CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Kocaeli’deki Emek Büroları Akademik Kurul Toplantısı’nda; “Cumhuriyet Halk Partisi, Türkiye’nin birinci partisidir. Cumhuriyet Halk Partisi, iktidar partisidir. Genel iktidar için geri sayımda olan bir partidir ve bu geri sayım sürecini büyük bir mutlulukla, büyük bir şevkle tadını çıkararak değil; canımızı dişimize katarak ve çalışarak tamamlamak zorundayız” dedi.
Haber: ÇAĞATAN AKYOL - Kamera: UMUT EMRE GÖKBULUT
(KOCAELİ) - CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Kocaeli’deki Emek Büroları Akademik Kurul Toplantısı’nda; “Cumhuriyet Halk Partisi, Türkiye’nin birinci partisidir. Cumhuriyet Halk Partisi, iktidar partisidir. Genel iktidar için geri sayımda olan bir partidir ve bu geri sayım sürecini büyük bir mutlulukla, büyük bir şevkle tadını çıkararak değil; canımızı dişimize katarak ve çalışarak tamamlamak zorundayız” dedi.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Kocaeli’de düzenlenen Emek Büroları Akademik Kurul Toplantısı’na katıldı. Çok sayıda akademisyenin bulunduğu programda konuşan Özel, son bölümde şunları söyledi:
“Bugün Cumhuriyet Halk Partisi Emek Büroları Akademik Kurul Toplantısı’nı Kocaeli’de yaptık. Kocaeli'deyiz. Çünkü burası emeğin başkenti. 31 Mart seçimlerinden sonra kazanamadığımız üç şehre çok üzüldüğümü ifade etmiştim. Bunlardan biri Kocaeli'ydi. Biri Gaziantep biri de Samsun'dur. Bu şehirler Cumhuriyet Halk Partisi'nin hem tarihinde çok önemli kentlerdir hem yıllarca büyükşehirlerini yönettiği kentlerdir. Hem de Cumhuriyet Halk Partisi mademki sol, sosyal demokrat bir partidir, emeğin bu kadar güçlü olduğu bir kentte, Türkiye’nin nüfusunun yüzde 65’ine, ekonomisinin yüzde 80’ine yakınına hizmet edecek alanlarda belediye seçimlerini kazanmışken, Kocaeli’de bir olan belediyesini sadece üçe çıkarmış olması kabul edilebilir değildi. O yüzden ilk emek mitingimizi Kocaeli Gebze'de yapmıştık. Bugün Emek Bürolarının Akademik Kurul Toplantısı’nı burada yapıyoruz. Bundan sonra Türkiye'nin dört bir yanında emek büroları çalışacak ama bir ayağı hep Kocaeli'de olacak. Bu emeğin başkentinde olacak ve bundan sonra Kocaeli'den çıkan, Kocaeli’de başladığımız bir emek mücadelesiyle, alın terinin karşılığını artık alma değil verme yolunda attığımız, bu önemli adımları attığımız ilk gün içinde bugünü hatırlayacağız.”
Özel şöyle devam etti:
“Emek büroları çalışma ve yaşam koşullarının iyileştirilmesi için yola çıkıyor“
"Cumhuriyet Halk Partisi geçmişte muhalefet partisi olmanın bilinciyle emeğin hakkını almanın, emeğin yanında durmanın toplantılarını yapıyordu. Oysa şimdi bundan sonraki süreçte emeğin hakkını nasıl vereceğiz? Emekçinin haklarını nasıl vereceğiz? Alın terinin karşılığını nasıl vereceğiz? Bunu konuşuyoruz. Çünkü iktidara gidiyoruz. İktidara yürüyoruz. İktidara hazırlanıyoruz. Emek büroları bugün burada bir kez daha geçim, çalışma ve yaşam koşullarının iyileştirilmesi için yola çıkıyor. Emek bürosu, Cumhuriyet Halk Partisi'nin geçmişe dayanan önemli bir markası. Bugün geçmişte bu bürolara katkı sağlamış olan çok kıymetli büyüklerimiz de bu toplantımızda bulundular. Sayın Erdoğdu, Sayın Çetin. Sayısız isim de emek bürolarımıza geçmişte olduğu gibi bundan sonra da katkı sağlayacaklar. Sayın Veli Ağbaba bugün burada olamadı. Emek bürolarına geçmişte çok önemli katkılar sağlamış siyasiler bundan sonra da bizimle birlikte olacaklar.
“Partiyi nasıl yöneteceğimizi de mutabakata vardık”
Emek büroları bu kez iktidar yürüyüşünde Cumhuriyet Halk Partisi'nin iktidar programını nasıl hazırlayacağını konuştuğu bir sürede ve bir süreçte hayata geçirilmiş durumda. Malumunuz olduğu üzere 4-9 Eylül tarihleri arasında Cumhuriyet Halk Partisi geçtiğimiz hafta son zamanların en uzun süreli kurultayını gerçekleştirdi. 1930’lar, 1940’larda olduğu gibi bir haftayı bulan bir kurultay yaptı. Kurultayımızın adı Değişim Kurultayı'ydı ve kurultayımızda önce oy birliğiyle neredeyse oy birliğiyle, komisyonda oy birliğiyle, genel kurulda da bazen maddelerin yarısından çoğu mutabakatla pek çoğu bir karşı oya karşı, en çok itiraz alan madde dahi bin 300 oy içinde 361 karşı oy alarak, bir mutabakatla hayata geçti. Biz geçen hafta partiyi nasıl yöneteceğimizi de mutabakata vardık. Ardından iki gün hazırlık toplantılarını yaptık. Şimdi Türkiye'yi nasıl yöneteceğimize dair ortaya koyduğumuz program çalışmamızın tam başındayız. Bundan 6-9 ay sonra program kurultayımızı topladığımızda orada Cumhuriyet Halk Partisi'nin, bundan yaklaşık yirmi yıl önce yazılmış, 2008 yılında son şekli verilmiş, programını çağın ihtiyaçlarına uygun, daha kısa, daha net, daha kolay okunabilir, erişilebilir bir şekilde hazırlayıp, oradan her bir bakanlık için, her bir alan için çözüm önerilerimizin yani politika notlarımızın çıkacağı, ardından da bunu çok sayıda siyaset ve propaganda belgesine dönüştüreceğimiz bir sürecin içindeyiz.
“2025 Kasım’da yapılacak bir seçimde Türkiye’yi bütün bu sıkıntılardan kurtarmaya talibiz”
Cumhuriyet Halk Partisi iktidara gidiyor. 2025 yılının Kasım ayı Sayın Erdoğan'a bir çağrı yaptığımız tarihtir. Kendisi geçmişte çok tartışıldı. Bu ikinci dönem mi, üçüncü dönemi mi? Kendileri Anayasa aksini yazmasına rağmen, ‘Anayasa değiştikten sonra ikinci dönemimiz’ diyordu. Yüksek Seçim Kurulu bu fikre iştirak etti. Bu yönde karar verdi. Kendisi seçimleri Cumhurbaşkanı yenilediği halde, yeniden aday olabildi. Bu durumda, üçüncü döneminde, şimdi yani ikinci dönemin içinde kendisi seçim kararı alırsa yeniden aday olamıyor, çok net. YSK'nın kararına göre ve kendi geçmiş dönemde de, dönemlerini ikinci döneme aday oluyoruz dedikleri süreçte Anayasa şunu yazıyor: Meclis 360 milletvekili seçim kararı olursa mevcut Cumhurbaşkanı son bir kez aday olabilir. Bunu Adalet ve Kalkınma Partisi MHP'yle birlikte başaracak çoğunluğa sahip değil. Bize muhalefete ihtiyaçları var. 360 rakamını yakalayabilmeleri için de bizim kendilerine bir cümlemiz var. Tam ortasında yani bu tartışmalı beş yılın yarısı sizden, yarısı bizden, tam ortasında. İki buçukuncu yılda gelip erken seçim kararı alıyorsanız biz varız. Seçimleri yenileyelim. Sonrasında bir daha gelip kapımızı çalmayın. Yani Erdoğan yeniden aday olmak iddiası varsa son tarih 2025 Kasım'dır. 2025 Kasım'da yapılacak bir seçimde biz Türkiye'yi bütün bu sıkıntılarından kurtarmaya talibiz. Bu sorunları çözemeyen, işsizliği bitiremeyen, yoksulluğu derinleştiren bu iktidar halen daha eğer kendine güveniyorsa, en güçlü adayları halen Sayın Erdoğan'sa buyursunlar. Gelecek sene 2025 Kasım'da bir erken seçimde Türkiye, ‘ikinci yüzyılda dertlerine kim çare olacak’ bu kararı versin. Biz diyoruz ki ‘Tüm dertlerin var bir çaresi onun da adı Cumhuriyet Halk Partisi’. Bu özgüvenle buradayız.
“Bu ülkeyi yöneteceğimizi milletimize anlatacağımız bir sürecin ilk evresindeyiz”
Şimdi kim özgüven gösteriyor? Kim milletten kaçıyor? Onu test edeceğimiz bir yıldan biraz fazla bir süremiz var. Biz bu yılın ilk yarısını adeta hükümet programını milletimizle birlikte yazacağımız ve bu ülkeyi bundan sonra nasıl yöneteceğimizi milletimize anlatacağımız bir sürecin ilk evresini, ilk altı ayda ikinci evresini de ondan sonraki altı ayda yoğun bir kampanyayla sürdüreceğiz. Şimdi emek büroları bu işin en önemli kısmı için bir kez daha hem masa başında hem sokakta, sahada 81 ilde, 973 ilçede fabrikalarda, tarlalarda, sokaklarda, evlerde ve köylerde çok önemli bir emek vermek üzere bir araya gelmiş durumda. Hiç şüphesiz bu ülke nasıl yönetilecek dediğinizde herkes gözü bir tarafa diker. Bir tarafa bakar. Orada size sorarlar. Politikalarınız nasıl olacak? Parti, Cumhuriyet Halk Partisi’yse son sosyal demokrat bir partiyse, yani ana odağında emek, alın teri ve emekçinin hakkını alması varsa, ekonomi politikalarını hazırlayanlar da bir gözüyle emek politikalarının nasıl ifade edildiğine bakarlar. Bu masalardan biz bu ülkedeki insanların nasıl geçineceğine, nasıl çalışacağına, hangi güvencelere, hangi haklara sahip olacağına ve haklarının devlet tarafından nasıl verileceğine karar vereceğiz. Ekonomi politikalarını oluşturan arkadaşlar da oluşturacakları ekonomik programla bu hedefleri nasıl finanse edeceklerine, bunun kaynağını nasıl sağlayacaklarına ve bu süreci nasıl yöneteceklerine karar verecekler.
“Cumhuriyet Halk Partisi’nin ana eksini kamuculuktur”
Cumhuriyet Halk Partisi'nin ana ekseni kamuculuktur. Sağlıkta da kamucuyuz, güvenlikte de kamucuyuz, emek-işveren ilişkilerinde de kamunun yoğun denetimine, kamunun bu konuda emekten yana taraf olmasına hemfikir olmuş bir siyasi partide siyaset yapıyoruz. Bu Türkiye'ye iyi gelecek. Bu ezilenlere iyi gelecek, bu köylülere iyi gelecek, bu işçilere iyi gelecek, bu esnaflara, küçük esnaflara iyi gelecek. Bu sanayide çalışan, KOBİ'de çalışan işçiye de iyi gelecek. Aslında günü geldiğinde bu Türkiye örneğinden herkes görecek ki bu KOBİ'nin sahibine de sanayiciye de iyi gelecek. Biz huzur içinde, barış içinde, birlik içinde bir ülkeyi hep birlikte nasıl güçlendireceğiz, hep birlikte nasıl kalkındıracağız, azın başında kavga etmek yerine çoğu nasıl adil bölüşeceğiz onu bütün Türkiye'ye ve bütün dünyaya hep birlikte göstereceğiz. Türkiye olarak bütün dünyaya göstereceğiz.
