CHP Genel Başkanı Özgür Özel, emeklilere; “Bugüne kadar hep ezildiniz. Hep unutuldunuz, ihmal edildiniz. Hep bir mesele vardı, sizin sorununuzdan önemliydi. Bundan sonra sizin sorununuzdan daha önemli bir sorun yok. Bunu kabul etmiyoruz. Çıkıyor emeklinin karşısına, biliyorum diyor, bilmeni ve kabul etmeni istiyor. Açsın, yoksulsun, sıkıntın büyük ama tehlike de büyük. Ezanı dindirecekler, vatanı böldürecekler, bayrağı indirecekler oyu bana ver. Kardeşim bu memlekette bugüne kadar bu vatan bölünmediyse, bu bayrak inmediyse, bu ezan dinmediyse senin hamasetin yüzünden değil bu emekliler sayesinde inmedi. 5 vakit ezanı okuyan müezzin emekli değil mi? Namazı kıldıran imam emekli değil mi? Hudut boyunda bayrağı dalgalandıran asker, uzman çavuş emekli değil mi? Bugüne kadar bu ordunun yemeğini pişirenler, ekmeğini pişirenler, bu ordunun evlatlarını yetiştirenler emekli öğretmenler, aşçılar, hizmetliler değil mi? Bunlar, bu vatan emeklileridir. Eğer sen emekline bir gelecek sunmazsan çalışanın da geleceğinden ümidi olmaz, kaygısı olur. Türkiye’ye sesleniyoruz, emeklilerin sorunu bu ülkenin gerçek beka sorunudur” dedi.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, emeklilere; “Bugüne kadar hep ezildiniz. Hep unutuldunuz, ihmal edildiniz. Hep bir mesele vardı, sizin sorununuzdan önemliydi. Bundan sonra sizin sorununuzdan daha önemli bir sorun yok. Bunu kabul etmiyoruz. Çıkıyor emeklinin karşısına, biliyorum diyor, bilmeni ve kabul etmeni istiyor. Açsın, yoksulsun, sıkıntın büyük ama tehlike de büyük. Ezanı dindirecekler, vatanı böldürecekler, bayrağı indirecekler oyu bana ver. Kardeşim bu memlekette bugüne kadar bu vatan bölünmediyse, bu bayrak inmediyse, bu ezan dinmediyse senin hamasetin yüzünden değil bu emekliler sayesinde inmedi. 5 vakit ezanı okuyan müezzin emekli değil mi? Namazı kıldıran imam emekli değil mi? Hudut boyunda bayrağı dalgalandıran asker, uzman çavuş emekli değil mi? Bugüne kadar bu ordunun yemeğini pişirenler, ekmeğini pişirenler, bu ordunun evlatlarını yetiştirenler emekli öğretmenler, aşçılar, hizmetliler değil mi? Bunlar, bu vatan emeklileridir. Eğer sen emekline bir gelecek sunmazsan çalışanın da geleceğinden ümidi olmaz, kaygısı olur. Türkiye’ye sesleniyoruz, emeklilerin sorunu bu ülkenin gerçek beka sorunudur” dedi.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin Genel Merkezi’nde düzenlenen “Emekliler Buluşması” programına katıldı. Kürsüde konuşan emeklilerin sorunlarını dinleyen Özel, daha sonra şu açıklamaları yaptı:
“Çok farklı siyasi görüşlerden emekliler bugün burada misafirimiz. Burada siyasi bir toplantı yapmıyoruz. Bugün Türkiye’nin inanılmaz bir gündemi var. Ben ana muhalefet partisinin Genel Başkanı olarak Recep Tayyip Erdoğan’ın dün söylediği, ‘Özgür efendi’ diye söylediği dünya kadar söz var. Hepsi cevap bekler, Devlet Bahçeli’nin söyledikleri var, cevap bekler. Çok sayıda siyasinin değerlendirmeleri var, onlarla ilgili konuşmak ister. Ama bugün hiçbirini konuşmayacağım. Çünkü bu memlekette esas konuşulması gereken şey, hayat pahalılığı, enflasyon ve onun en başta ezdiği emeklilerken hep isterler ki başka şey konuşulsun. Bu seneyi emekli yılı ilan ettiler, emekli yılının başında emekli ile dalga geçecek rakamlar ilan ettiler. Madem emekli yılı dediniz ama gereği yapılmadı, hiç olmazsa bugün emeklilerin günü başka bir şey konuşmayacağım, sırf emeklileri konuşacağım.
“SİYASİ BİR TOPLANTI DEĞİL BU”
Siyasi bir toplantı değil bu. Her görüşten emeklimiz var burada ama toplandığımız yer de öyle herhangi bir yer değil. Burası baba evi. Burası Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu, hepimizin içine doğduğu, sonra kimimizin büyüğüne kimimizin küçüğüne taşındığı, kiminin yakında oturduğu, kiminin ırakta oturduğu ama çorbasının kaynadığını bildiğimiz, bacasının tüttüğünü bildiğimiz baba evindeyiz. Tapusu ne bende, ne Kemal Bey’deydi. Ecevit’te de yoktu, rahmetli İsmet Paşa’da da. Bu çatının tapusu bir kişiye kayıtlı o da Gazi Mustafa Kemal Atatürk.
“EMEKLİ EV KAPATIYOR”
Hepimiz yaşayarak görüyoruz ki ülkeyi 20 yılı aşkın süredir yönetenlerin, ülkeyi derin bir adalet, demokrasi, ekonomik krize sürüklediği ortada. Hiçbiri birbirinden bağımsız değil. Anayasa’nın hiçe sayıldığı bir yerde, kanunların hükmünün olmadığı bir yerde, hak aramanın ortadan kalktığı bir yerde ekonomini bu halde olmasına kimse şaşmasın. Ben bugün derin ekonomik tahliller yapmak yerine ne yaşıyoruz, ne yaşıyorsunuz, ne yaşatıyorlar ve bunun sonucunda ne yapıyorlar? Birazcık onlara değinmek istiyorum. Şüphesiz herkes sıkıntıda. Ama rahat etmesi gerekenler en büyü sıkıntıda. Bu salondakiler, ekranı başındakiler ömürleri boyunca çalıştılar. Bu ülke için çalıştılar. Aileleri, evlatları için çalıştılar.
Hatta birçoğu artık rahat etmesi gerektiği halde emekli olduktan sonra hiç bilmedikleri işleri yapamaya razı gelerek, bir ek maaş almak peşinde hala çalışıyor. Diyorlar ki, örneğin bayramda bir ikramiye verildiğinde, bir sefere mahsus bir para dağıtıldığında bile çalışan emekliye vermeyiz dediler, çok itirazlar ve mücadeleler sonunda alabildik hep beraber. Niye vermiyorsun çalışan emekliye? O zaten emekli, bir yandan çalışıyorsa emekliye yaptığımızı ona vermeye gerek yok.
Yahu bir emekli niye çalışır? İşsiz bir çocuk vardır da torunlara bakmak için çalışır. Üniversitede okuyan bir evlat vardır da onun harçlığını yollayabilmek için çalışır. Bir emekli niye çalışır? Biraz önce dinledik, benim söyleyeceğim sözler ne kadar gerçekleri yansıtsa da biraz önceki 3 konuşmacının yaptığı, verdikleri örnekler kadar hiçbir şey çarpıcı olamaz. 10 bin lira alıyorum, zaten 9 bin lirası kira, ben kirada kalamadım, kardeşimin yanına taşındım diyor. Yani emekli ev kapatıyor. Bir diğeri diyor ki, bir aletim bozulursa yaptıramam diye korkuyorum diyor. Aldığı para sadece kiraya gittiğinde, bin lira da yakıt parası, elektrik, su geliyor, param yok. Ütüsü bozulsa ütüsünü yaptıracak parası yok. Böyle bir hayatı rahat etmesi gerekenlere zehir eden bir anlayış ile karşı karşıyayız. Bugün örneğin, Almanya’da emekli Hans. Emekliliğinde emekli maaşı ile, devletinin ona sağladığı imkanlarla uçağa biniyor. Antalya Havaalanı’nda iniyor, Manavgat’a gidiyor. Manavgat’ta tatil yapıyor. Onunla aynı zamanda doğmuş, biri Almanya’ya çalışmış, biri bu güzel memlekete çalışmış Hans’ın muadili emekli Hasan, kendi memleketinde, Hans Almanya’dan Manavgat’a gelirken, bırak Manavgat’a, tatile gitmeyi parka çıkmaya, manavın önünden geçmeye korkuyor. Biri Manavgat’a gidiyor, öbürü manavın önünden geçmeye korkuyor. Bu ülkenin emeklisine bunları yaşatanlara yazıklar olsun.
