İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, TBMM grup toplantısında; “Önümüzdeki seçimlere 81 ilde, hür ve müstakil olarak, yani özgür ve bağımsız olarak, girme kararımızdan sonra rahatsızlık artık ayyuka çıktı. Kimse kusura bakmasın. Rahatsız etmeye aynen devam edeceğiz. Türkiye’yi kısır döngüye mahkûm eden bu eğri düzene çomak sokmaya devam edeceğiz. ‘Yolumuza hür ve müstakil olarak devam edeceğiz’ diyerek statükodan beslenenlerin düzenlerini bozduk. Bizim sırtımızdan kariyer planı yapanların ama teşekkürü başkalarına edenlerin planlarını bozduk. Sayemizde makamları, mevkileri cepte görenlerin kimyalarını bozduk. Nitekim operasyonların, dümenlerin ardı arkası kesilmiyor. Çünkü, korkuyorlar” dedi.
İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, TBMM grup toplantısında; “Önümüzdeki seçimlere 81 ilde, hür ve müstakil olarak, yani özgür ve bağımsız olarak, girme kararımızdan sonra rahatsızlık artık ayyuka çıktı. Kimse kusura bakmasın. Rahatsız etmeye aynen devam edeceğiz. Türkiye’yi kısır döngüye mahkûm eden bu eğri düzene çomak sokmaya devam edeceğiz. ‘Yolumuza hür ve müstakil olarak devam edeceğiz’ diyerek statükodan beslenenlerin düzenlerini bozduk. Bizim sırtımızdan kariyer planı yapanların ama teşekkürü başkalarına edenlerin planlarını bozduk. Sayemizde makamları, mevkileri cepte görenlerin kimyalarını bozduk. Nitekim operasyonların, dümenlerin ardı arkası kesilmiyor. Çünkü, korkuyorlar” dedi.
İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, bugün TBMM grup toplantısında konuştu. Akşener’in, konuşmasının öncesinde; Marmaraereğlisi Belediye Başkan Adayı Zekin Uzun, Çorlu Belediye Başkan Adayı Akın Yılmaz, Hayrabolu Belediye Başkan Adayı Muhittin İzgi, Çerkezköy Belediye Başkan Adayı Yasemin Altın Erseçkin, Patnos Belediye Başkan Adayı Müslim Coşkun, Doğubeyazıt Belediye Başkan Adayı Zeki Gözegir, Ekinözü Belediye Başkan Adayı Şevki Özer, Dulkadiroğlu Belediye Başkan Adayı Selahattin Can, Marmaris Belediye Başkan Adayı Ali Acar, Keçiören Belediye Başkan Adayı Kemal Babuccu ve Niğde Belediye Başkan Adayı Naim Eren olarak açıklandı. Akşener, toplantıda şöyle konuştu:
"BİR YIL BOYUNCA SİNAN ATEŞİN KATİLLERİNİN TAM OLARAK KİM OLDUĞU, BİR TÜRLÜ BULUNAMADI”
“Tutuklu milliyetçi gazeteciler, Süha Çardaklı ve Serkan Kafkas’ın bugün mahkemeleri vardı. Umarım onlar için hukuk, hukukun üstünlüğü, adalet işler. Buradan onların hâlâ tutuklu olduğuna dikkat çekmek istiyorum. Rahmetli Sinan Ateş’in katledilişinin sene-i devriyesi 30.12.2022. Allah mekanını cennet etsin. Bir yıl boyunca katillerinin tam olarak kim olduğu, bir türlü bulunamadı. Bundan sonraki fasılda umarım katledenlerin kim olduğu, niçin katlettikleri ortaya çıkar. Ayşe Ateş, siyasetin hiçbir yerine bulaşmadan sadece katledildiği yerde, katledildiği gün bir hatırlatma, acısını paylaşacağı bir açıklama yapacak. İYİ Parti kimliğinizle değil ama katledilen bir gencin, bir akademisyenin çoluğuna, çocuğuna destek olmak amaçlı arkadaşlarımızın o gün orada olmasını ben sizlerden talep ediyorum. İnsan olarak orada olacaksınız; anne, baba, kardeş, evlat gibi bir hisle orada olacaksınız.
