARTİLER DEMOKRASİNİN TEMELİDİR”
Yerli ve Milli Parti Genel Başkanı Teoman Mutlu, siyasi partilerin seçim sistemi ve devlet yönetimindeki rolüne ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Siyasi partilerin demokrasinin işleyişinde önemli bir yere sahip olduğunu belirten Mutlu, parti kadrolarının dürüst, liyakatli ve donanımlı kişilerden oluşması gerektiğini söyledi.
Mutlu, şu ifadeleri kullandı:
“Parti olmazsa seçim olmaz. Ciddi bir siyasi parti, insan yetiştiren bir okuldur. Devleti seçimi kazanan parti yönetiyor, Cumhurbaşkanı da partinin içinden çıkıyor. O hâlde iktidarıyla muhalefetiyle siyasi partilerin üzerine titremek ve temiz kalmaları için gayret göstermek gerekir.”
TEOMAN MUTLU’DAN LİYAKAT VE DÜRÜSTLÜK VURGUSU
Yerli ve Milli Parti’de bu anlayış doğrultusunda hareket ettiklerini ifade eden Mutlu, parti kadrolarının niteliğine önem verdiklerini belirtti.
Mutlu, “Parti mensuplarımızın temiz, dürüst ve mutlaka donanımlı olması için çalışıyorum. Çok şükür ülkeme tertemiz bir parti kazandırdım. Kendi evimin önünü temiz tutuyorum.” dedi.
“BÜTÜN PARTİLER ŞAİBEDEN UZAK OLMALIDIR”
Siyasi etik ve kamuoyu güveninin yalnızca tek bir partinin meselesi olarak değerlendirilemeyeceğini savunan Mutlu, Türkiye’de faaliyet gösteren bütün siyasi partilerin şeffaflık konusunda hassas davranması gerektiğini söyledi.
CHP hakkında kamuoyuna yansıyan iddialara da değinen Mutlu, şu değerlendirmede bulundu:
“Devleti kuran bir parti olarak CHP’nin de hakkında ortaya atılan iddiaları açıklığa kavuşturması, temiz ve güvenilir bir yapıyı koruması hepimizi ilgilendirir.”
Mutlu, farklı siyasi partiler hakkında çeşitli yapı veya gruplarla ilişkilere yönelik iddiaların zaman zaman gündeme gelebileceğini belirterek bu tür suçlamaların söylentiler üzerinden değil, somut deliller ve hukuk çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini savundu.
“İnsanın olduğu her yerde problem olabilir, menfaat insanları şaşırtabilir. Yöneticilerin görevi buna karşı dikkatli olmak ve partilerinin itibarını korumaktır.” ifadelerini kullandı.
“CİDDİ SUÇLAMALAR KARŞISINDA HUKUKİ YOLLARA BAŞVURULMALI”
Siyasi partilere yönelik ciddi iddiaların cevapsız bırakılmaması gerektiğini söyleyen Mutlu, parti yöneticilerinin gerektiğinde hukuki yollara başvurması gerektiğini belirtti.
Mutlu, “Bir partiye karşı en küçük ciddi suçlama varsa genel başkanların ve yöneticilerin hukuk yoluna başvurması gerekir. Aksi hâlde parti durup dururken şaibe altında kalabilir.” dedi.
Siyasi tartışmaların itham ve söylentiler yerine hukuk, belge ve somut veriler üzerinden yürütülmesi gerektiğini ifade etti.
SİYASİ PARTİLER KANUNU VE SEÇİM MEVZUATI İÇİN DEĞİŞİKLİK ÇAĞRISI
Teoman Mutlu, Türkiye’deki siyasi parti sisteminin hukuki altyapısının da yeniden ele alınması gerektiğini savundu.
Siyasi Partiler Kanunu ve seçim mevzuatında değişiklik yapılması yönündeki çağrısını yineleyen Mutlu, Türkiye’de çok sayıda siyasi parti bulunmasına rağmen bunların yalnızca bir bölümünün seçimlere katılma yeterliliğine sahip olduğunu söyledi.
Mutlu, “Türkiye’de çok sayıda siyasi parti var ancak bunların yalnızca bir bölümü seçimlere katılma yeterliliğine sahip. Geri kalanların önemli bir kısmı fiilen sınırlı bir örgütlenmeyle varlık gösteriyor. Bu da siyasette ciddi bir dağınıklık oluşturuyor.” ifadelerini kullandı.
Yetkili kurumlara çağrıda bulunan Mutlu, siyasi parti sisteminin daha şeffaf, sağlıklı ve işlevsel hale getirilmesine yönelik düzenlemelerin gündeme alınması gerektiğini savundu.
“DEMOKRASİ GÜÇLÜ OLACAKSA SİYASİ PARTİLER DE GÜÇLÜ OLMALI”
Mutlu, açıklamasını siyasi partilerde güven ve liyakat vurgusuyla tamamladı:
“Demokrasi güçlü olacaksa siyasi partiler de güçlü, temiz, donanımlı ve güvenilir olmak zorundadır. Biz kendi sorumluluğumuzu yerine getirirken bütün siyasi partilerin de aynı hassasiyeti göstermesini bekliyoruz.”
Cumhuriyet Kent Meydanı, Tarih, Kültür Ve Sosyal Yaşamın Yeni Buluşma Noktası Olacak
İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve Büyükçekmece Belediyesi işbirliğiyle yapımı tamamlanan Türkiye'nin en büyük kent meydanlarından Cumhuriyet Kent Meydanı, 80 bin metrekarelik alanıyla kentin sosyal ve kültürel yaşamına farklı bir zenginlik katacak.
30 Ağustos Pazar günü düzenlenecek olan etkinliklerle açılışının gerçekleştirileceği Cumhuriyet Kent Meydanı, Büyükçekmece Belediye Binası, Ulusal Bağımsızlık ve Kuruluş Müzesi, Atatürk Evi, Kıyı Marina gibi, tarihi, sosyal ve kültürel eserleri bünyesinde barındırıyor.