“GERÇEK ENFLASYON YÜZDE 127 İKEN, ENFLASYONU 64 DİYE AÇIKLIYOR. EMEKLİYE ZAM VERİLECEĞİNDE BU AÇIKLANAN RESMİ ENFLASYON RAKAMLARI DİKKATE ALINDIĞINDA HER BİRİNİZİN CEBİNDEN PARA ÇALIYORLAR”
Binlerce sorun var. Emekliler içinde bayrak ikramiyesini yıllar önce önceki Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu söylediğinde ‘Vermeyiz’ diyenler, dalga geçenler sonra ‘Biz de vereceğiz’ diyenler, onu komik rakamlarda bıraktılar. O bayram ikramiyesini alamayan, özel banka emeklileri var, özel sandık emeklileri var. Batırılan bankaların munzam sandıklarının emeklileri var, mağduriyet yaşayan. Örneğin Türk Ticaret Bankası emeklileri var, kendi sandıklarını ayırdılar, o sandık battı, battığı ile gitti, şimdi en düşük emekli maaşını almaya mahkum edilmiş durumdalar. Böyle onlarca, yüzlerce farklı farklı mağduriyet dile getiriliyor. Ama bir bütün olarak en önemli sorunu şu. Türkiye İstatistik Kurumu diye, baş harflerini ben Tayyip’i üzmeyen istatistik kurumu diye söylediğim, rakamları çarpıtan, rakamları düşük gösteren ama yaptığı iş bu kadar masum olmayan bir kurum var, TÜİK. O adeta her birinizin cebine elini atıyor. TÜİK bir elini her birinizin cebine, çantasına sokuyor. Oradan para çalıyor. Gerçek enflasyon yüzde 127 iken, enflasyonu 64 diye açıklıyor. Emekliye zam verileceğinde bu açıklanan resmi enflasyon rakamları dikkate alındığında her birinizin cebinden para çalıyorlar. ENAG diye bir kuruluş var. Nereden hesap yaptığını, nasıl hesap yaptığını açıkça paylaşıyor ve TÜİK’in yüzde 64 bulduğu enflasyonu üniversite hocaları yüzde 127 bulmuş. Gerçek enflasyon 1 yıl öncesine göre, TÜİK diyor ki yüzde 64, ENAG diyor ki yüzde 127. Şimdi birlikte bakalım. 1 yıl önce dana eti 197 liraymış, doğru mu? Bugün 482 lira, doğru mu? (Salondan ‘Evet’ yanıtı verildi) Aradaki fark yüzde 143. Koyun eti 200 liraymış, 538 liraya çıkmış. Doğru mu? Burada eğer bir tane yanlış rakam varsa, itiraz edin. Canlı yayın itiraz edeni versin. Doğruysa bu rakamları hep beraber onaylayın, Türkiye duysun. 200 liralık koyun eti 538 liraya çıktı mı? Aksini iddia eden var mı? Zeytinyağı 118 liradan 330 liraya çıktı mı? Yüzde 180 artmış mı? Aksini söyleyen var mı? Dana eti yüzde 143, koyun eti yüzde 157, zeytinyağı yüzde 180, patlıcan yüzde 123, çay yüzde 90 artmış. Havucun kilosu pazarda geçen sene 9 liraymış. Doğru mu? Şimdi 30 lira mı? 50 lira diyen var, 3 kat artmış. Ama enflasyon TÜİK’in, Tayyip’i üzmeyen istatistik kurumuna göre yüzde 64 artmış. Böyle olunca ne oluyor? Emekliye zammı TÜİK’in hesabına göre veriyorlar. TÜİK’in hesabına göre verince ne oluyor? Memur emeklilerine yüzde 49 zam yapmıştı, en düşük emekli maaşı 7 bin 500 liraydı. Onu büyük müjde diye söylediler. Yüzde 33 zam yapıp 10 bin lira yaptı. SGK ve Bağ-Kur emeklisine 42,5 verdi. Fiyatlar yüzde 140, yüzde 160, yüzde 110 artarken ve ortalama enflasyon yüzde 127 iken size verilen zam ortada.
CHP yıllardın bir şey söylüyor. Siz bile, isteye, taammüden emekliyi yoksullaştırıyorsunuz. 2006 yılına kadar emekliler açısından hayat herkese ne kadar zorsa emeklilere de o kadar zordu. 2006’da güncelleme katsayısını düşürdüler. Aylık bağlama oranını düşürdüler. Aylıkların alt sınırlarını düşürdüler. O günden itibaren emekli maaşları git gide düşmeye başladı. Bunlar geldiğinde bir emekli, en düşük emekli maaşı bu ay 7 bin 500’dü, gelecek ay 10 bin lira olacak. En düşük emekli maaşı asgari ücretin yüzde 147’siydi, yani asgari ücret 1’se, en düşük emekli maaşı 1,5’tu. Bunu hepiniz biliyorsunuz. Bu aya kadar yüzde 44’ündeydi eleştiriyorduk, son yaptıkları zamla yüzde 59’a denk geldi. Asgari ücret 17 bin 2 lira, en düşük emekli maaşı 10 bin lira. Bu durumda yüzde 59’u kadar veriyorlar.
“2002’DE 228 MİLYONKEN EMEKLİ MAAŞI, EN DÜŞÜK EMEKLİ MAAŞI ASGARİ ÜCRETİN 1,5 KATIYKEN, O MAAŞI ÇEKİP SARRAFA GİTTİĞİNİZDE 8 ÇEYREK ALTIN ALIYORDUNUZ. BUGÜN GELECEK AYIN İLAN EDİLEN 10 LİRALIK EN DÜŞÜK EMEKLİ MAAŞIYLA 2,5 TANE ALTIN ALABİLİYORSUNUZ”
Bizim memleket altın hesabını yapar ve sever. Çünkü paradan 6 sıfır atıldı. Milyon diyorduk, TL oldu. Milyarlar bin oldu, hesaplar karıştı. Bakın çok basit bir hesap yapacağız bütün Türkiye’nin gözünün önünde. 2002’de 228 milyonken emekli maaşı, en düşük emekli maaşı asgari ücretin 1,5 katıyken, o maaşı çekip sarrafa gittiğinizde 8 çeyrek altın alıyordunuz. Bugün gelecek ayın ilan edilen 10 liralık en düşük emekli maaşıyla 2,5 tane altın alabiliyorsunuz, 5,5 çeyrek altın her ay Adalet ve Kalkınma Partisi eliyle emeklinin evinden çalınıyor, başka birilerinin cebine konuyor. 8 çeyrek altından 2,5 çeyrek altına gelinen noktadayız. Bunu bütün emekliler adına, bütün memleketimize, Adalet ve Kalkınma Partisi’ne, MHP’ye oy veren herkese şikayet ediyoruz. Siz oyu veriyorsunuz, onlar cebinizden her ay 5,5 çeyrek altını alıp zenginlere veriyorlar. Hesap ortada. Bunun hesabını emekliye vereceksiniz, bunun hesabını emekli sizden soracak. 31 Mart hesap günü olacak, bu hesap sorulacak.
“EMEKLİ MAAŞLARI GAYRİ SAFİ MİLLİ HASILADA, MİLLİ GELİRE ORANI ARTIYOR”
Bütün dünyada nüfus yaşlanırken emeklilik sistemlerinin büyük sorunu var. Emekli maaşları gayri safi milli hasılada, milli gelire oranı artıyor. Kaçınılmaz bir şey. Bir milli geliriniz var, nüfusunuz yaşlanıyor, emekliye ödenen paranın payı artıyor. Buna çare arıyor dünya. Ne olarak arıyor? Gelirlerini artırmak için arıyor, başka tedbirler arıyor. Türkiye’de durum ne? Hele hele ne beklersiniz, nüfus yaşlanıyor. Bir de geçen sene 2,5 milyon yeni emekli geldi. Ama emekliye, tüm emeklilere ödenen aylıklar toplamının milli gelire oranı 3 yıl önce yüzde 7’yken, şimdi yüzde 5’e gerilemiş. Bakın emekli sayısı artmış. Nüfus yaşlanmış ama emekliye verilen para yüzde 7’den, yüzde 5’ine düşmüş. Şimdi EYT’yi çıkarmam dedi, çift dikiş yapacak bunlar dedi. Seçimi kaybetme belirtisi gelişince EYT’yi çıkardı ya. Biz 2,5 milyon kişiyi emekli ettik diyor ya. Emekli edersen ne yaparsın, emekliye maaş ödersin. Yeni emeklinin maaşını eski emekliye ödettiriyorlar. Yeni emekliye bağlanan maaşı siz ödüyorsunuz. Yüzde 7 varken para 5’e düşmüş. Yani emekliye ayrılan para hem 7’den 5’e düşüyor, hem de dünya kadar emekli sayısı var. Hem EYT’yi çıkardım diyeceksin, herkesten oy isteyeceksin, sonra yeni emeklinin maaşını eski emekliye ödeteceksin. Dünyanın hiçbir yerinde olmayan büyük bir adaletsizlik ve haksızlıkla karşı karşıyayız.
“SİZE VERDİĞİ 7 BİN 500’DEN 10 BİN LİRAYA ÇIKARMAYA YÜK DİYOR VE 200 MİLYAR LİRA DİYOR. KUR KORUMALI MEVDUATA ÖDENEN PARA 800 MİLYAR LİRA”
Geçen gün 7 bin 500 liraları 10 bin yaptı ya, bir de yüzde 5 artış yaptı ya. Ertesi gün bütün yandaş gazeteler emekliye müjde, emekliye büyük zam yazdı ya. O gece dedi ki, bunun bize getirdiği yük tam 200 milyar lira. Size verdiği 7 bin 500’den 10 bin liraya çıkarmaya yük diyor ve 200 milyar lira diyor. Bakın, kur korumalı mevduata ödenen para 800 milyar lira. Emekliye verdiğine yük dediğinin tam 4 katını kur korumalı mevduata, parasına para katanlara, ‘Efendim, benim param var. Varsa var. Ben bununla dolar alacağım. E al. Ya artmazsa. Ben bunu faize koyayım. E koy. Ya yetmezse. Dolar faizden çok olursa, karar veremiyorum diyenlere. Aman sen parayı getir bize koy. Şu kadar faiz al. Dolar daha çok artarsa o parayı hazineden ödeyeceğim dediler. Yani yüksek yüksek faizlere bile, bankadan aldığı faize. Siz kirayı ödeyemiyorsunuz ya. Birileri kira ödeyemezken, elindeki milyonlara, 100 milyonlara verilen faiz yetmez, Türk lirasına güvenmiyorum, dolara gideceğim. Aman gitme faiz de al. Dolar artarsa biz aramızda toplar, size veririz dediler. Sizden aldılar, onlara verdiler. Kur korumalı mevduata verilen para 800 milyar lira. Size verip de yük olarak gördüğü para 4’te 1’i. 200 milyar lira. Bu yüzden bu düzen böyle gitmez. Önerilerimiz şu, kanun teklifimiz var. En düşük emekli maaşı asgari ücret kadar olmalı. Yetmez, çünkü 1’e 1,5’ti. Oralara kadar çıkmalı. Ama en düşük maaşı hiç olmazsa asgari ücret olmalı. Yani bugün 10 bin dediği, 17 bin liraya bir kere derhal çıkmalı. Kalıcı bir düzenleme yapılmalı. Eğer bu yapılırsa emekliler siyasetçilerin gözlerinin içine bakmak, ağzının içine bakmak zorunda kalmazlar, bir standarda bağlanmış olur. Ayrıca en düşük emekli maaşının asgari ücretten az olmasını söylemek demek, en düşük emekli maaşının temel maaş olmasını kabul etmek anlamına da gelmiyor. 2002 yılında en düşük emekli maaşını alanlar emeklilerin pek az bir kısmıyken şimdi neredeyse bu ortalama maaş haline geldi. Salonda herkes emekli, dışarıdan kimse gelmedi. Salonda emekli olmayan yok. 10 bin lira emekli maaşı alanlar, bu ay 7 bin 500 alıp gelecek ay 10 bin lira alacak olanlar. Bakın salonun neredeyse yüzde 70’i en düşük emekli maaşını alıyor.
