Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin TBMM Grup Toplantısını, Cumhurbaşkanı Adayı, Türkiye Belediyeler Birliği Başkanı ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun 19 Mart sivil darbe girişimiyle tutuklanması nedeniyle Beşiktaş Mustafa Kemal Kültür Merkezi’nde gerçekleştirdi. Cumhuriyet Halk Partisi Lideri Özgür Özel, Grup Toplantısında yaptığı konuşmada, “Değerli milletvekillerim, kıymetli grubumuz bugüne kadar biz hep Ankara’daydık. İl başkanlarımız, ilçe başkanlarımız, belediye başkanlarımız, İstanbul’un seçilmişleri konuğumuz oluyorlar, grup toplantılarında bizleri dinliyorlardı. Ancak bugün öyle bir tarihi sürecin içindeyiz ki bugünün doğrusu, bugünün icap ettirdiği. Hep biz Ankara’da konuştuk, onlar geldiler, Ankara’dan konuştuk. Şimdi bugün biz tam kadro İstanbul’dayız, biraz Ankara dinlesin bakalım” ifadelerini kullandı. Özel, şunları söyledi:
“TÜRKİYE’YE İHANET İÇİNDE BİR AVUÇ İNSAN VAR”
“Bugün 19 Mart başarısız darbe girişimine karşı direnişimizin tam yedinci günündeyiz. Yedi gündür Türkiye kumpasa karşı meydanlarda, sokaklarda itiraz ediyor. Milyonlar tepkisini gösteriyor. Meydanlarda toplanıyoruz ama miting yapmıyoruz, bir darbeye karşı direniyoruz ve direnme hakkımızı kullanıyoruz. Karşımızda kendi siyasi çıkarları için Türkiye’nin geleceğine ihanet eden, Türkiye’ye karşı ihanet içinde olan bir avuç insan var, bir avuç. Çünkü arkalarında halk yok, millet yok, kalabalıklar yok. Arkalarında devletin tamamı da yok. ‘Devlet’ dediğiniz onu yönetmek için milletten yetki isteyen, milletin yetkisiyle başa gelen bir avuç muhteristen ibaret değildir. Bu devletin kodları, gelenekleri, bu devletin 100 yıllık hatta çok daha gerilere dayanan ve içinde vicdan olan, akıl olan, bu ülkenin geleceğini düşünen bu devletin kodları vardır. Emin olun bugün devleti yöneten bir avuç güya iktidarın yanında, bu devlet memurlarıyla, yöneticileriyle, bu ülke her zaman iyi olsun diye düşünen çok sayıda bileşeniyle birlikte bu yaşananların tamamının nasıl bir zarar verdiğini de görüyor. Devleti de karşısına almış, milleti kaybetmiş bir iktidarla karşı karşıyayız. Öyle sakın ha ‘Devlet aklı şunu diyor, devlet aklı bunu diyor…’ Devletin aklı şunu söyler, ‘Milletin menfaati neredeyse devletin aklı oradadır.’ Milletin menfaati demokrasidedir, darbenin karşısındadır.”
“ORGANİZE KÖTÜLÜKLE KARŞI KARŞIYA OLDUĞUMUZU BİLİYORDUK”
“Bu darbeye 19 Mart’ta kalkıştılar. 19 Mart günü bu darbeye kalkışıldığında 20 Mart sabahı şunu gördük biz hep birlikte... Duygularınız çok iyi anlıyorum ancak akşama miting yapacağız. Bu bağırışlar, çağırışlar… Burada grup toplantısını yapalım. 19 Mart gününe giderken önce hepimiz biliyorduk, bir organize kötülükle karşı karşıya olduğumuzu ve bu organize kötülük aslında 19 Mart gününü şöyle işaret ediyordu: Diplomayı iptal edecekler. O gün diploma iptalini İstanbul Üniversitesi’nin İşletme Fakültesi’nden bekliyorlar. Ama bir yanda da şunu söylüyorlar, ‘O güne bırakamayız. Bir gün öncesinden, salıdan bilmeliyiz, kaç kişi evet diyor?’ Dört kişi lazım onlara, 2,5 cevabını almışlar. ‘Üçüncü belki, dördüncüyü bulamıyoruz.’ Bunu duyunca öyle bir işe kalkıştılar ki hani iki kötülük birbirine benzetilemez, yarıştırılamaz. Ama nasıl İstanbul Sözleşmesi’ne Meclis girip sonra bir tek adam imzasıyla alakasız bir şekilde çıkıldıysa, en az onun kadar hukuksuz bir şekilde. Fakültenin verdiği ve arkasında duracağı diploma, baskıyla ikna edemedikleri, dekanını istifa ettirdikleri ama ikna edemedikleri… Fakültenin yerine bir gün önce ertesi gün toplanıp da ‘Diploma geçerli’ demesinler diye üniversite yönetim kurulunu toplayıp oradan diplomayı iptal ettirdiler. Ekrem Başkan bir iftardaydı, ben bir iftardaydım. İkimiz de bu kötülüğün ne manaya geldiğini anlattık. Sabah gözlerimizi bir açtık. Bu sefer ne kötülük planladılarsa, ellerinde ne varsa... Hani diyor ya gençler, ‘Bütün tuşlarına basarak kötülüklerin’, hem terör soruşturması açtılar, yolsuzluk soruşturması açtılar, ‘İBB’ dediler, ‘Yanındakiler, sağındakiler, solundakiler’ dediler.”
“YÖNETİYORSUN AMA KENTE KARŞI SUÇLAR İŞLEYEREK…”
“Ben o gün sabah uyandığımda ilk işim İstanbul’a ulaşmak, bu darbenin hedeflediği mekanı savunmaya geçmek oldu. Çünkü her darbenin bir simge mekanı vardır. Darbeler iktidara karşı yapılır ve iktidar nerede temsil ediliyorsa orayı ele geçirmeye çalışır. Nasıl her darbe millet egemenliğini sona erdirip, meclisleri kapatırsa, burada da hedefin İstanbul Büyükşehir Belediyesi, onun simge binası Saraçhane olduğunu biliyorduk. Çünkü o Saraçhane, 25 yıl boyunca Tayyip Erdoğan ya da atadıkları, önerdikleri, görevlendirdikleri tarafından yönetilmiş. En sonunda millet, ‘Yahu yönetiyorsun da İstanbul’un en güzel arsalarını, bütün varlıklarını veya bu kente karşı suçlar işleyerek. Dört tane devraldığın gökdeleni 257’ye getirerek. Alıyorsun ama her geçen gün yoksulluk artıyor. İşsizlik artıyor. Sorunlar büyüyor. Şehir yaşanılamaz hale geliyor. Yeşil azalıyor şehirde ama birileri yeşil dolarları biriktiriyorlar bir başka yerlerde. Bizim sesimizi kimse duymayacak mı?’ derken, onu dediklerinde gözlerinin önüne bir alternatif geldi. Yanındaki Esenyurt’u yıllardır AK Parti yönetiyordu, nefes alacak yer kalmamıştı. Kişi başına yarım metrekare yeşil alan kalmıştı. Ama orada Beylikdüzü diye bir yer vardı. Heyecanlı, genç, dinamik, hem Cumhuriyet Halk Partisi’nden gelen ama toplumun tüm kesimlerini bilen, seven, dayanışan biri kolları sıvamış, o Esenyurt’un yanında inanılmaz, kent suçlarına karşı mücadele eden, yarım metre yeşil alana karşı kişi başına 20 metrekare yeşil alan tanımlayabilen biri, suç işlemeden, suç işletmeden, yemeden, yedirmeden, çalmadan, çaldırmadan, bir mutlu kent yaratmıştı. ‘Burayı da o yönetse ne olur?’ dediler. Düşündüler, ‘İyi olur’ dediler. 2019’da bu kenti, Saraçhane’yi Ekrem İmamoğlu’na emanet ettiler. Önce bir şaşkınlık, sonra hemen ‘Fark çok az, 13 bin oyla bunu onlara mı vereceğiz?’ Hatta Süleyman Soylu, Büyükçekmece’ye doğru yolda. Bütün oylar ortada. ‘Boşaltın orayı ben hallederim.’ Sandık başına 33 bin sandık var, fark 3 sandıkta bir oy kadar. Süleyman Soylu diyor ki, ‘Sandıkların güvenliğini polise aldırırım, ben hallederim efendim.’ 19 gün burada ön sıralarda oturan milletvekilleri ve bu görevi geçmiş dönemde, o dönemde yapan arkadaşlarımız sandık nöbeti tuttular. Çuvallar üstünde uyudular. O sayımda İstanbul’un iradesini çaldırmadılar. Ardından mazbatayı aldık, sevindik ve Saraçhane’ye gidip hep birlikte devraldık.”
“HAZMEDEMEDİLER, HER YOLA BAŞVURDULAR”
“O andan beri de ne yaptılarsa… O seçimi hazmedemeyip seçimi iptal ettiler. 13 bin 600 fark, 806 bin oldu. Beş yıl boyunca çalıştırmamak için her yolu denediler. Otobüsleri yalandan yaktılar. Yürüyen merdivenlerin arasına taş sıkıştırdılar. Her türlü hizmeti aksatmak için her yola başvurdular. Yurtdışından bulduğumuz parayı imzalamadılar, projelerimizi onaylamadılar ama durduramadılar. Son seçimlerde onu yenecek rakip bulmakta da zorlandılar. Kendilerini ortaya attılar. Bir Cumhurbaşkanı, birden çok Genel Başkan, 18 Bakan, devletin bütün gücü, ilçe başkanı hükmünde kaymakamlar, il başkanlığını aşan valilerle yüklendikleri seçimde çok uğraştılar ama Ekrem Başkan’ın bileğini bükemediler. Çünkü İstanbullular o bileğin gücünü de o yüreğin gücünü de gayet iyi biliyorlardı.”
“DARBEYİ PÜSKÜRTTÜĞÜNÜZ İÇİN TEŞEKKÜR EDİYORUZ”
İşte o Ekrem Başkan’ı biraz önce FETÖ’cülerin, kahraman ordumuzun Atatürkçü subaylarını tıkmak için yaptıkları Silivri Cezaevi’nde, FETÖ’cülerin nerede bir vatansever, FETÖ’cülerin nerede bir yurtsever, nerede bir milliyetçi, nerede bu ülkesi için çalışan biri varsa, onların kumpaslarını gören, buna direnenler varsa, onları içeri tıkmak için yaptıkları hapishanede, Ekrem Başkan’ı, Murat Başkan’ı, Resul Emrah Şahan Başkan’ı gördüm. Diğer başkanlara da selamlarımı bırakıp geldim. Ekrem Başkan’ın, o bir meşhur sarılması var ya… O şehit anasına sarılması, o şehit evladına sarılması, o en sevdiğine sarılması. Bana emanet ettiği. Öyle sarılıyor hepinize, öyle sarılıyor. Hepimiz biliyoruz ki 300’ün üzerinde müfettişin konuşlandığı, yıllarca didik didik yaptığı ve bir kusur bulamadığı, ama bizim müfettişlerimizin geçmişe dönük çuval çuval bulduğu yolsuzlukları da Süleyman Soylu’nun alıp, el koyup, üstünü örttüğü o İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde. Şimdi birkaç gizli tanık bulup, yalancı şahitliklerle Ekrem Başkan’ın yaptıklarını karalamaya, esas olarak seçilemedikleri bir belediyeye bir kayyım atamak suretiyle çökmeye niyetlendiler. Bütün darbeler seçilmişe karşı seçilmemişi getirmek üzere yapılır. 19 Mart darbe girişimi de seçilmiş İstanbul’un Büyükşehir Belediye Başkanı’na karşı onu yenememiş, hazımsız bir darbecinin atadığı bir kayyımı getirmek içindi. Hesaba katamadıkları 10 milyonlara, İstanbul’un iradesine sahip çıktıkları ve darbeyi püskürttükleri için yürekten teşekkür ediyoruz.”
“DOĞRUSUNU HERKES BİLSİN”
“Bir diğer meselemiz, terör suçlaması. Çünkü bu terör suçlamasında üzerine basa basa söyledikleri bir şey var. Diyorlar ki, ‘Cumhuriyet Halk Partisi, DEM Parti ile kent uzlaşısı yaptı. Önce şunu söyleyelim. ‘Kent uzlaşısı’ bizim değil, DEM Parti’nin bir tanımlamasıdır. Reddettiğim için değil, doğrusunu herkes bilsin diye söylüyorum. Biz İttifak yapmak için bütün partilere gittik, baktık. Hatta sonra şöyle dedik, ‘Partilerle siyasi ittifak yapamadık ama milletimizle sandıkta ittifak yapacağız.’ Bu süreçte DEM Parti de kendi adaylarını belirlerken, şöyle bir yaklaşımda bulundu: ‘Seçimleri kazanacağımız yerlerde aday çıkaracağız. Seçimi kaybedeceğimiz, kazanamayacağımızı düşündüğümüz yerlerde kente karşı suç işlemeyecek, dürüst çalışacak, Kürtlerin de hak ve menfaatlerini gözetecek, insanca hizmet verecek, onların yoğun yaşadığı mahallelere kimliklerinden dolayı ayrımcılık yapmayacak adayları destekleriz. Ama buna uygun görmediğimiz adayları desteklemez, hatta istemediğimize kaybettirecek reflekslerde bulunuruz.’ Cumhuriyet Halk Partisi’nin bazı adaylarının olduğu yerlerde aday göstermeyerek, desteklediler. Bazı yerlerde ise kendi değerlendirmeleriyle kaybettirmeye çalıştılar. Ancak kent uzlaşısının olduğu yerlerde DEM Parti’nin tanımlamasıyla onların adayı olmayan yerde, onların seçmenlerinin Cumhuriyet Halk Partisi’ne oy verdiğini bilmeyen de yok, bundan utanan da yok. Bunun ne utanılacak, ne saklanılacak bir tarafı var. Ama bu tanımlama bizim değil, çünkü bizim tanımlamamız ‘Türkiye ittifakı’, ‘İstanbul ittifakı’, ‘Şişli ittifakı’. Yani sadece Kürtlerin değil, hep söylüyoruz ya Kürt demokratların, muhafazakar demokratların, milliyetçi demokratların, sosyal demokratların bir araya gelmesiyle biz İstanbul ittifakını, bir araya gelmesiyle biz Türkiye ittifakını oluşturmuşuz.”