“Emekle sermaye karşı karşıya gelirse emeğin yanındayız”
Bugün burada emeğin hak ettiği değeri bulduğu, toplumsal adaletin sağlandığı ve herkesin insan onuruna yakışır şartlarda çalışabildiği, yaşayabildiği bir Türkiye'yi inşa etme kararlılığıyla bir araya gelmiş bulunuyoruz. Öncelikle davetimizi kabul ederek bizlere omuz veren bu toplantının çok değerli katılımcılarına, hocalarımıza, siyasetçilerimize her birisine ayrı ayrı teşekkür ederek sözlerime başlamak isterim. Partimiz tüzüğündeki ifadesiyle aydınlanma ideallerini, emek mücadelelerini, sosyal demokrasinin, özgürlük, eşitlik ve dayanışma ilkelerini benimseyen, çağdaş, demokratik, sol bir siyasi partidir. Biz emekle sermaye karşı karşıya gelirse emeğin, kadınla erkek karşı karşıya gelirse kadının, güçlüyle, zayıf karşı karşıya gelirse zayıfın, haklıyla haksız karşı karşıya gelirse haklının tarafındayız. Bunda tartışılacak hiçbir şey yok. İşçilerle, sendikalarla, sivil toplumda daha fazla dayanışan, onlara güç veren, onlardan güç alan bir parti olmak için yola çıktık. Geçmişte partimize güç vermiş olan emek bürolarının pratiğini yeniden ve daha güçlü şekilde hayata geçirmek için buradayız. Bu kez muhalefeti örgütlemek emeğin örgütlenmesine katkı sağlamak değil iktidarımızı örgütlemek ve emek politikalarını doğru bir yerden kurmak, tartışmak üzere bir aradayız. Geçmişte emek bürolarında aktif çalışmış bir genel başkan olarak da bu bürolara duyduğum güveni ve verdiğim önemi bir kez daha teyit etmek isterim. Emeği adil ve eşit bir düzeni savunmak politik bir tercih sonuçta. Elbette bu tutum partimizin önceki politikalar arasında da yer alıyordu. Sosyal refah devletinin temel ilkelerine bağlı olarak emekçilerin, emeklilerin, ücretlilerin, gençlerin ve kadınların hakkını almak, onları güçlendirmek temel hedefimizdi. Ama bundan sonra hak almanın değil, bu hakkı teslim etmenin, bu hakkı vermenin nasıl yapılacağını konuşan bir zeminde buluşmuş durumdayız.
“Herkesin daha adil bir gelir düyeziyene ulaşma hakkını savunuyoruz”
Sosyal refah devleti sadece ekonomik büyümeyi hedefleyen bir yapı değil aynı zamanda bu büyümenin adil bir şekilde paylaşıldığı toplumsal dayanışmanın ve eşitliğin esas alındığı bir sistemdir. Bu amaçla 101’inci yaşına ulaşan partimizin siyasi geleneğinde önemli bir yere sahip olan emek bürolarını yeniden örgütlüyoruz, yeniden hayata geçiriyoruz. Kurduğumuz emek büroları sadece emekçilerin haklarını savunmakla kalmayacak, aynı zamanda toplumun en kırılgan kesimlerinin de haklarını güvence altına alacak politikaların oluşturulmasına da öncülük edecektir. Adil ücret politikalarından sendikal örgütlenmeye, iş cinayetlerinden işçi sağlığı ve güvenliğine, esnek çalışmalardan dijital emeğe kadar geniş bir yelpazede çalışma hayatına dair tutumumuzu, geniş kitlelerle bu masanın ve bu büronun çalışmaları ışığında ifade etmeye devam edeceğiz. Emeğiyle çalışan herkesin daha adil bir gelir düzeyine ulaşma, emeğinin karşılığını alma hakkını savunuyoruz.
“Teknoloji bir şey getiriyorsa götürdüğü sadece emekçiden olmaz”
1970’lerde üçüncü Genel Başkanımız Bülent Ecevit, sosyal demokrat anlayışın içini doldurarak işçilerle, ücretlilerle, sendikalarla dayanışma içinde olmuş, emekçinin yanında durmuş ve 70’lerde girdiği iki yerel, iki genel seçimden Cumhuriyet Halk Partisi'ni birinci çıkarmayı başarmıştır. O süreçte Türkiye'de en güçlü sendikaların, DİSK'in bu Cumhuriyet Halk Partisi'nin girdiği iki genel seçimde emeğin geleceği açısından CHP'nin iktidarını daha doğru gördüğü için Cumhuriyet Halk Partisi'ne açık ve yazılı destek açıkladığını da bir kez daha hatırlatmak isterim. Bugün biz teknolojinin değiştiğini, hayatın değiştiğini, emeğin değiştiğini, dünyanın değiştiğini de görerek ancak aynı temel ilkelere bağlı kalarak siyaset yapmak durumundayız. Teknolojik gelişmelerin yarattığı artı değer, zaman ve kaynak tasarrufu üzerinde emekçinin hakkını savunan birilerine ihtiyaç var. Bugün ışıksız fabrikalardan konuşuluyor. Bugün robotlardan konuşuluyor. Ama bunun artı değerin sadece sermayeye kalmasının, bunun yarattığı artı değerinden işçiye sadece işsizliğin düşmesinin, güvencesizliğin düşmesinin ya da esnek çalışmanın bir argümanı haline gelmesinin bizim açımızdan kabul edilebilecek hiçbir tarafı yok. Teknoloji bir şey getiriyorsa götürdüğü sadece emekçiden olamaz. Bunun için dünya robot vergilerini konuşuyor. Yadsımıyoruz, önemsiyoruz. Ama bunun sadece robotlarla değil istihdamsız alan yaratan her türlü mekanizasyon aşamasında kademeli olarak tartışılması gerektiğini düşünüyoruz. Bir fabrika ışıksız olduktan, sıfır işçi olduktan o vakitten sonra ancak sadece her bir robotun ne kadar işçiyi işsiz bıraktığının hesaplanmasını değil, bugünkü aşamada her teknolojik gelişme, bir istihdamsızlık yaratıyorsa, kademeli olarak bu aşamadan bunun konuşulması, görüşülmesi gerektiğini düşünüyoruz.
"Uzaktan çalışma"
Uzaktan çalışma bir gerçekse bu gerçekte uzaktan çalışanla çalıştıran arasına devletin denetimini hem ilkesel hem teknolojik hem de varoluşsal olarak tarif etmek durumundayız. Birileri oturduğu yerden uzakta çalıştırdığı gencecik elemanlarına, iş talimatlarını gece gündüz saat ayırmadan, tatil ayırmadan, dinlenme ayırmadan yağdırıp o emeği orada sömürüyorsa o iki bilgisayar arasına devlet girmek durumundadır. O iki bilgisayar arasında devlet puantaj da yapmak durumundadır. Fazla mesai de hesaplamak durumundadır. Bayramda çalışıyorsa ona göre ücretlendirmek durumundadır. Ulaşılmama hakkının da güvencesi devlet olmak durumundadır. Devletin üzerinden, kamunun üzerinden Sosyal Güvenlik Kurumu’nun üzerinden Çalışma Bakanlığı’nın üzerinden geçmeyen her bir iş emri de cezalandırılmak, takibe alınmak ve kaçak işçi çalıştırmak olarak tanımlanmalı, cezalandırılmalı ve gencecik evlatlarımızın emekleri uzaktan birilerinin yağdırdığı talimatlarla asla ve asla sömürülememelidir. Buraya gerçek bir dijital altyapıyı, gerçek bir denetimi, gerçek bir müdahaleyi koyacak anlayış bugünkü iktidarda yoktur. Bugünkü iktidarın karşısında bunu savunan da iktidar olduğu gün hayata geçirecek olan da sosyal demokrat bir ideolojidir. Sol bir partidir. Cumhuriyet Halk Partisi'dir.
“Motokuryenin de hizmet sekterönün de plazada çalışanların da emeklilerin de güvencesi biziz”
Bugün hangi partiye oy veriyor olursa olsun gencecik çocuğunun sömürüldüğünü gören annelere, babalara da ‘Ben oy vermiyorum ya, benim siyasetle ilgim yok’ diyen gencecik arkadaşıma da şunu söylüyorum ki böyle sömürülmeyi siz hak etmiyorsunuz. Bunun teminatı Cumhuriyet Halk Partisi'dir. Bunu sağlamanın yolu bu sefer sandığa gidince bunları savunan bir partiye oy vermek, ‘Ben siyasete mesafeliyim’ değil, şu anda yaşadığın her sıkıntının çaresinin sandık olduğunu bilmek, görmek gerekmektedir. Bunu bugüne kadar belki de o hakkı olduğu halde hiç oy kullanmamış gencecik seçmenlerimizle de onların anne, babalarıyla da açık açık konuşma niyetindeyiz. Plaza çalışanlarını görmeden, kasiyerleri yok sayarak, motokuryelerle temas etmeden, hizmet sektöründe çalışanların sorunlarını sanki onlar evren dışındaymış gibi, bir yandan kahvemizi içiyoruz, yemeğimizi yiyoruz, birileri de bize hizmet ediyor ama onlar yok gibi, onları evren dışında gören bir anlayışı topyekun reddediyoruz. Motokuryenin de hizmet sektörünün de plazada çalışanların da emeklerinin de güvencesi biziz. Onların belki de görmedikleri, bilmedikleri, tahayyül etmedikleri hakları var. O hakları hep birlikte göreceğiz tanımlayacağız, savunacağız ve kendilerine kazandıracağız. Kazanmak için onların mücadele etmeleri gerektiğini biliyoruz ve bunun tam olarak teminatıyız. Az kazanandan az, çok kazanandan çok vergi alındığı, hiç kazanmayanın da devlet tarafından yakasının bırakıldığı adaletli bir vergi sistemine ihtiyacımız var. Avrupa Birliği İstatistik Ofisi'nin verilerine göre Avrupa ülkelerine kıyasla gelir eşitsizliğinin en yüksek olduğu ülke Türkiye'dir. Nüfusun en zengin yüzde 20’sinin varlıkların yüzde 81’ini en yoksul yüzde 20’sinin ise yüzde 0,5’ini arada yüz altmış katlık bir farkın sürdürülemez olduğunu, Cumhuriyet Halk Partisi'nin siyasetinin tam da bu noktada sürdürülmesi gerektiğini esas mücadele alanının bu olduğunu bir kez daha ifade etmek ve teyit etmek istiyorum.