"12 İLİMİZDE; 12 YİĞİDİMİZ, 12 CANIMIZ, 12 EVLADIMIZ… RUHLARI ŞAD, MEKÂNLARI CENNET OLSUN”
Hepimizin yüreğini yakan, acı günlerden geçiyoruz. Evlere, ocaklara ateş düşüyor. Gencecik fidanlarımız, evlatlarımız, Mehmetçiklerimiz toprağa düşüyor. Afyonkarahisar’dan Ramazan Günay, Denizli’den Mehmet Serinkan, Zonguldak’tan İsmail Yazıcı, Tokat’tan Yasin Karaca, Sinop’tan Çağatay Erenoğlu, Malatya’dan Emre Taşkın, Şanlıurfa’dan Abdülkadir İyem, Yozgat’tan Ahmet Arslan, Mardin’den Cebrail Dündar, Kırıkkale’den Semih Yılmaz, Elazığ’dan Kemal Aslan, Manisa’dan Enis Budak. 12 ilimizde; 12 yiğidimiz, 12 canımız, 12 evladımız… Ruhları şad, mekânları cennet olsun. Yüce Allah onları, peygamber efendimize komşu kılsın. Ne diyor şair? ‘Uludağ, Erciyes, Ağrı, Süphan’a inersen, çıkarsan bu vatan senin. Sivas’tan Hatay’a, Ağrı’dan Van’a şefkatle bakarsan, bu vatan senin. İmzan varsa tarihinde dününde, set oldunsa düşmanların önünde, milleti kahreden acı gününde, gözyaşı dökersen bu vatan senin.’ Bu vatan sıvasız, kerpiç duvarların arasında, al bayrak asılı evlerde oturanlarındır. Bu vatan, ‘Cesaret dağında, korku rüzgârı esmez’ diyerek şehadete yürüyen yiğitlerindir. Bu vatan bisiklete bile bindirmekten sakındığı evladının şehit düştüğünü, ‘Vatan sağ olsun’ diyerek göğüsleyen, yüreği yaralı şehit analarınındır. Velhasıl, bu vatan tarihin her döneminde, her şartta, her türlü zorluğa karşı tek vücut, tek yumruk, dimdik duran büyük Türk milletinindir.
"KENDİ EVLATLARINA MİLLÎ YAS İLAN ETMEYİ ÇOK GÖREN BİR BÜYÜK VİCDANSIZLIKLA MÜCADELE EDİYORUZ”
Dolayısıyla bizler de bu vatanın sahiplerine, aziz milletimize, çok şey borçluyuz. Gazi Meclisimizin çatısı altında taşıdığımız sorumluluk çok büyük. Memleketimizin bugünkü şartları içerisinde vazifemiz, her zamankinden çok daha önemli. Düşünün ki 24 saatte, 12 şehit verdiğimiz millî bir acıda bile, kendi evlatlarına millî yas ilan etmeyi çok gören bir büyük vicdansızlıkla mücadele ediyoruz. Terörle mücadelede bile, hamasetin arkasına sığınan bir büyük ciddiyetsizlikle mücadele ediyoruz. Çok değil, daha 1 yıl önce, ‘Şu kadar terörist kaldı. Ayakkabı numaralarını bile biliyoruz. Terörü bitirdik’ diye milletimize yalan söyleyen, dün verdikleri sözlerin bugün hesabını veremeyen bir büyük basiretsizlikle mücadele ediyoruz. Ve ne yazık ki sadece iktidarla da mücadele etmiyoruz. Biz aynı zamanda, milletin vicdanını temsil eden bu kutlu çatının altında, PKK terörünü aklama peşine düşenlerle de mücadele ediyoruz. Terörist başına methiyeler düzme yarışına girenlerle de mücadele ediyoruz. Haine, ‘hain’ diyemeyen, sözde demokrasi havarisi riyakarlarla; oy kazanma uğruna bölücülüğe ses çıkaramayan koltuk meraklısı fırsatçılarla da mücadele ediyoruz.