“BELEDİYE BAŞKANLARIMIZA SORULACAK TEK SORU YOK”
“İstanbul’da resmi yazım var, ilçe başkanlarına yollamışım. Soruşturma dosyalarına mutlaka konmalı. Mutlaka mahkemelere gösterilmeli. Resmi yazımız var: ‘Biz siyasi ittifaklar yapamadık. Yukarıda anlaşamadık. Çünkü 14-28 Mayıs’ın depresyonu, oradan buraya artık bir ittifak haline tarafların soğukluğu var. Ama biz sandıkta ittifak yapacağız. Bunu yapmak için listelere konmak üzere genel merkez düzeyinde AK Parti, MHP, İYİ Parti ve DEM Parti’de geçmişte siyaset yapmış ya da camialarında iyi bilinen, dürüst, temiz, oy getirebilecek, bugün AK Parti ve MHP ile bağı kalmamış, DEM Parti ise partiyle bağı olmayan, çünkü Cumhuriyet Halk Partisi’ne gelip aday olabilecek ama kanaat önderi pozisyonundaki isimler listelerinize dahil edilebilir. Buna itiraz etmeyin. Çünkü bu isimler üzerinden Cumhuriyet Halk Partisi, merkezi bir anlayışla Türkiye’de 47 yıl sonra birinci parti olmayı, çok sayıda belediye kazanmayı ve haramilerin saltanatını yıkmayı amaçlamaktadır.’ Buradan Ekrem İmamoğlu’na, Resul Emrah Şahan Başkan’a veya herhangi bir belediye başkanımıza sorulacak tek soru yoktur. Ama bakın, savcılığın sorgu tutanağında da var, basın açıklamasında da var. Daha önce oluşturulan iddianamelere koymaya utanmıyorlar, emin olun bundan sonra çıkacak iddianamede de olacak. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tutuklama talep evrakı. ‘Kent Uzlaşısı formülü ile Batı il ve ilçelerdeki Kürtlerin belediyeleri kazanamasalar da uzlaşılacak ve desteklenecek aday karşılığında, belediye meclisinde belirli sayıda kota elde edilmesi sonucunda belediye meclislerinde söz sahibi olmalarının, yerel yönetimlerde yer almalarının siyasi bir denge olmalarının amaçlandığı anlaşılmıştır.’ Kardeşim bak ben bu cümleyi ‘Kent Uzlaşısı’nı ya da İstanbul’u İttifakı’nı suçlamak, kriminalize etmek, hapsetmek için değil, takdir etmek için yazarım. Tam da yapılan budur. Batı’daki Kürtlerin yönetimde temsil edilebilmeleri için belediye meclis üyeliklerine yazılmaları, terörse, ben terörist olayım kardeşim. Demokrasi bunun adı, demokrasi. Demokrasi bu.”
“BU DARBENİN DE BİR BİLDİRİSİ OLUR”
“Bugüne kadar ama muhafazakar olduğun için, ama biz sana sesimizi duyuramadık diye, ama bambaşka sebeplerden Kürt olup da bu AK Parti‘ye oy veren o temiz yürekli abim, ablam benim. Bak bunların işi seninle. Sadece oyunla, Kürtlüğüne bile saygısı yok. ‘Eğer Kürt olarak yönetime gelecekse, engel olunmalı, suçtur bu’ diyor. ‘Oyu bana verirsen seçmensin, ona verirsen teröristsin’ diyor. Görün bunları, görün bunları, gömün bunları, gömün, gömün, gömün. Her darbe girişiminde her şeyi düşünürler. Darbeyi planlayanlar vardır, planlamışlar. Talimatları ulaştıranlar vardır, o mekanizmayı kurmuşlar. O talimatları alıp harekete geçenler vardır. Sağ olsunlar Çağlayan’ın üst katlarını doldurmuşlar. Ama bu darbenin bir de bildirisi olur. Yani bu darbeyi duyuracak ve haklı yere koyacak. 15 Temmuz’da da okundu, 12 Eylül’de de okutmuşlardı. 12 Mart’ta da okundu. 12 Mart’ta Ecevit isyan etti. 12 Eylül’de isyan sokağa taşmadı. Ama çok ders alındı, çok acı çekilmişti, çok bastırıldı. 15 Temmuz’da, darbe Tayyip Erdoğan’a. Bütün darbeler doğası gereği iktidara yapılır. Kim yaptı? Kendi adamları yaptı. Etle tırnak gibi oldukları, ne istediyse verdikleri. Aynı hedefe farklı yollardan yürüdükleri. Biri cemaat örgütlenmesi ile biri devlet içinden siyasetle. Bir cemaat yaptı. O darbe sırasında bütün dünya döndü, ana muhalefete baktı, ana muhalefetin gözünün içine baktı. ‘Efendim darbeyi Atatürkçü subaylar da destekliyor.’ ‘Yanlış yaparlar. Darbe kimden geliyor diye bakan, darbeye karşı olamaz. Eğer Atatürkçü subay yapıyorsa bile, bin Atatürkçü subay yapıyorsa bile, hepsi birden destekliyorsa bile Atatürk’ün partisi bu darbeye karşıdır kardeşim’ dedim.”
“ALNINIZI KARIŞLAYACAĞIZ”
“Sonra küllüm yalan olduğu ortaya çıktı. Ama darbenin karşısında dimdik durduk biz. Şimdi o darbe bildirisini yazanlar, bugün televizyonlardan şu darbe bildirisini okutuyorlar. ‘İmamoğlu, yani darbe yaptık ama. Yaptığımız adam oy verdiğinize değecek bir adam değil. İmamoğlu milyonluk villada gözaltına alındı.’ İletişime bak. Utanmadan. A Haber, başta TRT, TGRT. Bütün yandaş kanallar, büyük bir tek elden verilen bilgilendirmeyle sürekli şunu yapıyorlar. Bir yalanı sürekli söyleyip, darbeyi vatandaşın zihninde meşrulaştırmaya çalışıyorlar. Yapmayan kim? Bakın çok alet olanlar var, az olan alet olanlar var. Alet olmayanların başında canımın içi Halk TV var. Gözümüz, kulağımız Sözcü TV var. Kahraman korkusuz Tele1’imiz var. Buradan ona tepki buna tepki gösterecek miyiz? Hepsini konuşuyoruz konuşacağız. Ama herkes şunu bilsin. Bu darbeye direnen ve ayağa kalkan, hep birlikte bu darbecilerin karşısında dikilen bizler var ya RTÜK’e de söylüyorum, Bilgi Teknolojileri Kurumu’na da. Sakın ha sakın ne bu kanallara, ne internet sitelerine ne Twitter’da yazan çizene ne de özgür basın olarak YouTube’dan yayın yapmaya çalışanlara dokunmaya kalkmayın alnınızı karışlayacağız sizin, alnınızı.”
“DARBE BİLDİRİSİNE İNANILMASIN”
“Darbe girişimini meşrulaştırmaya çalışan darbe bildirisine inanılmasın. İmamoğlu milyonluk villada gözaltına alınmadı. İBB’nin tapulu malı olduğu bilinen AKP döneminde yandaş bir vakfa peşkeş çekilen yer, o yandaş vakıftan alındı, belediyeye başkanlık konutu olarak kazandırıldı. Bir sonraki belediye başkanına da devir teslim ile iade edilmek üzere, devir teslim yapılmak üzere kullanıyor. Milyonluk villa, millet malı. Bunlar yandaş vakfa peşkeş çekmişlerdi. Medya Kültür A.Ş. Şirketlerinden usulsüz ihaleler yapıldı. Medya A.Ş.’nin daimi çalışanı haline gelmiş yüzlerce müfettiş, bir kör kuruş bulamamış. 2019 öncesi bulunan 37 yolsuzluk dosyasının önemli bir kısmı orada bulunmuş. Onlara Soylu tarafından el konulmuş, tek bir işlem yapılmamış. Ama şimdi utanmadan sıkılmadan Medya A.Ş’ye kara çalıyorlar. ‘Terör örgütüne yardım edildi, örgüt mensupları işe alındı’ diyor. ‘İBB‘de 700 terörist var’ demişti Süleyman Soylu. ‘Açıklamazsan namertsin, ilan etmezsen, suç duyurusunda bulunmazsan namertsin’ demişti Ekrem İmamoğlu. Soylu 700’ünün ismini verdi. Bunlardan 41’i hakkında soruşturma açıldı. Yargılandı. Tamamı beraat etti, hiçbir tanesi ceza almadı. Sonra Soylu’ya bunu sordular. ‘700 tane terörist var demiştin 41’i yargılanmış hepsi beraat etmiş’ diye. Şöyle söyledi, utanmaz adam: ‘Siyasi olarak yapmak zorundaydım. Ben bunu söylerken siyaset yaptım.’ Olmaz olsun senin gibi siyasetçi de, böyle siyasetin de Allah cezasını versin. Ve ortalığı ayağa kaldırdılar. Göreceksiniz kanıtlar çıkacak. Ne bir kanıt, ne bir delil ne ortaya konulabilmiş somut bir iddia, elinde ne var. Meşe, Çınar, Ladin, İlke. Ne bunlar? Gizli tanıkların, yalancı tanıkların isimleri. Neşe’nin dediğine göre, Çınar’ın dediğine göre, Ladin‘in dediğine göre. Bunlara bir somut bir şey var mı? ‘Ben öyle olduğunu duymuştum’, ‘Ben böyle yapıldığını tahmin ediyorum’, ‘İhaleleri ben alamadığıma göre rüşvet veren birilerine verildiğini tahmin ediyorum’ Ekrem Başkan’ı bunlarla tutukladılar arkadaşlar. Onun için söylüyorum. Sakin sakin anlatalım da vatandaş bunları duysun diye. Tek söyleyeceğim şudur: Meşe’nin, Çınar’ın, Ladin’in duyumlarıyla, İstanbul’un gözünün önünde çatır çatır çalışan, vicdanıyla, imkanıyla, sile sile bitiremediği alnının teriyle çalışan birisini içerik koydunuz ya. Meşe, Çınar, Ladin adıyla. Ben sana ne lakap takayım savcı? Desem desem odun derim sana. Odun, odun, odun.”
“İŞTE SİZE MASAK RAPORU”
“Tek derdi saraydan verilen emri yerine getirmek olan, soruşturmanın tutacak yeri olmayan bu kişinin, gizli tanıklara taktığı isimlerin ana maddesini söyleyince bir salonda ayakta alkışlanacağını tahmin etmezdim. O eser sizin Sayın Recep Tayyip Erdoğan, sizin. Ve o kadar gaddarlar ki Medya A.Ş’den birikmiş yıllık iznini alıp annesiyle birlikte yurt dışına kardeşinin yanına gidene, firari deyip, soruşturmayı duyunca geri dönerken gözaltına alıp, firariler ele geçirildi diye bir kadının fotoğraflarını servis edecek kadar artık algı yönetimine muhtaç bir durumla karşı karşıyalar. Bir gerçeği daha buradan hatırlatalım. Bütün kış ne dinlediniz? Ne dinlediniz bütün kış? ‘MASAK raporu var, MASAK raporu var, MASAK raporunda bütün para hareketleri saptanmış. Oradan oraya, buradan buraya. Büyük paralar aktarılmış.’ Bütün kış MASAKraporu dinlediniz MASAK raporunu Akın Gürlek MASAK’tan ne zaman talep etmiş? MASAK’a bir rapor istemiş, 3 Mart. MASAK’ta görevlendirme ne zaman yapılmış? 10 Mart. MASAK raporu ne zaman gelmiş? 17 Mart. Yani 19 Mart darbesinden iki gün önce, yani Çarşamba sabah yaptı ya Pazartesi günü geliyor MASAK raporu. Oysa siz Aralık, Ocak, Şubat, MASAK raporu aşağı MASAK raporu yukarı. Ama operasyondan iki gün önce MASAK raporu. MASAK raporunda MASAK Başkanı’nın imzası var mı, Mali Suçları Araştırma? Yok. Başkan Yardımcıları, yok. Diğer bir yetkili, yok. Bir uzman yazmıştır, yok. Dört tane uzman yardımcısı, ayrı ayrı dört raporda birinde bile uzman imzası yok. Çünkü bu iftiraya, ki iftira da değil şimdi söyleyeceğim. Bu olmayan belgeye, savcının bütün suçlamaları dayandırmak için beklediği belgeye imza attıracak bir tane uzman bulamamışlar. MASAK raporu nasıl biliyor musunuz? Uzman yardımcısı şöyle yazmış. ‘Her ne kadar bu rapor, Başkanlığımızca düzenlense de, erişim sağlanan verilerdeki haliyle yer aldığından, veri sahibi kurumlarca yanlış girişlerin söz konusu olabileceğine dikkat edilmelidir. Her ne kadar erişim sağlanan veriler tüm yılları kapsasa da bazılarının atlanmış olabileceği düşünülmelidir. Kesin ve doğru sonuçlara ulaşmak için gerekli bilgiler asıl veri kaynağına başvurularak elde edilebilmektedir.’ Ve özeti; ‘Ben suç bulamadım, sen bir bak’ demiş. Savcı, MASAK raporundan suç bulmuş. Bir örnek söyleyeceğim. Bir örnek söyleyeceğim, tamamı bundan ibaret. Ekrem İmamoğlu 2019’da belediye başkanı seçilir. Seçildiğinden birkaç ay sonra bir arsa satın alır. MASAK raporunda tapu kayıtlarıyla banka kayıtları karşılaştırılır. MASAK raporuna göre tapu kaydının yani ödenmesi gereken paranın yüzde 1’i, 2’si gibi bir paranın ödendiği, yani arsanın çok ucuza Ekrem İmamoğlu’na verildiği, bunun da daha çiçeği burnunda belediye başkanının birisinden çok ucuza arsa aldığına göre, bunun rüşvet olabileceği değerlendirilmiş. Savcı Ekrem Bey’e soruyor, ‘MASAK raporuna göre bu arsayı almışsın, tapusu burada. Bak ne kadar yazıyor? Ödediğin para da burada. Çok daha azı. Nerede paranın arsa değeri?’ Ekrem Bey diyor ki ‘Ya olur mu? Ben bunu parayla da almadım hatta banka kredisi ile aldım.’ Yolluyor avukatları geliyor. Tapu doğru, az ödediği para doğru. Az ödediği para kendi hesabından oturduğu yerden kapora yollamış. Ana parayı bankadan kredi çekmiş ve resmi hesabından yollamış. ‘Ha öyle mi? Demek ki kaporayı anapara saymışlar, bunu geçelim’ diyor savcı soruşturma sırasında. İşte size Masak raporu.”