Başkan Akgün'ün vizyon projelerinden
Büyükçekmece Belediyesi'ne yönelik düzenlenen operasyon kapsamında Silivri Marmara Cezaevi'nde tutuklu bulunan Büyükçekmece Belediye Başkanı Dr. Hasan Akgün'ün, vizyon projelerinden olan Cumhuriyet Kent Meydanı projesi hayata geçiyor. Büyükçekmece'nin ve Cumhuriyetin kimliğini yansıtan eserlerin bir arada bulunduğu meydan projesi, İstanbul Büyükşehir Belediyesi işbirliğiyle tamamlandı. Cumhuriyet Kent Meydanı, 30 Ağustos Zafer Bayramı gibi anlamlı bir tarihte görkemli bir törenle açılacak. Zafer Bayramı'nın 104'üncü yıl kutlamalarıyla görkemli bir şölene dönüşecek olan açılış etkinliklerinde sevilen sanatçı Melek Mosso konser verecek. 30 Ağustos Pazar günü, Zafer Bayramı'nın 104'üncü yılı coşkuyla kutlanırken, Cumhuriyet Kent Meydanı gibi eşsiz bir proje kentin halkının hizmetine açılacak.
Meydan açık hava müzesi deneyimi sunacak
Sahip olduğu eserler ve sosyal yaşam alanlarıyla geçmiş ile bugün arasında bir kültür köprüsü oluşturan Cumhuriyet Kent Meydanı, ulusal ve uluslararası etkinliklerde de kentin yeni buluşma noktası olacak. Kent yaşamının kalbinin attığı meydan, yalnızca insanların bir araya geldiği bir buluşma noktası olmanın ötesine geçerek, kültür, sanat ve turizmin önemli merkezlerinden biri haline geliyor. Tarihi ve kültürel değerleriyle kentin geçmişine ışık tutan meydan; sanat eserleri, mimari dokusu, sosyal donatı alanları ve çevresindeki müzeler, yürüyüş yolları ile adeta açık hava müzesi deneyimi sunacak.
Sanat eserleriyle açık hava sergisine dönüşecek
27 yıldır aralıksız devam eden, Uluslararası İstanbul Büyükçekmece Kültür ve Sanat Festivali kapsamında gerçekleşen Uluslararası Heykel Sempozyumu'na katılan dünyanın tanınmış heykeltraşların eserlerinin de sergilendiği meydan, kentin tarihini ve kültürel birikimini görünür kılarken, düzenlenen kültür-sanat etkinlikleri de meydanın canlılığını artırıyor. Sergilerden konserlere, kültürel buluşmalardan çeşitli etkinliklere kadar farklı organizasyonlara ev sahipliği yapması planlanan alan, her yaştan insan için yaşayan bir kültür platformu niteliği taşıyor.
Yatçılık sektörü ve turizm açısından meydanı önemli bir çekim merkezi
Ayrıca Cumhuriyet Kent Meydanı, dünyanın en bilindik 7 şehrinin mimari özelliğini bünyesinde barındıran bin yat kapasiteli Kıyı Marina'ya yürüme mesafesinde. Yatçılık sektörü ve turizm açısından meydanı önemli bir çekim merkezi haline getirecek olan marina bünyesinde barındırdığı alışveriş, eğlence, yeme – içme mekanlarıyla Büyükçekmece'ye artı değer katacak. Meydanın çevresindeki tarihi yapılar, müzeler, sanat alanları ve sosyal mekânlarla bütünleşmesi, bölgenin turizm potansiyelini daha da güçlendiriyor.
Gündüz ayrı, akşam ayrı bir atmosfere bürünüyor
Gündüzü ayrı, akşamı ayrı bir atmosfere bürünen meydan; ışıklandırması, mimarisi ve hareketli sosyal yaşamıyla kentin cazibe merkezlerinden biri olarak öne çıkacak. Vatandaşların dinlenip vakit geçirdiği, sanatseverlerin eserlerle buluştuğu ve turistlerin şehri keşfetmeye başladığı meydan, kentin kültürel vitrini olma özelliğini taşıyor. Ayrıca yer altı otoparkı da, bölgenin otopark ihtiyacını karşılamak için modern bir yer altı otoparkı olarak hizmet verecek.
İstanbul’da Okul Servis Ücretleri Cep Yakacak: Yıllık 93 Bin Tl’yi Aşıyor!
İstanbul okul servis ücretleri 2026-2027 tarifesi belli oldu. Yüzde 10 zam sonrası 0-1 km servis ücreti 39.970 TL, 23-25 km ücreti 93.610 TL oldu. İşte kilometreye göre yeni servis fiyatları.
2026-2027 eğitim öğretim yılı öncesinde İstanbul’da okul servis ücretleri yeniden gündemde. Yeni tarifeyle servis ücretlerine yüzde 10 zam yapılırken, en kısa mesafenin yıllık bedeli 39 bin 970 TL’ye, 23-25 kilometrelik mesafenin ücreti ise 93 bin 610 TL’ye yükseldi. İşte İstanbul’da kilometre kilometre yeni okul servis ücretleri…
Yeni eğitim öğretim yılının başlamasına sayılı günler kala velilerin okul masrafları da netleşmeye başladı. Kırtasiye, forma ve diğer eğitim giderlerinin yanı sıra İstanbul’da servis kullanacak öğrencilerin ailelerini ciddi bir ulaşım maliyeti bekliyor.
2026-2027 eğitim öğretim dönemi için İstanbul okul servis ücretlerine yüzde 10 zam yapıldı.
Yeni tarifede ödenecek tutar öğrencinin evi ile okulu arasındaki mesafeye göre belirleniyor.