"ADI SÜREKLİ DEĞİŞEN AMA TERÖRİST BAŞINA DUYDUĞU SEVDASI BİR TÜRLÜ DEĞİŞMEYEN BİR SÖZDE SİYASİ PARTİNİN BİZİM GÖZÜMÜZDE SİYASİ MEŞRUİYETİ YOKTUR”
İşte bu yüzden, İYİ Parti olarak sonda söyleyeceğimizi, en başta söyleyelim: Adı sürekli olarak değişen ama terörist başına duyduğu sevdası bir türlü değişmeyen, bir sözde siyasi partinin bizim gözümüzde siyasi meşruiyeti yoktur. Kürt vatandaşlarımızı, kendilerine kalkan olarak kullanıp terörü aklamaya kalkanların Gazi Meclisimizde yeri yoktur. ‘Öcalan, Kürtlerin bir değeridir’ diye yapılan bir açıklamanın da emir aldıkları hainlerin dışında, bu vatanın hiçbir evladında karşılığı yoktur. Biz, İYİ Parti olarak on binlerce insanımızı katleden bir caninin ‘Kürtlerin bir değeri’ olarak pazarlanmasını asla kabul etmiyoruz. Çünkü bizim için Kürtler, elinde on binlerin kanı olan bir teröristle aynı cümlede anılamayacak kadar değerlidir. Çünkü Kürtler merttir, namusludur, vicdanlıdır. Kürtler, bu vatanın has ve şerefli evlatlarıdır.
"'KÜRTLERİN BİR DEĞERİ’ DİYE PAZARLANMAK İSTENEN BU CANİ, ÇARŞIDA PAZARDA BOMBALAR PATLATIP BİNLERCE MASUMUN CANINA KIYDI. BU MUDUR KÜRTLERİN DEĞERİ”
Belli ki unutulmuş, o nedenle hatırlatmakta fayda görüyorum: ‘Kürtlerin bir değeri’ diye pazarlanmak istenen bu cani, çarşıda pazarda bombalar patlatıp binlerce masumun canına kıydı. Bu mudur Kürtlerin değeri? Bu cani, sırf turizmi baltalamak için ormanları yaktı. Bu mudur Kürtlerin değeri? Bu cani, beşiğinde uyuyan bebekleri bile katletti. Bu mudur Kürtlerin değeri? Yere, göğe sığdıramadıkları o sözde ‘değer’, sorgu sırasında ‘Beni idam etmeyin. Devlete her türlü yardımı yapacağım. Bildiklerimin hepsini size anlatacağım’ demişti. Yunanistan’ın bomba eğitimi verdiğini, İtalya’nın plastik mayın sağladığını, Ermenistan’ın kamplara lojistik destek verdiğini, Suriye’nin de hem lojistik hem de silahlı yardım yaptığını bir bir anlatmıştı. Yani, bundan 24 sene önce, ‘değer’ diye ambalajladıkları o katil, PKK’nın Türkiye’yi zayıflatmak için kullanılan bir maşa olduğunu aynı söylediği gibi tek tek anlatmıştı.