“KİMSE BUNLARI EKONOMİST SAYMASIN”
“19 Mart darbe girişimi ekonomiye büyük zarar verdi. 2018’den beri fakirleştirdikleri, seçim kazanmak için dünya kadar, 128 milyar doları yakmışlar, enflasyonu fırlatmışlar, sırf ‘Milletin elinde biraz para olsun, seçime rahat gidelim’ diye gidip, seçimden sonra rasyonel politikalara dönmüşler. Kemerleri sıktırmışlar, milletin anasını ağlatmışlardı ya. Yani rezervler biriksin diye Mehmet Şimşek yurtdışında gezip Türkiye’ye yabancı para davet ediyordu. Ve Türkiye’de de insanlar 14 bin 500 lira emekli maaşına, 22 bin lira asgari ücrete katlanıyorlar. Geçen sene 10 bin lira emekli maaşını Temmuz’da 12 bin 500 lira yapmışlardı. Bu Ocak‘ta 14 bin 500 yaptılar. Asgari ücret 17 binden 22 bin oldu. Enflasyon 80’ken emekliye yüzde 15, asgari ücretliye yüzde 30 zam yaptılar, para biriktirdiler. Yurt dışına gidip dünyayı davet ettiler, rezerv biriktirdiler. Ve biriktirdikleri toplam rezervin yüzde 60’ını, 48 milyar rezerv biriktirdiler, Ekrem Başkan’ı alıp gözaltına koydular, 26 milyar doları üç günde yaktılar. Bu işi yapan Mehmet Şimşek, ‘Bu işte masumum’ diyor. Mehmet Şimşek diyor ki ‘Ben uğraşıyorum, iğneyle kazıyorum, kürekle kapatıyorlar’ diyor. ‘Vallahi istifa edeceğim’ diyor. Söyleyince de ‘Görevimin başındayım’ diye tweet atıyor. Şurada buradan Mehmet Şimşek sen bu darbe girişiminin dışında değilsin. İçindesin. Aparatlarından birisin. Bu Mehmet Şimşek’i dünyanın neresinde iyi ekonomist bilen varsa ve bundan sonra bu görevi bitince Londra’da işe almaya kalkan olursa, hepsine söylüyorum ki ‘Üç aydır var’ denip olmayan, darbe girişiminden 10 gün önce istenen, iki gün önce gelen MASAK Raporu var ya, o MASAK Mehmet Şimşek’e bağlıdır, Mehmet Şimşek’in yönettiği kurumdur. Bu rezalete kurumunu alet etmiştir. Bu adama ekonomist olarak da insan olarak da güvenilecek hiçbir yeri yoktur. Dünya bunu böyle tanısın. Dünya Mehmet Şimşek’i bir ülkenin ekonomisini bir kişinin korkuları için feda edebilecek yalancı bir davaya, yalan raporu ürettiren kurumun başında biridir. Mehmet Şimşek budur. Kimse bunlara adamdan, ekonomistten ve gerçekten bu işleri bilen birinden saymasın. Yarın şirketin başına oturtursun, birinden korkar, birinden talimat alır. Seni de yakar, her yeri yakar. Bu Mehmet Şimşek’in itibarı bundan sonra yerin dibindedir. Bu Mehmet Şimşek’in bu yaptıklarını, MASAK’ın yaptıklarını… Bütün dünya Ekrem İmamoğlu’na yapılan siyasi darbeyi konuşuyor. Dünyanın bütün televizyonları sırada. Dün anlattım CNN International’a, bugün BBC’ye. Teker teker anlatacağım bütün dünyaya ve ekonomistlerden, dünyada sözü geçen bilim insanlarından bunu kanıtlı kanıtlı, makale makale alıp, bu Mehmet Şimşek’i dünyadaki bütün ekonomi çevrelerine gerçek yüzünü göstermeyen namerttir.”
“SADECE PARTİMİZE DEĞİL TOPLUMUN TÜM KESİMLERİNE SALDIRI BAŞLATILDI”
“Önümde 19 Mart başarısız darbe girişiminin kronolojisi var hep beraber yaşadığımız. 9 Ekim’de başladı her şey. Çünkü ekim başında geldi elimize raporlar. CHP, yüzde 38 olan yerel seçim oyunu, bugün yerel seçim olsa yüzde 49’a çıkarıyor. Tayyip Bey, yüzde 51 ölçtürmüş. Bunun üzerine ‘Bunlar belediyelerde kaldıkça biz kaybetmeye devam edeceğiz’ diyerek, ‘Haydi bakalım Akın, sana ihtiyaç var. İstanbul’da rezilliklerin dibi yakın’ diyerek yolladılar buraya. Geldi, oturdu. 30 Ekim günü Esenyurt Belediye Başkanımız Ahmet Özer’e, 13 Ocak’ta Beşiktaş Belediye Başkanımız Rıza Akpolat’a… 17 Ocak’ta kumpasın planlayıcısı olan Recep Tayyip Erdoğan, ‘Turpun büyüğü heybede’ dedikten sonra gizli tanığa ifade aldırtarak ve o gün Ekrem Başkan’a kurulan kumpasta gizli tanığın ifade verdiği gün. Yani Ekrem Başkan’ın bileğini bükemiyor, söylediği söze sinirleniyor ve dönüyor Rıza Akpolat hakkında yaptığı konuşmaya diyor ki, ‘Kızmasın Rıza Akpolat’ı aldık diye’ diyor, ‘Turpun büyüğü heybede’ diyor. O gün çağırıyor Neşe’yi, Ladin’i çağırıyor bizim odun. ‘Ver bakalım ifadeyi’ diyor. 20 Ocak’ta bu sefer ‘turpun büyüğü’ ifadeleri ve tartışmalar üzerinden Gençlik Kolları Başkanımız Cem Aydın’a, hem de Ekrem İmamoğlu’na Akın Gürlek’i ‘tehdit ettiği’ için… Sabah Cem’i aldılar, dedi ki ‘Evladımızı tehdit ediyorsun, biz sizin evladınıza bu muamele yapılmasın diye iktidar olacağız.’ Buradan tehdidi çıkarıp, geldiler. 27 Ocak’ta bu sefer Satılmış bilirkişi üzerinden bir soruşturma. Ocak ayı boyunca yalnızca Cumhuriyet Halk Partisi’ne değil toplumun tüm kesimlerine, akademisyenlere, tek tek sayamıyorum, gazetecilere ve tüm partilerden çeşitli figürlere saldırılar başladı. En nihayet Zafer Partisi’nin Genel Başkanı Ümit Özdağ’a da Antalya’da attığı bir tweet, Ankara’da otururken tamamen yetkisiz olduğu sonradan ortaya çıkacak şekilde İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı tarafından tutuklanıp Silivri’ye yollandı. Halk TV’ye operasyonlar yapıldı. 12 yıl önceki Gezi eylemleri üzerinden cadı avı başlatıldı. Hem televizyonlara, hem gazetecilere, hem akademisyenlere, hem de sanatçılara gözdağı verecek operasyonlar yapıldı.”
“DARALTILAN ÇEMBERİ GÖRDÜK”
“Biz Cumhurbaşkanı adayımız belirleme kararı alarak, bu saldırıların, daraltılan bu çemberin, hedefin, teker teker nereye yürüdüklerini gördük. Dedik ki, ‘Teslim olmayacağız, ayağa kalkacağız. Cumhurbaşkanı adayımızı belirleyip, erken seçim talebimizi yenileceğiz.’ Bunun üzerine 10 Şubat’ta Kurultayımız hakkında, 11 Şubat’ta CHP’li belediyelere kent uzlaşısı operasyonuyla soruşturmalar başlatıldı. Ekrem Başkan ön seçime girmek için evrak teslim etti, ertesi gün 22 Şubat’ta diploması hakkında soruşturma açıldı. 27 Şubat’ta Beykoz Belediye Başkanımız Alaattin Köseler’e, 3 Mart’ta İstanbul İl Başkanımız Özgür Çelik’e, 4 Mart’ta İstanbul İl Kongremiz hakkında soruşturma açıldı. 10 Mart’ta Ekrem Başkan’ın çalışma arkadaşlarının mal varlığına tedbir kondu. 12 Mart’ta Ataşehir, Şişli, Sarıyer, Maltepe belediyelerimizin eski başkan ve yöneticilerine operasyonlar yapıldı. 18 Mart akşam saatlerinde diploma iptal edildi. 19 Mart planı devreye sokuldu. Sabahın köründe 20 araçlık ekiple İstanbul’un seçilmiş Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’na, Beylikdüzü Belediye Başkanımız Murat Çalık’a, Şişli Belediye Başkanımız Resul Emrah Şahan’a saldırılarda bulunuldu.”
“SAATLERİ DÖRT GÜN ÖNCESİNE KURMUŞLAR”
“Bütün amaçları 23 Mart tarihinde yapacağımız ön seçim… Bir çırpıda okudum. Bütün her şey, bizim artık oyumuzu yerelde yüzde 38’den 48’e çıkarmamız, Ekrem Başkan’ın Tayyip Erdoğan’ı her şartta yeniyor oluşu, Cumhuriyet Halk Partisi’nin yerel yönetimleriyle, genel merkeziyle kenetlenerek, bu iktidarı değiştiriyor oluşu, 1977’den beri tam 48 yıl sonra ilk kez birinci parti oluşu. İktidara yürüyüşünü engellemek için onlar bu saldırıları yaptılar. Biz de buna karşı ön seçim sürecimizi başlattık. Aynı noktada buluştuk görüyorsunuz. Yani biz ön seçim için 23 Mart değil, ‘30 Mart’ desek, 30 Mart’a yetişecekler. ‘Bir hafta önce’ desek, o güne yetişecekler. Saatleri dört gün öncesine kurmuşlar. 19’u sabahı saat 06.20. Tam 23’ünde oy kullanma saatine denk getirip, adayımızı alıp, ‘Bunun diploması yok. Zaten aday olamaz. Beş tane dava orada. Şimdi de gözaltında…’ Televizyonu açacağız, Ekrem İmamoğlu mahkeme önünde. ‘Ön seçim mi olur kardeşim? Ne seçimi? Başka aday yok. Olanın diploması yok. Başka aday yok. Beş tane davası var. Bak aldılar, götürdüler, bugün de tutukladılar, hapse koydular o yüzden sabahın erken saati. Neyse bakalım işimize…’ Böyle bir hesap yaptılar. Böyle bir hesabın sonucu, bu takvim. Biz hızlanıyoruz, onlar hızlanıyor. İstanbul Üniversitesi’ne ‘Diplomayı iptal et’ diyor. Üniversiteye diplomayı iptal yazısı anlaşılmadı, akşam açıklık getiriyor, ‘Diploma iptali istiyoruz.’ Dört gün sonra ‘Acele acele’ diyor. Çarşamba olacak, ‘Salı topla, iptal et’ diyor. Çarşamba sabahı bunu yapıyor.”
“GELDİLER, SEÇTİLER VE TARİHE GEÇTİLER”
“Tek mesele: ‘Aday kalmadı, olmadı. Ekrem İmamoğlu’na 1 milyon 750 bin seçmen oy kullanacaktı. 300 bin kişi bile sandığa gitmedi. Zaten İmamoğlu’nun arkasında halk desteği de kalmadı.’ Öyle mi? Onlar o işi yapınca biz de dedik ki, ‘Artık Ekrem İmamoğlu Cumhuriyet Halk Partisi’nin aday adayı değil, milletimize emanet bir Cumhurbaşkanı adayıdır.’ ‘Haydi bakalım’ dedik. Bunu söylediğimiz gün, 19 Mart öğle saatiydi. Akşam Saraçhane’ye çağırdık, 155 bin kişi geldi. Öbür akşam; ikinci gün, 200 bin kişi geldi. Üçüncü gün, 550 bin kişiyle Türkiye’ye ‘Bir sandık bize emanet ama dayanışma sandığı size emanet’ dedik. Demiştik ki üyelerimize ‘Gel, seç, tarihe geç.’ Biz ‘Gel, seç, tarihe geç’ diyeceğimiz gün, onlar bunu yaptıktan sonra dedik ki üyelerimize, ‘Elbette gidin, seçin tarihe geçin. Ama adayı millete emanet ettiğimizi, milleti haberdar edin. Onları ikna edin. Teşvik edin. Sandığa kadar eşlik edin.’ Ne oldu biliyor musunuz? Bakın arkamda bildiğiniz Cumhuriyet Halk Partililer yok. Cumhuriyet Halk Partililerin koluna girdiği, izah ettiği, teşvik ettiği, 15,5 milyon Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı var. Geldiler, seçtiler ve tarihe geçtiler.”