“ORTALAMA EMEKLİ MAAŞI NEREDEYSE EN DÜŞÜK EMEKLİ MAAŞI KADAR”
Bu salonda bulunanların yüzde 70’i en düşüğü alıyor. Oysaki 2002 yılında emeklilerin çok azı en düşük emekli maaşını alıyordu. Ortalama emekli maaşı en düşük emekli maaşından çok yukarıda bir yerdeydi. Şimdi ortalama emekli maaşı neredeyse en düşük emekli maaşı kadar. Bunun mutlaka değiştirilmesi lazım. Bunun olması için prim güncelleme kat sayıları artırılmalı, aylık bağlama oranları artırılmalı, aylıkların alt sınırları artırılmalı. Yani 2002 yılında gelip, 2006’da 5510 sayılı kanunda neyi bozdularsa düzeltmek gerekiyor. Hem oranı, hem alt sınırı, hem de diğer bozdukları parametreleri düzeltmeliyiz ki en düşük maaş genel maaş olmasın. Ayrıca az önce emeklilerimiz seslendi. Başka sıkıntılar da var. Dul ve yetim maaşları var. Bir maaş kaç parçaya bölünüyor? O bölünen parçalar yüzünden insanlar komik maaşlar alıyorlar. Bizim iddiamız şudur, en düşük emekli maaşı asgari ücret olmalı. Bu dul ve yetim için de bu her türlü maaşta bu sınırın altında hiçbir maaş kalmamalı. Bir emekliden kalan maaş 3’e, 4’e bölünüp pay edilmemeli. Çünkü birisi bir şehirde yaşayan bir eş, biri başka bir şehirde yaşayan kız evlat, biri bir başka şehirde yaşayan bir başka mağdur oluyor. O kalan maaşın bölünmesi, çok düşük maaşlara insanların mahkum edilmesi doğru değil.
“EMEKLİNİN SESİNİ DUYMAZLARSA ÇOK YAKINDA HEP BERABER MEYDANLARDA OLACAĞIZ”
Emeklinin derdi çok. Diyor ki bir tanesi yüzde 25 kesinti oluyor diyor, dul ve yetimlerden. Zaten kesintiler kaldırılmalı dedim. Bir tanesi ilaçlara diyor. Eksiden emekli eczaneye giderdi, ilaçlarını alırdı, emekli yüzde 10 ve çalışan yüzde 20. Hele hele raporlu hastalığı varsa, hiç para ödemeden çıkardı. Şimdi hastaneye gidiliyor, doktor muayene ediyor, maaştan doktor parası kesiyorlar. Eczaneye gidiyor, ilaç alıyor, maaştan ilaç parası kesiyorlar. Ayrıca doktorun yazdığı ilaç en ucuzu ama doktorun yazdığı ilacın en ucuzunu ödüyor. Elde bu ilaç yok, piyasada yok. İlacını alacaksan fiyat farkı ödeyeceksin diyorlar. Raporlu ilaç alıyor, raporlu ilaçtan da fiyat farkı alıyorlar. Reçetenin yaprağına, ilacın kalemine, sağlık ocağında muayene olduysan ayrı para. Devlet hastanesinde ayrı para. Tevdiye ayrı para. Ayrıca 6 ay sonrasına gün veriyorlar. Erken röntgen, MR çektireceksen fark öde, gece yarısı gelecek yapıyorlar.
Bu sıkıntıların hepsi emeklilerimizin sırtında. Benim söyleyeceğim şu, biz bugün gündemi sadece emeklilerimize ayırdık. Eğer geçtiğimiz hafta şehitlerimiz olmasaydı, Tandoğan Meydanı’nda toplansaydık, ne diyorduk? Sahip çıkıyoruz. Geleceğimize, ülkemize, milletimize, ekmeğimize, emeğimize, emeklilerimize sahip çıkıyoruz diyorduk. Hep birlikte meydanlarda olacaktık. O gün olmadı. Ama emeklinin sesini duymazlarsa çok yakında hep beraber meydanlarda olacağız.
“BUGÜNE KADAR HEP EZİLDİNİZ. HEP UNUTULDUNUZ, İHMAL EDİLDİNİZ. HEP BİR MESELE VARDI, SİZİN SORUNUNUZDAN ÖNEMLİYDİ. BUNDAN SONRA SİZİN SORUNUNUZDAN DAHA ÖNEMLİ BİR SORUN YOK”
Emeğimize, ekmeğimize, emeklilerimize sahip çıkacağız. Buradan Recep Tayyip Erdoğan’a sesleniyorum. Hakaret etmeyi bırak. Yalan atmayı bırak. İftirayı bırak. Şu emeklinin dön gözünün içine bak. 10 bin lira maaşla bu memlekette kira mı ödeyecek, doğalgaz mı ödeyecek, elektrik mi, su mu ödeyecek? Gidip de pazara mı çıkacak, erzak mı alacak, çorbayı nasıl kaynatacak, karnını nasıl doyuracak, bundan sonra hayatını nasıl geçindirecek? Ben buradan emeklilere şunu söylüyorum. Bugüne kadar hep ezildiniz. Hep unutuldunuz, ihmal edildiniz. Hep bir mesele vardı, sizin sorununuzdan önemliydi. Bundan sonra sizin sorununuzdan daha önemli bir sorun yok. Bunu kabul etmiyoruz. Çıkıyor emeklinin karşısına, biliyorum diyor, bilmeni ve kabul etmeni istiyor. Açsın, yoksulsun, sıkıntın büyük ama tehlike de büyük. Ezanı dindirecekler, vatanı böldürecekler, bayrağı indirecekler oyu bana ver. Kardeşim bu memlekette bugüne kadar bu vatan bölünmediyse, bu bayrak inmediyse, bu ezan dinmediyse senin hamasetin yüzünden değil bu emekliler sayesinde inmedi. 5 vakit ezanı okuyan müezzin emekli değil mi? Namazı kıldıran imam emekli değil mi? Hudut boyunda bayrağı dalgalandıran asker, uzman çavuş emekli değil mi? Bugüne kadar bu ordunun yemeğini pişirenler, ekmeğini pişirenler, bu ordunun evlatlarını yetiştirenler emekli öğretmenler, aşçılar, hizmetliler değil mi? Bunlar, bu vatan emeklileridir. Eğer sen emekline bir gelecek sunmazsan çalışanın da geleceğinden ümidi olmaz, kaygısı olur. Türkiye’ye sesleniyoruz, emeklilerin sorunu bu ülkenin gerçek beka sorunudur. Hepimiz bir gün emekli olacağız ve emeklilerini açlığa, sefalete, yokluğa terk eden, pazara çıkamaz hale getiren, alışverişte ‘Alışveriş torbasının yarısını kasada bıraktım’ dedirten, bir gelecek düşünen herkes için bu ülkenin emeklilik sorunu beka sorunudur. Bundan sonra emekliler sorunlarına sahip çıkacaklar. Bundan sonra Tayyip Erdoğan’a sesleniyoruz, yoksa biz emeklilerin sesini sana duyurmasını biliriz. Emekliler, emeklerine, geleceklerine sahip çıkacaklar mı? Çıkacak mısınız? Bu haksızlığa karşı hakkınızı arayacak mısınız? Hep beraber olacağız, kalkın ayağa alın hakkınızı. Tayyip Erdoğan emekliler bundan sonra susmayacak. Ya hakkımızı verirsin, ya emekliler hakkını almasını bilir. Hep beraber hakkımızı alana kadar birlikte mücadele edeceğiz. Size inanıyor, güveniyoruz.”
Yorumlar
Yorum Yapın
İlginizi Çekebilir
TOBB Erzurum Kadın Girişimciler Kurulu Ağustos Ayı Toplantısını TKDK’da Gerçekleştirdi
TOBB Erzurum Kadın Girişimciler Kurulu, Ağustos ayı toplantısını TKDK Erzurum İl Koordinatörlüğü’nde yaptı. Toplantıda kadın girişimcilere yönelik hibe, yatırım ve kırsal kalkınma destekleri ele alındı.
Erzurum Ticaret ve Sanayi Odası (ETSO) bünyesinde faaliyet gösteren TOBB Erzurum Kadın Girişimciler Kurulu (KGK), Ağustos ayı olağan toplantısını TKDK Erzurum İl Koordinatörlüğü ev sahipliğinde gerçekleştirdi. Toplantıda kadın girişimciliğine yönelik çalışmalar değerlendirilirken, TKDK’nın hibe ve destek programları hakkında kurul üyelerine bilgi verildi.
KADIN GİRİŞİMCİLER TKDK’DA BİR ARAYA GELDİ
TOBB Erzurum Kadın Girişimciler Kurulu (KGK), Ağustos ayı olağan toplantısını Kurul Başkanı Kübra Alioğulları başkanlığında gerçekleştirdi.
Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu (TKDK) Erzurum İl Koordinatörlüğü’nün ev sahipliğinde gerçekleştirilen toplantıda, kurulun yürüttüğü çalışmalar ve önümüzdeki döneme ilişkin faaliyetler ele alındı.
TEMMUZ AYINDA YAPILAN ÇALIŞMALAR DEĞERLENDİRİLDİ
Toplantının açılışının ardından gündem maddelerinin görüşülmesine geçildi.
Kurul üyeleri, Temmuz 2026 döneminde KGK İcra Kurulu tarafından gerçekleştirilen faaliyetleri değerlendirerek yürütülen çalışmaların sonuçları hakkında görüş alışverişinde bulundu.
Kadınların girişimcilik hayatında daha etkin rol almalarını desteklemeye yönelik gerçekleştirilen faaliyetler ve önümüzdeki dönemde atılabilecek yeni adımlar da toplantının gündeminde yer aldı.