“Kadın ve genç istihdamını önceleyen, toplumsal cinsiyet eşitliğini gözeten politikalar üreteceğiz”
30 Haziran'da emek mitingimizi Gebze'de yapmıştık. İlk toplantımızı Kocaeli'de yapıyoruz. Kocaeli'ni hem 31 Mart seçimlerinde, seçimlerden sonra biraz önce de sizlerle paylaştığım hedefimizde olan üç kritik şehirden biri olduğu için çok önemsiyoruz. 15-16 Haziran 1970 işçi direnişinin merkezlerinden bir tanesi olduğu için ilk adımın Kocaeli'nden atılmasını çok önemsiyoruz. Kocaeli'nin emeğin başkenti olması, Cumhuriyet Halk Parti’nin bunu savunan bir parti olması Kocaeli'deki işverenlerin Kocaeli'deki emekçiler dışındaki kesimlerin kaygı duyacağı değil aksine çok daha mutlu bir Kocaeli, çok daha zengin bir Kocaeli, hep birlikte daha çok kazanıp daha çok üretip daha adil paylaşacağımız bir Kocaeli'ni Türkiye'deki bu yürüyüşün ilk adımı olmanın onurunu yaşayan bir kent olacağını şimdiden müjdelemek istiyorum. Bundan sonra emek büroları 973 ilçede, 81 ilde ve dünyanın pek çok ülkesinde çalışırken bir pergel misali bir ayağı hep Kocaeli'de olacak. Bu kentte olacak ve bu kentin Cumhuriyet Halk Partisi'nin iktidarına giderken en büyük sıçramalardan birini yaptığımız kent olduğunu hep birlikte göreceğiz. Birlikte yaşayacağız. Çocuklarımızı ucuz iş gücü olarak piyasanın insafına terk eden mesleki ve teknik eğitim sistemini topyekun değiştirecek, çağın gereklerine uygun bir eğitim politikasını hep birlikte önereceğiz. Staj ve çıraklık mağduru yaratmayacak, kademeye, yasaya ek göstergeye takılmadan emeklisini darda bırakmayacak bir sosyal güvenlik reformunu yeni baştan inşa edeceğiz. Yaratıcı emeği göz ardı etmeyen, gençlik enerjimizi tüketen beyin gücünün önüne geçen, kadın ve genç istihdamını önceleyen, toplumsal cinsiyet eşitliğini gözeten politikalar üreteceğiz. Emek büroları bu mücadelede yolumuzu aydınlatacak, halkımızın sesi olacak ve sosyal politikalarımızın temelini oluşturacaktır.
“Cumhuriyet Halk Partisi genel iktidar için geri sayımda olan bir partidir”
Ancak bu politikaların sadece kâğıt üzerinde kalmaması, halkımızın günlük yaşamında somut karşılık bulması gerekmektedir. Bu inançla sizler gibi uzman, deneyimli ve kararlı akademisyenlerin bir araya geldiği bu kurulun partimizin politikalarının oluşumunda kritik bir rol oynayacağını biliyorum. Buna yürekten inanıyorum. Çalışma yaşamında, emekçiden taraf olmak, hak savunuculuğunu politik bir ideal ile yukarı taşımak, emek mücadelesini güçlendirmek ve sosyal adaleti sağlamak bugüne kadarki en önemli sorumluluklarımızdan biriydi. Parti’nin bu noktada eksikleri olmuş olabilir ama niyetinin halis ve geçmişinin övünülecek süreçlerle dolu olduğuna kimsenin şüphesi yok. Ama bundan sonraki süreç artık bu politikaların iktidardayken samimiyetle nasıl hayata geçirildiğinin konuşulduğu bir süreç olmak durumundadır. Cumhuriyet Halk Partisi örgütüne milletvekillerine, Parti Meclisi’ne ısrarla söylediğim bir hususu bugün buradan da tekrar istiyorum. Cumhuriyet Halk Partisi artık muhalefet partisi değildir. Nasıl muhalefet edeceğine, nasıl karşı çıkacağına, nasıl itiraz edeceğine karar veren bir süreci çoktan geride bıraktık. Cumhuriyet Halk Partisi, Türkiye'nin birinci partisidir. Kuruluş itibarıyla da öyledir. Girdiği son seçimler itibariyle de öyledir. Anketler itibariyle de öyledir. Bugün sahadaki beklenti ve gördüğü toplumsal karşılık itibariyle de öyledir. Cumhuriyet Halk Partisi, Türkiye'nin birinci partisidir. Cumhuriyet Halk Partisi iktidar partisidir. Cumhuriyet Halk Partisi genel iktidar için geri sayımda olan bir partidir. Ve bu geri sayım sürecini büyük bir mutlulukla, büyük bir şevkle tadını çıkararak değil, canımızı dişimize katarak ve çalışarak tamamlamak zorundayız. Çünkü yük ağırdır. En basitinden 22 yıllık bir enkaz önümüzdedir. Bu süreçte emeğin kaybettiklerini ona geri vermek, o mücadelenin önünü açmak ve Cumhuriyet Halk Partisi iktidarı bir gün yeniden sonlandığında, 22 yıl yaşadığımız kâbusu yeniden yaşamamak için, yani yeniden bir tek adam rejimiyle muhatap olmamak için demokrasimizi, emek yeniden bu kadar çok sömürülmesin diye sendikal hakları, sendikalar kanununu güçlendirmek, yeniden Türkiye orta gelir tuzağına yakalanmasın, asgari ücret açısından yaşanan hem verenleri zorlayan ama alanlar için de çok düşük olan bu asgari ücretten bu ülke kurtulsun, bu ülkenin asgari ücreti Mısır'la, Hindistan'la değil, İskandinav ülkeleriyle, Avrupa Birliği ülkelerinin asgari ücretiyle karşılaşsın diye ekonomide yapısal reformlar yapmak. Penye, ihraç etmekle çimento ihraç etmekle övünmek yerine teknoloji ihraç edebilecek bir altyapıya kavuşmak için gerekli vizyonu bugünden ortaya koymak hepimizin birinci sorumluluğudur.
“Bugün emek, iktidara dünden daha yakın”
Bunun için, bundan sonra azın başında kavga eden değil ülkeyi büyüten, ülkeyi güçlendiren, ekonomiyi güçlendiren ve çok adil paylaşan bir ülkeyi hep birlikte yaratmak hepimizin boynunun borcudur. Akademik kurulumuz, yalnızca politika metinleri hazırlamakla kalmayacak, aynı zamanda bu politikaların toplumun her kesiminde karşılık bulmasını sağlayacak bir kılavuz görevi de görecektir. Sizlerin katkılarıyla emeğin hakkını aldığı, herkesin insanca yaşadığı bir Türkiye’yi hep birlikte inşa edeceğiz. Birlikte emeğin ve toplumsal adaletin ön planda olduğu, sosyal refah devletinin ilkelerine dayanan, güçlü ve adil bir Türkiye’yi inşa edeceğiz. Bu tarihi sorumlulukta bir kez daha emek bürosunda böyle bir masanın etrafında bulunmaktan büyük bir heyecan duyuyorum. Geçmişte masanın yanlarında, sonlarında oturmuş, bu masaya inanmış birisi olarak bugün bu masanın başının ve sonunun olmadığını, emekten yana olan sol, sosyal demokrat bir partide herkesin sözünün genel başkan sözü kadar güçlü olduğunu ama sözümüzün toplamında vardığımız mutabakattan sonra bunu hep bir ağızdan hep birlikte savunmanın da tüm örgütümüzün yükümlülüğü olduğunu bir kez daha ifade ediyorum. Bundan sonra her yıl bir öncekinden iyi olacak. Çünkü bugün emek, iktidara dünden daha yakın. Yarın bugünden daha yakın olacağız. Hep birlikte çalışacağız. Hep birlikte başaracağız. Türkiye’de öyle üç kişinin, beş kişinin, üç şirketin, beş şirketin, onun yandaşının, bunun sınıf arkadaşları dönemini bitirip, Türkiye’de emeğin, işçi sınıfının ve emeğiyle geçinmek isteyen namuslu insanların, onlarla birlikte bu ülkeyi paylaşan tüm insanları, güçlü, zengin ve adil Türkiye hedefine inanan herkesin önümüzdeki dönem bir büyük başarıyı birlikte sırtladığı, omuzladığı ve yaşadığı bir süreç olacak. O günlere olan inancımla hepinizi saygı ile selamlıyorum, hepinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum.”
Yorumlar
Yorum Yapın
İlginizi Çekebilir
Aziz İhsan Aktaş Davasında Kritik Kararlar: Aktaş Ve Nugay’a Beraat, Rıza Akpolat’a Örgüt Üyeliğinden Beraat
Aziz İhsan Aktaş davasında karar açıklanıyor. Aziz İhsan Aktaş ve Baki Nugay örgüt kurma suçundan, Rıza Akpolat ise örgüt üyeliği suçlamasından beraat etti.
Kamuoyunda “Aziz İhsan Aktaş suç örgütü davası” olarak bilinen ve aralarında görevlerinden uzaklaştırılan belediye başkanlarının da bulunduğu 200 sanıklı davada mahkeme kararını açıklamaya başladı. Aziz İhsan Aktaş ve Baki Nugay, “örgüt kurma” ve “ihaleye fesat karıştırma” suçlamalarından beraat ederken, Rıza Akpolat’ın da aralarında bulunduğu bazı sanıklar hakkında “örgüte üye olma” suçundan beraat kararı verildi.
200 SANIKLI DAVADA KARAR GÜNÜ
Uzun süredir kamuoyunun yakından takip ettiği Aziz İhsan Aktaş davasında kritik aşamaya gelindi.
Aralarında görevlerinden uzaklaştırılan belediye başkanlarının da bulunduğu, 5’i tutuklu toplam 200 sanığın yargılandığı davada mahkeme heyeti hükmünü açıklamaya başladı.
Açıklanan ilk kararlar davanın en çok tartışılan suçlamalarından biri olan “suç örgütü” iddiasına ilişkin oldu.
AZİZ İHSAN AKTAŞ VE BAKİ NUGAY HAKKINDA BERAAT
Mahkeme heyeti, tutuksuz sanıklar Aziz İhsan Aktaş ve Baki Nugay hakkında yöneltilen “örgüt kurma” suçlamasının sabit olmadığına hükmederek iki sanığın da bu suçtan beraatine karar verdi.
Aktaş ve Nugay hakkında “ihaleye fesat karıştırma” suçlamasından da beraat kararı verildi.
Böylece davanın merkezindeki isimlerden Aziz İhsan Aktaş hakkında “örgüt kurma” suçlaması yönünden beraat hükmü çıkmış oldu.
RIZA AKPOLAT’A “ÖRGÜT ÜYELİĞİ” SUÇLAMASINDAN BERAAT
Mahkemenin açıkladığı bir diğer önemli karar ise görevinden uzaklaştırılan Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat’ın da aralarında bulunduğu sanıklarla ilgili oldu.
Mahkeme heyeti, Akpolat’ın da aralarında bulunduğu sanıkların “örgüte üye olma” suçundan beraatine hükmetti.
Mahkemenin dosyadaki diğer suçlamalara ve sanıklara ilişkin kararları ise açıklanmaya devam ediyor.
RIZA AKPOLAT SON SÖZÜNDE BERAATİNİ İSTEDİ
Karar öncesinde son sözü sorulan Rıza Akpolat, uzun süredir tutuklu bulunduğunu belirterek hakkındaki suçlamaları reddetti.
Akpolat savunmasında, dosyada kendisine yönelik somut delil bulunmadığını savunarak soruşturma ve kovuşturma sürecinde masumiyet karinesinin ve lekelenmeme hakkının ihlal edildiğini ileri sürdü.