“TAYYİP BEY SİYASET TUZAKLA DEĞİL YÜREKLE YAPILIR”
“Tayyip Bey siyaset öyle tasarlamakla, planlamakla, tuzak kurmakla, kumpas kurmakla, hendek kazmakla, çalışan belediye arabasının tekerine çomak sokmakla, yürüyen merdivene taş sokmakla, belediye otobüsünü kiralayıp ‘Reklam filmi çekiyoruz’ diye arkasını yakmakla, Ekrem Başkanıma kötülük yapmakla değil yürekle yapılır kardeşim, yürekle. Bu adamda yürek var. Bu adamda bükemeyeceğin bir bilek var. Onun bileğini bükmek için önce bizim bileğimizi bükeceksin. Onun sırtını yere getirmek için önce Türk milletine diz çöktüreceksin. Yok öyle yağma. İşte artık bu süreç; bütün aciliyetiyle, adayıyla, niyetiyle, kararlılığıyla, motivasyonuyla, sokaklardaki milyonlarıyla bir erken seçimi ve bundan sonra bu ülkedeki değişimin yapılmasını kaçınılmaz kılıyor. Bunun için tabii ki serbest, sakin, doğru, dürüst, asla davranmayacaklar. Bu süreci lekelemek için nelere kalkıştılar. Daha ilk başta ön seçim dediğimizde, ‘Takvime uygun değil’, ‘Tüzüğünüzde yok’, ‘Tek adayla olmaz, katılım düşük olur’, o olur bu olur. Millet 15,5 milyon kişi sandık başına koşana kadar her şeyi uydurdular. Şimdi dut yemiş bülbüle döndüler.”
“HESABA KATAMADIĞI ŞEY, SOKAKTAKİ MİLYONLARDI”
“Bu sefer Ekrem İmamoğlu’nun 15,5 milyonu arkasına geçiren, Pazar gününe kadar sürdürdüğümüz ve şimdi de devam ettirdiğimiz Saraçhane’deki toplantıları, büyük buluşmaları, öyle miting falan değil, demokrasiye sahip çıkma eylemimizi lekelemeye çalışıyorlar. Polisle gençleri karşı karşıya göstermeye, bizim oradaki bütün toplantımız bittikten sonra dağılsın diye gençler 80 milletvekili seferberken, biz otobüsün üstünde meydan boşalsın diye beklerken, polise verilen emirlerle, gaz bombalarıyla, kanunsuz emirlerle meydan provoke edilmeye çalışılıyor. Buna karşı günlerdir tedbir alıyoruz, uyarıyoruz, büyük bir mücadele veriyoruz. Bir yandan tabii ki hep uyardığımız, sözümüzü dinlemeyen ve doğru yerde konumlanmak yerine bir başka telaşla, bir başka hedefe yönelen arkadaşlara hep anlattım, bir kez daha buradan özellikle anlatmak istiyorum. Bundan yıllar önce Tayyip Erdoğan Taksim’de Gezi Parkı’nda, Taksim’in tek kalmış yeşilliklerini kesip onu Topçu Kışlası yapmak için, 31 Mart vakası üzerinden, Topçu Kışlası inşa etmek için niyetlendiğinde, güzelim Atatürk Kültür Merkezi’ni yıkıp yerine AVM yaptırmak istediğinde, o gün savunulması gereken yer Taksim’di. Hep birlikte gittik, Gezi Parkı’na girdik, ağacı savunduk. Başımızdaki arkadaşlar halen daha bedel ödüyorlar. Sadece sözcü oldukları için. Bu sabah kendisini de ziyaret ettim Tayfun Kahraman’ı. O parka barış içinde girdik, barış içinde çıktık. Son zamanlarda çıkmak istemeyenlerle olan bir iki görüntü üzerinden bir sürü manipülasyon da yaptılar. Ama Tayfun ağaçların kesilmemesinin sözünü alarak, Topçu Kışlası’nın yapılmamasın sözünü alarak, mahkemenin beklenmesinin, olumsuz çıksa bile ki çıkmadı, referandum yapılmasının garantisini alarak, AKM’nin yıkılıp AVM yapılmamasının, yıkılsa bile yine Atatürk Kültür Merkezi diye kültüre, sanata yönelik bir bina yapılmasının sözünü alarak ve bu dediklerinin hepsini şu ana kadar başararak o süreci sürdürdü. Ama maalesef şimdi hepimiz adına Silivri cezaevinde yatıyor. Benim adıma yatıyor, sizin adınıza yatıyor. Tayfun da öyle yatıyor, Can da öyle yatıyor Osman Kavala da öyle yatıyor, Mine Özerden de öyle yatıyor ve bütün arkadaşlarımız bizim yerimize orada yatıyorlar. Bugünün gerekliliği, biraz önce anlattığım bütün kronoloji ile maalesef ve maalesef, Tayyip Erdoğan kazanamadığı İstanbul’u, ‘İstanbul’u kaybeden Türkiye’yi kaybeder’ inancıyla, ‘İstanbul’u kazanan Türkiye’yi de kazanacak’ inancıyla İstanbul’un iradesine darbe yapmaya, kayyım atamaya kalktı. Hesaba katamadığı şey sokaktaki milyonlar, Türkiye’deki on milyonlardı. Onların sahiplenmesiydi. Hesaplamadığı şey ‘Geldiler, seçtiler, tarihe geçtiler’ dediğimiz 15 milyonun yüreği ve imkanı olsa, haberi olsa sandığa koşacak daha on milyonların artık bu süreçten, yaşananlardan bıkmışlığı, bu sürece olan inancıydı. Şimdi gün, o iradeye sahip çıkma günü olduğu için biz Saraçhane‘deyiz. Ben o yüzden ilk andan itibaren Saraçhane‘de, arkada bir küçük dinlenme odasında, bir çekyatın üzerinde ‘Burayı kayyıma değil de İstanbul’un bir seçilmişine, Belediye Başkanı Ekrem Bey gelene kadar ona vekalet edecek bir başkan vekiline emanet edene kadar ben o odadayım, yüz binler de meydanda.”
“GÜNÜ GELİNCE TAKSİM’İ DE ALACAĞIZ”
“O yüzden değerli arkadaşlar, biz Saraçhane‘yi bırakamayız. Kim diyorsa ki ‘Taksim’e gidelim’, o Taksim’e bir gün mutlaka hep birlikte gidelim de kim diyorsa ‘Taksim’e gidelim’, orayı bölmek için söylüyor. Onun için söyletiyorlar, o fikri aşılıyorlar. O yüzden gençlere söylüyoruz. Bugün Taksim’e gitmek için kemerlere doğru üç beş bin kişinin gitmesi, oradan püskürtülerek gelmesi, o bahaneyle bütün meydana gaz sıkılması, suçsuz yere boşu boşuna can yanması doğru bir strateji değil. Ama buradan söz veriyoruz. Şimdi Saraçhane’yi, İstanbul’un iradesini savunacağız. Günü gelince, nasıl beş gündür altı gündür sokakları ve meydanları bütün yasaklara rağmen geri aldıysak, o gün gelecek Taksim’i de yüz binler, milyonlar hep birlikte geri alacağız.”
“GENÇLERİ PROVOKASYONLARA KARŞI UYARIYORUM”
“Tabii bu arada dün akşam televizyon ekranlarında, sosyal medyaya yansıyan üç beş kişinin hangi ruh haliyle, hangi saçmalıkla, hangi terbiye ile yaptıkları belli olmaksızın ağızlarından çıkan bir küfrün Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan’ın annesine yöneldiğini büyük bir üzüntüyle gördüm. Attığım tweeti aynen gözünüzün içinde baka baka söylüyorum. Canlı yayınlarda söylüyorum. Tayyip Erdoğan’ın ölmüş annesine edilmiş küfrü, kendi anneme edilmiş sayıyorum. Kendi anneme edilmiş sayıyorum. Bizim işimiz temiz bir dilledir, bizim işimiz hakaretle küfürle değildir. Bu iş aynı, bakın kimler kimlere yaptırıyorsa şundan emin olun. Dünyanın en demokratik, en insancıl eylemleri olan Gezi Eylemleri’ni ‘Yok efendim camide içki içtiler, caminin içine girdiler, ya da Tayyip Bey’in annesine küfür ettiler’ diye -ki öyle bir küfrü kendi elleriyle silen Osman Kavala’nın hala cezaevinde hükümlü olduğunu hatırlatmak isterim. O küfrü kendi elleriyle silmişti.- Şimdi de benzer senaryolar uygulanıyor. Tayyip Erdoğan’ın rahmetli anneciğine küfreden de oraya buraya küfür yazan da, ya da suçsuz polise suçsuz yere saldıran da emin olun ne Taksim’in ne Saraçhane’nin ne Türkiye’nin dostu değildir. Bütün gençleri provokasyonlara karşı uyarıyorum. Amma velakin içerideki provokatörler bir yana. Onlar elbette olur, gelirler dikkat etmek lazım. Ama suçsuz, günahsız, iyi niyetli gençlerimizi marjinal diye ifade eden, onların haklı tepkilerini haksız göstermeye çalışan kirli akla da sesleniyorum. Bir marjinal varsa, farklı görüşlerden olduğu halde en soldan en sağa kadar, birbiriyle dayanışan, kol kola giren, birlikte slogan atan, demokrasiyi ve bu ülkenin yarınlarını savunan gençler dahil, onların hepsinin nefretini kazanan sizlersiniz marjinal, sizlersiniz.”
“BU AKŞAM DA BOYKOT LİSTESİ AÇIKLAYACAĞIZ”
“Biz Saraçhane’yi görmeyenlere göstermeyi hep birlikte başardık. Dedik ki, ‘Ya bizi göreceksiniz ya da yerin dibine gömüleceksiniz.’ Çok sayıda televizyon kanalı bu uyarılardan sonra kendine çeki düzen verme, birilerinin hesabına yayınlar yapmak yerine halkın haber haklarına saygı gösterme noktasında adımlar attı. Ama atmayanlar ve ilişkili oldukları üzerinden bir çalışma başlattık. Dün akşam açıkladık. Bu akşam da açıklayacağız. Bundan sonra da bu yayınları takip eden, tarafsız ve bunlarla ilişkili firmaların boykotu için gerekli bilgilendirmeyi yapan ‘BoykotVar’ sitesini hep birlikte takip edeceğiz. Ancak şu ana kadarki tutumları için A Haber ve onun gibi yandaşların tamamını ama arada kalıyorlarsa diye yani Ülke TV, TVNet’i ben zaten saymıyorum. Ama TGRT’yi, CNN Türk’ü, Kanal D’yi, Turkuvaz Medya’yı ve elbette bizden aldıkları vergileri haram zıkkım ettirecek bir iftiracılıkla yayın yapan TRT’yi protesto ediyoruz. Buradan İhlas Haber Ajansı’na ve DHA’ya abone olan bütün belediyelerimizi uyarıyorum. Aboneliklerinizi derhal iptal ediyorsunuz. Dün akşam sitesi çökmüş, pek memnun olduk. Kitap, oyuncak, kırtasiye alacaksanız çarşıya, AVM’ye gidiyorsanız D&R’ın öbür tarafından yürüyorsunuz, önünden geçmiyorsunuz. Sattığı kitabın parasını Erdoğan’a yollayan idefix.com’a girmiyorsunuz. Mobilya, halıyı, yatağı Kilim Mobilya’dan almıyorsunuz. Oteli, uçağı, turizmi ETS’nin ötesinden dolaşarak planlıyorsunuz. İhlas Ev Aletleri’nden uzak durup, zaten alsan da çıkmıyor ama Milli Piyango’ya bundan sonra kuruş vermiyorsunuz. Futbol bahsi altında sahte bahis sitelerini arattırmayacak işlere kalkışanlar var. Milletin iliğini kemiğini sömürdüler. Misli.com ile İddia.com ile yolları kesin bir dille ayırıyorsunuz, kesin şekilde. Dün arkadaşlar liste hazırlarken ‘Milangaz, Likitgaz, Türkpetrol’ dediler, bunları 2020’de Demirören’i kurtarmak için maalesef Oyak’ın sırtına yük etmişler. Ama bunlar alınmazsa Oyak’a zararı var. O yüzden Milangaz, Likitgaz ve Türkpetrol üzerinden baskımızı, boykotumuzu çekiyoruz. Soranlar var, ‘Yahu Espressolab ile Ülker nereden çıktı?’ Vallahi nereden çıktı biliyor musunuz? Yapacaklarsa gençlerin gönlünü yapacaklar. Bütün üniversite öğrencileri ‘Ülker, Ülker’ diye bağırdılar, Espressolab’ı protesto ettiler. Biz de dedik ki, ‘Sakın ha sakın hangi kahveyi içerseniz için, ama sakın Espressolab’tan içmeyin.’ Öğrenciler de alkışladılar. Bundan sonra biz de semtine uğramıyoruz. Bir uyarı var. Demirören bu kadar kötülüğü yapıyor bize. Bütün gece CNN Türk’ten sövüyor, Kanal D’den yanıltıyor. Toplantıları vermiyor. Her türlü iftirayı atıyor. Sonra İstiklal Caddesi’nde Demirören AVM varmış. ‘Ona da girmeyin’ dedim. Diyorlar ki, ‘Orası başkası tarafından yakın zamanda satın alınmış.’ Kardeşim Demirören adı orada durdukça girmiyoruz. Tabelayı değiştir girelim.”
“İLK İCRAATLARI KENT LOKANTASINI KAPATMAK OLDU”
“Bugüne kadar büyük emekler, büyük gayretlerle, büyük hizmetler verildi. Kayyıma kalkışıldı. Sayenizde, sayelerinde, 10 milyonlar sayesinde engel olundu. Bakın kayyım olursa ne olurmuş, biliyor musunuz? Dün Şişli Belediyesi’ne sabah 08.30’da kayyım atandı. İlk icraatı ne oldu, biliyor musunuz? Şişli Kent Lokantası’nı kapattılar. Bu yüzden Türkiye’nin dört bir yanına eğer yoksullar için, öğrenciler için, dar gelirliler için, asgari ücretliler için, emekliler için, ne yapılıyorsa devam etsin istiyorsanız Ekrem Başkan’a ve yol arkadaşlarına destek vereceksiniz. Aksi takdirde bu kayyımın gelip de ne yapacağı ortadadır. Kayyımın derdi artık vatandaşın değil, uzun süredir karnı aç kalan yandaşın doyurulmasıdır. Tayyip Bey’in kayyımından başka bir şey beklenmez. Sakın ha aldanıp da Tayyip Bey’in kayığına binip demokrasinden başka bir yere gidilemez. Sakın ha sakın.”