TKDK HİBE VE DESTEKLERİ KADIN GİRİŞİMCİLERE ANLATILDI
Toplantının önemli gündem başlıklarından birini ise TKDK tarafından yatırımcılara sağlanan hibe ve destek programları oluşturdu.
TKDK yetkilileri tarafından kurul üyelerine; tarım, kırsal kalkınma ve üretime yönelik yatırım olanakları hakkında kapsamlı bir bilgilendirme yapıldı.
Sunumda özellikle kadın girişimcilere yönelik avantajlar, uygulanabilecek hibe oranları ve proje başvuru süreçlerine ilişkin detaylar aktarıldı.
KADIN GİRİŞİMCİLİĞİNİN GELİŞTİRİLMESİ İÇİN GÖRÜŞ ALIŞVERİŞİ
Toplantıda TKDK desteklerinden kadın girişimcilerin daha etkin şekilde yararlanabilmesi ve Erzurum’da kadın girişimciliğinin geliştirilmesine yönelik yapılabilecek çalışmalar konusunda karşılıklı görüş alışverişinde bulunuldu.
TOBB Erzurum Kadın Girişimciler Kurulu’nun Ağustos ayı olağan toplantısı, değerlendirmelerin ardından sona erdi.
Avcılar Belediyesi'nin Futbol Turnuvasında Yarı Final Heyecanı
Avcılar Belediyesi Gençlik ve Spor Müdürlüğü tarafından düzenlenen Mahalleler Arası Futbol Turnuvasında yarı finale yükselen takımlar belli oldu.
Avcılar Belediyesi Gençlik ve Spor Müdürlüğü tarafından düzenlenen Mahalleler Arası Futbol Turnuvasında yarı finale yükselen takımlar belli oldu. İlçenin farklı mahallelerinden 12 takımın katıldığı organizasyonda Üniversite, Firuzköy, Mustafa Kemal Paşa, Gümüşpala ve Yeşilkent mahallelerinden sporcular şampiyonluk için mücadele etti.
12 TAKIM ŞAMPİYONLUK İÇİN SAHAYA ÇIKTI
Avcılar Belediyesi Atatürk Stadyumu’nda oynanan karşılaşmalarda takımlar, grup ve eleme müsabakalarında üst tura yükselmek için mücadele etti. Karşılaşmaların tamamlanmasıyla birlikte turnuvanın son dört takımı da netleşti.
Farklı mahallelerden sporcuları aynı organizasyonda buluşturan turnuva, ilçedeki futbol heyecanını da sahaya taşıdı. Avcılar Belediyesi’nin düzenlediği organizasyon, sporculara mücadele etme ve yeteneklerini sergileme fırsatı sundu.
YARI FİNAL HEYECANI
Turnuvada yarı finale yükselen ekipler Ateşoğlu Spor, Avcılar Balkan Spor, Trafo Spor ve Avcılar Murat Kölük Devlet Hastanesi oldu.
Dört takım, finale yükselmek için yarı final mücadelesini verirken, turnuvada finale çıkacak iki takım belli oldu.
ŞAMPİYONLUK İÇİN SON VİRAJ
Turnuvada yarı final karşılaşmalarının tamamlanmasının ardından finale yükselen takımlar da belli oldu. Rakiplerini mağlup eden Avcılar Balkan Spor ve Ateşoğlu Spor, şampiyonluk kupası için finalde karşı karşıya gelecek.
Avcılar Belediyesi, ilçede sporun daha geniş kesimlere ulaşması ve amatör sporcuların desteklenmesi amacıyla sportif organizasyonlara ev sahipliği yapmayı sürdürüyor. Turnuva kapsamında bir araya gelen takımlar, hem rekabet hem de sporun kent yaşamındaki buluşturucu yönünü sahaya yansıttı.
Şampiyonluk için son iki takımın kaldığı turnuvada gözler artık final karşılaşmasına çevrildi. Avcılar Balkan Spor ile Ateşoğlu Spor’un mücadele edeceği final maçının ardından şampiyon takım belli olacak. Dereceye giren takımlara kupa ve madalyaları takdim edilecek.
Teoman Mutlu: “Siyasi Partiler Temiz, Güvenilir ve Donanımlı Olmalıdır”
Yerli ve Milli Parti Genel Başkanı Teoman Mutlu, siyasi partilerde dürüstlük, liyakat ve şeffaflık çağrısı yaptı. Mutlu, Siyasi Partiler Kanunu ve seçim mevzuatının yeniden ele alınmasını istedi.
Yerli ve Milli Parti Genel Başkanı Teoman Mutlu, Türkiye’de siyasi partilerin demokrasinin temel unsurlarından biri olduğunu belirterek dürüstlük, liyakat ve şeffaflık vurgusu yaptı. Siyasi partiler hakkındaki iddia ve suçlamaların somut deliller ve hukuk çerçevesinde ele alınması gerektiğini söyleyen Mutlu, Siyasi Partiler Kanunu ve seçim mevzuatının da yeniden değerlendirilmesi çağrısında bulundu.
“SİYASİ PARTİLER DEMOKRASİNİN TEMELİDİR”
Yerli ve Milli Parti Genel Başkanı Teoman Mutlu, siyasi partilerin seçim sistemi ve devlet yönetimindeki rolüne ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Siyasi partilerin demokrasinin işleyişinde önemli bir yere sahip olduğunu belirten Mutlu, parti kadrolarının dürüst, liyakatli ve donanımlı kişilerden oluşması gerektiğini söyledi.
Mutlu, şu ifadeleri kullandı:
“Parti olmazsa seçim olmaz. Ciddi bir siyasi parti, insan yetiştiren bir okuldur. Devleti seçimi kazanan parti yönetiyor, Cumhurbaşkanı da partinin içinden çıkıyor. O hâlde iktidarıyla muhalefetiyle siyasi partilerin üzerine titremek ve temiz kalmaları için gayret göstermek gerekir.”
TEOMAN MUTLU’DAN LİYAKAT VE DÜRÜSTLÜK VURGUSU
Yerli ve Milli Parti’de bu anlayış doğrultusunda hareket ettiklerini ifade eden Mutlu, parti kadrolarının niteliğine önem verdiklerini belirtti.
Mutlu, “Parti mensuplarımızın temiz, dürüst ve mutlaka donanımlı olması için çalışıyorum. Çok şükür ülkeme tertemiz bir parti kazandırdım. Kendi evimin önünü temiz tutuyorum.” dedi.
“BÜTÜN PARTİLER ŞAİBEDEN UZAK OLMALIDIR”
Siyasi etik ve kamuoyu güveninin yalnızca tek bir partinin meselesi olarak değerlendirilemeyeceğini savunan Mutlu, Türkiye’de faaliyet gösteren bütün siyasi partilerin şeffaflık konusunda hassas davranması gerektiğini söyledi.
CHP hakkında kamuoyuna yansıyan iddialara da değinen Mutlu, şu değerlendirmede bulundu:
“Devleti kuran bir parti olarak CHP’nin de hakkında ortaya atılan iddiaları açıklığa kavuşturması, temiz ve güvenilir bir yapıyı koruması hepimizi ilgilendirir.”
Mutlu, farklı siyasi partiler hakkında çeşitli yapı veya gruplarla ilişkilere yönelik iddiaların zaman zaman gündeme gelebileceğini belirterek bu tür suçlamaların söylentiler üzerinden değil, somut deliller ve hukuk çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini savundu.
“İnsanın olduğu her yerde problem olabilir, menfaat insanları şaşırtabilir. Yöneticilerin görevi buna karşı dikkatli olmak ve partilerinin itibarını korumaktır.” ifadelerini kullandı.
“CİDDİ SUÇLAMALAR KARŞISINDA HUKUKİ YOLLARA BAŞVURULMALI”
Siyasi partilere yönelik ciddi iddiaların cevapsız bırakılmaması gerektiğini söyleyen Mutlu, parti yöneticilerinin gerektiğinde hukuki yollara başvurması gerektiğini belirtti.
Mutlu, “Bir partiye karşı en küçük ciddi suçlama varsa genel başkanların ve yöneticilerin hukuk yoluna başvurması gerekir. Aksi hâlde parti durup dururken şaibe altında kalabilir.” dedi.
Siyasi tartışmaların itham ve söylentiler yerine hukuk, belge ve somut veriler üzerinden yürütülmesi gerektiğini ifade etti.
SİYASİ PARTİLER KANUNU VE SEÇİM MEVZUATI İÇİN DEĞİŞİKLİK ÇAĞRISI
Teoman Mutlu, Türkiye’deki siyasi parti sisteminin hukuki altyapısının da yeniden ele alınması gerektiğini savundu.
Siyasi Partiler Kanunu ve seçim mevzuatında değişiklik yapılması yönündeki çağrısını yineleyen Mutlu, Türkiye’de çok sayıda siyasi parti bulunmasına rağmen bunların yalnızca bir bölümünün seçimlere katılma yeterliliğine sahip olduğunu söyledi.
Mutlu, “Türkiye’de çok sayıda siyasi parti var ancak bunların yalnızca bir bölümü seçimlere katılma yeterliliğine sahip. Geri kalanların önemli bir kısmı fiilen sınırlı bir örgütlenmeyle varlık gösteriyor. Bu da siyasette ciddi bir dağınıklık oluşturuyor.” ifadelerini kullandı.
Yetkili kurumlara çağrıda bulunan Mutlu, siyasi parti sisteminin daha şeffaf, sağlıklı ve işlevsel hale getirilmesine yönelik düzenlemelerin gündeme alınması gerektiğini savundu.
“DEMOKRASİ GÜÇLÜ OLACAKSA SİYASİ PARTİLER DE GÜÇLÜ OLMALI”
Mutlu, açıklamasını siyasi partilerde güven ve liyakat vurgusuyla tamamladı:
“Demokrasi güçlü olacaksa siyasi partiler de güçlü, temiz, donanımlı ve güvenilir olmak zorundadır. Biz kendi sorumluluğumuzu yerine getirirken bütün siyasi partilerin de aynı hassasiyeti göstermesini bekliyoruz.”