EN KISA MESAFE BİLE YILLIK 39 BİN 970 TL
İstanbul'da yeni tarifeye göre 0-1 kilometre arasındaki en kısa mesafenin yıllık okul servis ücreti 39 bin 970 TL olarak belirlendi.
1-3 kilometre arasında servis kullanacak bir öğrenci için yıllık ücret 42 bin 804 TL, 3-5 kilometre arasındaki mesafede ise 46 bin 124 TL olacak.
5-7 kilometrelik mesafenin yıllık servis bedeli de 48 bin 98 TL’ye ulaştı.
UZAK MESAFEDE FATURA 93 BİN TL’Yİ GEÇİYOR
Ev ile okul arasındaki mesafe arttıkça ailelerin ödeyeceği servis ücreti de önemli ölçüde yükseliyor.
21-23 kilometre arasındaki bir güzergâh için belirlenen yıllık ücret 90 bin 112 TL olurken, 23-25 kilometre arasındaki mesafede servis bedeli 93 bin 610 TL’ye çıkıyor.
Böylece uzun mesafede okul servisi kullanan bir öğrencinin ailesinin yalnızca ulaşım için ödeyeceği yıllık tutar 90 bin TL sınırını aşmış oldu.
İSTANBUL OKUL SERVİS ÜCRETLERİ 2026-2027
Yeni eğitim öğretim döneminde açıklanan tarifedeki bazı mesafe ve yıllık ücretler şöyle:
0-1 kilometre: 39.970 TL
1-3 kilometre: 42.804 TL
3-5 kilometre: 46.124 TL
5-7 kilometre: 48.098 TL
21-23 kilometre: 90.112 TL
23-25 kilometre: 93.610 TL
SERVİS ÜCRETİ MESAFEYE GÖRE DEĞİŞİYOR
Velilerin ödeyeceği okul servis bedeli, öğrencinin ikamet adresi ile okulu arasındaki mesafeye göre hesaplanıyor. Bu nedenle farklı kilometre dilimlerinde farklı yıllık ücretler uygulanıyor.
Yeni tarifeyle birlikte en kısa mesafe ile 23-25 kilometrelik mesafe arasında yıllık 53 bin 640 TL fark oluşuyor.
YENİ EĞİTİM DÖNEMİ AİLE BÜTÇESİNİ ZORLAYACAK
Servis ücretlerinin yanı sıra kırtasiye, okul ihtiyaçları ve diğer eğitim harcamaları da düşünüldüğünde, 2026-2027 eğitim öğretim yılı öncesinde ailelerin eğitim bütçesi yeniden önemli gündem maddelerinden biri haline geldi.
İstanbul’da en kısa mesafede dahi yıllık servis ücretinin yaklaşık 40 bin TL’ye ulaşması, özellikle birden fazla öğrencisi bulunan aileler açısından okul ulaşım maliyetini daha da önemli hale getiriyor.
Öğretmenlere Önlük Zorunluluğu Geliyor: MEB 81 İle Yeni Eğitim Genelgesi Gönderdi
MEB, 2026-2027 eğitim öğretim yılı öncesinde 81 ile genelge gönderdi. Öğretmenlere önlük düzenlemesi, cep telefonu uygulaması, kayıt parası yasağı ve veli randevu sistemiyle ilgili yeni kararlar açıklandı.
Milli Eğitim Bakanlığı, 2026-2027 eğitim öğretim yılı öncesinde 81 ile gönderdiği genelgeyle okullarda uygulanacak yeni kuralları belirledi. Genelgede öğretmenler ve eğitim çalışanlarının önlük giymesi, öğrencilerin sınıfta cep telefonu bulundurmaması, veli görüşmelerinin randevu sistemiyle yapılması ve kayıt parası talep edilmemesi gibi dikkat çeken düzenlemeler yer aldı.
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin imzasıyla 81 ilin milli eğitim müdürlüğüne gönderilen genelgeyle, 14 Eylül 2026 tarihinde başlayacak 2026-2027 eğitim öğretim yılı öncesinde okullarda uygulanacak esaslar belirlendi.
Yeni dönemin en çok konuşulacak başlıklarından biri ise öğretmenlerin kılık ve kıyafetlerine ilişkin düzenleme oldu.
ÖĞRETMENLERE ÖNLÜK DÜZENLEMESİ
Genelgede eğitim kurumu yöneticileri, öğretmenler ve eğitim çalışanlarının görevlerini yerine getirirken öğretmenlik mesleğinin saygınlığına ve temsil sorumluluğuna uygun hareket etmeleri istendi.
Kılık ve kıyafette kamu hizmetinin ciddiyeti ile toplumsal hassasiyetlerin gözetilmesi gerektiği belirtilirken, eğitim yöneticileri, öğretmenler ve eğitim çalışanlarının önlük giyeceği ifade edildi.
Yeni uygulama konusunda eğitim öğretim yılı başında gerçekleştirilecek öğretmenler kurulu toplantılarında bilgilendirme yapılacak.
Uygulamanın takibi ise il ve ilçe milli eğitim müdürlükleri tarafından gerçekleştirilecek.
VELİLER OKULA RANDEVUYLA GİDECEK
Yeni dönemde okul güvenliğine ilişkin tedbirler de artırılıyor.
Veli görüşmelerinin ülke genelinde Okul Randevu Sistemi üzerinden planlanması öngörülüyor. Velilerin randevusuz okul ziyaretlerine izin verilmeyecek.
Öğrencinin velisi veya yasal vasisi olmayan kişilerin de okullara girişine izin verilmeyecek.
Okul ve öğrenci güvenliğini tehdit edebilecek ihbar ve şikâyetlerin değerlendirilerek gerekli önlemlerin hızla alınması istenirken, ilgili kurumlarla koordineli şekilde koruyucu ve önleyici tedbirlerin uygulanacağı belirtildi.