"ONLAR, TERÖR PROPAGANDASINDAN VAZGEÇMİYORLAR. ‘DEMOKRASİ’ DİYE AMBALAJLAYIP KURUCU DEĞERLERİMİZE SALDIRMAKTAN VAZGEÇMİYORLAR”
Biz; Kürt çocukları okusun, iş sahibi olsun, kendi ayakları üzerinde duran özgür bireyler olsun istiyoruz. Gençlerimizin umudu olsun, yoksullukla terör arasına sıkışmasın istiyoruz. Memleketin, batısı da doğusu da kuzeyi de güneyi de hep birlikte kalkınsın istiyoruz. Diyarbakır’ın da Hakkari’nin de Muş’un da huzura ve refaha kavuşmasını istiyoruz. Hepimiz için hukuk, hepimiz için adalet istiyoruz. Çünkü biz, bu cennet vatanda birlikte, kardeşçe yaşamak istiyoruz. Ama onlar, terör propagandasından vazgeçmiyorlar. ‘Demokrasi’ diye ambalajlayıp kurucu değerlerimize saldırmaktan vazgeçmiyorlar. Her fırsatta, her yerde bu caniye methiyeler dizip milletimize hakaret etmekten vazgeçmiyorlar. Ben bu ülkede uzun yıllar politika yaptım. Siyasetin içindeyim, tam 30 yıl olmuş. PKK ile en ağır mücadeleyi veren bir iktidar partisinin mensubu olarak siyasete başladım ve Cenabı Hakk bana aynı zamanda İçişleri Bakanlığı görevini nasip etti. Aynı zamanda Güneydoğu’yu çalışmış bir hocayım ben. Şimdi bütün bu bilgilerin ışığında bugüne kadar hep söylediğim bir şey oldu: Güneydoğu’daki Kürt aileler olmasaydı bugün nasıl bir Türkiye ile karşı karşıya olurduk? O insanların koruculukları tercih etmeleri, şehit olmaları, gazi olmaları, evlatlarını gözünü kırpmadan şehadet makamına dualarla uğurlamaları, eşi, oğlu şehit oldu; silahını kapıp mücadele eden kadınlar biliyorum ben Güneydoğu’da. Dolayısıyla yüce Meclisimizde yapılan konuşmalar, bu ülkenin has evlatlarını, Güneydoğu’nun sınırlarımız içerisinde bir bütün olarak kalması için can vermiş o insanlara en büyük hakarettir.
"TERÖRİST BAŞINI LİDER, PKK’YI PUSULA, KÜRTLERİ DE PAZARLIKTA KULLANILACAK KALDIRAÇ GÖREN BU KİRLİ ZİHNİYETİ REDDEDİYORUZ”
Buradaki asıl sorun, ne Türkiye’yle ne de Türk Milleti’yle zaten hiçbir bağı olmayan bu uzaktan kumandalı şer odağı değildir. Asıl sorun onlara bu cüreti verenlerdir. Bir belediye kazanmak uğruna, teröristin mektubunu okutanlardır. Açılım sürecinde, utanmadan teröristten Gandi çıkarmaya çalışanlardır. Oy uğruna şekilden şekle giren partiler, kimi kapının arkasında kimi de kapının önünde yapılan diplomasiler, her seçim öncesinde kapılarında paspas olan siyasetçilerdir. Ve nitekim, maşanın da maşası olan bu siyasi parti görünümlü yapıyı, her seçimde bir aktör haline getiren de ‘ittifak’ diye diye, insanımızı bir rakama indirgeyen bu yozlaşmış kutup siyasetinin ta kendisidir. Biz; terörist başını lider, PKK’yı pusula, Kürtleri de pazarlıkta kullanılacak kaldıraç gören bu kirli zihniyeti reddediyoruz. Alın, o oylar sizin olsun. Alın, Türkiye düşmanlarına pirim veren pısırık siyasetiniz sizin olsun. Alın, bölücülüğe yol veren yılışık siyasetiniz sizin olsun. Buradan iktidara seslenmek istiyorum: Bugün eğer, millet iradesinin tecelligâhı Gazi Meclisimizin kürsüsünden terör propagandası yapılabiliyorsa; federasyon, özerklik, çok ulusluluk çıkışlarına sessiz; dudakları, kulakları, dili lal olmuş kalınıyorsa burada en çok da sizin sorumluluğunuz var. Eğer terörle gerçekten mücadelede etmek istiyorsanız, öncelikle siyasetten terörün gölgesini kaldırmak için adım atın.