Cumhuriyet Kent Meydanı, Tarih, Kültür Ve Sosyal Yaşamın Yeni Buluşma Noktası Olacak
İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve Büyükçekmece Belediyesi işbirliğiyle yapımı tamamlanan Türkiye'nin en büyük kent meydanlarından Cumhuriyet Kent Meydanı, 80 bin metrekarelik alanıyla kentin sosyal ve kültürel yaşamına farklı bir zenginlik katacak.
30 Ağustos Pazar günü düzenlenecek olan etkinliklerle açılışının gerçekleştirileceği Cumhuriyet Kent Meydanı, Büyükçekmece Belediye Binası, Ulusal Bağımsızlık ve Kuruluş Müzesi, Atatürk Evi, Kıyı Marina gibi, tarihi, sosyal ve kültürel eserleri bünyesinde barındırıyor.
Başkan Akgün'ün vizyon projelerinden
Büyükçekmece Belediyesi'ne yönelik düzenlenen operasyon kapsamında Silivri Marmara Cezaevi'nde tutuklu bulunan Büyükçekmece Belediye Başkanı Dr. Hasan Akgün'ün, vizyon projelerinden olan Cumhuriyet Kent Meydanı projesi hayata geçiyor. Büyükçekmece'nin ve Cumhuriyetin kimliğini yansıtan eserlerin bir arada bulunduğu meydan projesi, İstanbul Büyükşehir Belediyesi işbirliğiyle tamamlandı. Cumhuriyet Kent Meydanı, 30 Ağustos Zafer Bayramı gibi anlamlı bir tarihte görkemli bir törenle açılacak. Zafer Bayramı'nın 104'üncü yıl kutlamalarıyla görkemli bir şölene dönüşecek olan açılış etkinliklerinde sevilen sanatçı Melek Mosso konser verecek. 30 Ağustos Pazar günü, Zafer Bayramı'nın 104'üncü yılı coşkuyla kutlanırken, Cumhuriyet Kent Meydanı gibi eşsiz bir proje kentin halkının hizmetine açılacak.
Meydan açık hava müzesi deneyimi sunacak
Sahip olduğu eserler ve sosyal yaşam alanlarıyla geçmiş ile bugün arasında bir kültür köprüsü oluşturan Cumhuriyet Kent Meydanı, ulusal ve uluslararası etkinliklerde de kentin yeni buluşma noktası olacak. Kent yaşamının kalbinin attığı meydan, yalnızca insanların bir araya geldiği bir buluşma noktası olmanın ötesine geçerek, kültür, sanat ve turizmin önemli merkezlerinden biri haline geliyor. Tarihi ve kültürel değerleriyle kentin geçmişine ışık tutan meydan; sanat eserleri, mimari dokusu, sosyal donatı alanları ve çevresindeki müzeler, yürüyüş yolları ile adeta açık hava müzesi deneyimi sunacak.
Sanat eserleriyle açık hava sergisine dönüşecek
27 yıldır aralıksız devam eden, Uluslararası İstanbul Büyükçekmece Kültür ve Sanat Festivali kapsamında gerçekleşen Uluslararası Heykel Sempozyumu'na katılan dünyanın tanınmış heykeltraşların eserlerinin de sergilendiği meydan, kentin tarihini ve kültürel birikimini görünür kılarken, düzenlenen kültür-sanat etkinlikleri de meydanın canlılığını artırıyor. Sergilerden konserlere, kültürel buluşmalardan çeşitli etkinliklere kadar farklı organizasyonlara ev sahipliği yapması planlanan alan, her yaştan insan için yaşayan bir kültür platformu niteliği taşıyor.
Yatçılık sektörü ve turizm açısından meydanı önemli bir çekim merkezi
Ayrıca Cumhuriyet Kent Meydanı, dünyanın en bilindik 7 şehrinin mimari özelliğini bünyesinde barındıran bin yat kapasiteli Kıyı Marina'ya yürüme mesafesinde. Yatçılık sektörü ve turizm açısından meydanı önemli bir çekim merkezi haline getirecek olan marina bünyesinde barındırdığı alışveriş, eğlence, yeme – içme mekanlarıyla Büyükçekmece'ye artı değer katacak. Meydanın çevresindeki tarihi yapılar, müzeler, sanat alanları ve sosyal mekânlarla bütünleşmesi, bölgenin turizm potansiyelini daha da güçlendiriyor.
Gündüz ayrı, akşam ayrı bir atmosfere bürünüyor
Gündüzü ayrı, akşamı ayrı bir atmosfere bürünen meydan; ışıklandırması, mimarisi ve hareketli sosyal yaşamıyla kentin cazibe merkezlerinden biri olarak öne çıkacak. Vatandaşların dinlenip vakit geçirdiği, sanatseverlerin eserlerle buluştuğu ve turistlerin şehri keşfetmeye başladığı meydan, kentin kültürel vitrini olma özelliğini taşıyor. Ayrıca yer altı otoparkı da, bölgenin otopark ihtiyacını karşılamak için modern bir yer altı otoparkı olarak hizmet verecek.
İstanbul’da Okul Servis Ücretleri Cep Yakacak: Yıllık 93 Bin Tl’yi Aşıyor!
İstanbul okul servis ücretleri 2026-2027 tarifesi belli oldu. Yüzde 10 zam sonrası 0-1 km servis ücreti 39.970 TL, 23-25 km ücreti 93.610 TL oldu. İşte kilometreye göre yeni servis fiyatları.
2026-2027 eğitim öğretim yılı öncesinde İstanbul’da okul servis ücretleri yeniden gündemde. Yeni tarifeyle servis ücretlerine yüzde 10 zam yapılırken, en kısa mesafenin yıllık bedeli 39 bin 970 TL’ye, 23-25 kilometrelik mesafenin ücreti ise 93 bin 610 TL’ye yükseldi. İşte İstanbul’da kilometre kilometre yeni okul servis ücretleri…
Yeni eğitim öğretim yılının başlamasına sayılı günler kala velilerin okul masrafları da netleşmeye başladı. Kırtasiye, forma ve diğer eğitim giderlerinin yanı sıra İstanbul’da servis kullanacak öğrencilerin ailelerini ciddi bir ulaşım maliyeti bekliyor.
2026-2027 eğitim öğretim dönemi için İstanbul okul servis ücretlerine yüzde 10 zam yapıldı.
Yeni tarifede ödenecek tutar öğrencinin evi ile okulu arasındaki mesafeye göre belirleniyor.
EN KISA MESAFE BİLE YILLIK 39 BİN 970 TL
İstanbul'da yeni tarifeye göre 0-1 kilometre arasındaki en kısa mesafenin yıllık okul servis ücreti 39 bin 970 TL olarak belirlendi.
1-3 kilometre arasında servis kullanacak bir öğrenci için yıllık ücret 42 bin 804 TL, 3-5 kilometre arasındaki mesafede ise 46 bin 124 TL olacak.
5-7 kilometrelik mesafenin yıllık servis bedeli de 48 bin 98 TL’ye ulaştı.
UZAK MESAFEDE FATURA 93 BİN TL’Yİ GEÇİYOR
Ev ile okul arasındaki mesafe arttıkça ailelerin ödeyeceği servis ücreti de önemli ölçüde yükseliyor.
21-23 kilometre arasındaki bir güzergâh için belirlenen yıllık ücret 90 bin 112 TL olurken, 23-25 kilometre arasındaki mesafede servis bedeli 93 bin 610 TL’ye çıkıyor.
Böylece uzun mesafede okul servisi kullanan bir öğrencinin ailesinin yalnızca ulaşım için ödeyeceği yıllık tutar 90 bin TL sınırını aşmış oldu.
İSTANBUL OKUL SERVİS ÜCRETLERİ 2026-2027
Yeni eğitim öğretim döneminde açıklanan tarifedeki bazı mesafe ve yıllık ücretler şöyle:
0-1 kilometre: 39.970 TL
1-3 kilometre: 42.804 TL
3-5 kilometre: 46.124 TL
5-7 kilometre: 48.098 TL
21-23 kilometre: 90.112 TL
23-25 kilometre: 93.610 TL
SERVİS ÜCRETİ MESAFEYE GÖRE DEĞİŞİYOR
Velilerin ödeyeceği okul servis bedeli, öğrencinin ikamet adresi ile okulu arasındaki mesafeye göre hesaplanıyor. Bu nedenle farklı kilometre dilimlerinde farklı yıllık ücretler uygulanıyor.
Yeni tarifeyle birlikte en kısa mesafe ile 23-25 kilometrelik mesafe arasında yıllık 53 bin 640 TL fark oluşuyor.
YENİ EĞİTİM DÖNEMİ AİLE BÜTÇESİNİ ZORLAYACAK
Servis ücretlerinin yanı sıra kırtasiye, okul ihtiyaçları ve diğer eğitim harcamaları da düşünüldüğünde, 2026-2027 eğitim öğretim yılı öncesinde ailelerin eğitim bütçesi yeniden önemli gündem maddelerinden biri haline geldi.
İstanbul’da en kısa mesafede dahi yıllık servis ücretinin yaklaşık 40 bin TL’ye ulaşması, özellikle birden fazla öğrencisi bulunan aileler açısından okul ulaşım maliyetini daha da önemli hale getiriyor.
Öğretmenlere Önlük Zorunluluğu Geliyor: MEB 81 İle Yeni Eğitim Genelgesi Gönderdi
MEB, 2026-2027 eğitim öğretim yılı öncesinde 81 ile genelge gönderdi. Öğretmenlere önlük düzenlemesi, cep telefonu uygulaması, kayıt parası yasağı ve veli randevu sistemiyle ilgili yeni kararlar açıklandı.
Milli Eğitim Bakanlığı, 2026-2027 eğitim öğretim yılı öncesinde 81 ile gönderdiği genelgeyle okullarda uygulanacak yeni kuralları belirledi. Genelgede öğretmenler ve eğitim çalışanlarının önlük giymesi, öğrencilerin sınıfta cep telefonu bulundurmaması, veli görüşmelerinin randevu sistemiyle yapılması ve kayıt parası talep edilmemesi gibi dikkat çeken düzenlemeler yer aldı.
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin imzasıyla 81 ilin milli eğitim müdürlüğüne gönderilen genelgeyle, 14 Eylül 2026 tarihinde başlayacak 2026-2027 eğitim öğretim yılı öncesinde okullarda uygulanacak esaslar belirlendi.