OKUL KAYITLARINDA PARA TALEP EDİLEMEYECEK
MEB genelgesinin dikkat çeken bir diğer bölümü ise okul kayıtları oldu.
Öğrenci kayıtları, 2026-2027 Eğitim ve Öğretim Yılı Adrese Dayalı Kayıt Sistemi kapsamında gerçekleştirilecek. Kayıtların e-Okul sistemi üzerinden elektronik ortamda otomatik olarak yapılacağı belirtildi.
Velilerden “kayıt parası” veya başka bir isim altında zorunlu ücret talep edilemeyecek.
Bu yönde Bakanlığa veya ilgili birimlere ulaşan şikâyetlerin takip edilerek gerekli işlemlerin yapılacağı bildirildi.
Ayrıca sınıf mevcutlarının dengeli dağıtılması ve fırsat eşitliğinin korunması amacıyla kayıt bölgelerinin dışından öğrenci kaydı yapılmaması istendi.
ÖĞRENCİLER İÇİN CEP TELEFONU UYGULAMASI DEVAM EDECEK
Okullarda cep telefonlarına yönelik mevcut uygulama yeni eğitim öğretim yılında da sürdürülecek.
Öğrencilerin sınıf içerisinde cep telefonu bulundurmamasına ilişkin uygulamaya devam edilecek. Öğretmenlerin de ders sırasında cep telefonu kullanmaması istendi.
Dijital bağımlılığa karşı öğrenci ve velilere yönelik bilinçlendirme çalışmalarına ağırlık verilecek.
Ödev ve öğrenci bilgilendirmelerinde ise Bakanlık tarafından belirlenen dijital platformların kullanılması esas alınacak.
ÜCRETSİZ KAYNAKLAR DIŞINDA MATERYAL KULLANDIRILMAYACAK
Velilerin eğitim masraflarını artırabilecek uygulamalara karşı da okullara uyarı yapıldı.
Milli Eğitim Bakanlığı tarafından ücretsiz dağıtılan kaynakların dışında başka materyallerin öğrencilere kullandırılmaması istendi.
Öğrenci ihtiyaçları konusunda velilerin belirli markalara veya yüksek fiyatlı ithal kırtasiye ürünlerine yönlendirilmesine izin verilmeyecek.
Yerli ürünlerin kullanılmasına imkân sağlanması ve velilere ek mali yük oluşturabilecek uygulamalardan kaçınılması istendi.
Okullarda ticari yönlendirme, reklam ve tanıtım organizasyonlarına da izin verilmeyecek.
2026-2027’NİN TEMASI “MAARİFİN KALBİNDE OYUN”
2026-2027 eğitim öğretim yılında “Maarifin Kalbinde Oyun” teması uygulanacak.
Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli kapsamında çocukların öğrenme, sosyalleşme, gelişim ve kendilerini ifade etme süreçlerinde oyunun öneminin artırılması hedefleniyor.
Öğrencilerin yaş ve gelişim özelliklerine uygun geleneksel çocuk oyunları ile güvenli ve kapsayıcı oyun etkinliklerinin eğitim süreçlerine daha fazla dahil edilmesi planlanıyor.
Okul-aile iş birliğinin güçlendirilmesi amacıyla “Ailemle Eğitim Yolculuğum” çalışmalarının da yeni dönemde devam edeceği belirtildi.
OKULLARDA SOSYAL MEDYA PAYLAŞIMLARINA DA DİKKAT EDİLECEK
Okullar tarafından gerçekleştirilecek tören, kutlama, anma ve mezuniyet etkinliklerinde kullanılacak müzik, video, broşür ve pankart gibi materyaller ilgili mevzuat doğrultusunda değerlendirilecek.
Okulların sosyal medya paylaşımlarında ise pedagojik ve etik ilkelerin gözetilmesi istendi.
Bakanlığın 81 ile gönderdiği genelgede yer alan düzenlemelerin uygulanması ve mevzuata aykırı işlemlerin önlenmesi için milli eğitim müdürlükleri süreci takip edecek.
Alparslan Kuytul’dan Süleymancılar Operasyonu Açıklaması: "Kayyum Atamaya Çok Alıştılar, Bu Dosyalar Siyasidir"
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından kamuoyunda "Süleymancılar" olarak bilinen cemaate yönelik 17 ilde düzenlenen ve aralarında Alhan Kuriş’in de bulunduğu 30 kişinin gözaltına alındığı operasyona ilişkin Alparslan Kuytul’dan çarpıcı açıklamalar geldi. Cuma Tefsir Dersi’nin "Soru-Cevap" bölümünde konuyu değerlendiren Kuytul, devletin kayyum politikalarını sert bir dille eleştirdi.
"Suçsuzlar İse Mücadele Etmeliler"
Operasyon haberini değerlendiren Kuytul, gözaltına alınan kişilerin suçlu olmaları halinde olay çıkarmaya gerek olmadığını belirterek, "Ama eğer suçsuzlar ise mücadele etmelidirler. Teslim olmasınlar," ifadelerini kullandı. Devlet ve hükümetin her cemaati susturamayacağını anlaması gerektiğini savunan Kuytul, "Cemaatin başına kimin geçeceğine devlet mi karar verecek? Çok fena alıştılar kayyum atamaya," diyerek tepkisini dile getirdi.
"Bize Yapılan Zulümlere Karşı Çıtları Çıkmamıştı"
Süleymancılar cemaatinin geçmişte kendilerine yönelik operasyonlar ve baskılar karşısında sessiz kaldığını hatırlatan Kuytul, sitemkar bir üslup kullanarak şunları söyledi: "Bugüne kadar bizim başımıza bir sürü olay geldi. Bir gün bir çıtlarını duymadık. Bize yapılan bunca zulme rağmen bir gün bir açıklamalarını duymadık. Olsun, herkes yanında olandan harcar."