“GENCİMİZİ, POLİSİMİZİ İFTAR SOFRASINA DAVET EDİYORUZ”
“Bugün akşam bir davet var. Sabahleyin Ekrem Başkan’a gittim. Sıkı sıkı sarıldık. Size selamlarını getirdik. Bugün akşam yedinci gün. Yarın İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanvekili’ni seçecek. Biz de İBB’yi Başkan Vekili’ne emanet ederek, daha sonra bambaşka, herhalde ilk ziyareti de gelenekselleşmiş şekilde Ekrem Başkanımızın memleketinde, Ekrem Başkanımızın ilçesinde, Murat Çalık Başkanımızın büyük bir heyecanla hazırladığı geleneksel iftarı için Kadir Gecesi’nde Beylikdüzü’nde olacağız. Ama bu akşama bir davet var. Bu akşam Ekrem Başkanımız bütün İstanbulluları, İstanbul’u sevenleri ve İstanbul’u koruyanları hep birlikte bir kez daha Saraçhane’ye, yedinci günde dünya tarihine aynı meydanda, aynı saatte ara vermeksizin, yedi gün üst üste aynı direnişi, aynı kararlılıkla göstermek için davet ediyor. Öncesinde gençlerimizi, polislerimizi ve demokratik barışçıl tepki göstermeye gelen herkesi Ekrem Başkanımızın iftar sofrasına davet ediyoruz. Saraçhane’de iftarımızı yapacağız. Bundan sonra Saraçhane, Ramazan boyunca farklı etkinliklerin, bayramda dünya siyasetinin, dünya tarihinin gördüğü en büyük kucaklaşmalardan birinin yapılacağı, Ekrem Başkanımızın İstanbullularla kendi Silivri’de, gönlü Saraçhane’de olacağı bir büyük hazırlığa hazırlanacak. O İl Başkanımıza, İstanbul Büyükşehir’e, hepimize emanet olacak. Bugün akşam Saraçhane’ye veda etmeye, Ekrem Başkanımızın emanetini yine İstanbul’un bir seçilmişine emanet etmeye, kayyıma karşı verilen bu büyük mücadelenin son akşamında dünya tarihine geçmek üzere tüm İstanbulluları Saraçhane’ye bekliyoruz. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. Ekrem Başkan’ın selamlarını, Cumhuriyet Halk Partisi’nin teşekkürünü iletiyorum. Grubumuzu burada ağırlayan İstanbullulara, demokrasiye sahip çıkan tüm Türkiye’ye teşekkür ediyorum. Gelenlere, seçenlere, tarihe geçenlere selam olsun.”
Yorumlar
Yorum Yapın
İlginizi Çekebilir
TOBB Erzurum Kadın Girişimciler Kurulu Ağustos Ayı Toplantısını TKDK’da Gerçekleştirdi
TOBB Erzurum Kadın Girişimciler Kurulu, Ağustos ayı toplantısını TKDK Erzurum İl Koordinatörlüğü’nde yaptı. Toplantıda kadın girişimcilere yönelik hibe, yatırım ve kırsal kalkınma destekleri ele alındı.
Erzurum Ticaret ve Sanayi Odası (ETSO) bünyesinde faaliyet gösteren TOBB Erzurum Kadın Girişimciler Kurulu (KGK), Ağustos ayı olağan toplantısını TKDK Erzurum İl Koordinatörlüğü ev sahipliğinde gerçekleştirdi. Toplantıda kadın girişimciliğine yönelik çalışmalar değerlendirilirken, TKDK’nın hibe ve destek programları hakkında kurul üyelerine bilgi verildi.
KADIN GİRİŞİMCİLER TKDK’DA BİR ARAYA GELDİ
TOBB Erzurum Kadın Girişimciler Kurulu (KGK), Ağustos ayı olağan toplantısını Kurul Başkanı Kübra Alioğulları başkanlığında gerçekleştirdi.
Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu (TKDK) Erzurum İl Koordinatörlüğü’nün ev sahipliğinde gerçekleştirilen toplantıda, kurulun yürüttüğü çalışmalar ve önümüzdeki döneme ilişkin faaliyetler ele alındı.
TEMMUZ AYINDA YAPILAN ÇALIŞMALAR DEĞERLENDİRİLDİ
Toplantının açılışının ardından gündem maddelerinin görüşülmesine geçildi.
Kurul üyeleri, Temmuz 2026 döneminde KGK İcra Kurulu tarafından gerçekleştirilen faaliyetleri değerlendirerek yürütülen çalışmaların sonuçları hakkında görüş alışverişinde bulundu.
Kadınların girişimcilik hayatında daha etkin rol almalarını desteklemeye yönelik gerçekleştirilen faaliyetler ve önümüzdeki dönemde atılabilecek yeni adımlar da toplantının gündeminde yer aldı.
TKDK HİBE VE DESTEKLERİ KADIN GİRİŞİMCİLERE ANLATILDI
Toplantının önemli gündem başlıklarından birini ise TKDK tarafından yatırımcılara sağlanan hibe ve destek programları oluşturdu.
TKDK yetkilileri tarafından kurul üyelerine; tarım, kırsal kalkınma ve üretime yönelik yatırım olanakları hakkında kapsamlı bir bilgilendirme yapıldı.
Sunumda özellikle kadın girişimcilere yönelik avantajlar, uygulanabilecek hibe oranları ve proje başvuru süreçlerine ilişkin detaylar aktarıldı.
KADIN GİRİŞİMCİLİĞİNİN GELİŞTİRİLMESİ İÇİN GÖRÜŞ ALIŞVERİŞİ
Toplantıda TKDK desteklerinden kadın girişimcilerin daha etkin şekilde yararlanabilmesi ve Erzurum’da kadın girişimciliğinin geliştirilmesine yönelik yapılabilecek çalışmalar konusunda karşılıklı görüş alışverişinde bulunuldu.
TOBB Erzurum Kadın Girişimciler Kurulu’nun Ağustos ayı olağan toplantısı, değerlendirmelerin ardından sona erdi.
Avcılar Belediyesi'nin Futbol Turnuvasında Yarı Final Heyecanı
Avcılar Belediyesi Gençlik ve Spor Müdürlüğü tarafından düzenlenen Mahalleler Arası Futbol Turnuvasında yarı finale yükselen takımlar belli oldu.
Avcılar Belediyesi Gençlik ve Spor Müdürlüğü tarafından düzenlenen Mahalleler Arası Futbol Turnuvasında yarı finale yükselen takımlar belli oldu. İlçenin farklı mahallelerinden 12 takımın katıldığı organizasyonda Üniversite, Firuzköy, Mustafa Kemal Paşa, Gümüşpala ve Yeşilkent mahallelerinden sporcular şampiyonluk için mücadele etti.
12 TAKIM ŞAMPİYONLUK İÇİN SAHAYA ÇIKTI
Avcılar Belediyesi Atatürk Stadyumu’nda oynanan karşılaşmalarda takımlar, grup ve eleme müsabakalarında üst tura yükselmek için mücadele etti. Karşılaşmaların tamamlanmasıyla birlikte turnuvanın son dört takımı da netleşti.
Farklı mahallelerden sporcuları aynı organizasyonda buluşturan turnuva, ilçedeki futbol heyecanını da sahaya taşıdı. Avcılar Belediyesi’nin düzenlediği organizasyon, sporculara mücadele etme ve yeteneklerini sergileme fırsatı sundu.
YARI FİNAL HEYECANI
Turnuvada yarı finale yükselen ekipler Ateşoğlu Spor, Avcılar Balkan Spor, Trafo Spor ve Avcılar Murat Kölük Devlet Hastanesi oldu.
Dört takım, finale yükselmek için yarı final mücadelesini verirken, turnuvada finale çıkacak iki takım belli oldu.
ŞAMPİYONLUK İÇİN SON VİRAJ
Turnuvada yarı final karşılaşmalarının tamamlanmasının ardından finale yükselen takımlar da belli oldu. Rakiplerini mağlup eden Avcılar Balkan Spor ve Ateşoğlu Spor, şampiyonluk kupası için finalde karşı karşıya gelecek.
Avcılar Belediyesi, ilçede sporun daha geniş kesimlere ulaşması ve amatör sporcuların desteklenmesi amacıyla sportif organizasyonlara ev sahipliği yapmayı sürdürüyor. Turnuva kapsamında bir araya gelen takımlar, hem rekabet hem de sporun kent yaşamındaki buluşturucu yönünü sahaya yansıttı.
Şampiyonluk için son iki takımın kaldığı turnuvada gözler artık final karşılaşmasına çevrildi. Avcılar Balkan Spor ile Ateşoğlu Spor’un mücadele edeceği final maçının ardından şampiyon takım belli olacak. Dereceye giren takımlara kupa ve madalyaları takdim edilecek.
Teoman Mutlu: “Siyasi Partiler Temiz, Güvenilir ve Donanımlı Olmalıdır”
Yerli ve Milli Parti Genel Başkanı Teoman Mutlu, siyasi partilerde dürüstlük, liyakat ve şeffaflık çağrısı yaptı. Mutlu, Siyasi Partiler Kanunu ve seçim mevzuatının yeniden ele alınmasını istedi.
Yerli ve Milli Parti Genel Başkanı Teoman Mutlu, Türkiye’de siyasi partilerin demokrasinin temel unsurlarından biri olduğunu belirterek dürüstlük, liyakat ve şeffaflık vurgusu yaptı. Siyasi partiler hakkındaki iddia ve suçlamaların somut deliller ve hukuk çerçevesinde ele alınması gerektiğini söyleyen Mutlu, Siyasi Partiler Kanunu ve seçim mevzuatının da yeniden değerlendirilmesi çağrısında bulundu.
“SİYASİ PARTİLER DEMOKRASİNİN TEMELİDİR”
Yerli ve Milli Parti Genel Başkanı Teoman Mutlu, siyasi partilerin seçim sistemi ve devlet yönetimindeki rolüne ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Siyasi partilerin demokrasinin işleyişinde önemli bir yere sahip olduğunu belirten Mutlu, parti kadrolarının dürüst, liyakatli ve donanımlı kişilerden oluşması gerektiğini söyledi.
Mutlu, şu ifadeleri kullandı:
“Parti olmazsa seçim olmaz. Ciddi bir siyasi parti, insan yetiştiren bir okuldur. Devleti seçimi kazanan parti yönetiyor, Cumhurbaşkanı da partinin içinden çıkıyor. O hâlde iktidarıyla muhalefetiyle siyasi partilerin üzerine titremek ve temiz kalmaları için gayret göstermek gerekir.”
TEOMAN MUTLU’DAN LİYAKAT VE DÜRÜSTLÜK VURGUSU
Yerli ve Milli Parti’de bu anlayış doğrultusunda hareket ettiklerini ifade eden Mutlu, parti kadrolarının niteliğine önem verdiklerini belirtti.
Mutlu, “Parti mensuplarımızın temiz, dürüst ve mutlaka donanımlı olması için çalışıyorum. Çok şükür ülkeme tertemiz bir parti kazandırdım. Kendi evimin önünü temiz tutuyorum.” dedi.
“BÜTÜN PARTİLER ŞAİBEDEN UZAK OLMALIDIR”
Siyasi etik ve kamuoyu güveninin yalnızca tek bir partinin meselesi olarak değerlendirilemeyeceğini savunan Mutlu, Türkiye’de faaliyet gösteren bütün siyasi partilerin şeffaflık konusunda hassas davranması gerektiğini söyledi.
CHP hakkında kamuoyuna yansıyan iddialara da değinen Mutlu, şu değerlendirmede bulundu:
“Devleti kuran bir parti olarak CHP’nin de hakkında ortaya atılan iddiaları açıklığa kavuşturması, temiz ve güvenilir bir yapıyı koruması hepimizi ilgilendirir.”
Mutlu, farklı siyasi partiler hakkında çeşitli yapı veya gruplarla ilişkilere yönelik iddiaların zaman zaman gündeme gelebileceğini belirterek bu tür suçlamaların söylentiler üzerinden değil, somut deliller ve hukuk çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini savundu.
“İnsanın olduğu her yerde problem olabilir, menfaat insanları şaşırtabilir. Yöneticilerin görevi buna karşı dikkatli olmak ve partilerinin itibarını korumaktır.” ifadelerini kullandı.
“CİDDİ SUÇLAMALAR KARŞISINDA HUKUKİ YOLLARA BAŞVURULMALI”
Siyasi partilere yönelik ciddi iddiaların cevapsız bırakılmaması gerektiğini söyleyen Mutlu, parti yöneticilerinin gerektiğinde hukuki yollara başvurması gerektiğini belirtti.
Mutlu, “Bir partiye karşı en küçük ciddi suçlama varsa genel başkanların ve yöneticilerin hukuk yoluna başvurması gerekir. Aksi hâlde parti durup dururken şaibe altında kalabilir.” dedi.
Siyasi tartışmaların itham ve söylentiler yerine hukuk, belge ve somut veriler üzerinden yürütülmesi gerektiğini ifade etti.
SİYASİ PARTİLER KANUNU VE SEÇİM MEVZUATI İÇİN DEĞİŞİKLİK ÇAĞRISI
Teoman Mutlu, Türkiye’deki siyasi parti sisteminin hukuki altyapısının da yeniden ele alınması gerektiğini savundu.
Siyasi Partiler Kanunu ve seçim mevzuatında değişiklik yapılması yönündeki çağrısını yineleyen Mutlu, Türkiye’de çok sayıda siyasi parti bulunmasına rağmen bunların yalnızca bir bölümünün seçimlere katılma yeterliliğine sahip olduğunu söyledi.