Yeni dönemin en çok konuşulacak başlıklarından biri ise öğretmenlerin kılık ve kıyafetlerine ilişkin düzenleme oldu.
ÖĞRETMENLERE ÖNLÜK DÜZENLEMESİ
Genelgede eğitim kurumu yöneticileri, öğretmenler ve eğitim çalışanlarının görevlerini yerine getirirken öğretmenlik mesleğinin saygınlığına ve temsil sorumluluğuna uygun hareket etmeleri istendi.
Kılık ve kıyafette kamu hizmetinin ciddiyeti ile toplumsal hassasiyetlerin gözetilmesi gerektiği belirtilirken, eğitim yöneticileri, öğretmenler ve eğitim çalışanlarının önlük giyeceği ifade edildi.
Yeni uygulama konusunda eğitim öğretim yılı başında gerçekleştirilecek öğretmenler kurulu toplantılarında bilgilendirme yapılacak.
Uygulamanın takibi ise il ve ilçe milli eğitim müdürlükleri tarafından gerçekleştirilecek.
VELİLER OKULA RANDEVUYLA GİDECEK
Yeni dönemde okul güvenliğine ilişkin tedbirler de artırılıyor.
Veli görüşmelerinin ülke genelinde Okul Randevu Sistemi üzerinden planlanması öngörülüyor. Velilerin randevusuz okul ziyaretlerine izin verilmeyecek.
Öğrencinin velisi veya yasal vasisi olmayan kişilerin de okullara girişine izin verilmeyecek.
Okul ve öğrenci güvenliğini tehdit edebilecek ihbar ve şikâyetlerin değerlendirilerek gerekli önlemlerin hızla alınması istenirken, ilgili kurumlarla koordineli şekilde koruyucu ve önleyici tedbirlerin uygulanacağı belirtildi.
OKUL KAYITLARINDA PARA TALEP EDİLEMEYECEK
MEB genelgesinin dikkat çeken bir diğer bölümü ise okul kayıtları oldu.
Öğrenci kayıtları, 2026-2027 Eğitim ve Öğretim Yılı Adrese Dayalı Kayıt Sistemi kapsamında gerçekleştirilecek. Kayıtların e-Okul sistemi üzerinden elektronik ortamda otomatik olarak yapılacağı belirtildi.
Velilerden “kayıt parası” veya başka bir isim altında zorunlu ücret talep edilemeyecek.
Bu yönde Bakanlığa veya ilgili birimlere ulaşan şikâyetlerin takip edilerek gerekli işlemlerin yapılacağı bildirildi.
Ayrıca sınıf mevcutlarının dengeli dağıtılması ve fırsat eşitliğinin korunması amacıyla kayıt bölgelerinin dışından öğrenci kaydı yapılmaması istendi.
ÖĞRENCİLER İÇİN CEP TELEFONU UYGULAMASI DEVAM EDECEK
Okullarda cep telefonlarına yönelik mevcut uygulama yeni eğitim öğretim yılında da sürdürülecek.
Öğrencilerin sınıf içerisinde cep telefonu bulundurmamasına ilişkin uygulamaya devam edilecek. Öğretmenlerin de ders sırasında cep telefonu kullanmaması istendi.
Dijital bağımlılığa karşı öğrenci ve velilere yönelik bilinçlendirme çalışmalarına ağırlık verilecek.
Ödev ve öğrenci bilgilendirmelerinde ise Bakanlık tarafından belirlenen dijital platformların kullanılması esas alınacak.
ÜCRETSİZ KAYNAKLAR DIŞINDA MATERYAL KULLANDIRILMAYACAK
Velilerin eğitim masraflarını artırabilecek uygulamalara karşı da okullara uyarı yapıldı.
Milli Eğitim Bakanlığı tarafından ücretsiz dağıtılan kaynakların dışında başka materyallerin öğrencilere kullandırılmaması istendi.
Öğrenci ihtiyaçları konusunda velilerin belirli markalara veya yüksek fiyatlı ithal kırtasiye ürünlerine yönlendirilmesine izin verilmeyecek.
Yerli ürünlerin kullanılmasına imkân sağlanması ve velilere ek mali yük oluşturabilecek uygulamalardan kaçınılması istendi.
Okullarda ticari yönlendirme, reklam ve tanıtım organizasyonlarına da izin verilmeyecek.
2026-2027’NİN TEMASI “MAARİFİN KALBİNDE OYUN”
2026-2027 eğitim öğretim yılında “Maarifin Kalbinde Oyun” teması uygulanacak.
Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli kapsamında çocukların öğrenme, sosyalleşme, gelişim ve kendilerini ifade etme süreçlerinde oyunun öneminin artırılması hedefleniyor.
Öğrencilerin yaş ve gelişim özelliklerine uygun geleneksel çocuk oyunları ile güvenli ve kapsayıcı oyun etkinliklerinin eğitim süreçlerine daha fazla dahil edilmesi planlanıyor.
Okul-aile iş birliğinin güçlendirilmesi amacıyla “Ailemle Eğitim Yolculuğum” çalışmalarının da yeni dönemde devam edeceği belirtildi.
OKULLARDA SOSYAL MEDYA PAYLAŞIMLARINA DA DİKKAT EDİLECEK
Okullar tarafından gerçekleştirilecek tören, kutlama, anma ve mezuniyet etkinliklerinde kullanılacak müzik, video, broşür ve pankart gibi materyaller ilgili mevzuat doğrultusunda değerlendirilecek.
Okulların sosyal medya paylaşımlarında ise pedagojik ve etik ilkelerin gözetilmesi istendi.
Bakanlığın 81 ile gönderdiği genelgede yer alan düzenlemelerin uygulanması ve mevzuata aykırı işlemlerin önlenmesi için milli eğitim müdürlükleri süreci takip edecek.
Alparslan Kuytul’dan Süleymancılar Operasyonu Açıklaması: "Kayyum Atamaya Çok Alıştılar, Bu Dosyalar Siyasidir"
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından kamuoyunda "Süleymancılar" olarak bilinen cemaate yönelik 17 ilde düzenlenen ve aralarında Alhan Kuriş’in de bulunduğu 30 kişinin gözaltına alındığı operasyona ilişkin Alparslan Kuytul’dan çarpıcı açıklamalar geldi. Cuma Tefsir Dersi’nin "Soru-Cevap" bölümünde konuyu değerlendiren Kuytul, devletin kayyum politikalarını sert bir dille eleştirdi.
"Suçsuzlar İse Mücadele Etmeliler"
Operasyon haberini değerlendiren Kuytul, gözaltına alınan kişilerin suçlu olmaları halinde olay çıkarmaya gerek olmadığını belirterek, "Ama eğer suçsuzlar ise mücadele etmelidirler. Teslim olmasınlar," ifadelerini kullandı. Devlet ve hükümetin her cemaati susturamayacağını anlaması gerektiğini savunan Kuytul, "Cemaatin başına kimin geçeceğine devlet mi karar verecek? Çok fena alıştılar kayyum atamaya," diyerek tepkisini dile getirdi.
"Bize Yapılan Zulümlere Karşı Çıtları Çıkmamıştı"
Süleymancılar cemaatinin geçmişte kendilerine yönelik operasyonlar ve baskılar karşısında sessiz kaldığını hatırlatan Kuytul, sitemkar bir üslup kullanarak şunları söyledi: "Bugüne kadar bizim başımıza bir sürü olay geldi. Bir gün bir çıtlarını duymadık. Bize yapılan bunca zulme rağmen bir gün bir açıklamalarını duymadık. Olsun, herkes yanında olandan harcar."
"Bu Operasyonu Şüpheyle Karşılıyorum"
Geçmişteki sessizliklerine rağmen ilkesel bir duruş sergilediğini ifade eden Kuytul, Süleymancılar cemaatine yönelik bu son operasyonu şüpheyle karşıladığını belirtti. Konuşmasını toplumsal bir mesajla tamamlayan Kuytul, "İnşallah bundan sonrasında başkaları zulme uğradığında onları da savunmayı öğrenirler. Artık böyle bir ortamda olduğumuzu, bunların siyasi dosyalar olduğunu anlamalıyız ve her lafa inanmamalıyız," diyerek sürecin hukuki değil, siyasi bir zemin taşıdığını iddia etti.
Erkek Egemen Sektörde Bir Kadın Lider: Meral Kaplan İle İş Sağlığı, Güvenliği Ve Başarı Üzerine
NİLGÜN EGE ÖZEL RÖPORTAJ
Telenews TV ekranlarında yayınlanan "Başarı ve İnsan" programında bu hafta, akaryakıt ve enerji sektörünün öncü kurumlarından MSK Endüstriyel Enerji Sistemleri İşveren Vekili ve İş Sağlığı Güvenliği Uzmanı Meral Kaplan’ı ağırladık. Ağır sanayide kadın olmaktan iş güvenliği kültürüne, sıfır iş kazası hedefinden başarı yolculuğuna kadar ilham veren tüm detayları Arka Haber okurları için konuştuk.
Nilgün Ege: Efendim hoş geldiniz. Sektöre ve iş sağlığı güvenliğine dair detaylara geçeceğiz ancak öncelikle okurlarımız ve izleyenlerimiz için sizi tanıyalım. Meral Kaplan kimdir?
Meral Kaplan: Hoş bulduk Nilgün Hanım, teşekkür ederim. Dumlupınar Üniversitesi Sosyoloji bölümü mezunuyum. Aynı zamanda Anadolu Üniversitesi İş Sağlığı ve Güvenliği ön lisans ve Dumlupınar Üniversitesi İş Sağlığı ve Güvenliği yüksek lisans mezunuyum. Sosyolog kimliğimin yanında, aile şirketimiz olan MSK Endüstriyel Enerji Sistemleri’nde Yönetim Kurulu Üyesi ve İSG Departmanı Yöneticisi olarak görev yapmaktayım.
Nilgün Ege: Birçok unvanınız ve sorumluluğunuz var. Bunlarla baş etmek nasıl oluyor, bu dengeyi nasıl sağlıyorsunuz?