Çalışma arkadaşları ve aile bireyleri için de beraat talep eden Akpolat, son olarak kendisinin beraatine karar verilmesini istedi.
OYA TEKİN: “HUKUKA VE ADALETE KIRGINIM”
Tutuklu sanık Oya Tekin de son sözünde yargılama sürecine yönelik eleştirilerini dile getirdi.
Tekin, tutukluluğun bir tedbir olmaktan çıkarak cezalandırmaya dönüştüğünü savundu. Dosyanın büyük ölçüde etkin pişmanlık kapsamında verilen beyanlara dayandığını öne süren Tekin, tahliyesini ve beraatini talep etti.
SANIKLARDAN TAHLİYE VE BERAAT TALEBİ
Adıyaman Belediye Başkan Yardımcısı Ceyhan Kayhan da yaklaşık 14 aydır tutuklu olduğunu belirterek suçlamaları kabul etmedi ve beraatini istedi.
Avcılar Belediye Başkan Yardımcısı Erhan Daka ise yaklaşık 450 gündür tutuklu bulunduğunu ifade ederek çocuklarına kavuşmak istediğini söyledi ve beraat talebinde bulundu.
SORUŞTURMA 2025 YILINDA TAMAMLANMIŞTI
Aziz İhsan Aktaş’ın liderliğini yaptığı öne sürülen bir suç örgütünün belediyelerdeki bazı ihaleleri rüşvet yoluyla organize ettiği iddiasıyla başlatılan soruşturma 20 Ekim 2025 tarihinde tamamlanmıştı.
Hazırlanan iddianamede aralarında Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat, Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer, Avcılar Belediye Başkanı Utku Caner Çaykara, Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar, Adıyaman Belediye Başkanı Abdurrahman Tutdere, Seyhan Belediye Başkanı Oya Tekin ve Ceyhan Belediye Başkanı Kadir Aydar’ın da bulunduğu toplam 200 kişi şüpheli olarak yer almıştı.
Davanın karar duruşmasında mahkeme heyetinin sanıklar ve haklarındaki diğer suçlamalara ilişkin hükümleri açıklaması sürüyor.
Kaynak: CNN Türk / DHA
Burdur’da Türk Bayrağına Silahlı Saldırı: Valilik Harekete Geçti
Burdur Avşar Tepe’de 20 metrelik direkte bulunan Türk bayrağına av tüfeğiyle ateş edilerek zarar verildi. Burdur Valiliği olayla ilgili inceleme ve araştırma başlattı.
Burdur’un Avşar Tepe bölgesinde 20 metrelik direkte dalgalanan Türk bayrağının av tüfeğiyle ateş edilerek zarar gördüğü bildirildi. Olayın kamuoyuna yansımasının ardından Burdur Valiliği inceleme ve araştırma başlatıldığını açıkladı.
AVŞAR TEPE’DEKİ TÜRK BAYRAĞINA ATEŞ EDİLDİ
Burdur’da yamaç paraşütü sporcularının uzun yıllardır kullandığı Avşar Tepe, Türk bayrağına yönelik gerçekleştirildiği belirtilen saldırıyla gündeme geldi.
Edinilen bilgilere göre bölgede bulunan yaklaşık 20 metre yüksekliğindeki direkte asılı Türk bayrağının, kimliği henüz belirlenemeyen kişi ya da kişiler tarafından av tüfeğiyle ateş edilerek zarar gördüğü tespit edildi.
Olay, önümüzdeki ay Burdur’da düzenlenmesi planlanan Türkiye Yamaç Paraşütü Hedef Yarışması öncesindeki hazırlıklar sırasında fark edildi.
“BAYRAĞA KURŞUN SIKMAK NEDİR?”
Türkiye Hava Sporları Federasyonu İl Temsilcisi ve Burdur Yamaç Paraşütü Spor Kulübü Başkanı Fatih Kılıçaslan, Avşar Tepe’ye geldiklerinde karşılaştıkları manzaraya tepki gösterdi.
Paraşütçüler olarak yaklaşık 15 yıldır bölgenin güzelleştirilmesi için emek verdiklerini belirten Kılıçaslan, bayrak direğinin de paraşütçülerin katkılarıyla dikildiğini söyledi.
Kılıçaslan, insanların bölgeyi kullanmasına karşı olmadıklarını ancak Türk bayrağına ve bayrak direğine ateş edilmesini kabul edilemez bulduklarını belirterek olayı kınadı.
BURDUR VALİLİĞİ İNCELEME BAŞLATTI
Türk bayrağının zarar gördüğüne ilişkin görüntü ve haberlerin basın ile sosyal medyada yayılmasının ardından Burdur Valiliği de konuyla ilgili açıklama yaptı.
Valilik, 24 Ağustos 2026 tarihinde kamuoyuna yansıyan olayın bütün yönleriyle aydınlatılması amacıyla ilgili birimler tarafından gerekli inceleme ve araştırmanın başlatıldığını bildirdi.
Olayı gerçekleştiren kişi ya da kişilerin kimliğinin belirlenmesine yönelik çalışmaların sonucu bekleniyor.
GÖZLER YÜRÜTÜLEN İNCELEMEDE
Türk bayrağına yönelik gerçekleştirildiği belirtilen eylem bölgede tepkiye neden olurken, olayın kim ya da kimler tarafından ve hangi amaçla gerçekleştirildiğinin yürütülen inceleme sonucunda ortaya çıkarılması bekleniyor.
Kaynak: DHA
Mercimek Çorbasında İthalat Gerçeği: 7 Yılda 4,4 Milyon Ton Mercimek İthal Edildi
CHP'li Ömer Fethi Gürer'in açıkladığı verilere göre Türkiye, 2020-2026 döneminde 4,46 milyon ton mercimek ithal etti ve yaklaşık 2,9 milyar dolar ödedi.
ARKA HABER
Türkiye'nin geleneksel mutfağının vazgeçilmezlerinden mercimekte ithalat rakamları dikkat çekti. CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in paylaştığı verilere göre Türkiye, 2020-2026 döneminde toplam 4 milyon 463 bin 769 ton kırmızı ve yeşil mercimek ithal etti. İthalat için yaklaşık 2,9 milyar dolar ödendiğini belirten Gürer, “Masadaki iki mercimek çorbasından biri ithal mercimekle yapılıyor” dedi.
Anavatanı Anadolu olarak bilinen mercimekte Türkiye’nin üretim ve ithalat tablosu yeniden tartışma konusu oldu.
CHP Niğde Milletvekili ve TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Ömer Fethi Gürer, kırmızı ve yeşil mercimeğe ilişkin üretim ve ithalat rakamlarını açıkladı.
Gürer'in paylaştığı verilere göre Türkiye, 2020-2026 yılları arasındaki yedi yıllık dönemde 4 milyon 463 bin 769 ton kırmızı ve yeşil mercimek ithal etti.
Söz konusu ithalat karşılığında yurt dışına toplam 2 milyar 897 milyon 698 bin 686 dolar ödendi.
GÜRER: “İKİ MERCİMEK ÇORBASINDAN BİRİ İTHAL ÜRÜNDEN”
Türkiye'nin mercimek üretiminde dışa bağımlılığının arttığını savunan Gürer, yaşanan tabloyu vatandaşın sofrasındaki mercimek çorbası üzerinden anlattı.
Gürer,
“Mercimek çorbası ithal ürün ile sofraya gelmektedir. Masada iki mercimek çorbasından biri ithal mercimekle yapılıyor. Markette menşeine bakılınca yerli ürün ara ki bulasın.”
ifadelerini kullandı.
Kırmızı mercimeğin özellikle Güneydoğu Anadolu, yeşil mercimeğin ise İç Anadolu Bölgesi'ndeki çiftçiler açısından önemli bir üretim ve gelir kaynağı olduğunu belirten Gürer, artan girdi maliyetlerinin üreticiyi mercimek üretiminden uzaklaştırdığını öne sürdü.
7 YILDA 4 MİLYON 463 BİN TON MERCİMEK İTHALATI
Gürer'in açıkladığı verilere göre 2020-2026 döneminde gerçekleştirilen toplam mercimek ithalatının büyük bölümünü kırmızı mercimek oluşturdu.
Yedi yıllık dönemde;
3 milyon 922 bin 706 ton kırmızı mercimek,
541 bin 63 ton yeşil mercimek ithal edildi.
Böylece toplam ithalat 4 milyon 463 bin 769 tona ulaştı.
Toplam mercimek ithalatının yaklaşık yüzde 87,9'unu kırmızı mercimek, yüzde 12,1'ini ise yeşil mercimek oluşturdu.
MERCİMEK İTHALATINA 2,9 MİLYAR DOLAR
İthalatın Türkiye'ye maliyeti de dikkat çekici boyutlara ulaştı.
Paylaşılan verilere göre yedi yıllık dönemde kırmızı mercimek ithalatı için 2 milyar 427 milyon 151 bin 529 dolar, yeşil mercimek için ise 470 milyon 547 bin 157 dolar ödeme yapıldı.
İki ürün için ödenen toplam tutar böylece 2 milyar 897 milyon 698 bin 686 dolara ulaştı.
Gürer, ithalat için harcanan dövizin Türkiye'deki üreticinin desteklenmesi amacıyla kullanılması gerektiğini savundu.
2025'TE İTHALAT ÜRETİMİN YAKLAŞIK 3 KATINA ÇIKTI
Üretim ve ithalat rakamları karşılaştırıldığında bazı yıllardaki fark dikkat çekiyor.
Paylaşılan verilere göre Türkiye'nin kırmızı ve yeşil mercimek toplam üretimi 2025 yılında 279 bin 620 ton olarak gerçekleşirken, aynı yıl toplam ithalat 793 bin 752 tona ulaştı.
Buna göre 2025 yılında mercimek ithalatı, toplam yerli üretimin yaklaşık yüzde 284'üne karşılık geldi.
2023 yılında ise 474 bin tonluk toplam üretime karşılık 859 bin 822 ton ithalat gerçekleştirildi.
2024'te toplam üretim 476 bin ton olurken ithalat 644 bin 540 ton olarak kaydedildi.
2026'DA ÜRETİM ARTIŞI BEKLENİYOR
2025 yılında kuraklığın da etkisiyle gerileyen mercimek üretiminin 2026 yılında yeniden artması bekleniyor.
Gürer'in paylaştığı tahminlere göre 2026 yılında 385 bin ton kırmızı mercimek ve 48 bin 320 ton yeşil mercimek olmak üzere toplam 433 bin 320 ton üretim öngörülüyor.
2025 yılındaki 279 bin 620 tonluk toplam üretim dikkate alındığında önemli bir toparlanma beklense de ithalatın üretimin üzerinde kalmaya devam ettiği belirtiliyor.
Gürer, Türkiye'nin 2002 yılında yalnızca kırmızı mercimekte 500 bin ton üretim gerçekleştirdiğini hatırlatarak nüfus artışı da dikkate alındığında üretimdeki tablonun sorgulanması gerektiğini ifade etti.
KIRMIZI MERCİMEKTE 3,9 MİLYON TONLUK İTHALAT
Türkiye'nin mercimek ithalatında asıl ağırlığı kırmızı mercimek oluşturuyor.
2020-2026 döneminde toplam 3 milyon 922 bin 706 ton kırmızı mercimek ithal edilirken, bunun karşılığında yaklaşık 2,43 milyar dolar ödendi.