Mutlu, “Türkiye’de çok sayıda siyasi parti var ancak bunların yalnızca bir bölümü seçimlere katılma yeterliliğine sahip. Geri kalanların önemli bir kısmı fiilen sınırlı bir örgütlenmeyle varlık gösteriyor. Bu da siyasette ciddi bir dağınıklık oluşturuyor.” ifadelerini kullandı.
Yetkili kurumlara çağrıda bulunan Mutlu, siyasi parti sisteminin daha şeffaf, sağlıklı ve işlevsel hale getirilmesine yönelik düzenlemelerin gündeme alınması gerektiğini savundu.
“DEMOKRASİ GÜÇLÜ OLACAKSA SİYASİ PARTİLER DE GÜÇLÜ OLMALI”
Mutlu, açıklamasını siyasi partilerde güven ve liyakat vurgusuyla tamamladı:
“Demokrasi güçlü olacaksa siyasi partiler de güçlü, temiz, donanımlı ve güvenilir olmak zorundadır. Biz kendi sorumluluğumuzu yerine getirirken bütün siyasi partilerin de aynı hassasiyeti göstermesini bekliyoruz.”
Cumhuriyet Kent Meydanı, Tarih, Kültür Ve Sosyal Yaşamın Yeni Buluşma Noktası Olacak
İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve Büyükçekmece Belediyesi işbirliğiyle yapımı tamamlanan Türkiye'nin en büyük kent meydanlarından Cumhuriyet Kent Meydanı, 80 bin metrekarelik alanıyla kentin sosyal ve kültürel yaşamına farklı bir zenginlik katacak.
30 Ağustos Pazar günü düzenlenecek olan etkinliklerle açılışının gerçekleştirileceği Cumhuriyet Kent Meydanı, Büyükçekmece Belediye Binası, Ulusal Bağımsızlık ve Kuruluş Müzesi, Atatürk Evi, Kıyı Marina gibi, tarihi, sosyal ve kültürel eserleri bünyesinde barındırıyor.
Başkan Akgün'ün vizyon projelerinden
Büyükçekmece Belediyesi'ne yönelik düzenlenen operasyon kapsamında Silivri Marmara Cezaevi'nde tutuklu bulunan Büyükçekmece Belediye Başkanı Dr. Hasan Akgün'ün, vizyon projelerinden olan Cumhuriyet Kent Meydanı projesi hayata geçiyor. Büyükçekmece'nin ve Cumhuriyetin kimliğini yansıtan eserlerin bir arada bulunduğu meydan projesi, İstanbul Büyükşehir Belediyesi işbirliğiyle tamamlandı. Cumhuriyet Kent Meydanı, 30 Ağustos Zafer Bayramı gibi anlamlı bir tarihte görkemli bir törenle açılacak. Zafer Bayramı'nın 104'üncü yıl kutlamalarıyla görkemli bir şölene dönüşecek olan açılış etkinliklerinde sevilen sanatçı Melek Mosso konser verecek. 30 Ağustos Pazar günü, Zafer Bayramı'nın 104'üncü yılı coşkuyla kutlanırken, Cumhuriyet Kent Meydanı gibi eşsiz bir proje kentin halkının hizmetine açılacak.
Meydan açık hava müzesi deneyimi sunacak
Sahip olduğu eserler ve sosyal yaşam alanlarıyla geçmiş ile bugün arasında bir kültür köprüsü oluşturan Cumhuriyet Kent Meydanı, ulusal ve uluslararası etkinliklerde de kentin yeni buluşma noktası olacak. Kent yaşamının kalbinin attığı meydan, yalnızca insanların bir araya geldiği bir buluşma noktası olmanın ötesine geçerek, kültür, sanat ve turizmin önemli merkezlerinden biri haline geliyor. Tarihi ve kültürel değerleriyle kentin geçmişine ışık tutan meydan; sanat eserleri, mimari dokusu, sosyal donatı alanları ve çevresindeki müzeler, yürüyüş yolları ile adeta açık hava müzesi deneyimi sunacak.
Sanat eserleriyle açık hava sergisine dönüşecek
27 yıldır aralıksız devam eden, Uluslararası İstanbul Büyükçekmece Kültür ve Sanat Festivali kapsamında gerçekleşen Uluslararası Heykel Sempozyumu'na katılan dünyanın tanınmış heykeltraşların eserlerinin de sergilendiği meydan, kentin tarihini ve kültürel birikimini görünür kılarken, düzenlenen kültür-sanat etkinlikleri de meydanın canlılığını artırıyor. Sergilerden konserlere, kültürel buluşmalardan çeşitli etkinliklere kadar farklı organizasyonlara ev sahipliği yapması planlanan alan, her yaştan insan için yaşayan bir kültür platformu niteliği taşıyor.
Yatçılık sektörü ve turizm açısından meydanı önemli bir çekim merkezi
Ayrıca Cumhuriyet Kent Meydanı, dünyanın en bilindik 7 şehrinin mimari özelliğini bünyesinde barındıran bin yat kapasiteli Kıyı Marina'ya yürüme mesafesinde. Yatçılık sektörü ve turizm açısından meydanı önemli bir çekim merkezi haline getirecek olan marina bünyesinde barındırdığı alışveriş, eğlence, yeme – içme mekanlarıyla Büyükçekmece'ye artı değer katacak. Meydanın çevresindeki tarihi yapılar, müzeler, sanat alanları ve sosyal mekânlarla bütünleşmesi, bölgenin turizm potansiyelini daha da güçlendiriyor.
Gündüz ayrı, akşam ayrı bir atmosfere bürünüyor
Gündüzü ayrı, akşamı ayrı bir atmosfere bürünen meydan; ışıklandırması, mimarisi ve hareketli sosyal yaşamıyla kentin cazibe merkezlerinden biri olarak öne çıkacak. Vatandaşların dinlenip vakit geçirdiği, sanatseverlerin eserlerle buluştuğu ve turistlerin şehri keşfetmeye başladığı meydan, kentin kültürel vitrini olma özelliğini taşıyor. Ayrıca yer altı otoparkı da, bölgenin otopark ihtiyacını karşılamak için modern bir yer altı otoparkı olarak hizmet verecek.
İstanbul’da Okul Servis Ücretleri Cep Yakacak: Yıllık 93 Bin Tl’yi Aşıyor!
İstanbul okul servis ücretleri 2026-2027 tarifesi belli oldu. Yüzde 10 zam sonrası 0-1 km servis ücreti 39.970 TL, 23-25 km ücreti 93.610 TL oldu. İşte kilometreye göre yeni servis fiyatları.
2026-2027 eğitim öğretim yılı öncesinde İstanbul’da okul servis ücretleri yeniden gündemde. Yeni tarifeyle servis ücretlerine yüzde 10 zam yapılırken, en kısa mesafenin yıllık bedeli 39 bin 970 TL’ye, 23-25 kilometrelik mesafenin ücreti ise 93 bin 610 TL’ye yükseldi. İşte İstanbul’da kilometre kilometre yeni okul servis ücretleri…
Yeni eğitim öğretim yılının başlamasına sayılı günler kala velilerin okul masrafları da netleşmeye başladı. Kırtasiye, forma ve diğer eğitim giderlerinin yanı sıra İstanbul’da servis kullanacak öğrencilerin ailelerini ciddi bir ulaşım maliyeti bekliyor.
2026-2027 eğitim öğretim dönemi için İstanbul okul servis ücretlerine yüzde 10 zam yapıldı.
Yeni tarifede ödenecek tutar öğrencinin evi ile okulu arasındaki mesafeye göre belirleniyor.
EN KISA MESAFE BİLE YILLIK 39 BİN 970 TL
İstanbul'da yeni tarifeye göre 0-1 kilometre arasındaki en kısa mesafenin yıllık okul servis ücreti 39 bin 970 TL olarak belirlendi.
1-3 kilometre arasında servis kullanacak bir öğrenci için yıllık ücret 42 bin 804 TL, 3-5 kilometre arasındaki mesafede ise 46 bin 124 TL olacak.
5-7 kilometrelik mesafenin yıllık servis bedeli de 48 bin 98 TL’ye ulaştı.
UZAK MESAFEDE FATURA 93 BİN TL’Yİ GEÇİYOR
Ev ile okul arasındaki mesafe arttıkça ailelerin ödeyeceği servis ücreti de önemli ölçüde yükseliyor.
21-23 kilometre arasındaki bir güzergâh için belirlenen yıllık ücret 90 bin 112 TL olurken, 23-25 kilometre arasındaki mesafede servis bedeli 93 bin 610 TL’ye çıkıyor.
Böylece uzun mesafede okul servisi kullanan bir öğrencinin ailesinin yalnızca ulaşım için ödeyeceği yıllık tutar 90 bin TL sınırını aşmış oldu.
İSTANBUL OKUL SERVİS ÜCRETLERİ 2026-2027
Yeni eğitim öğretim döneminde açıklanan tarifedeki bazı mesafe ve yıllık ücretler şöyle:
0-1 kilometre: 39.970 TL
1-3 kilometre: 42.804 TL
3-5 kilometre: 46.124 TL
5-7 kilometre: 48.098 TL
21-23 kilometre: 90.112 TL
23-25 kilometre: 93.610 TL
SERVİS ÜCRETİ MESAFEYE GÖRE DEĞİŞİYOR
Velilerin ödeyeceği okul servis bedeli, öğrencinin ikamet adresi ile okulu arasındaki mesafeye göre hesaplanıyor. Bu nedenle farklı kilometre dilimlerinde farklı yıllık ücretler uygulanıyor.
Yeni tarifeyle birlikte en kısa mesafe ile 23-25 kilometrelik mesafe arasında yıllık 53 bin 640 TL fark oluşuyor.
YENİ EĞİTİM DÖNEMİ AİLE BÜTÇESİNİ ZORLAYACAK
Servis ücretlerinin yanı sıra kırtasiye, okul ihtiyaçları ve diğer eğitim harcamaları da düşünüldüğünde, 2026-2027 eğitim öğretim yılı öncesinde ailelerin eğitim bütçesi yeniden önemli gündem maddelerinden biri haline geldi.
İstanbul’da en kısa mesafede dahi yıllık servis ücretinin yaklaşık 40 bin TL’ye ulaşması, özellikle birden fazla öğrencisi bulunan aileler açısından okul ulaşım maliyetini daha da önemli hale getiriyor.
Öğretmenlere Önlük Zorunluluğu Geliyor: MEB 81 İle Yeni Eğitim Genelgesi Gönderdi
MEB, 2026-2027 eğitim öğretim yılı öncesinde 81 ile genelge gönderdi. Öğretmenlere önlük düzenlemesi, cep telefonu uygulaması, kayıt parası yasağı ve veli randevu sistemiyle ilgili yeni kararlar açıklandı.
Milli Eğitim Bakanlığı, 2026-2027 eğitim öğretim yılı öncesinde 81 ile gönderdiği genelgeyle okullarda uygulanacak yeni kuralları belirledi. Genelgede öğretmenler ve eğitim çalışanlarının önlük giymesi, öğrencilerin sınıfta cep telefonu bulundurmaması, veli görüşmelerinin randevu sistemiyle yapılması ve kayıt parası talep edilmemesi gibi dikkat çeken düzenlemeler yer aldı.
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin imzasıyla 81 ilin milli eğitim müdürlüğüne gönderilen genelgeyle, 14 Eylül 2026 tarihinde başlayacak 2026-2027 eğitim öğretim yılı öncesinde okullarda uygulanacak esaslar belirlendi.
Yeni dönemin en çok konuşulacak başlıklarından biri ise öğretmenlerin kılık ve kıyafetlerine ilişkin düzenleme oldu.
ÖĞRETMENLERE ÖNLÜK DÜZENLEMESİ
Genelgede eğitim kurumu yöneticileri, öğretmenler ve eğitim çalışanlarının görevlerini yerine getirirken öğretmenlik mesleğinin saygınlığına ve temsil sorumluluğuna uygun hareket etmeleri istendi.
Kılık ve kıyafette kamu hizmetinin ciddiyeti ile toplumsal hassasiyetlerin gözetilmesi gerektiği belirtilirken, eğitim yöneticileri, öğretmenler ve eğitim çalışanlarının önlük giyeceği ifade edildi.
Yeni uygulama konusunda eğitim öğretim yılı başında gerçekleştirilecek öğretmenler kurulu toplantılarında bilgilendirme yapılacak.
Uygulamanın takibi ise il ve ilçe milli eğitim müdürlükleri tarafından gerçekleştirilecek.
VELİLER OKULA RANDEVUYLA GİDECEK
Yeni dönemde okul güvenliğine ilişkin tedbirler de artırılıyor.
Veli görüşmelerinin ülke genelinde Okul Randevu Sistemi üzerinden planlanması öngörülüyor. Velilerin randevusuz okul ziyaretlerine izin verilmeyecek.
Öğrencinin velisi veya yasal vasisi olmayan kişilerin de okullara girişine izin verilmeyecek.
Okul ve öğrenci güvenliğini tehdit edebilecek ihbar ve şikâyetlerin değerlendirilerek gerekli önlemlerin hızla alınması istenirken, ilgili kurumlarla koordineli şekilde koruyucu ve önleyici tedbirlerin uygulanacağı belirtildi.
OKUL KAYITLARINDA PARA TALEP EDİLEMEYECEK
MEB genelgesinin dikkat çeken bir diğer bölümü ise okul kayıtları oldu.
Öğrenci kayıtları, 2026-2027 Eğitim ve Öğretim Yılı Adrese Dayalı Kayıt Sistemi kapsamında gerçekleştirilecek. Kayıtların e-Okul sistemi üzerinden elektronik ortamda otomatik olarak yapılacağı belirtildi.
Velilerden “kayıt parası” veya başka bir isim altında zorunlu ücret talep edilemeyecek.
Bu yönde Bakanlığa veya ilgili birimlere ulaşan şikâyetlerin takip edilerek gerekli işlemlerin yapılacağı bildirildi.