"Bu Operasyonu Şüpheyle Karşılıyorum"
Geçmişteki sessizliklerine rağmen ilkesel bir duruş sergilediğini ifade eden Kuytul, Süleymancılar cemaatine yönelik bu son operasyonu şüpheyle karşıladığını belirtti. Konuşmasını toplumsal bir mesajla tamamlayan Kuytul, "İnşallah bundan sonrasında başkaları zulme uğradığında onları da savunmayı öğrenirler. Artık böyle bir ortamda olduğumuzu, bunların siyasi dosyalar olduğunu anlamalıyız ve her lafa inanmamalıyız," diyerek sürecin hukuki değil, siyasi bir zemin taşıdığını iddia etti.
Erkek Egemen Sektörde Bir Kadın Lider: Meral Kaplan İle İş Sağlığı, Güvenliği Ve Başarı Üzerine
NİLGÜN EGE ÖZEL RÖPORTAJ
Telenews TV ekranlarında yayınlanan "Başarı ve İnsan" programında bu hafta, akaryakıt ve enerji sektörünün öncü kurumlarından MSK Endüstriyel Enerji Sistemleri İşveren Vekili ve İş Sağlığı Güvenliği Uzmanı Meral Kaplan’ı ağırladık. Ağır sanayide kadın olmaktan iş güvenliği kültürüne, sıfır iş kazası hedefinden başarı yolculuğuna kadar ilham veren tüm detayları Arka Haber okurları için konuştuk.
Nilgün Ege: Efendim hoş geldiniz. Sektöre ve iş sağlığı güvenliğine dair detaylara geçeceğiz ancak öncelikle okurlarımız ve izleyenlerimiz için sizi tanıyalım. Meral Kaplan kimdir?
Meral Kaplan: Hoş bulduk Nilgün Hanım, teşekkür ederim. Dumlupınar Üniversitesi Sosyoloji bölümü mezunuyum. Aynı zamanda Anadolu Üniversitesi İş Sağlığı ve Güvenliği ön lisans ve Dumlupınar Üniversitesi İş Sağlığı ve Güvenliği yüksek lisans mezunuyum. Sosyolog kimliğimin yanında, aile şirketimiz olan MSK Endüstriyel Enerji Sistemleri’nde Yönetim Kurulu Üyesi ve İSG Departmanı Yöneticisi olarak görev yapmaktayım.
Nilgün Ege: Birçok unvanınız ve sorumluluğunuz var. Bunlarla baş etmek nasıl oluyor, bu dengeyi nasıl sağlıyorsunuz?
Meral Kaplan: Azim ve gayretle. Hedefler büyük olunca çalışma ve başarı da büyük oluyor. İnsan kendini nerede görmek isterse, oraya ulaşmak için o kadar çok emek vermeli. Benim hayattaki gayem kendimi hep en iyi noktaya taşımak; bu yüzden çok çalışıp üretmeye devam ediyorum.
Nilgün Ege: Programımızın ismi "Başarı ve İnsan". Meral Kaplan’a göre başarı nedir?
Meral Kaplan: Başarı öncelikle bir insanın hayalinin olmasıdır. Bu hayale ve hedeflere en disiplinli, en doğru ve en kararlı şekilde yürümektir. Elde ettiğiniz somut kazanımlar bu disiplinli yürüyüşün sonucudur. Benim için başarının temeli hayal kurmaktır.
Nilgün Ege: Hem iş güvenliği uzmanlığı yapıyorsunuz hem de akaryakıt gibi kadınların genellikle zorlandığı erkek egemen bir sektördesiniz. Neden akaryakıt sektörü?
Meral Kaplan: Akaryakıt sektörü ailemin ve benim tecrübelerimizle şekillenen bir alan. Bir kadın olarak sahada kesinlikle zorluk yaşamıyorum. Erkeklerin tecrübesiyle kendi bilgi donanımımı birleştirdiğimde ortaya çok daha büyük bir güç çıkıyor. İstasyonlara ve sahaya gittiğimizde kadın çalışan ve yönetici görmek takdir topluyor.
Nilgün Ege: Bu sektöre adım atmanızda ailenizin, özellikle babanızın etkisi oldu mu?
Meral Kaplan: Hem babamın hem de sektörde 15 yılını vermiş olan erkek kardeşim Emrah Bey’in çok büyük desteği oldu. Kardeşim bu sektörün öncülerindendir ve benim için çok kıymetli bir rehberdir. Onun yönlendirmesiyle bu alana girdim ve akaryakıt sektöründe İSG uzmanı oldum.
Nilgün Ege: Bir kadın olarak sahada hiç mi engelle karşılaşmadınız? Sert bir sektörde kendi renginizi nasıl kattınız?
Meral Kaplan: Sahaya kadın ya da erkek kimliğiyle değil, mesleki statümüz ve donanımımızla iniyoruz. Sahada 20 erkek personelle çalıştığımda kimse bana sadece "kadın" gözüyle bakmıyor; "Meral Hanım İSG uzmanı olarak bize ne öğretecek, bizden ne öğrenecek?" anlayışıyla yaklaşıyor. Kadınların getirdiği disiplin ve dikkat çok kıymetli. Ayrıca sosyolog kimliğim sayesinde insan davranışlarını doğru analiz edebiliyor ve çalışanlara nasıl yaklaşmam gerektiğini çok iyi biliyorum.
Nilgün Ege: Meral Kaplan’ı bugünlere getiren en büyük kırılma noktası nedir?
Meral Kaplan: Hayallerim, ideallerim ve ailemin koşulsuz desteği. Ben bir yerde durup yetinmeyi seven biri değilim. "Statü kazandım, burada kalayım" mantığı bana göre değil. Hep daha fazlasını öğrenmek ve kendime değer katmak isterim. En büyük etken ailemin inancı ve kendime her şeyin en güzelini layık görmemdir.