Kırmızı mercimek ithalatının en yüksek seviyeye çıktığı yıl ise 2023 oldu.
Türkiye, 2023 yılında 744 bin 725 ton kırmızı mercimek ithal etti. Bu ithalat için yaklaşık 501,7 milyon dolar ödeme gerçekleştirildi.
Gürer, Türkiye'nin kırmızı mercimeği Kanada, Kazakistan ve Rusya gibi ülkelerden ithal ettiğini belirtti.
YEŞİL MERCİMEK İTHALATI YÜZDE 127 ARTTI
Yeşil mercimekteki rakamlar da dikkat çekti.
2020 yılında 52 bin 387 ton olan yeşil mercimek ithalatı, 2025 yılında 118 bin 999 tona yükseldi.
Gürer'in hesabına göre altı yıllık dönemde yeşil mercimek ithalatındaki artış yaklaşık yüzde 127 oldu.
2020-2026 döneminin tamamında ise toplam 541 bin 63 ton yeşil mercimek ithal edildi ve karşılığında yaklaşık 470,5 milyon dolar ödendi.
“ÜRETİCİ KAZANAMIYOR, ARACI VE MARKET KAZANIYOR”
Gürer, sorunun yalnızca ithalat miktarıyla sınırlı olmadığını belirterek çiftçinin karşı karşıya kaldığı üretim maliyetlerine de dikkat çekti.
Üreticinin gübre, mazot, tohum, ilaç ve diğer girdi maliyetlerindeki artış nedeniyle yeterli gelir elde edemediğini savunan Gürer, çiftçinin bu nedenle farklı ürünlere yönelmek zorunda kaldığını söyledi.
Gürer,
“Üreticiden ürün girdi maliyetine yakın bir fiyatla çıkmasına rağmen rafta fiyatı katlıyor. İthal ürün de yerli ürün fiyatına rafa giriyor. Aracılar kazanıyor, market kazanıyor. Yerli üretici artan girdi maliyeti ile kazanamayınca her yıl farklı ürüne yönelerek üretim desenini değiştirerek ayakta kalmaya çalışıyor.”
dedi.
“YERLİ MERCİMEK İHRAÇ EDİLİYOR, AÇIK İTHALATLA KAPATILIYOR”
Gürer'in dikkat çektiği bir diğer nokta ise Türkiye'de üretilen mercimeğin bir bölümünün ihraç edilmesine karşılık iç piyasadaki ihtiyacın ithalatla karşılanması oldu.
Türkiye'de yetiştirilen mercimeğin kalite ve lezzet açısından tercih edildiğini belirten Gürer, yerli ürünün bir bölümünün yurt dışına gönderildiğini, ortaya çıkan arz açığının ise ithal ürünle kapatıldığını söyledi.
Gürer,
“Ülkemizde yetişen mercimek, ithale göre çok daha kaliteli. Yerli ürünün bir bölümü ihraç edilip açık ithalle gideriliyor. Hem üretimde sorun var hem ithalatta. Milyarlarca lira döviz yurt dışına gidiyor. O döviz yurt içi çiftçimize gitmeli.”
ifadelerini kullandı.
“MERCİMEKTE PLANLI ÜRETİMLE DIŞA BAĞIMLILIK BİTEBİLİR”
Özellikle dar gelirli vatandaşların sofralarında mercimeğin önemli bir yere sahip olduğuna dikkat çeken Gürer, mercimek çorbasının ekonomik ve besleyici olması nedeniyle Türkiye'de en sık tüketilen yemeklerden biri olduğunu söyledi.
Türkiye'nin mercimek üretiminde ithalata bağımlı hale gelmesinin tarım politikaları açısından değerlendirilmesi gerektiğini savunan Gürer, üreticinin desteklenmesi çağrısında bulundu.
Gürer, yeterli destek sağlanması, üretim maliyetlerinin dikkate alındığı bir alım fiyatı belirlenmesi ve planlı üretime geçilmesi halinde Türkiye'nin mercimekte ithalat bağımlılığını azaltabileceğini ifade etti.
“Anadolu'nun anavatanı olan mercimekte dahi dışa bağımlılığımızın varlığı, tarım politikasının gözden geçirilmesini zorunlu kılmaktadır. Sürekli tükettiğimiz mercimekte yerli üretim için yapılması gerekenler vakit kaybetmeden sağlanmalıdır.”
diyen Gürer, yerli çiftçinin desteklenmesini istedi.
Selçuk Bayraktar: “Mavi Vatan’ın Kaderine Bağımsızlık Mührünü Vurduk”
TEKNOFEST Yönetim Kurulu Başkanı Selçuk Bayraktar, TEKNOFEST Mavi Vatan kapanışında konuştu: "Mavi Vatan'ın kaderine bağımsızlık mührünü vurduk." Yeni rota Şanlıurfa!
TEKNOFEST Yönetim Kurulu Başkanı Selçuk Bayraktar, Gölcük Tersanesi Komutanlığı ev sahipliğinde düzenlenen TEKNOFEST Mavi Vatan yarışmalarının kapanış ve ödül töreninde tarihi açıklamalarda bulundu. Dört gün boyunca deniz teknolojilerinin kıyasıya yarıştığı organizasyonda gençlere seslenen Bayraktar, "Birilerinin hayal dediği eşikleri inançla aştık. Gençlerimiz Mavi Vatan'ın sadece koruyucusu değil, geleceğinin de mimarıdır" dedi.
Milli Teknoloji Hamlesi vizyonu doğrultusunda denizlerdeki yerli ve milli gücü artırmayı hedefleyen TEKNOFEST Mavi Vatan yarışmaları, Kocaeli Gölcük Tersanesi'nde tamamlandı. İnsansız su altı sistemleri, su altı roketleri ve otonom deniz araçlarının sergilendiği etkinlik, binlerce gencin ve denizcilik sevdalısının katılımıyla büyük bir coşkuya sahne oldu.
“Mavi Vatan’ın Kaderine Bağımsızlık Mührünü Vurduk”
Kapanış töreninde kürsüye çıkan Selçuk Bayraktar, organizasyonun yalnızca teknik bir yarışmadan ibaret olmadığını belirterek şu ifadeleri kullandı:
"Bizler bu dört gün boyunca Gölcük’te sadece insansız deniz araçlarını, su altı roketlerini ya da otonom sistemleri yarıştırmadık. Bizler burada Mavi Vatan’ın kaderine Türk mühendisliğinin ve Türk gençliğinin bağımsızlık mührünü bir kez daha vurduk! Birilerinin 'hayal' dediği, 'yapamazsınız' dediği her teknolojik eşiği inançla, sabırla ve kenetlenerek birlikte aştık."
"TEKNOFEST Gençliği Umuttur, Beklenendir!"
Türk gençliğinin azmine ve vatan sevgisine dikkat çeken Bayraktar, genç mühendislerin ortaya koyduğu projelerin Türkiye'nin denizlerdeki caydırıcılığına doğrudan katkı sunduğunu vurguladı:
"Sizler akıl ve alın terinizle yüreğinizdeki vatan sevdasını birleştirdiniz. Mavi Vatan’ın sadece koruyucuları değil, geleceğin de mimarları olduğunuzu tüm dünyaya gösterdiniz. TEKNOFEST gençliği; 'Kim var?' denildiğinde sağına soluna bakmadan 'Ben varım!' diyen, bu vatanın sorumluluğunu omuzlayan gençliktir. TEKNOFEST gençliği umuttur, beklenendir! Yolumuz açık, pruvamız neta, ufkumuz KIZILELMA!"
Gölcük’ten Demir Alındı: Yeni Rota Şanlıurfa
Gölcük etabının tamamlanmasıyla birlikte TEKNOFEST fırtınasının Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ne taşınacağı müjdelendi. Selçuk Bayraktar, 7’den 70’e tüm vatandaşları medeniyetin ve tarihin beşiği Şanlıurfa’ya davet ederek organizasyonun tarihlerini paylaştı:
Etkinlik Adı: TEKNOFEST Güneydoğu / Şanlıurfa
Tarih: 30 Eylül – 4 Ekim
Konum: Şanlıurfa
Milli teknoloji heyecanının dalga dalga büyüyeceğini belirten Bayraktar, tören sonunda dereceye giren başarılı yarışmacılara ödüllerini takdim ederek hatıra fotoğrafı çektirdi.
Büyükçekmece’de Gönüllere Dokunan Buluşma: Meyanlar Kraliçesi Huzurevi Sakinleri İçin Söyleyecek!
Meyanlar Kraliçesi Sibel Yıldırım, 26 Ağustos’ta Büyükçekmece Özel Hayat Yaşam Merkezi’nde huzurevi sakinleri için gönüllü olarak sahne alacak.
Arka Haber
Arabesk müziğin güçlü seslerinden, “Meyanlar Kraliçesi” Sibel Yıldırım, Büyükçekmece’de gönüllere dokunacak özel bir etkinliğe hazırlanıyor. Yıldırım, 26 Ağustos Çarşamba günü Özel Hayat Yaşlı Bakım ve Yaşam Merkezi’nin kıymetli sakinleri için gönüllü olarak sahne alacak. Müzik, sevgi ve vefanın buluşacağı etkinlikte huzurevi sakinleri unutulmaz bir gün yaşayacak.
Büyükçekmece’de müzik ve vefayı aynı çatı altında buluşturacak anlamlı bir organizasyon için geri sayım başladı.
Güçlü sesi, kendine özgü yorumu ve sahne performansıyla müzikseverlerin yakından tanıdığı “Meyanlar Kraliçesi” Sibel Yıldırım, 26 Ağustos Çarşamba günü Özel Hayat Yaşlı Bakım ve Yaşam Merkezi’nin sakinleriyle bir araya gelecek.
Yıldırım, bu özel günde sevilen şarkılarını hayatın yükünü yıllarca omuzlamış, ailelerine ve topluma emek vermiş ulu çınarlar için seslendirecek.
“BAŞARI VE İNSAN” PROGRAMININ ARDINDAN BU KEZ ÇOK ÖZEL BİR SAHNE
Sibel Yıldırım, kısa süre önce gazeteci ve televizyon programcısı Nilgün Ege’nin hazırlayıp sunduğu “Başarı ve İnsan” programının da konuğu olmuştu.
Telenews ekranlarında yayınlanan “Başarı ve İnsan” programında sanat yaşamından müzik yolculuğuna kadar birçok konuda samimi açıklamalarda bulunan Yıldırım, bu kez televizyon stüdyosundan çıkarak çok daha farklı ve anlamlı bir buluşmaya hazırlanıyor.
26 Ağustos’ta Özel Hayat Yaşlı Bakım ve Yaşam Merkezi’nde gerçekleştirilecek etkinlikte Yıldırım, merkez sakinleri için gönüllü olarak sahneye çıkacak.
SİBEL YILDIRIM: “HER KONSERİMİZ ÖZEL AMA BU KONSER GÖNÜLDEN”
Etkinlik öncesinde Özel Hayat Yaşam Merkezi’ni ziyaret eden Sibel Yıldırım, merkezin sakinleriyle bir araya geldi.
Özel Hayat Yaşam Merkezi Kurucu Müdürü Fatma Araz, Arka Haber İmtiyaz Sahibi ve “Başarı ve İnsan” programının yapımcı ve sunucusu Nilgün Ege ile huzurevi sakinlerinin de bulunduğu buluşmada renkli ve samimi görüntüler ortaya çıktı.