"ÖNÜMÜZDEKİ SEÇİMLER BİR MİLAT OLSUN. YSK, MİLLETİMİZİN ÖNÜNE TERÖRLE İLTİSAKLI ADAYLARI ÇIKARTMASIN”
Bakın, önümüzde yerel seçimler var. Bu seçimde geçtiğimiz yıllarda yaptığınız gibi, önce terör sempatizanlarının aday olmasına izin verip seçildikten sonra da kayyım atama kurnazlığından vazgeçin. Millet iradesini çiğnemeyin. Demokrasimizi daha fazla kirletmeyin. Madem terörle mücadele etmek istiyorsunuz o zaman, terörle iltisaklı olan kişilerin aday olmasına göz yummayın, mani olun. Bunu sağlamak için elinizde devletin tüm imkânları var. Güvenlik kurumlarımızın kaynakları var. Eğer samimiyseniz kayyım meselesi üzerinden gizli pazarlıkları bırakın, buyurun, gereğini yapın. Milletimizi de bu Karagöz Hacıvat oyunuyla daha fazla oyalamayın. Mesela, bir siyasetçinin aday olabilmesi için geçtiği bir güvenlik soruşturması var. Ama ne hikmetse adaylık esnasında bulunamayan suçlar, aday olan kişi seçildikten sonra anında bulunabiliyor. Biz de diyoruz ki önümüzdeki seçimler bir milat olsun. 31 Mart’ta, Yüksek Seçim Kurulu (YSK), milletimizin önüne terörle iltisaklı adayları çıkartmasın. Seçimlerden sonra yaptığınız ‘derinlikli’ soruşturmaları, bu sefer seçimlerden önce yapın. Eğer rahatsızlığınızda ciddiyseniz kürsülerden hamasi nutuklar atıp şikâyet etmek yerine, devleti yönetmenin gereğini yapın. Biz varız. Buyurun, hodri meydan!
"BİR YANDA SEÇİMLER ÖNCESİNDE DEM’LİLERE ŞİRİN GÖZÜKMEK İÇİN SUSANLAR VAR; DİĞER YANDAYSA BERABER YOL YÜRÜDÜĞÜ HÜDAPAR’IN ANAYASA’MIZA MEYDAN OKUMASINA SUSANLAR VAR”
Ülkemizi yıllardır, ‘40 katır mı, 40 satır mı’ diye ucube bir tercihe zorlayan dayatmacı siyaset, bugün de Türk milletini terör sevicileriyle Cumhuriyet düşmanları arasına mahkûm etmeye çalışıyor. Gazi Meclisimizin kürsüsünden bir yandan terör propagandası yapılırken diğer yandan da eyalet sistemi, özerklik ve federasyon nidaları atılıyor. Ama ne hikmetse bu iki hadsizliğe de aynı güçle itiraz eden, aynı güçle had bildiren, aynı güçle karşı çıkan tek siyasi parti İYİ Parti. Bizim dışımızda kimseden tık yok. Gerçekten ibretlik. Miting meydanlarında, mangalda kül bırakmayanlar tavana bakıp ıslık çalıyor. ‘Cumhuriyeti biz kurduk’ diye gezenler uslu uslu oturuyor. Her fırsatta bize milliyetçilik nutukları atanlar çareyi arazi olmakta arıyor. Bir yanda belediye seçimleri öncesinde DEM’lilere şirin gözükmek için susanlar var; diğer yandaysa beraber yol yürüdüğü, hatta bütçe savunmasını bile yaptırdığı HÜDAPAR’ın Anayasa’mıza meydan okumasına susanlar var.
Ancak herkes şunu çok iyi bilsin ki herkes sussa da biz, İYİ Parti olarak asla susmayacağız. Bu iki yüzlü tiyatroya asla sessiz kalmayacağız. Ne Türklüğümüze ne Cumhuriyetimize ne de devletimizin bütünlüğüne dil uzattırmayacağız. Çünkü artık Türk siyaseti için esaret bitmiştir.