Meral Kaplan: Azim ve gayretle. Hedefler büyük olunca çalışma ve başarı da büyük oluyor. İnsan kendini nerede görmek isterse, oraya ulaşmak için o kadar çok emek vermeli. Benim hayattaki gayem kendimi hep en iyi noktaya taşımak; bu yüzden çok çalışıp üretmeye devam ediyorum.
Nilgün Ege: Programımızın ismi "Başarı ve İnsan". Meral Kaplan’a göre başarı nedir?
Meral Kaplan: Başarı öncelikle bir insanın hayalinin olmasıdır. Bu hayale ve hedeflere en disiplinli, en doğru ve en kararlı şekilde yürümektir. Elde ettiğiniz somut kazanımlar bu disiplinli yürüyüşün sonucudur. Benim için başarının temeli hayal kurmaktır.
Nilgün Ege: Hem iş güvenliği uzmanlığı yapıyorsunuz hem de akaryakıt gibi kadınların genellikle zorlandığı erkek egemen bir sektördesiniz. Neden akaryakıt sektörü?
Meral Kaplan: Akaryakıt sektörü ailemin ve benim tecrübelerimizle şekillenen bir alan. Bir kadın olarak sahada kesinlikle zorluk yaşamıyorum. Erkeklerin tecrübesiyle kendi bilgi donanımımı birleştirdiğimde ortaya çok daha büyük bir güç çıkıyor. İstasyonlara ve sahaya gittiğimizde kadın çalışan ve yönetici görmek takdir topluyor.
Nilgün Ege: Bu sektöre adım atmanızda ailenizin, özellikle babanızın etkisi oldu mu?
Meral Kaplan: Hem babamın hem de sektörde 15 yılını vermiş olan erkek kardeşim Emrah Bey’in çok büyük desteği oldu. Kardeşim bu sektörün öncülerindendir ve benim için çok kıymetli bir rehberdir. Onun yönlendirmesiyle bu alana girdim ve akaryakıt sektöründe İSG uzmanı oldum.
Nilgün Ege: Bir kadın olarak sahada hiç mi engelle karşılaşmadınız? Sert bir sektörde kendi renginizi nasıl kattınız?
Meral Kaplan: Sahaya kadın ya da erkek kimliğiyle değil, mesleki statümüz ve donanımımızla iniyoruz. Sahada 20 erkek personelle çalıştığımda kimse bana sadece "kadın" gözüyle bakmıyor; "Meral Hanım İSG uzmanı olarak bize ne öğretecek, bizden ne öğrenecek?" anlayışıyla yaklaşıyor. Kadınların getirdiği disiplin ve dikkat çok kıymetli. Ayrıca sosyolog kimliğim sayesinde insan davranışlarını doğru analiz edebiliyor ve çalışanlara nasıl yaklaşmam gerektiğini çok iyi biliyorum.
Nilgün Ege: Meral Kaplan’ı bugünlere getiren en büyük kırılma noktası nedir?
Meral Kaplan: Hayallerim, ideallerim ve ailemin koşulsuz desteği. Ben bir yerde durup yetinmeyi seven biri değilim. "Statü kazandım, burada kalayım" mantığı bana göre değil. Hep daha fazlasını öğrenmek ve kendime değer katmak isterim. En büyük etken ailemin inancı ve kendime her şeyin en güzelini layık görmemdir.
Nilgün Ege: Bareti ve yeleği çıkardığınızda nasıl bir Meral Kaplan var?
Meral Kaplan: Hayatı çok seven, doğayı ve ormanı seven, yaşamın her anını dolu dolu değerlendirmek isteyen bir Meral Kaplan var. Çocukluğumdan beri belirlediğim bir çizgi vardı; başarılı bir iş kadını olmak. Şu an o hayalin bir adım ötesindeyim ve hayal kurmaya devam ediyorum.
Nilgün Ege: Buradan gençlere ve kadın girişimcilere ne mesaj vermek istersiniz?
Meral Kaplan: Kesinlikle hayal kurmaktan ve vazgeçmemekten geri durmasınlar. Hayal etmek bedava ve başarının ilk adımıdır. Bir plan yapın, disiplinle uygulayın. Başarının yaşla ilgisi yoktur; kimi erken kimi geç ulaşır ama vazgeçmeyen mutlaka kazanır.
"TÜRKİYE'DE İSG KÜLTÜRÜ HIZLA GELİŞİYOR"
Nilgün Ege: Türkiye’de İş Sağlığı ve Güvenliği (İSG) uygulamalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Meral Kaplan: Türkiye’de İSG yasal düzenlemeler, işveren hassasiyeti ve çalışan bilinciyle ciddi bir yükselişte. İSG’yi ileriye taşıyacak olan da geriletecek olan da şirketler ve işverenlerdir. Kültürü ne kadar sahaya yansıtabilirsek o kadar yol alırız.
Nilgün Ege: Sektörde çokça telaffuz edilen "Sıfır İş Kazası" bir ütopya mı yoksa ulaşılabilir bir hedef mi?
Meral Kaplan: Kesinlikle gerçekçi bir hedeftir. İnsan ve işin olduğu yerde risk her zaman vardır ancak altyapıyı sağlam kurarsanız, personelin eğitimi tam olursa ve güvenlik önlemleri eksiksiz alınırsa kaza riskini sıfıra indirebilirsiniz.
Nilgün Ege: Çalışanlar baret, emniyet kemeri veya gözlük gibi koruyucu donanımları kullanmakta neden direnç gösteriyor?
Meral Kaplan: Çünkü çalışanlara sadece "Bunu tak" diyoruz, "Neden takmalısın?" sorusunun cevabını hissettirmiyoruz. O ekipmanı kullanmadığında başına gelebilecek olumsuzluğun kendisini, ailesini ve işyerini nasıl etkileyeceğini uygulamalı senaryolarla gösterdiğinizde bilinç kalıcı hale geliyor.
Nilgün Ege: Sahada sıkça duyduğumuz "Bana bir şey olmaz" algısını nasıl kıracağız?
Meral Kaplan: Bu yanılgı genellikle tecrübeli personelde ortaya çıkıyor. Tecrübesiz çalışan bilmediği için temkinli davranırken, tecrübeli personel her işi yapabileceğini düşünüp sınırları zorlayabiliyor ve kazaya açık hale geliyor. Bunun önüne geçmek için saha kurallarını, teknik yeterliliği ve İSG bilincini eksiksiz tutuyoruz.
Nilgün Ege: Uzman olarak sahada hiç işi durdurduğunuz oldu mu?
Meral Kaplan: Evet, oldu. Benim için en önemli kriter çalışanın psikolojik durumudur. Zihni işte olmayan insan hata yapar. Bir çalışmamız sırasında su sıçraması sebebiyle üstü tamamen ıslanan ve motivasyonu düşen personelimin talebiyle işi derhal durdurdum. Maddi kayıp gözetmeksizin ekibi dinlenmeye gönderdim; çünkü odaklanma olmadan güvenlik sağlanamaz.
Nilgün Ege: Sahadaki eğitim süreçleriniz nasıl işliyor?
Meral Kaplan: Yazılı prosedürlerimiz var ancak sadece ofis içi eğitim yeterli olmaz. Saha oryantasyonu şarttır. Personelimiz sahada birebir uygulamalı eğitim alıp tam not almadan bağımsız çalışamaz. Ayrıca kurallara en çok uyan ve denetimlerden tam puan alan çalışanlarımızı her ay ödüllendirerek motivasyonu yüksek tutuyoruz.
Nilgün Ege: Olası bir ramak kala olayında veya kriz anında ilk adımınız ne oluyor?
Meral Kaplan: Bir olay yaşandığında benim için en son sorumlu çalışandır. Önce yönetime bakarız: "Biz neyi eksik planladık?" Ardından İSG süreçlerine, sonra ekipmanlara bakarız. En son çalışana geliriz. Hatanın kaynağına göre ya yeni bir ekipman temin ederiz ya da canlandırmalı saha eğitimleriyle aynı durumun tekrarlanmasını engelleriz.
"AKARYAKITTA DİKKATSİZLİK VE KIVILCIM EN BÜYÜK TEHLİKE"
Nilgün Ege: Akaryakıt sektöründe karşılaşılan başlıca riskler nelerdir?
Meral Kaplan: Parlama ve patlama, yakıt sızıntısı, statik elektrik, kimyasal maruziyet ve istasyon içi araç trafiği en büyük tehlikelerimizdir. İstasyonlarda sigara yasağı ve telefonların kısıtlanması hayati önem taşır. Telefonlar dikkat dağınıklığı yaratmanın yanı sıra elektriksel ark riski taşır; bu yüzden ekiplerimiz sahada cihazlarını uçak modunda kullanır.
Nilgün Ege: Yakıt dolumu sırasında araç motorunun kapatılması neden zorunludur?
Meral Kaplan: Dolum esnasında oluşabilecek en ufak bir yakıt sızıntısı veya buharlaşma, çalışan motorun sıcaklığı ve elektriksel aksamıyla temas ettiğinde patlama riski doğurur.
Nilgün Ege: Akaryakıt yangınlarına neden suyla müdahale edilmez?
Meral Kaplan: Su, yakıtı söndürmez; aksine suyun üzerinde yüzen yakıtın daha geniş alanlara yayılmasına ve yangının büyümesine neden olur. Ayrıca kaygan zemin oluşturur. Bu tür yangınlara kuru kimyevi tozlu yangın tüpleri veya özel kum havuzlarıyla müdahale edilmelidir.
HIZLI SORULAR - TEK CEVAP
Saha mı, masa başı mı? Saha.
Kural mı, empati mi? Empati.
Plan mı, kriz çözmek mi? Kriz çözmek.
Uyarmak mı, işi durdurmak mı? İşi durdurmak.
Ceza mı, ödül mü? Ödül.
Teori mi, pratik tecrübe mi? Pratik tecrübe.
Disiplin mi, motivasyon mu? Disiplin.
Mevzuat mı, saha mantığı mı? Saha mantığı.
Erken kalkan mı, gece çalışan mı? Erken kalkan.
Çay mı, kahve mi? Kahve.
Risk almak mı, garantiye gitmek mi? Garantiye gitmek (ama yenilik için kontrollü risk).
Görsellik mi, işlevsellik mi? Görsellik.