Yaklaşan konserin heyecanını merkez sakinleriyle paylaşan Sibel Yıldırım, etkinliğin kendisi açısından taşıdığı anlamı şu sözlerle dile getirdi:
“Her konserimiz bizim için çok özeldir; fakat 26 Ağustos Çarşamba günü gerçekleştireceğimiz bu buluşma bambaşka. Tamamen gönüllü olarak üstlendiğimiz bu anlamlı projede şarkılarımızı başımızın tacı dedelerimiz ve ninelerimiz için söyleyeceğiz.”
Yıldırım, o günü yalnızca bir konser olarak görmediğini belirterek sözlerini şöyle sürdürdü:
“Çok şeker, çok kıymetli konuklarımızla bir arada olacağız. Kurucu Müdürümüz Sayın Fatma Araz ve Arka Haber’den Nilgün Hanım’ın beraberliğinde hem oynayacağımız hem de gönüllere dokunacağımız muhteşem bir gün geçireceğiz.”
HUZUREVİNDE KONSER HEYECANI ŞİMDİDEN BAŞLADI
Etkinlik öncesindeki buluşmada Sibel Yıldırım’ın huzurevi sakinleriyle kurduğu sıcak iletişim dikkat çekti.
Sohbetler edildi, gülüşmeler yaşandı, yaklaşan konser konuşuldu. Merkez sakinlerinin kameraya gülümseyerek ve el sallayarak etkinliğin heyecanına ortak olması ise ortaya sıcacık görüntüler çıkardı.
26 Ağustos’ta kurulacak sahnede yalnızca şarkılar söylenmeyecek. Kimi zaman yıllar öncesine ait bir hatıra canlanacak, kimi zaman hep birlikte şarkılara eşlik edilecek, kimi zaman da müziğin ritmine oyunlarla eşlik edilecek.
Günün en önemli amacı ise merkez sakinlerinin yüzünde bir tebessüm oluşturmak olacak.
FATMA ARAZ VE EKİBİ ULU ÇINARLARI MÜZİKLE BULUŞTURACAK
Özel Hayat Yaşlı Bakım ve Yaşam Merkezi Kurucu Müdürü Fatma Araz ve merkez ekibinin ev sahipliğinde gerçekleştirilecek organizasyon, yaşlı bireylerin sosyal hayatın içerisinde daha fazla yer almasının önemine de dikkat çekecek.
Merkezde yaşayan büyüklerin yalnızca bakım ihtiyaçlarının değil; sosyal, kültürel ve duygusal ihtiyaçlarının da önem taşıdığı anlayışıyla düzenlenen etkinlik, kuşaklar arasında sevgi ve vefa köprüsü oluşturmayı amaçlıyor.
Çünkü bazen bir ziyaret, bazen birkaç dakikalık sohbet, bazen de yıllar öncesinden hatırlanan bir şarkı büyüklerimiz için çok şey ifade edebiliyor.
SAHNE ONLARIN, ŞARKILAR ONLAR İÇİN
26 Ağustos’taki etkinliği özel kılan en önemli ayrıntılardan biri de Sibel Yıldırım’ın projeye gönüllü olarak destek vermesi.
“Meyanlar Kraliçesi” bu kez alkışlardan önce büyüklerin mutluluğu için mikrofon başına geçecek.
Arabesk müziğin sevilen eserlerinin seslendirileceği etkinlikte merkez sakinlerinin de şarkılara eşlik etmesi ve müzikle dolu keyifli saatler geçirmesi bekleniyor.
Etkinlik böylece klasik bir konser organizasyonunun ötesine geçerek vefa, dayanışma, paylaşma ve hatırlama buluşmasına dönüşecek.
26 AĞUSTOS’TA SEVGİ VE MÜZİK BULUŞACAK
Özel Hayat Yaşlı Bakım ve Yaşam Merkezi’nde gerçekleştirilecek program, 26 Ağustos Çarşamba günü saat 16.00’da başlayacak ve 19.00’a kadar devam edecek.
Sibel Yıldırım’ın şarkılarıyla renk katacağı etkinlikte Özel Hayat Yaşam Merkezi’nin sakinleri ve misafirleri bir araya gelecek.
Etkinlik için yapılan çağrıda ise şu ifadelere yer verildi:
“26 Ağustos Çarşamba günü bu sıcacık sevgi çemberine ortak olmak, büyüklerimizin neşesine eşlik etmek isteyen tüm yakın dostlarımızı ve komşularımızı Özel Hayat Yaşam Merkezi’ne bekliyoruz.”
26 Ağustos’ta Büyükçekmece’de kurulacak o sahnenin belki de en kıymetli tarafı söylenecek şarkılardan çok, şarkıları dinleyen ulu çınarların yüzlerinde oluşacak tebessüm olacak.
Alihan Kuriş Soruşturmasında Masak Raporu: Aile Çevresinde 1818 Tapu İşlemi Mercek Altında
Alihan Kuriş soruşturmasında hazırlanan MASAK raporunun ayrıntıları ortaya çıktı. Dört isimde toplam 1818 tapu işlem kaydı tespit edildi; banka ve mal varlığı hareketleri incelemeye alındı.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen Alihan Kuriş soruşturmasında mali hareketlere ilişkin dikkat çeken ayrıntılar ortaya çıktı. MASAK tarafından hazırlanan raporda, Kuriş ailesi ve yakınlarının mal varlığı, banka hareketleri ve taşınmaz devirleri incelendi. Dört kişinin TAKBİS kayıtlarında toplam 1818 tapu işlem kaydı tespit edilirken, aile içindeki taşınmaz devirleri ve para hareketleri de incelemeye alındı.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının yürüttüğü ve kamuoyuna “Alihan Kuriş çıkar amaçlı suç örgütü” soruşturması olarak yansıyan dosyada Mali Suçları Araştırma Kurulu’nun (MASAK) hazırladığı raporun ayrıntıları gündeme geldi.
Raporda Alihan Kuriş'in yanı sıra eşi ve her iki tarafın birinci ve ikinci derece yakınlarının mal varlıkları ile mali hareketlerinin incelendiği belirtildi.
Özellikle 2016 sonrasında meydana gelen mal varlığı değişiklikleri, aile bireyleri arasındaki taşınmaz devirleri, banka transferleri ve kayıtlı mali durumla mal varlıkları arasındaki uyum üzerinde duruldu.
DÖRT İSİMDE TOPLAM 1818 TAPU İŞLEM KAYDI
MASAK raporunda yer alan TAKBİS kayıtları dikkat çekici bir tablo ortaya koydu.
Rapora göre Alihan Kuriş'in annesi Ayşe Gülderen Denizolgun Kuriş adına 646, babaannesi Nevin Kuriş adına 539, babası Mahmut Sabri Kuriş adına 207, eşi Seda Kuriş'in babası Mustafa Kösemusul adına ise 426 gayrimenkul işlem kaydı tespit edildi.
Bu dört kişinin kayıtları toplandığında sayı 1818 tapu işlemine ulaşıyor.
Ancak bu rakam 1818 ayrı gayrimenkul bulunduğu anlamına gelmiyor. TAKBİS kayıtları satış ve alımların yanı sıra miras intikali, ifraz, tevhit, cins değişikliği, kat irtifakı ve çeşitli mülkiyet işlemlerini de kapsıyor.
646 İŞLEMDE ÇOK SAYIDA TAŞINMAZ TÜRÜ
Alihan Kuriş'in annesi Ayşe Gülderen Denizolgun Kuriş'e ilişkin 646 işlem kaydında yalnızca konut ve arsalar bulunmuyor.
MASAK raporuna yansıyan kayıtlarda büro, dükkân, imalathane, kahvehane, lokanta, mesken, zeytinli tarla, kuyulu tarla ve farklı nitelikte arsalar bulunuyor.
Bazı taşınmazların aile üyelerinden geçtiği, bazılarının ise üçüncü kişilere veya şirketlere devredildiği kayıtlara yansıdı.
Raporda bazı taşınmazlar üzerindeki haciz ve tedbir kayıtlarına da dikkat çekildi.
KARDEŞİN BANKA HAREKETLERİ DE İNCELENDİ
MASAK'ın incelemesinde Alihan Kuriş'in kardeşi Hilmi Tuna Kuriş'in taşınmaz ve banka hareketlerine de yer verildi.
Özellikle 2024-2026 dönemindeki miras, satış ve mülkiyet işlemleri incelenirken, banka transferlerinin on milyonlarca liraya ulaştığı raporda kaydedildi.
Bazı taşınmazlarda icrai haciz, ihtiyati tedbir ve el koyma kararlarının bulunduğu da rapora yansıdı.
Miras yoluyla edinilen varlıkların daha sonra gerçekleştirilen devirleri ile banka hesaplarındaki para hareketlerinin birlikte değerlendirilmesinin önem taşıdığı belirtildi.
TAŞINMAZLAR İKİ KUŞAK BOYUNCA EL DEĞİŞTİRDİ
Raporda Kuriş ailesindeki miras hareketleri de ayrıntılı şekilde ele alındı.
Alihan Kuriş'in 2022 yılında hayatını kaybeden babaannesi Nevin Kuriş'ten çok sayıda taşınmazın mirasçılara geçtiği, bunların bir bölümünün Mahmut Sabri Kuriş'e intikal ettiği kaydedildi.
Mahmut Sabri Kuriş'in 2024'te hayatını kaybetmesinin ardından söz konusu mal varlıklarının bir bölümünün Alihan Kuriş ve kardeşi Hilmi Tuna Kuriş'in de aralarında bulunduğu mirasçılara geçtiği belirtildi.
MASAK raporunda bu taşınmazların hangilerinin miras, hangilerinin bedelli satış yoluyla devredildiği ve satış söz konusuysa bedellerin banka kayıtlarına yansıyıp yansımadığının incelenmesinin önemine işaret edildi.
2,4 MİLYON LİRALIK PARA AYNI GÜN OTOMOTİV ŞİRKETİNE GİTTİ
Raporda Alihan Kuriş'in eşi Seda Kuriş'in banka hareketleriyle ilgili de dikkat çeken bir işlem bulunuyor.
Banka kayıtlarına göre 5 Eylül 2023 tarihinde Mehmet Özmen isimli kişiden Seda Kuriş'in hesabına 2 milyon 406 bin 650 lira gönderildi.
Aynı gün bu paranın 2 milyon 406 bin 344 lirası Mercedes-Benz Otomotiv Ticaret ve Hizmetler AŞ'ye aktarıldı.
Raporda yaklaşık 2,4 milyon liralık tutarın üçüncü bir kişiden gelmesi nedeniyle para transferinin tarafları arasındaki hukuki veya ticari ilişkinin açıklığa kavuşturulması gerektiği değerlendirmesine yer verildi.
KAYINPEDERİN KAYITLARINDA 426 İŞLEM
Seda Kuriş'in babası Mustafa Kösemusul'un TAKBİS kayıtları da MASAK incelemesinde yer aldı.
Rapora göre Kösemusul adına halen üç taşınmaz bulunmasına rağmen geçmiş kayıtlarında 426 ayrı gayrimenkul alış ve satış işlemi görüldü.