“EĞİTİM SİSTEMİNİ TARİKATLARA EMANET EDEN MİLLÎ EĞİTİM BAKANI BİLE KONUŞULMADI”
Aslında bu saldırıların iki amacı var: Bir taraftan İYİ Parti’nin önünü kesmeye çalışıyorlar. Diğer taraftan da ülkemizin asıl gündeminin üzerini örtmeye çalışıyorlar. Mesela bu süreçte, İYİ Parti konuşulurken 2024 bütçesindeki inanılmaz hatalar konuşulmadı. İktidarın çalışanlarımızı dolandırma girişimi konuşulmadı. Eğitim sistemini tarikatlara emanet eden Millî Eğitim Bakanı bile konuşulmadı. Ama kimse merak etmesin. Biz, İYİ Parti olarak hepsini konuşacağız. Öncelikle, gözümüzün önünde resmen anayasa suçu işleyen Millî Eğitim Bakanı’na değinmek istiyorum. Bütçe görüşmeleri sırasında, Bakanlığın tarikat ve cemaatlere ayırdığı bütçeyi savunmak için bu arkadaş, çıktı ve dedi ki: ‘Sizin tarikat, cemaat dediğiniz; bizim STK dediğimiz yapılarla protokol yapmaya devam edeceğiz. Çünkü onlar, çocukların dağa çıkmasını engelliyor. Çocuklarımın dağa çıkmaması için buna devam edeceğim.’ Bu nasıl bir rezalet? Şu rezalete bakar mısınız? Şu aymazlığa, şu ciddiyetsizliğe bakar mısınız? Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni düşürdükleri şu duruma bakar mısınız? Yazıklar olsun. Sayın Bakan, belli ki siz bilmiyorsunuz ama ben hatırlatayım: Anayasa’mızdaki eğitime ilişkin maddeler gayet açıktır. Eğitim, devletin gözetim ve denetimi altında yapılır. Çocuklarımızın eşit şartlarda yetişmesini sağlamak, onlara çağın gereklerine uygun bir eğitim vermek ve hür bireyler olarak yetiştirmek için eğitimi devletin üstlenmesi şarttır.
"EĞER Kİ 1 TRİLYONU AŞAN BÜTÇENİZLE SİZİN YAPAMADIĞINIZI BİR CEMAAT YAPABİLİYORSA; O ZAMAN, O KOLTUKTA BOŞUNA OTURMAYACAKSINIZ”
Peki, eğitim gibi memleketin istikbali için hayati öneme sahip olan bir sorumluluk, sizin anlayışınızda olduğu gibi, cemaatlere devredildiğinde ne olur biliyor musunuz, farkında mısınız? Ortaya, paralel bir eğitim sistemi çıkar. Cemaat aidiyeti, ülke aidiyetinin üstünde olan çocukların yetişmesi tehlikesi doğar. Tercih hakkı çocuğun elinden alınır ve cemaatin emrine teslim edilir. Bu yüzden de devletin amacı, alternatif doğrularla kodlanmış itaatkar bireyler yerine, kendi doğrusunu kendi bulan, özgür bireylerin yetişmesini sağlamaktır. Siz, belli ki yaşadıklarımızı çabuk unutmuşsunuz. Türk milletinin FETÖ terörüne karşı verdiği sınavdan belli ki siz hiç ders almamışsınız. Devleti yönetmenin getirdiği sorumluluktan belli ki kendinize hiç vazife çıkarmamışınız. Ama eğer ki ‘Benim devlet olarak verdiğim eğitim, çocukları teröre yönlendiriyor ama cemaatin verdiği eğitim, bu çocukları terörden koruyor’ diyorsanız; bir zahmet dönüp suçu kendinize arayacaksınız. Eğer ki devlet olarak çocuklarımızı güvenli ve kaliteli eğitime eriştiremiyorsanız; iktidar olarak suçu kendinizde arayacaksınız. Ve eğer ki 1 trilyonu aşan bütçenizle sizin yapamadığınızı bir cemaat yapabiliyorsa; o zaman, o koltukta boşuna oturmayacaksınız ve derhal kalkıp gideceksiniz.