Yazılı kural mı, kulaktan kulağa kültür mü? Yazılı kural.
Şantiye mi, ofis trafiği mi? Şantiye.
Mantık mı, hisler mi? Mantık.
İSG’nin tek kelimelik tanımı? Güvenlik.
Meral Kaplan’ı anlatan tek kelime? Hayatı sevmek.
Başarının tek kelimelik tanımı? Disiplinli çalışmak.
Nilgün Ege: Meral Kaplan’ın bundan sonraki en büyük kariyer hedefi nedir?
Meral Kaplan: Hedeflerim her yıl gelişerek büyüyor. Türkiye’nin 81 ilinde denetimler yapıyoruz ancak şimdiki hedefim uluslararası alanda baş denetçi olmak ve bu alandaki tecrübemizi küresel standartlara taşımak.
Nilgün Ege: Bu değerli ve ufuk açıcı sohbet için çok teşekkür ederim. Eklemek istediğiniz son bir söz var mı?
Meral Kaplan: Bu güzel programa beni konuk ettiğiniz için ben teşekkür ederim Nilgün Hanım. Başarıya ulaşmak kolay değil ama imkansız da değil. Önemli olan disiplini elden bırakmamak ve hayallerin peşinden koşmaktan asla vazgeçmemektir.
Nilgün Ege: Ağzınıza, emeğinize sağlık. Unutmayalım ki en büyük başarı, günün sonunda sahadan evimize sevdiklerimizin yanına sağlıklı ve güvenle dönebilmektir.
NİLGÜN EGE İLE ARKA HABER'DEN NOTLAR
Kadın emeğinin, disiplinin ve tavizsiz bir güvenlik anlayışının ağır sanayide neleri dönüştürebildiğine bir kez daha şahit olduk. Sevgili Meral Kaplan’ın da altını çizdiği gibi; sahada ne kadar büyük işler başarırsak başaralım, en kıymetli zafer günün sonunda evimize, ailemize ve sevdiklerimize sapasağlam dönebilmektir.
Hayallerinden vazgeçmeyen, üreten, sektöre vizyon katan güçlü kadınların ve sahadaki görünmez kahramanların başarı hikayelerini konuşmaya devam edeceğiz.
Arka Haber'de, hayatın tam arkasındaki gerçeklerde kalın...
Eski Bakan Denizolgun’un Ölümünde Yeni Gelişme: Mezarı Açılacak
Eski Ulaştırma Bakanı Arif Ahmet Denizolgun’un 2016 yılındaki ölümüne ilişkin yürütülen soruşturmada dikkat çeken bir karar alındı. Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talebi üzerine “feth-i kabir” kararı verilirken, Denizolgun’un gerçek ölüm nedeninin yeniden yapılacak adli incelemelerle araştırılması bekleniyor.
İSTANBUL – Eski Ulaştırma Bakanı Arif Ahmet Denizolgun’un yaklaşık 10 yıl önce gerçekleşen ölümüne ilişkin soruşturmada yeni bir aşamaya geçildi.
Denizolgun’un ölümüne yönelik iddia ve şikâyetler üzerine yürütülen soruşturma kapsamında, mezarının açılarak yeniden adli inceleme yapılmasına karar verildi.
BAŞSAVCILIK FETH-İ KABİR TALEP ETTİ
Denizolgun’un yeğenlerinin suç duyurusunun ardından Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturmalar kapsamında, ölüm nedeninin yeniden araştırılması gündeme geldi.
Başsavcılık, Denizolgun’un mezarının açılması ve ölüm sebebinin yeniden incelenmesi için talepte bulundu. Talebin değerlendirilmesinin ardından feth-i kabir kararı alındı.
Başsavcılık tarafından yapılan açıklamada, Denizolgun’un ölümü ve daha önce gerçekleştirilen otopsi işlemlerine ilişkin şüphe iddiaları bulunduğu belirtilerek, gerçek ölüm sebebinin belirlenebilmesi amacıyla yeniden inceleme yapılacağı bildirildi.
MEZARININ 19 AĞUSTOS’TA AÇILMASI BEKLENİYOR
Alınan karar doğrultusunda Denizolgun’un mezarının açılarak naaşı üzerinde yeniden adli inceleme yapılması bekleniyor.
Feth-i kabir işleminin 19 Ağustos 2026 Çarşamba günü saat 08.30’da gerçekleştirilmesinin planlandığı bildirildi.
Yapılacak incelemelerde Denizolgun’un ölüm nedenine ilişkin yeni bilimsel ve adli bulguların bulunup bulunmadığı araştırılacak.
ÖLÜMÜNE İLİŞKİN İDDİALAR YENİDEN GÜNDEME GELDİ
Denizolgun’un ölümüne ilişkin şüphe ve iddialar, Alihan Kuriş’e yönelik yürütülen soruşturmanın ardından yeniden kamuoyunun gündemine taşındı.
Kuriş’in söz konusu soruşturma kapsamında tutuklanmasının ardından, Denizolgun’un 2016 yılındaki ölümüne ilişkin geçmişte dile getirilen iddialar da yeniden tartışılmaya başlandı.
Ancak Denizolgun’un ölümünde herhangi bir dış müdahale bulunduğuna ilişkin kesinleşmiş bir adli tespit bulunmuyor. Yapılacak yeni adli incelemenin, ölüm nedenine ilişkin soru işaretlerinin aydınlatılmasına katkı sağlaması bekleniyor.
ARİF AHMET DENİZOLGUN KİMDİR?
11 Mayıs 1956 doğumlu olan Arif Ahmet Denizolgun, mimarlık mesleğinin yanı sıra siyaset alanında da görev yaptı.
Refah Partisi’nde siyasete başlayan Denizolgun, 1995 genel seçimlerinde Antalya Milletvekili seçilerek Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne girdi.
28 Şubat sürecinin ardından siyasi yaşamını bağımsız olarak sürdüren Denizolgun, ANASOL-D Hükümeti döneminde Ulaştırma Bakanlığı görevinde bulundu.
Denizolgun, 6 Eylül 2016 tarihinde hayatını kaybetti.
İstanbul Merkezli 8 İlde “Şeker Soruşturması”: 25 Şirkete İşlem, 47 Şüpheli İfadeye Çağrıldı
İstanbul merkezli 8 ilde yürütülen Şeker Soruşturması kapsamında 25 şirkete ait 26 adreste arama yapıldı. 47 şüpheli ifadeye çağrıldı.
İstanbul merkezli 8 ilde nişasta bazlı şeker üretimi ve ticaretine yönelik geniş kapsamlı bir soruşturma başlatıldı. Adalet Bakanı Akın Gürlek’in açıklamasına göre, 25 şirkete ait 26 adreste arama ve evraka el koyma işlemi gerçekleştirildi. Şirket yöneticisi olduğu belirtilen 47 şüpheli ise ifadeye çağrıldı.
8 İLDE EŞ ZAMANLI “ŞEKER SORUŞTURMASI”
Adalet Bakanı Akın Gürlek, nişasta bazlı şeker üretimi ve ticareti yapan bazı firmalara yönelik yürütülen soruşturmaya ilişkin açıklama yaptı.
Gürlek’in verdiği bilgilere göre; Tarım ve Orman Bakanlığı Şeker Dairesi Başkanlığı tarafından gerçekleştirilen denetimler ile Hazine ve Maliye Bakanlığı Vergi Denetim Kurulu Başkanlığının incelemeleri sonucunda bazı firmalar hakkında dikkat çeken tespitlere ulaşıldı.
Açıklamada, bazı firmaların Şeker Kanunu ile belirlenen kota ve iç piyasa satış sınırlamalarını ihlal ederek iç piyasaya arz edilmemesi gereken nişasta bazlı şeker niteliğindeki ürünleri piyasaya sürdüklerinin tespit edildiği belirtildi.
ÜRÜNLERİN FARKLI İSİMLERLE FATURALANDIRILDIĞI İDDİASI
Yapılan incelemelerde bazı ürünlerin gerçek niteliğinin “maltodekstrin”, “glukoz”, “nişasta” ve “fruktoz” gibi farklı isimlerle faturalandırılarak gizlendiği öne sürüldü.
Açıklamaya göre, bazı işlemlerde faturada gösterilen ürün ile fiilen teslim edilen ürünün cinsi arasında farklılıklar bulunduğu tespit edildi.
Söz konusu bulgular üzerine İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosu koordinesinde, İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerince “Şeker Soruşturması” kapsamında eş zamanlı adli işlemler başlatıldı.
25 ŞİRKETE AİT 26 ADRESTE ARAMA
Soruşturma kapsamında İstanbul, Kocaeli, Sakarya, Ankara, Konya, İzmir, Gaziantep ve Adana olmak üzere 8 ilde operasyon gerçekleştirildi.
Gürlek’in açıklamasına göre, 25 şirkete yönelik 26 adreste arama ve evraka el koyma işlemleri yapıldı. Şirket yöneticisi olarak belirlenen 47 şüpheli ise çağrı yoluyla ifadeye çağrıldı.
SORUŞTURMA ÇOK SAYIDA SUÇ YÖNÜNDEN SÜRÜYOR
Soruşturmanın;
- Bozulmuş veya değiştirilmiş gıda veya ilaçların ticareti,
- Vergi Usul Kanunu kapsamında vergi kaçakçılığı,
- Muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge düzenleme veya kullanma,
- Özel belgede sahtecilik,
- Fiyatları etkileme
suçları yönünden çok yönlü olarak sürdürüldüğü bildirildi.
GÜRLEK: “HUKUK ÖNÜNDE HESABINI VERECEKTİR”
Adalet Bakanı Akın Gürlek, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde vatandaşların sağlığını, devletin vergi gelirlerini ve ekonomik düzeni hedef alan yasa dışı faaliyetlerle mücadelenin sürdürüleceğini belirtti.
Gürlek açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
“Halk sağlığını tehlikeye atan, vatandaşlarımızı yanıltan, devletimizi vergi kaybına uğratan ve hukuka aykırı kazanç elde etmeye çalışan kim olursa olsun, hukuk önünde hesabını verecektir.”
Soruşturmanın İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından çok yönlü olarak sürdürüldüğü bildirildi.
İlk Yorum yapan siz olun!