Ayrıca sınıf mevcutlarının dengeli dağıtılması ve fırsat eşitliğinin korunması amacıyla kayıt bölgelerinin dışından öğrenci kaydı yapılmaması istendi.
ÖĞRENCİLER İÇİN CEP TELEFONU UYGULAMASI DEVAM EDECEK
Okullarda cep telefonlarına yönelik mevcut uygulama yeni eğitim öğretim yılında da sürdürülecek.
Öğrencilerin sınıf içerisinde cep telefonu bulundurmamasına ilişkin uygulamaya devam edilecek. Öğretmenlerin de ders sırasında cep telefonu kullanmaması istendi.
Dijital bağımlılığa karşı öğrenci ve velilere yönelik bilinçlendirme çalışmalarına ağırlık verilecek.
Ödev ve öğrenci bilgilendirmelerinde ise Bakanlık tarafından belirlenen dijital platformların kullanılması esas alınacak.
ÜCRETSİZ KAYNAKLAR DIŞINDA MATERYAL KULLANDIRILMAYACAK
Velilerin eğitim masraflarını artırabilecek uygulamalara karşı da okullara uyarı yapıldı.
Milli Eğitim Bakanlığı tarafından ücretsiz dağıtılan kaynakların dışında başka materyallerin öğrencilere kullandırılmaması istendi.
Öğrenci ihtiyaçları konusunda velilerin belirli markalara veya yüksek fiyatlı ithal kırtasiye ürünlerine yönlendirilmesine izin verilmeyecek.
Yerli ürünlerin kullanılmasına imkân sağlanması ve velilere ek mali yük oluşturabilecek uygulamalardan kaçınılması istendi.
Okullarda ticari yönlendirme, reklam ve tanıtım organizasyonlarına da izin verilmeyecek.
2026-2027’NİN TEMASI “MAARİFİN KALBİNDE OYUN”
2026-2027 eğitim öğretim yılında “Maarifin Kalbinde Oyun” teması uygulanacak.
Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli kapsamında çocukların öğrenme, sosyalleşme, gelişim ve kendilerini ifade etme süreçlerinde oyunun öneminin artırılması hedefleniyor.
Öğrencilerin yaş ve gelişim özelliklerine uygun geleneksel çocuk oyunları ile güvenli ve kapsayıcı oyun etkinliklerinin eğitim süreçlerine daha fazla dahil edilmesi planlanıyor.
Okul-aile iş birliğinin güçlendirilmesi amacıyla “Ailemle Eğitim Yolculuğum” çalışmalarının da yeni dönemde devam edeceği belirtildi.
OKULLARDA SOSYAL MEDYA PAYLAŞIMLARINA DA DİKKAT EDİLECEK
Okullar tarafından gerçekleştirilecek tören, kutlama, anma ve mezuniyet etkinliklerinde kullanılacak müzik, video, broşür ve pankart gibi materyaller ilgili mevzuat doğrultusunda değerlendirilecek.
Okulların sosyal medya paylaşımlarında ise pedagojik ve etik ilkelerin gözetilmesi istendi.
Bakanlığın 81 ile gönderdiği genelgede yer alan düzenlemelerin uygulanması ve mevzuata aykırı işlemlerin önlenmesi için milli eğitim müdürlükleri süreci takip edecek.
Alparslan Kuytul’dan Süleymancılar Operasyonu Açıklaması: "Kayyum Atamaya Çok Alıştılar, Bu Dosyalar Siyasidir"
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından kamuoyunda "Süleymancılar" olarak bilinen cemaate yönelik 17 ilde düzenlenen ve aralarında Alhan Kuriş’in de bulunduğu 30 kişinin gözaltına alındığı operasyona ilişkin Alparslan Kuytul’dan çarpıcı açıklamalar geldi. Cuma Tefsir Dersi’nin "Soru-Cevap" bölümünde konuyu değerlendiren Kuytul, devletin kayyum politikalarını sert bir dille eleştirdi.
"Suçsuzlar İse Mücadele Etmeliler"
Operasyon haberini değerlendiren Kuytul, gözaltına alınan kişilerin suçlu olmaları halinde olay çıkarmaya gerek olmadığını belirterek, "Ama eğer suçsuzlar ise mücadele etmelidirler. Teslim olmasınlar," ifadelerini kullandı. Devlet ve hükümetin her cemaati susturamayacağını anlaması gerektiğini savunan Kuytul, "Cemaatin başına kimin geçeceğine devlet mi karar verecek? Çok fena alıştılar kayyum atamaya," diyerek tepkisini dile getirdi.
"Bize Yapılan Zulümlere Karşı Çıtları Çıkmamıştı"
Süleymancılar cemaatinin geçmişte kendilerine yönelik operasyonlar ve baskılar karşısında sessiz kaldığını hatırlatan Kuytul, sitemkar bir üslup kullanarak şunları söyledi: "Bugüne kadar bizim başımıza bir sürü olay geldi. Bir gün bir çıtlarını duymadık. Bize yapılan bunca zulme rağmen bir gün bir açıklamalarını duymadık. Olsun, herkes yanında olandan harcar."
"Bu Operasyonu Şüpheyle Karşılıyorum"
Geçmişteki sessizliklerine rağmen ilkesel bir duruş sergilediğini ifade eden Kuytul, Süleymancılar cemaatine yönelik bu son operasyonu şüpheyle karşıladığını belirtti. Konuşmasını toplumsal bir mesajla tamamlayan Kuytul, "İnşallah bundan sonrasında başkaları zulme uğradığında onları da savunmayı öğrenirler. Artık böyle bir ortamda olduğumuzu, bunların siyasi dosyalar olduğunu anlamalıyız ve her lafa inanmamalıyız," diyerek sürecin hukuki değil, siyasi bir zemin taşıdığını iddia etti.
Erkek Egemen Sektörde Bir Kadın Lider: Meral Kaplan İle İş Sağlığı, Güvenliği Ve Başarı Üzerine
NİLGÜN EGE ÖZEL RÖPORTAJ
Telenews TV ekranlarında yayınlanan "Başarı ve İnsan" programında bu hafta, akaryakıt ve enerji sektörünün öncü kurumlarından MSK Endüstriyel Enerji Sistemleri İşveren Vekili ve İş Sağlığı Güvenliği Uzmanı Meral Kaplan’ı ağırladık. Ağır sanayide kadın olmaktan iş güvenliği kültürüne, sıfır iş kazası hedefinden başarı yolculuğuna kadar ilham veren tüm detayları Arka Haber okurları için konuştuk.
Nilgün Ege: Efendim hoş geldiniz. Sektöre ve iş sağlığı güvenliğine dair detaylara geçeceğiz ancak öncelikle okurlarımız ve izleyenlerimiz için sizi tanıyalım. Meral Kaplan kimdir?
Meral Kaplan: Hoş bulduk Nilgün Hanım, teşekkür ederim. Dumlupınar Üniversitesi Sosyoloji bölümü mezunuyum. Aynı zamanda Anadolu Üniversitesi İş Sağlığı ve Güvenliği ön lisans ve Dumlupınar Üniversitesi İş Sağlığı ve Güvenliği yüksek lisans mezunuyum. Sosyolog kimliğimin yanında, aile şirketimiz olan MSK Endüstriyel Enerji Sistemleri’nde Yönetim Kurulu Üyesi ve İSG Departmanı Yöneticisi olarak görev yapmaktayım.
Nilgün Ege: Birçok unvanınız ve sorumluluğunuz var. Bunlarla baş etmek nasıl oluyor, bu dengeyi nasıl sağlıyorsunuz?
Meral Kaplan: Azim ve gayretle. Hedefler büyük olunca çalışma ve başarı da büyük oluyor. İnsan kendini nerede görmek isterse, oraya ulaşmak için o kadar çok emek vermeli. Benim hayattaki gayem kendimi hep en iyi noktaya taşımak; bu yüzden çok çalışıp üretmeye devam ediyorum.
Nilgün Ege: Programımızın ismi "Başarı ve İnsan". Meral Kaplan’a göre başarı nedir?
Meral Kaplan: Başarı öncelikle bir insanın hayalinin olmasıdır. Bu hayale ve hedeflere en disiplinli, en doğru ve en kararlı şekilde yürümektir. Elde ettiğiniz somut kazanımlar bu disiplinli yürüyüşün sonucudur. Benim için başarının temeli hayal kurmaktır.
Nilgün Ege: Hem iş güvenliği uzmanlığı yapıyorsunuz hem de akaryakıt gibi kadınların genellikle zorlandığı erkek egemen bir sektördesiniz. Neden akaryakıt sektörü?
Meral Kaplan: Akaryakıt sektörü ailemin ve benim tecrübelerimizle şekillenen bir alan. Bir kadın olarak sahada kesinlikle zorluk yaşamıyorum. Erkeklerin tecrübesiyle kendi bilgi donanımımı birleştirdiğimde ortaya çok daha büyük bir güç çıkıyor. İstasyonlara ve sahaya gittiğimizde kadın çalışan ve yönetici görmek takdir topluyor.
Nilgün Ege: Bu sektöre adım atmanızda ailenizin, özellikle babanızın etkisi oldu mu?
Meral Kaplan: Hem babamın hem de sektörde 15 yılını vermiş olan erkek kardeşim Emrah Bey’in çok büyük desteği oldu. Kardeşim bu sektörün öncülerindendir ve benim için çok kıymetli bir rehberdir. Onun yönlendirmesiyle bu alana girdim ve akaryakıt sektöründe İSG uzmanı oldum.
Nilgün Ege: Bir kadın olarak sahada hiç mi engelle karşılaşmadınız? Sert bir sektörde kendi renginizi nasıl kattınız?
Meral Kaplan: Sahaya kadın ya da erkek kimliğiyle değil, mesleki statümüz ve donanımımızla iniyoruz. Sahada 20 erkek personelle çalıştığımda kimse bana sadece "kadın" gözüyle bakmıyor; "Meral Hanım İSG uzmanı olarak bize ne öğretecek, bizden ne öğrenecek?" anlayışıyla yaklaşıyor. Kadınların getirdiği disiplin ve dikkat çok kıymetli. Ayrıca sosyolog kimliğim sayesinde insan davranışlarını doğru analiz edebiliyor ve çalışanlara nasıl yaklaşmam gerektiğini çok iyi biliyorum.
Nilgün Ege: Meral Kaplan’ı bugünlere getiren en büyük kırılma noktası nedir?
Meral Kaplan: Hayallerim, ideallerim ve ailemin koşulsuz desteği. Ben bir yerde durup yetinmeyi seven biri değilim. "Statü kazandım, burada kalayım" mantığı bana göre değil. Hep daha fazlasını öğrenmek ve kendime değer katmak isterim. En büyük etken ailemin inancı ve kendime her şeyin en güzelini layık görmemdir.
Nilgün Ege: Bareti ve yeleği çıkardığınızda nasıl bir Meral Kaplan var?
Meral Kaplan: Hayatı çok seven, doğayı ve ormanı seven, yaşamın her anını dolu dolu değerlendirmek isteyen bir Meral Kaplan var. Çocukluğumdan beri belirlediğim bir çizgi vardı; başarılı bir iş kadını olmak. Şu an o hayalin bir adım ötesindeyim ve hayal kurmaya devam ediyorum.
Nilgün Ege: Buradan gençlere ve kadın girişimcilere ne mesaj vermek istersiniz?
Meral Kaplan: Kesinlikle hayal kurmaktan ve vazgeçmemekten geri durmasınlar. Hayal etmek bedava ve başarının ilk adımıdır. Bir plan yapın, disiplinle uygulayın. Başarının yaşla ilgisi yoktur; kimi erken kimi geç ulaşır ama vazgeçmeyen mutlaka kazanır.
"TÜRKİYE'DE İSG KÜLTÜRÜ HIZLA GELİŞİYOR"
Nilgün Ege: Türkiye’de İş Sağlığı ve Güvenliği (İSG) uygulamalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Meral Kaplan: Türkiye’de İSG yasal düzenlemeler, işveren hassasiyeti ve çalışan bilinciyle ciddi bir yükselişte. İSG’yi ileriye taşıyacak olan da geriletecek olan da şirketler ve işverenlerdir. Kültürü ne kadar sahaya yansıtabilirsek o kadar yol alırız.
Nilgün Ege: Sektörde çokça telaffuz edilen "Sıfır İş Kazası" bir ütopya mı yoksa ulaşılabilir bir hedef mi?
Meral Kaplan: Kesinlikle gerçekçi bir hedeftir. İnsan ve işin olduğu yerde risk her zaman vardır ancak altyapıyı sağlam kurarsanız, personelin eğitimi tam olursa ve güvenlik önlemleri eksiksiz alınırsa kaza riskini sıfıra indirebilirsiniz.
Nilgün Ege: Çalışanlar baret, emniyet kemeri veya gözlük gibi koruyucu donanımları kullanmakta neden direnç gösteriyor?
Meral Kaplan: Çünkü çalışanlara sadece "Bunu tak" diyoruz, "Neden takmalısın?" sorusunun cevabını hissettirmiyoruz. O ekipmanı kullanmadığında başına gelebilecek olumsuzluğun kendisini, ailesini ve işyerini nasıl etkileyeceğini uygulamalı senaryolarla gösterdiğinizde bilinç kalıcı hale geliyor.
Nilgün Ege: Sahada sıkça duyduğumuz "Bana bir şey olmaz" algısını nasıl kıracağız?
Meral Kaplan: Bu yanılgı genellikle tecrübeli personelde ortaya çıkıyor. Tecrübesiz çalışan bilmediği için temkinli davranırken, tecrübeli personel her işi yapabileceğini düşünüp sınırları zorlayabiliyor ve kazaya açık hale geliyor. Bunun önüne geçmek için saha kurallarını, teknik yeterliliği ve İSG bilincini eksiksiz tutuyoruz.
Nilgün Ege: Uzman olarak sahada hiç işi durdurduğunuz oldu mu?