"SAPMA, ‘SADECE’ YÜZDE 68. BÜTÇE YAPMADAKİ LİYAKATE, ÖNGÖRÜLERDEKİ KALİTEYE BAKAR MISINIZ”
2024 yılı bütçesi, noktasına virgülüne dokunulmadan Meclis’ten geçti. İktidardaki arkadaşlar, her işi mükemmel yapıyorlar ya bütçede de bizim haklı eleştiri ve önerilerimize kulak asmadılar. Her zamanki gibi, bildiklerini okudular. Hatırlıyor musunuz? Biz, bu filmi daha önce de gördük. O zaman da her şey bir inatla başlamıştı. Ve o inadın neticesinde bakın, neler oldu? Dolar kuru, o günlerde 8 liraydı. Önce 18 liraya, sonra peyderpey 29 liraya kadar yükseldi. Enflasyon, o günlerde yüzde 19,6’ydı. Önce yüzde 85’e kadar yükseldi, bugünlerdeyse yüzde 65. O da şayet TÜİK rakamlarına inanabilirseniz. Merkez Bankası’nın (MB) politika faizi yüzde 19’du. Talimatla yüzde 8 buçuğa kadar çekildi, şimdiyse yüzde 42 buçuk. 1 trilyon 751 milyar lira olarak kanunlaşan 2022 yılı bütçe harcamaları, 2 trilyon 943 milyar lira olarak gerçekleşti. Yani bütçe harcamaları başlangıçta öngörülenin 1 trilyon 192 milyar lira üzerinde gerçekleşti. Sapma, ‘sadece’ yüzde 68. Bütçe yapmadaki liyakate, öngörülerdeki kaliteye bakar mısınız?
"TÜRKİYE, 2. DÜNYA SAVAŞI YILLARINDA DAHİ GÖRÜLMEYEN BİR GIDA VE BARINMA KRİZİNE GİRDİ”
2021 yılı eylül ayında, 723 milyar lira olan iç borç faiz ödeme yükümlülüğü, 6 katına çıktı; 4 trilyon 400 milyar lira oldu. Bütçenin bozulan dengelerini düzeltmek, faiz ödemelerini karşılayabilmek için KDV oranları yüzde 20’ye çıkartıldı. ÖTV’de fahiş artışlar yapıldı. Hatta MTV, iki defa alındı. ‘Türkiye artık cari fazla verecek’ derken 2022 yılında cari açık, tarihin en yüksek seviyelerinde, 48 milyar dolar olarak gerçekleşti. Ve geldiğimiz noktada, Türkiye; yüksek bütçe açığı, yüksek cari açık ve yüksek enflasyon kıskacına girdi. Tüm bu inat ve yanlış politikalar, milletimizi fakirleştirdi. Türkiye, 2. Dünya Savaşı yıllarında dahi görülmeyen bir gıda ve barınma krizine girdi. Çiftçi, esnaf, memur, işçi, emekli, perişan oldu. Öğrenciler yurt çıkmadığı için, ev tutmaya da gücü yetmediği için kazandıkları üniversitelere gidemez oldu. 2023 yılı bütçe açığı, başlangıçta 659 milyar lira öngörülürken gelinen noktada, 1 trilyon 633 milyar liraya çıkartıldı. Harcamaların yüzde 25’inin borçla karşılanacağı bir ortam oluşturuldu.