Raporda Kösemusul'un geçmiş banka hareketleri, şirket ortaklıkları ve yöneticilikleriyle birlikte söz konusu tapu işlemlerinin ekonomik gerekçelerinin ve alış-satış bedellerinin banka kayıtlarıyla karşılaştırılması gerektiği belirtildi.
BANKA İŞLEM HACMİNDE YAKLAŞIK 5 KAT ARTIŞ
MASAK raporunda Seda Kuriş'in kardeşi Ayşe Nur Bedir'in banka hareketlerine ilişkin tespitler de bulunuyor.
Bedir'in bankacılık işlem hacminin 2023 yılında önceki yıllara göre yaklaşık 5 kat arttığı kaydedildi.
Aynı kişinin üzerine beş tarla ile iki aracın kayıtlı olduğu ve iki şirkette ortaklığının bulunduğu rapora yansıdı.
MASAK, taşınmaz ve araç edinimleriyle banka hesaplarındaki hareket artışının birlikte incelenmesi gerektiği değerlendirmesinde bulundu.
ÜZERİNE MAL VARLIĞI KAYITLI DEĞİL, HESAPLARINDA 5,5 MİLYON LİRAYI AŞAN GİRİŞ
Rapordaki dikkat çekici bölümlerden biri de Seda Kuriş'in annesi Zeynep Kösemusul'a ilişkin banka kayıtları oldu.
Rapora göre adına şirket ortaklığı, araç veya gayrimenkul kaydı bulunmayan Kösemusul'un 2016-2026 dönemindeki banka hesaplarında 5 milyon 550 bin liranın üzerinde para girişi, yaklaşık 3 milyon 800 bin lira para çıkışı tespit edildi.
MASAK raporunda söz konusu para hareketlerinin kaynağı ile aile bireyleri arasındaki transferlerin ekonomik faaliyetlerle uyumunun açıklığa kavuşturulması gereken konular arasında olduğu ifade edildi.
MASAK ÜÇ ANA BAŞLIĞA ODAKLANDI
Raporda aile ve yakın çevrenin mali hareketleri birlikte değerlendirildiğinde üç başlık öne çıktı:
Yüksek sayıdaki tapu işlem kayıtları, kuşaklar arasında gerçekleşen taşınmaz devirleri ve taşınmaz/araç edinimleriyle aynı dönemlere denk gelen banka hareketleri.
Soruşturma kapsamında taşınmazların gerçek satış bedelleri, bu bedellerin banka sistemine yansıyıp yansımadığı, birbirine yakın tarihlerde yapılan tapu işlemleri, araçların finansman kaynakları ve kişilerin kayıtlı gelirleriyle mal varlıkları arasındaki uyumun incelendiği belirtildi.
SORUŞTURMA DEVAM EDİYOR
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında 13 Ağustos'ta 17 ilde eş zamanlı operasyon gerçekleştirilmişti.
Operasyonda, aralarında Alihan Kuriş'in de bulunduğu 49 şüpheliden 30'u gözaltına alınmış, Alihan Kuriş ile bazı şüpheliler hakkında tutuklama kararı verilmişti.
Soruşturma kapsamında şüphelilere “suç örgütü kurma ve yönetme”, “suç örgütüne üye olma”, “suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama”, “kamu kurum ve kuruluşları zararına dolandırıcılık” ve “Vergi Usul Kanunu'na muhalefet” suçlamaları yöneltiliyor.
Soruşturma ve yargı süreci devam ederken, MASAK raporunda yer alan mali tespitlerin hukuki değerlendirmesi yetkili yargı mercileri tarafından yapılacak.
Nafakada Yeni Dönem Hazırlığı: Süresiz Nafaka Yerine Evlilik Süresine Göre Model
Türkiye’de uzun süredir tartışılan süresiz yoksulluk nafakasına ilişkin yeni bir model üzerinde çalışılıyor. Kamuoyuna yansıyan taslak düzenlemeye göre nafakanın evlilik süresi dikkate alınarak belirlenmesi, kısa süreli evliliklerde ise 5 yıllık asgari sürenin esas alınması gündemde. Çalışmada hâkime özel durumlarda nafaka süresini uzatma yetkisi verilmesi de değerlendiriliyor.
Boşanma sonrası yoksulluk nafakasına ilişkin sistemin değiştirilmesine yönelik çalışmalar yeniden gündemde. Üzerinde çalışıldığı belirtilen yeni modelde, mevcut sistemdeki süresiz nafaka uygulamasının yerine belirli süreye dayanan bir yapının getirilmesi öngörülüyor.
Ancak kamuoyuna yansıyan düzenleme henüz yürürlüğe girmiş bir kanun değil. Yeni sistemin uygulanabilmesi için düzenlemenin kanun teklifi haline gelerek TBMM’ye sunulması ve yasama sürecinin tamamlanması gerekiyor.
KISA EVLİLİKTE DE 5 YIL NAFAKA GÜNDEMDE
Taslakta dikkat çeken başlıklardan biri kısa süreli evlilikler.
Üzerinde çalışılan modele göre evlilik yalnızca 6 ay veya 1 yıl sürmüş olsa dahi yoksulluk nafakasının 5 yıldan daha kısa süreyle verilmemesi değerlendiriliyor.
Böylece 5 yılın, nafaka süresi açısından bir alt sınır olarak uygulanması gündeme geliyor.
Bu düzenlemeyle boşanma sonrasında ekonomik açıdan güçlük yaşayabilecek eşe sosyal ve ekonomik hayata yeniden uyum sağlayabilmesi için belirli bir geçiş süresi tanınması amaçlanıyor.
EVLİLİK SÜRESİNİN YARISI ESAS ALINABİLİR
Yeni sistemde nafakanın ne kadar süreyle ödeneceğinin belirlenmesinde evlilik süresinin dikkate alınması planlanıyor.
Kamuoyuna yansıyan taslağa göre hesaplamada evliliğin başladığı tarih ile boşanma davasının açıldığı tarih arasındaki süre dikkate alınacak.
Nafaka süresinin belirlenmesinde ise evlilik süresinin yarısının esas alınması üzerinde duruluyor.
Bu hesaplama sonucunda ortaya çıkan süre 5 yılın altında kalırsa asgari 5 yıllık nafaka süresinin uygulanması öngörülüyor.
HÂKİME UZATMA YETKİSİ VERİLEBİLİR
Yeni modelin dikkat çeken bir başka noktası ise 5 yıllık sürenin her durumda kesin bir bitiş tarihi olmayacak olması.
Nafaka alan kişinin ileri yaşta olması, sağlık sorunları yaşaması veya çalışma gücünü kaybetmesi gibi özel koşullarda hâkimin nafaka süresini uzatabilmesi değerlendiriliyor.
Mahkemenin karar verirken kişinin ekonomik durumunu, gelir elde etme imkânını, çalışma kapasitesini ve kendi geçimini sağlayıp sağlayamayacağını göz önünde bulundurması planlanıyor.
EK NAFAKA İÇİN 1 YILLIK SÜRE
Taslak çalışmada nafaka süresi sona ermesine rağmen ekonomik mağduriyeti devam eden kişiler için yeniden mahkemeye başvuru imkânı da bulunuyor.
Buna göre gerekli şartları taşıyan nafaka alacaklısının, nafakanın sona ermesinden itibaren 1 yıl içerisinde mahkemeye başvurarak ek süre talep edebilmesi gündemde.
Bir yıllık başvuru süresinin geçirilmesi halinde ise uzatma talebinin yapılamaması öngörülüyor.
AYLIK NAFAKA TOPLU ÖDEMEYE ÇEVRİLEBİLECEK
Çalışmada yalnızca nafakanın süresi değil, ödeme yöntemi konusunda da değişiklik yapılması değerlendiriliyor.
Başlangıçta aylık olarak ödenmesine karar verilen nafakanın, daha sonraki aşamada mahkeme kararıyla toplu ödemeye dönüştürülebilmesinin önü açılabilir.
Hâkimin böyle bir karar verirken tarafların mali durumunu, ödemenin sürdürülebilirliğini ve toplu ödemenin nafaka alacaklısı üzerindeki sonuçlarını değerlendirmesi öngörülüyor.
Böylece uygun şartların oluşması halinde boşanan eşler arasındaki yıllarca devam edebilen mali ilişkinin tek seferlik ödeme ile sona erdirilmesi mümkün olabilecek.
MAL PAYLAŞIMINDA DA SÜRE DEĞİŞİKLİĞİ GÜNDEMDE
Hazırlık yalnızca nafaka sistemiyle sınırlı değil.
Boşanmanın ardından açılan mal rejiminin tasfiyesine ilişkin davalarda uygulanan zamanaşımı süresinin de değiştirilmesi gündemde.
Mevcut durumda 10 yıl olarak uygulanan sürenin 5 yıla indirilmesi üzerinde çalışıldığı belirtiliyor.
Düzenlemenin yasalaşması halinde boşanan eşlerin katılma alacağı, değer artış payı ve mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan talepleri bakımından daha kısa sürede hukuki yollara başvurması gerekebilecek.
NAFAKA SADECE KADINLARA ÖDENMİYOR
Kamuoyunda zaman zaman yanlış bilinen bir diğer konu ise yoksulluk nafakasının yalnızca kadınların yararlanabildiği bir hak olduğu düşüncesi.
Mevcut Türk Medeni Kanunu'na göre yoksulluk nafakası cinsiyete bağlı bir hak değil. Boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek ve kusuru diğer eşten daha ağır olmayan taraf, gerekli şartların oluşması halinde nafaka talebinde bulunabiliyor.
Dolayısıyla şartları taşıyan erkek eşin de yoksulluk nafakası talep etmesi mümkün.
MEVCUT NAFAKALAR ŞİMDİLİK DEĞİŞMİYOR
Yeni düzenlemeyle ilgili en önemli ayrıntı ise çalışmaların henüz taslak aşamasında bulunması.
Kamuoyuna yansıyan 5 yıllık asgari süre, evlilik süresinin yarısı kadar nafaka, toplu ödeme ve diğer düzenlemeler bugün itibarıyla mevcut nafaka kararlarını kendiliğinden değiştirmiyor.
Düzenlemenin önce kanun teklifine dönüşmesi, TBMM’de komisyon ve Genel Kurul süreçlerinden geçmesi gerekiyor.
Teklif yasalaşırsa mevcut nafaka kararlarının yeni sistemden etkilenip etkilenmeyeceği, devam eden boşanma davalarının hangi hükümlere tabi olacağı ve geçmiş dosyalar için nasıl bir geçiş sistemi uygulanacağı kanunun kesinleşen metniyle belli olacak.
TOBB Erzurum Kadın Girişimciler Kurulu Ağustos Ayı Toplantısını TKDK’da Gerçekleştirdi
TOBB Erzurum Kadın Girişimciler Kurulu, Ağustos ayı toplantısını TKDK Erzurum İl Koordinatörlüğü’nde yaptı. Toplantıda kadın girişimcilere yönelik hibe, yatırım ve kırsal kalkınma destekleri ele alındı.
Erzurum Ticaret ve Sanayi Odası (ETSO) bünyesinde faaliyet gösteren TOBB Erzurum Kadın Girişimciler Kurulu (KGK), Ağustos ayı olağan toplantısını TKDK Erzurum İl Koordinatörlüğü ev sahipliğinde gerçekleştirdi. Toplantıda kadın girişimciliğine yönelik çalışmalar değerlendirilirken, TKDK’nın hibe ve destek programları hakkında kurul üyelerine bilgi verildi.