Nilgün Ege: Bareti ve yeleği çıkardığınızda nasıl bir Meral Kaplan var?
Meral Kaplan: Hayatı çok seven, doğayı ve ormanı seven, yaşamın her anını dolu dolu değerlendirmek isteyen bir Meral Kaplan var. Çocukluğumdan beri belirlediğim bir çizgi vardı; başarılı bir iş kadını olmak. Şu an o hayalin bir adım ötesindeyim ve hayal kurmaya devam ediyorum.
Nilgün Ege: Buradan gençlere ve kadın girişimcilere ne mesaj vermek istersiniz?
Meral Kaplan: Kesinlikle hayal kurmaktan ve vazgeçmemekten geri durmasınlar. Hayal etmek bedava ve başarının ilk adımıdır. Bir plan yapın, disiplinle uygulayın. Başarının yaşla ilgisi yoktur; kimi erken kimi geç ulaşır ama vazgeçmeyen mutlaka kazanır.
"TÜRKİYE'DE İSG KÜLTÜRÜ HIZLA GELİŞİYOR"
Nilgün Ege: Türkiye’de İş Sağlığı ve Güvenliği (İSG) uygulamalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Meral Kaplan: Türkiye’de İSG yasal düzenlemeler, işveren hassasiyeti ve çalışan bilinciyle ciddi bir yükselişte. İSG’yi ileriye taşıyacak olan da geriletecek olan da şirketler ve işverenlerdir. Kültürü ne kadar sahaya yansıtabilirsek o kadar yol alırız.
Nilgün Ege: Sektörde çokça telaffuz edilen "Sıfır İş Kazası" bir ütopya mı yoksa ulaşılabilir bir hedef mi?
Meral Kaplan: Kesinlikle gerçekçi bir hedeftir. İnsan ve işin olduğu yerde risk her zaman vardır ancak altyapıyı sağlam kurarsanız, personelin eğitimi tam olursa ve güvenlik önlemleri eksiksiz alınırsa kaza riskini sıfıra indirebilirsiniz.
Nilgün Ege: Çalışanlar baret, emniyet kemeri veya gözlük gibi koruyucu donanımları kullanmakta neden direnç gösteriyor?
Meral Kaplan: Çünkü çalışanlara sadece "Bunu tak" diyoruz, "Neden takmalısın?" sorusunun cevabını hissettirmiyoruz. O ekipmanı kullanmadığında başına gelebilecek olumsuzluğun kendisini, ailesini ve işyerini nasıl etkileyeceğini uygulamalı senaryolarla gösterdiğinizde bilinç kalıcı hale geliyor.
Nilgün Ege: Sahada sıkça duyduğumuz "Bana bir şey olmaz" algısını nasıl kıracağız?
Meral Kaplan: Bu yanılgı genellikle tecrübeli personelde ortaya çıkıyor. Tecrübesiz çalışan bilmediği için temkinli davranırken, tecrübeli personel her işi yapabileceğini düşünüp sınırları zorlayabiliyor ve kazaya açık hale geliyor. Bunun önüne geçmek için saha kurallarını, teknik yeterliliği ve İSG bilincini eksiksiz tutuyoruz.
Nilgün Ege: Uzman olarak sahada hiç işi durdurduğunuz oldu mu?
Meral Kaplan: Evet, oldu. Benim için en önemli kriter çalışanın psikolojik durumudur. Zihni işte olmayan insan hata yapar. Bir çalışmamız sırasında su sıçraması sebebiyle üstü tamamen ıslanan ve motivasyonu düşen personelimin talebiyle işi derhal durdurdum. Maddi kayıp gözetmeksizin ekibi dinlenmeye gönderdim; çünkü odaklanma olmadan güvenlik sağlanamaz.
Nilgün Ege: Sahadaki eğitim süreçleriniz nasıl işliyor?
Meral Kaplan: Yazılı prosedürlerimiz var ancak sadece ofis içi eğitim yeterli olmaz. Saha oryantasyonu şarttır. Personelimiz sahada birebir uygulamalı eğitim alıp tam not almadan bağımsız çalışamaz. Ayrıca kurallara en çok uyan ve denetimlerden tam puan alan çalışanlarımızı her ay ödüllendirerek motivasyonu yüksek tutuyoruz.
Nilgün Ege: Olası bir ramak kala olayında veya kriz anında ilk adımınız ne oluyor?
Meral Kaplan: Bir olay yaşandığında benim için en son sorumlu çalışandır. Önce yönetime bakarız: "Biz neyi eksik planladık?" Ardından İSG süreçlerine, sonra ekipmanlara bakarız. En son çalışana geliriz. Hatanın kaynağına göre ya yeni bir ekipman temin ederiz ya da canlandırmalı saha eğitimleriyle aynı durumun tekrarlanmasını engelleriz.
"AKARYAKITTA DİKKATSİZLİK VE KIVILCIM EN BÜYÜK TEHLİKE"
Nilgün Ege: Akaryakıt sektöründe karşılaşılan başlıca riskler nelerdir?
Meral Kaplan: Parlama ve patlama, yakıt sızıntısı, statik elektrik, kimyasal maruziyet ve istasyon içi araç trafiği en büyük tehlikelerimizdir. İstasyonlarda sigara yasağı ve telefonların kısıtlanması hayati önem taşır. Telefonlar dikkat dağınıklığı yaratmanın yanı sıra elektriksel ark riski taşır; bu yüzden ekiplerimiz sahada cihazlarını uçak modunda kullanır.
Nilgün Ege: Yakıt dolumu sırasında araç motorunun kapatılması neden zorunludur?
Meral Kaplan: Dolum esnasında oluşabilecek en ufak bir yakıt sızıntısı veya buharlaşma, çalışan motorun sıcaklığı ve elektriksel aksamıyla temas ettiğinde patlama riski doğurur.