Meral Kaplan: Evet, oldu. Benim için en önemli kriter çalışanın psikolojik durumudur. Zihni işte olmayan insan hata yapar. Bir çalışmamız sırasında su sıçraması sebebiyle üstü tamamen ıslanan ve motivasyonu düşen personelimin talebiyle işi derhal durdurdum. Maddi kayıp gözetmeksizin ekibi dinlenmeye gönderdim; çünkü odaklanma olmadan güvenlik sağlanamaz.
Nilgün Ege: Sahadaki eğitim süreçleriniz nasıl işliyor?
Meral Kaplan: Yazılı prosedürlerimiz var ancak sadece ofis içi eğitim yeterli olmaz. Saha oryantasyonu şarttır. Personelimiz sahada birebir uygulamalı eğitim alıp tam not almadan bağımsız çalışamaz. Ayrıca kurallara en çok uyan ve denetimlerden tam puan alan çalışanlarımızı her ay ödüllendirerek motivasyonu yüksek tutuyoruz.
Nilgün Ege: Olası bir ramak kala olayında veya kriz anında ilk adımınız ne oluyor?
Meral Kaplan: Bir olay yaşandığında benim için en son sorumlu çalışandır. Önce yönetime bakarız: "Biz neyi eksik planladık?" Ardından İSG süreçlerine, sonra ekipmanlara bakarız. En son çalışana geliriz. Hatanın kaynağına göre ya yeni bir ekipman temin ederiz ya da canlandırmalı saha eğitimleriyle aynı durumun tekrarlanmasını engelleriz.
"AKARYAKITTA DİKKATSİZLİK VE KIVILCIM EN BÜYÜK TEHLİKE"
Nilgün Ege: Akaryakıt sektöründe karşılaşılan başlıca riskler nelerdir?
Meral Kaplan: Parlama ve patlama, yakıt sızıntısı, statik elektrik, kimyasal maruziyet ve istasyon içi araç trafiği en büyük tehlikelerimizdir. İstasyonlarda sigara yasağı ve telefonların kısıtlanması hayati önem taşır. Telefonlar dikkat dağınıklığı yaratmanın yanı sıra elektriksel ark riski taşır; bu yüzden ekiplerimiz sahada cihazlarını uçak modunda kullanır.
Nilgün Ege: Yakıt dolumu sırasında araç motorunun kapatılması neden zorunludur?
Meral Kaplan: Dolum esnasında oluşabilecek en ufak bir yakıt sızıntısı veya buharlaşma, çalışan motorun sıcaklığı ve elektriksel aksamıyla temas ettiğinde patlama riski doğurur.
Nilgün Ege: Akaryakıt yangınlarına neden suyla müdahale edilmez?
Meral Kaplan: Su, yakıtı söndürmez; aksine suyun üzerinde yüzen yakıtın daha geniş alanlara yayılmasına ve yangının büyümesine neden olur. Ayrıca kaygan zemin oluşturur. Bu tür yangınlara kuru kimyevi tozlu yangın tüpleri veya özel kum havuzlarıyla müdahale edilmelidir.
HIZLI SORULAR - TEK CEVAP
Saha mı, masa başı mı? Saha.
Kural mı, empati mi? Empati.
Plan mı, kriz çözmek mi? Kriz çözmek.
Uyarmak mı, işi durdurmak mı? İşi durdurmak.
Ceza mı, ödül mü? Ödül.
Teori mi, pratik tecrübe mi? Pratik tecrübe.
Disiplin mi, motivasyon mu? Disiplin.
Mevzuat mı, saha mantığı mı? Saha mantığı.
Erken kalkan mı, gece çalışan mı? Erken kalkan.
Çay mı, kahve mi? Kahve.
Risk almak mı, garantiye gitmek mi? Garantiye gitmek (ama yenilik için kontrollü risk).
Görsellik mi, işlevsellik mi? Görsellik.
Yazılı kural mı, kulaktan kulağa kültür mü? Yazılı kural.
Şantiye mi, ofis trafiği mi? Şantiye.
Mantık mı, hisler mi? Mantık.
İSG’nin tek kelimelik tanımı? Güvenlik.
Meral Kaplan’ı anlatan tek kelime? Hayatı sevmek.
Başarının tek kelimelik tanımı? Disiplinli çalışmak.
Nilgün Ege: Meral Kaplan’ın bundan sonraki en büyük kariyer hedefi nedir?
Meral Kaplan: Hedeflerim her yıl gelişerek büyüyor. Türkiye’nin 81 ilinde denetimler yapıyoruz ancak şimdiki hedefim uluslararası alanda baş denetçi olmak ve bu alandaki tecrübemizi küresel standartlara taşımak.
Nilgün Ege: Bu değerli ve ufuk açıcı sohbet için çok teşekkür ederim. Eklemek istediğiniz son bir söz var mı?
Meral Kaplan: Bu güzel programa beni konuk ettiğiniz için ben teşekkür ederim Nilgün Hanım. Başarıya ulaşmak kolay değil ama imkansız da değil. Önemli olan disiplini elden bırakmamak ve hayallerin peşinden koşmaktan asla vazgeçmemektir.
Nilgün Ege: Ağzınıza, emeğinize sağlık. Unutmayalım ki en büyük başarı, günün sonunda sahadan evimize sevdiklerimizin yanına sağlıklı ve güvenle dönebilmektir.
NİLGÜN EGE İLE ARKA HABER'DEN NOTLAR
Kadın emeğinin, disiplinin ve tavizsiz bir güvenlik anlayışının ağır sanayide neleri dönüştürebildiğine bir kez daha şahit olduk. Sevgili Meral Kaplan’ın da altını çizdiği gibi; sahada ne kadar büyük işler başarırsak başaralım, en kıymetli zafer günün sonunda evimize, ailemize ve sevdiklerimize sapasağlam dönebilmektir.
Hayallerinden vazgeçmeyen, üreten, sektöre vizyon katan güçlü kadınların ve sahadaki görünmez kahramanların başarı hikayelerini konuşmaya devam edeceğiz.
Arka Haber'de, hayatın tam arkasındaki gerçeklerde kalın...
Eski Bakan Denizolgun’un Ölümünde Yeni Gelişme: Mezarı Açılacak
Eski Ulaştırma Bakanı Arif Ahmet Denizolgun’un 2016 yılındaki ölümüne ilişkin yürütülen soruşturmada dikkat çeken bir karar alındı. Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talebi üzerine “feth-i kabir” kararı verilirken, Denizolgun’un gerçek ölüm nedeninin yeniden yapılacak adli incelemelerle araştırılması bekleniyor.
İSTANBUL – Eski Ulaştırma Bakanı Arif Ahmet Denizolgun’un yaklaşık 10 yıl önce gerçekleşen ölümüne ilişkin soruşturmada yeni bir aşamaya geçildi.
Denizolgun’un ölümüne yönelik iddia ve şikâyetler üzerine yürütülen soruşturma kapsamında, mezarının açılarak yeniden adli inceleme yapılmasına karar verildi.
BAŞSAVCILIK FETH-İ KABİR TALEP ETTİ
Denizolgun’un yeğenlerinin suç duyurusunun ardından Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturmalar kapsamında, ölüm nedeninin yeniden araştırılması gündeme geldi.
Başsavcılık, Denizolgun’un mezarının açılması ve ölüm sebebinin yeniden incelenmesi için talepte bulundu. Talebin değerlendirilmesinin ardından feth-i kabir kararı alındı.
Başsavcılık tarafından yapılan açıklamada, Denizolgun’un ölümü ve daha önce gerçekleştirilen otopsi işlemlerine ilişkin şüphe iddiaları bulunduğu belirtilerek, gerçek ölüm sebebinin belirlenebilmesi amacıyla yeniden inceleme yapılacağı bildirildi.
MEZARININ 19 AĞUSTOS’TA AÇILMASI BEKLENİYOR
Alınan karar doğrultusunda Denizolgun’un mezarının açılarak naaşı üzerinde yeniden adli inceleme yapılması bekleniyor.
Feth-i kabir işleminin 19 Ağustos 2026 Çarşamba günü saat 08.30’da gerçekleştirilmesinin planlandığı bildirildi.
Yapılacak incelemelerde Denizolgun’un ölüm nedenine ilişkin yeni bilimsel ve adli bulguların bulunup bulunmadığı araştırılacak.
ÖLÜMÜNE İLİŞKİN İDDİALAR YENİDEN GÜNDEME GELDİ
Denizolgun’un ölümüne ilişkin şüphe ve iddialar, Alihan Kuriş’e yönelik yürütülen soruşturmanın ardından yeniden kamuoyunun gündemine taşındı.
Kuriş’in söz konusu soruşturma kapsamında tutuklanmasının ardından, Denizolgun’un 2016 yılındaki ölümüne ilişkin geçmişte dile getirilen iddialar da yeniden tartışılmaya başlandı.
Ancak Denizolgun’un ölümünde herhangi bir dış müdahale bulunduğuna ilişkin kesinleşmiş bir adli tespit bulunmuyor. Yapılacak yeni adli incelemenin, ölüm nedenine ilişkin soru işaretlerinin aydınlatılmasına katkı sağlaması bekleniyor.
ARİF AHMET DENİZOLGUN KİMDİR?
11 Mayıs 1956 doğumlu olan Arif Ahmet Denizolgun, mimarlık mesleğinin yanı sıra siyaset alanında da görev yaptı.
Refah Partisi’nde siyasete başlayan Denizolgun, 1995 genel seçimlerinde Antalya Milletvekili seçilerek Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne girdi.
28 Şubat sürecinin ardından siyasi yaşamını bağımsız olarak sürdüren Denizolgun, ANASOL-D Hükümeti döneminde Ulaştırma Bakanlığı görevinde bulundu.
Denizolgun, 6 Eylül 2016 tarihinde hayatını kaybetti.
İstanbul Merkezli 8 İlde “Şeker Soruşturması”: 25 Şirkete İşlem, 47 Şüpheli İfadeye Çağrıldı
İstanbul merkezli 8 ilde yürütülen Şeker Soruşturması kapsamında 25 şirkete ait 26 adreste arama yapıldı. 47 şüpheli ifadeye çağrıldı.
İstanbul merkezli 8 ilde nişasta bazlı şeker üretimi ve ticaretine yönelik geniş kapsamlı bir soruşturma başlatıldı. Adalet Bakanı Akın Gürlek’in açıklamasına göre, 25 şirkete ait 26 adreste arama ve evraka el koyma işlemi gerçekleştirildi. Şirket yöneticisi olduğu belirtilen 47 şüpheli ise ifadeye çağrıldı.
8 İLDE EŞ ZAMANLI “ŞEKER SORUŞTURMASI”
Adalet Bakanı Akın Gürlek, nişasta bazlı şeker üretimi ve ticareti yapan bazı firmalara yönelik yürütülen soruşturmaya ilişkin açıklama yaptı.
Gürlek’in verdiği bilgilere göre; Tarım ve Orman Bakanlığı Şeker Dairesi Başkanlığı tarafından gerçekleştirilen denetimler ile Hazine ve Maliye Bakanlığı Vergi Denetim Kurulu Başkanlığının incelemeleri sonucunda bazı firmalar hakkında dikkat çeken tespitlere ulaşıldı.
Açıklamada, bazı firmaların Şeker Kanunu ile belirlenen kota ve iç piyasa satış sınırlamalarını ihlal ederek iç piyasaya arz edilmemesi gereken nişasta bazlı şeker niteliğindeki ürünleri piyasaya sürdüklerinin tespit edildiği belirtildi.
ÜRÜNLERİN FARKLI İSİMLERLE FATURALANDIRILDIĞI İDDİASI
Yapılan incelemelerde bazı ürünlerin gerçek niteliğinin “maltodekstrin”, “glukoz”, “nişasta” ve “fruktoz” gibi farklı isimlerle faturalandırılarak gizlendiği öne sürüldü.
Açıklamaya göre, bazı işlemlerde faturada gösterilen ürün ile fiilen teslim edilen ürünün cinsi arasında farklılıklar bulunduğu tespit edildi.
Söz konusu bulgular üzerine İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosu koordinesinde, İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerince “Şeker Soruşturması” kapsamında eş zamanlı adli işlemler başlatıldı.
25 ŞİRKETE AİT 26 ADRESTE ARAMA
Soruşturma kapsamında İstanbul, Kocaeli, Sakarya, Ankara, Konya, İzmir, Gaziantep ve Adana olmak üzere 8 ilde operasyon gerçekleştirildi.
Gürlek’in açıklamasına göre, 25 şirkete yönelik 26 adreste arama ve evraka el koyma işlemleri yapıldı. Şirket yöneticisi olarak belirlenen 47 şüpheli ise çağrı yoluyla ifadeye çağrıldı.
SORUŞTURMA ÇOK SAYIDA SUÇ YÖNÜNDEN SÜRÜYOR
Soruşturmanın;
- Bozulmuş veya değiştirilmiş gıda veya ilaçların ticareti,
- Vergi Usul Kanunu kapsamında vergi kaçakçılığı,
- Muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge düzenleme veya kullanma,
- Özel belgede sahtecilik,
- Fiyatları etkileme
suçları yönünden çok yönlü olarak sürdürüldüğü bildirildi.
GÜRLEK: “HUKUK ÖNÜNDE HESABINI VERECEKTİR”
Adalet Bakanı Akın Gürlek, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde vatandaşların sağlığını, devletin vergi gelirlerini ve ekonomik düzeni hedef alan yasa dışı faaliyetlerle mücadelenin sürdürüleceğini belirtti.
Gürlek açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
“Halk sağlığını tehlikeye atan, vatandaşlarımızı yanıltan, devletimizi vergi kaybına uğratan ve hukuka aykırı kazanç elde etmeye çalışan kim olursa olsun, hukuk önünde hesabını verecektir.”
Soruşturmanın İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından çok yönlü olarak sürdürüldüğü bildirildi.
İlk Yorum yapan siz olun!