KADIN GİRİŞİMCİLER TKDK’DA BİR ARAYA GELDİ
TOBB Erzurum Kadın Girişimciler Kurulu (KGK), Ağustos ayı olağan toplantısını Kurul Başkanı Kübra Alioğulları başkanlığında gerçekleştirdi.
Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu (TKDK) Erzurum İl Koordinatörlüğü’nün ev sahipliğinde gerçekleştirilen toplantıda, kurulun yürüttüğü çalışmalar ve önümüzdeki döneme ilişkin faaliyetler ele alındı.
TEMMUZ AYINDA YAPILAN ÇALIŞMALAR DEĞERLENDİRİLDİ
Toplantının açılışının ardından gündem maddelerinin görüşülmesine geçildi.
Kurul üyeleri, Temmuz 2026 döneminde KGK İcra Kurulu tarafından gerçekleştirilen faaliyetleri değerlendirerek yürütülen çalışmaların sonuçları hakkında görüş alışverişinde bulundu.
Kadınların girişimcilik hayatında daha etkin rol almalarını desteklemeye yönelik gerçekleştirilen faaliyetler ve önümüzdeki dönemde atılabilecek yeni adımlar da toplantının gündeminde yer aldı.
TKDK HİBE VE DESTEKLERİ KADIN GİRİŞİMCİLERE ANLATILDI
Toplantının önemli gündem başlıklarından birini ise TKDK tarafından yatırımcılara sağlanan hibe ve destek programları oluşturdu.
TKDK yetkilileri tarafından kurul üyelerine; tarım, kırsal kalkınma ve üretime yönelik yatırım olanakları hakkında kapsamlı bir bilgilendirme yapıldı.
Sunumda özellikle kadın girişimcilere yönelik avantajlar, uygulanabilecek hibe oranları ve proje başvuru süreçlerine ilişkin detaylar aktarıldı.
KADIN GİRİŞİMCİLİĞİNİN GELİŞTİRİLMESİ İÇİN GÖRÜŞ ALIŞVERİŞİ
Toplantıda TKDK desteklerinden kadın girişimcilerin daha etkin şekilde yararlanabilmesi ve Erzurum’da kadın girişimciliğinin geliştirilmesine yönelik yapılabilecek çalışmalar konusunda karşılıklı görüş alışverişinde bulunuldu.
TOBB Erzurum Kadın Girişimciler Kurulu’nun Ağustos ayı olağan toplantısı, değerlendirmelerin ardından sona erdi.
Avcılar Belediyesi'nin Futbol Turnuvasında Yarı Final Heyecanı
Avcılar Belediyesi Gençlik ve Spor Müdürlüğü tarafından düzenlenen Mahalleler Arası Futbol Turnuvasında yarı finale yükselen takımlar belli oldu.
Avcılar Belediyesi Gençlik ve Spor Müdürlüğü tarafından düzenlenen Mahalleler Arası Futbol Turnuvasında yarı finale yükselen takımlar belli oldu. İlçenin farklı mahallelerinden 12 takımın katıldığı organizasyonda Üniversite, Firuzköy, Mustafa Kemal Paşa, Gümüşpala ve Yeşilkent mahallelerinden sporcular şampiyonluk için mücadele etti.
12 TAKIM ŞAMPİYONLUK İÇİN SAHAYA ÇIKTI
Avcılar Belediyesi Atatürk Stadyumu’nda oynanan karşılaşmalarda takımlar, grup ve eleme müsabakalarında üst tura yükselmek için mücadele etti. Karşılaşmaların tamamlanmasıyla birlikte turnuvanın son dört takımı da netleşti.
Farklı mahallelerden sporcuları aynı organizasyonda buluşturan turnuva, ilçedeki futbol heyecanını da sahaya taşıdı. Avcılar Belediyesi’nin düzenlediği organizasyon, sporculara mücadele etme ve yeteneklerini sergileme fırsatı sundu.
YARI FİNAL HEYECANI
Turnuvada yarı finale yükselen ekipler Ateşoğlu Spor, Avcılar Balkan Spor, Trafo Spor ve Avcılar Murat Kölük Devlet Hastanesi oldu.
Dört takım, finale yükselmek için yarı final mücadelesini verirken, turnuvada finale çıkacak iki takım belli oldu.
ŞAMPİYONLUK İÇİN SON VİRAJ
Turnuvada yarı final karşılaşmalarının tamamlanmasının ardından finale yükselen takımlar da belli oldu. Rakiplerini mağlup eden Avcılar Balkan Spor ve Ateşoğlu Spor, şampiyonluk kupası için finalde karşı karşıya gelecek.
Avcılar Belediyesi, ilçede sporun daha geniş kesimlere ulaşması ve amatör sporcuların desteklenmesi amacıyla sportif organizasyonlara ev sahipliği yapmayı sürdürüyor. Turnuva kapsamında bir araya gelen takımlar, hem rekabet hem de sporun kent yaşamındaki buluşturucu yönünü sahaya yansıttı.
Şampiyonluk için son iki takımın kaldığı turnuvada gözler artık final karşılaşmasına çevrildi. Avcılar Balkan Spor ile Ateşoğlu Spor’un mücadele edeceği final maçının ardından şampiyon takım belli olacak. Dereceye giren takımlara kupa ve madalyaları takdim edilecek.
Teoman Mutlu: “Siyasi Partiler Temiz, Güvenilir ve Donanımlı Olmalıdır”
Yerli ve Milli Parti Genel Başkanı Teoman Mutlu, siyasi partilerde dürüstlük, liyakat ve şeffaflık çağrısı yaptı. Mutlu, Siyasi Partiler Kanunu ve seçim mevzuatının yeniden ele alınmasını istedi.
Yerli ve Milli Parti Genel Başkanı Teoman Mutlu, Türkiye’de siyasi partilerin demokrasinin temel unsurlarından biri olduğunu belirterek dürüstlük, liyakat ve şeffaflık vurgusu yaptı. Siyasi partiler hakkındaki iddia ve suçlamaların somut deliller ve hukuk çerçevesinde ele alınması gerektiğini söyleyen Mutlu, Siyasi Partiler Kanunu ve seçim mevzuatının da yeniden değerlendirilmesi çağrısında bulundu.
“SİYASİ PARTİLER DEMOKRASİNİN TEMELİDİR”
Yerli ve Milli Parti Genel Başkanı Teoman Mutlu, siyasi partilerin seçim sistemi ve devlet yönetimindeki rolüne ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Siyasi partilerin demokrasinin işleyişinde önemli bir yere sahip olduğunu belirten Mutlu, parti kadrolarının dürüst, liyakatli ve donanımlı kişilerden oluşması gerektiğini söyledi.
Mutlu, şu ifadeleri kullandı:
“Parti olmazsa seçim olmaz. Ciddi bir siyasi parti, insan yetiştiren bir okuldur. Devleti seçimi kazanan parti yönetiyor, Cumhurbaşkanı da partinin içinden çıkıyor. O hâlde iktidarıyla muhalefetiyle siyasi partilerin üzerine titremek ve temiz kalmaları için gayret göstermek gerekir.”
TEOMAN MUTLU’DAN LİYAKAT VE DÜRÜSTLÜK VURGUSU
Yerli ve Milli Parti’de bu anlayış doğrultusunda hareket ettiklerini ifade eden Mutlu, parti kadrolarının niteliğine önem verdiklerini belirtti.
Mutlu, “Parti mensuplarımızın temiz, dürüst ve mutlaka donanımlı olması için çalışıyorum. Çok şükür ülkeme tertemiz bir parti kazandırdım. Kendi evimin önünü temiz tutuyorum.” dedi.
“BÜTÜN PARTİLER ŞAİBEDEN UZAK OLMALIDIR”
Siyasi etik ve kamuoyu güveninin yalnızca tek bir partinin meselesi olarak değerlendirilemeyeceğini savunan Mutlu, Türkiye’de faaliyet gösteren bütün siyasi partilerin şeffaflık konusunda hassas davranması gerektiğini söyledi.
CHP hakkında kamuoyuna yansıyan iddialara da değinen Mutlu, şu değerlendirmede bulundu:
“Devleti kuran bir parti olarak CHP’nin de hakkında ortaya atılan iddiaları açıklığa kavuşturması, temiz ve güvenilir bir yapıyı koruması hepimizi ilgilendirir.”
Mutlu, farklı siyasi partiler hakkında çeşitli yapı veya gruplarla ilişkilere yönelik iddiaların zaman zaman gündeme gelebileceğini belirterek bu tür suçlamaların söylentiler üzerinden değil, somut deliller ve hukuk çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini savundu.
“İnsanın olduğu her yerde problem olabilir, menfaat insanları şaşırtabilir. Yöneticilerin görevi buna karşı dikkatli olmak ve partilerinin itibarını korumaktır.” ifadelerini kullandı.
“CİDDİ SUÇLAMALAR KARŞISINDA HUKUKİ YOLLARA BAŞVURULMALI”
Siyasi partilere yönelik ciddi iddiaların cevapsız bırakılmaması gerektiğini söyleyen Mutlu, parti yöneticilerinin gerektiğinde hukuki yollara başvurması gerektiğini belirtti.
Mutlu, “Bir partiye karşı en küçük ciddi suçlama varsa genel başkanların ve yöneticilerin hukuk yoluna başvurması gerekir. Aksi hâlde parti durup dururken şaibe altında kalabilir.” dedi.
Siyasi tartışmaların itham ve söylentiler yerine hukuk, belge ve somut veriler üzerinden yürütülmesi gerektiğini ifade etti.
SİYASİ PARTİLER KANUNU VE SEÇİM MEVZUATI İÇİN DEĞİŞİKLİK ÇAĞRISI
Teoman Mutlu, Türkiye’deki siyasi parti sisteminin hukuki altyapısının da yeniden ele alınması gerektiğini savundu.
Siyasi Partiler Kanunu ve seçim mevzuatında değişiklik yapılması yönündeki çağrısını yineleyen Mutlu, Türkiye’de çok sayıda siyasi parti bulunmasına rağmen bunların yalnızca bir bölümünün seçimlere katılma yeterliliğine sahip olduğunu söyledi.
Mutlu, “Türkiye’de çok sayıda siyasi parti var ancak bunların yalnızca bir bölümü seçimlere katılma yeterliliğine sahip. Geri kalanların önemli bir kısmı fiilen sınırlı bir örgütlenmeyle varlık gösteriyor. Bu da siyasette ciddi bir dağınıklık oluşturuyor.” ifadelerini kullandı.
Yetkili kurumlara çağrıda bulunan Mutlu, siyasi parti sisteminin daha şeffaf, sağlıklı ve işlevsel hale getirilmesine yönelik düzenlemelerin gündeme alınması gerektiğini savundu.
“DEMOKRASİ GÜÇLÜ OLACAKSA SİYASİ PARTİLER DE GÜÇLÜ OLMALI”
Mutlu, açıklamasını siyasi partilerde güven ve liyakat vurgusuyla tamamladı:
“Demokrasi güçlü olacaksa siyasi partiler de güçlü, temiz, donanımlı ve güvenilir olmak zorundadır. Biz kendi sorumluluğumuzu yerine getirirken bütün siyasi partilerin de aynı hassasiyeti göstermesini bekliyoruz.”
İlk Yorum yapan siz olun!