Nilgün Ege: Akaryakıt yangınlarına neden suyla müdahale edilmez?
Meral Kaplan: Su, yakıtı söndürmez; aksine suyun üzerinde yüzen yakıtın daha geniş alanlara yayılmasına ve yangının büyümesine neden olur. Ayrıca kaygan zemin oluşturur. Bu tür yangınlara kuru kimyevi tozlu yangın tüpleri veya özel kum havuzlarıyla müdahale edilmelidir.
HIZLI SORULAR - TEK CEVAP
Saha mı, masa başı mı? Saha.
Kural mı, empati mi? Empati.
Plan mı, kriz çözmek mi? Kriz çözmek.
Uyarmak mı, işi durdurmak mı? İşi durdurmak.
Ceza mı, ödül mü? Ödül.
Teori mi, pratik tecrübe mi? Pratik tecrübe.
Disiplin mi, motivasyon mu? Disiplin.
Mevzuat mı, saha mantığı mı? Saha mantığı.
Erken kalkan mı, gece çalışan mı? Erken kalkan.
Çay mı, kahve mi? Kahve.
Risk almak mı, garantiye gitmek mi? Garantiye gitmek (ama yenilik için kontrollü risk).
Görsellik mi, işlevsellik mi? Görsellik.
Yazılı kural mı, kulaktan kulağa kültür mü? Yazılı kural.
Şantiye mi, ofis trafiği mi? Şantiye.
Mantık mı, hisler mi? Mantık.
İSG’nin tek kelimelik tanımı? Güvenlik.
Meral Kaplan’ı anlatan tek kelime? Hayatı sevmek.
Başarının tek kelimelik tanımı? Disiplinli çalışmak.
Nilgün Ege: Meral Kaplan’ın bundan sonraki en büyük kariyer hedefi nedir?
Meral Kaplan: Hedeflerim her yıl gelişerek büyüyor. Türkiye’nin 81 ilinde denetimler yapıyoruz ancak şimdiki hedefim uluslararası alanda baş denetçi olmak ve bu alandaki tecrübemizi küresel standartlara taşımak.
Nilgün Ege: Bu değerli ve ufuk açıcı sohbet için çok teşekkür ederim. Eklemek istediğiniz son bir söz var mı?
Meral Kaplan: Bu güzel programa beni konuk ettiğiniz için ben teşekkür ederim Nilgün Hanım. Başarıya ulaşmak kolay değil ama imkansız da değil. Önemli olan disiplini elden bırakmamak ve hayallerin peşinden koşmaktan asla vazgeçmemektir.
Nilgün Ege: Ağzınıza, emeğinize sağlık. Unutmayalım ki en büyük başarı, günün sonunda sahadan evimize sevdiklerimizin yanına sağlıklı ve güvenle dönebilmektir.
NİLGÜN EGE İLE ARKA HABER'DEN NOTLAR
Kadın emeğinin, disiplinin ve tavizsiz bir güvenlik anlayışının ağır sanayide neleri dönüştürebildiğine bir kez daha şahit olduk. Sevgili Meral Kaplan’ın da altını çizdiği gibi; sahada ne kadar büyük işler başarırsak başaralım, en kıymetli zafer günün sonunda evimize, ailemize ve sevdiklerimize sapasağlam dönebilmektir.
Hayallerinden vazgeçmeyen, üreten, sektöre vizyon katan güçlü kadınların ve sahadaki görünmez kahramanların başarı hikayelerini konuşmaya devam edeceğiz.
Arka Haber'de, hayatın tam arkasındaki gerçeklerde kalın...
Eski Bakan Denizolgun’un Ölümünde Yeni Gelişme: Mezarı Açılacak
Eski Ulaştırma Bakanı Arif Ahmet Denizolgun’un 2016 yılındaki ölümüne ilişkin yürütülen soruşturmada dikkat çeken bir karar alındı. Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talebi üzerine “feth-i kabir” kararı verilirken, Denizolgun’un gerçek ölüm nedeninin yeniden yapılacak adli incelemelerle araştırılması bekleniyor.
İSTANBUL – Eski Ulaştırma Bakanı Arif Ahmet Denizolgun’un yaklaşık 10 yıl önce gerçekleşen ölümüne ilişkin soruşturmada yeni bir aşamaya geçildi.
Denizolgun’un ölümüne yönelik iddia ve şikâyetler üzerine yürütülen soruşturma kapsamında, mezarının açılarak yeniden adli inceleme yapılmasına karar verildi.
BAŞSAVCILIK FETH-İ KABİR TALEP ETTİ
Denizolgun’un yeğenlerinin suç duyurusunun ardından Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturmalar kapsamında, ölüm nedeninin yeniden araştırılması gündeme geldi.
Başsavcılık, Denizolgun’un mezarının açılması ve ölüm sebebinin yeniden incelenmesi için talepte bulundu. Talebin değerlendirilmesinin ardından feth-i kabir kararı alındı.
Başsavcılık tarafından yapılan açıklamada, Denizolgun’un ölümü ve daha önce gerçekleştirilen otopsi işlemlerine ilişkin şüphe iddiaları bulunduğu belirtilerek, gerçek ölüm sebebinin belirlenebilmesi amacıyla yeniden inceleme yapılacağı bildirildi.
MEZARININ 19 AĞUSTOS’TA AÇILMASI BEKLENİYOR
Alınan karar doğrultusunda Denizolgun’un mezarının açılarak naaşı üzerinde yeniden adli inceleme yapılması bekleniyor.
Feth-i kabir işleminin 19 Ağustos 2026 Çarşamba günü saat 08.30’da gerçekleştirilmesinin planlandığı bildirildi.
Yapılacak incelemelerde Denizolgun’un ölüm nedenine ilişkin yeni bilimsel ve adli bulguların bulunup bulunmadığı araştırılacak.
ÖLÜMÜNE İLİŞKİN İDDİALAR YENİDEN GÜNDEME GELDİ
Denizolgun’un ölümüne ilişkin şüphe ve iddialar, Alihan Kuriş’e yönelik yürütülen soruşturmanın ardından yeniden kamuoyunun gündemine taşındı.
Kuriş’in söz konusu soruşturma kapsamında tutuklanmasının ardından, Denizolgun’un 2016 yılındaki ölümüne ilişkin geçmişte dile getirilen iddialar da yeniden tartışılmaya başlandı.
Ancak Denizolgun’un ölümünde herhangi bir dış müdahale bulunduğuna ilişkin kesinleşmiş bir adli tespit bulunmuyor. Yapılacak yeni adli incelemenin, ölüm nedenine ilişkin soru işaretlerinin aydınlatılmasına katkı sağlaması bekleniyor.
ARİF AHMET DENİZOLGUN KİMDİR?
11 Mayıs 1956 doğumlu olan Arif Ahmet Denizolgun, mimarlık mesleğinin yanı sıra siyaset alanında da görev yaptı.
Refah Partisi’nde siyasete başlayan Denizolgun, 1995 genel seçimlerinde Antalya Milletvekili seçilerek Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne girdi.
28 Şubat sürecinin ardından siyasi yaşamını bağımsız olarak sürdüren Denizolgun, ANASOL-D Hükümeti döneminde Ulaştırma Bakanlığı görevinde bulundu.
Denizolgun, 6 Eylül 2016 tarihinde hayatını kaybetti.
İstanbul Merkezli 8 İlde “Şeker Soruşturması”: 25 Şirkete İşlem, 47 Şüpheli İfadeye Çağrıldı
İstanbul merkezli 8 ilde yürütülen Şeker Soruşturması kapsamında 25 şirkete ait 26 adreste arama yapıldı. 47 şüpheli ifadeye çağrıldı.
İstanbul merkezli 8 ilde nişasta bazlı şeker üretimi ve ticaretine yönelik geniş kapsamlı bir soruşturma başlatıldı. Adalet Bakanı Akın Gürlek’in açıklamasına göre, 25 şirkete ait 26 adreste arama ve evraka el koyma işlemi gerçekleştirildi. Şirket yöneticisi olduğu belirtilen 47 şüpheli ise ifadeye çağrıldı.
8 İLDE EŞ ZAMANLI “ŞEKER SORUŞTURMASI”
Adalet Bakanı Akın Gürlek, nişasta bazlı şeker üretimi ve ticareti yapan bazı firmalara yönelik yürütülen soruşturmaya ilişkin açıklama yaptı.
Gürlek’in verdiği bilgilere göre; Tarım ve Orman Bakanlığı Şeker Dairesi Başkanlığı tarafından gerçekleştirilen denetimler ile Hazine ve Maliye Bakanlığı Vergi Denetim Kurulu Başkanlığının incelemeleri sonucunda bazı firmalar hakkında dikkat çeken tespitlere ulaşıldı.
Açıklamada, bazı firmaların Şeker Kanunu ile belirlenen kota ve iç piyasa satış sınırlamalarını ihlal ederek iç piyasaya arz edilmemesi gereken nişasta bazlı şeker niteliğindeki ürünleri piyasaya sürdüklerinin tespit edildiği belirtildi.
ÜRÜNLERİN FARKLI İSİMLERLE FATURALANDIRILDIĞI İDDİASI
Yapılan incelemelerde bazı ürünlerin gerçek niteliğinin “maltodekstrin”, “glukoz”, “nişasta” ve “fruktoz” gibi farklı isimlerle faturalandırılarak gizlendiği öne sürüldü.
Açıklamaya göre, bazı işlemlerde faturada gösterilen ürün ile fiilen teslim edilen ürünün cinsi arasında farklılıklar bulunduğu tespit edildi.
Söz konusu bulgular üzerine İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosu koordinesinde, İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerince “Şeker Soruşturması” kapsamında eş zamanlı adli işlemler başlatıldı.
25 ŞİRKETE AİT 26 ADRESTE ARAMA
Soruşturma kapsamında İstanbul, Kocaeli, Sakarya, Ankara, Konya, İzmir, Gaziantep ve Adana olmak üzere 8 ilde operasyon gerçekleştirildi.
Gürlek’in açıklamasına göre, 25 şirkete yönelik 26 adreste arama ve evraka el koyma işlemleri yapıldı. Şirket yöneticisi olarak belirlenen 47 şüpheli ise çağrı yoluyla ifadeye çağrıldı.
SORUŞTURMA ÇOK SAYIDA SUÇ YÖNÜNDEN SÜRÜYOR
Soruşturmanın;
- Bozulmuş veya değiştirilmiş gıda veya ilaçların ticareti,
- Vergi Usul Kanunu kapsamında vergi kaçakçılığı,
- Muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge düzenleme veya kullanma,
- Özel belgede sahtecilik,
- Fiyatları etkileme
suçları yönünden çok yönlü olarak sürdürüldüğü bildirildi.
GÜRLEK: “HUKUK ÖNÜNDE HESABINI VERECEKTİR”
Adalet Bakanı Akın Gürlek, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde vatandaşların sağlığını, devletin vergi gelirlerini ve ekonomik düzeni hedef alan yasa dışı faaliyetlerle mücadelenin sürdürüleceğini belirtti.
Gürlek açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
“Halk sağlığını tehlikeye atan, vatandaşlarımızı yanıltan, devletimizi vergi kaybına uğratan ve hukuka aykırı kazanç elde etmeye çalışan kim olursa olsun, hukuk önünde hesabını verecektir.”
Soruşturmanın İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından çok yönlü olarak sürdürüldüğü bildirildi.
İlk Yorum yapan siz olun!