"HER ZAMANKİ GİBİ, DENK BİR BÜTÇE YAPILAMAMIŞ. HATTA ÖYLE BİR AÇIK VERİLMİŞ Kİ TÜM ZAMANLARIN EN YÜKSEK SEVİYESİ”
İşte, 2024 yılı bütçesi bu şartlar altında hazırlandı ve Meclis’ten geçirildi. Şimdi bu bütçede ne var ne yok gelin bir de ona bakalım: 2024 yılı bütçe harcamaları, 11 trilyon 89 milyar lira. Bütçe gelirleriyse 8 trilyon 437 milyar lira. Aradaki fark 2 trilyon 652 milyar lira. Yani her zamanki gibi, denk bir bütçe yapılamamış. Hatta öyle bir açık verilmiş ki tüm zamanların en yüksek seviyesi. Peki mesela, bütçede çiftçi var mı? Maalesef yok. Tarımsal destek için ayrılan ödenek, sadece 91 milyar lira. Tarımsal destek ödemelerinin hem milli gelir hem de bütçe harcamaları içindeki payı giderek düşüyor. Yani çiftçiye, ‘Ne halin varsa gör’ deniliyor. Bütçede emekli var mı? O da yok. Bugün yaklaşık 8 milyon emekli, açlık sınırının yarısı kadar emekli aylığı alıyor. 2024 yılı bütçesindeyse bu çarpıklığı giderecek hiçbir şey yok. 14 Mayıs Seçimleri öncesinde, ‘Memurlara ne verdiysek aynısını emeklilere de vereceğiz’ diyen Sayın Erdoğan, getirilen bütçeden anlıyoruz ki verdiği sözleri hemen unutmuş.
"İKTİDARA, ‘ESNAFIN İÇİNDE BULUNDUĞU SIKINTILARIN AZALTILMASI İÇİN NE VERİYORSUNUZ’ DİYE SORSAK TEK BİR MADDE DAHİ SÖYLEYEMEZLER”
Gelelim esnafa... Esnaf zaten önceki bütçelerde de yoktu, nitekim bu bütçede de yok. İktidara, ‘Esnafın içinde bulunduğu sıkıntıların azaltılması için ilave ne veriyorsunuz’ diye sorsak tek bir madde dahi söyleyemezler. Oysa BAĞ-KUR’lular, emeklilik için prim ödeme gün sayısının 9 binden 7 bin 200’e indirilmesini bekliyordu. Çünkü Sayın Erdoğan, seçim öncesinde BAĞ-KUR prim gün sayısının indirilmesi sözünü de vermişti. Ama bütçede, verilen bu sözün de gereği yok. Mesela bu bütçede kadın da yok. Kadının güçlendirilmesi programına ayrılan ödenek, sadece 3,8 milyar lira. Daha fazla söze gerek yok zannediyorum. Kadın yoksulluğuna, çocuk yoksulluğuna çözüm yok. Okula aç giden çocuklarımıza yemek yok. Öğrencilerimizin yaşadığı yurt ve burs sorunlarına da çözüm yok. Türkiye şehitlerine ağlıyor ama bu bütçede şehit ve gazilerle aileleri de yok. Şehit yakını ve gaziler programı için ayrılan ödenek, 2024 yılında sadece 11 milyar lira. 2022 yılında, bütçenin binde 2’si gibi düşük seviyedeydi. Bu oran, 2023’te binde 1’e düştü. 2024 yılında, binde 1’in de altına düşmesi planlanmış. Gerçekten ibretlik.
"ERDOĞAN FAİZE PEK BİR KARŞIDIR AMA NE HİKMETSE FAİZ BÜTÇESİ, 1 MİLYON ÖĞRETMENİMİZİN MAAŞINI ÖDEYEN MEB’İN BÜTÇESİNDEN YÜZDE 15 DAHA FAZLA”
İşte biz, İYİ Parti olarak şehit yakınlarımızın maaşlarının düzenlenip en düşük memur maaşına getirilmesini için Meclis’imizde gerekli girişimlerimizi yaptık. İktidar ve ortakları reddetse de biz, bu konunun da takipçisi olacağız. Kimse merak etmesin, gündemde tutmaya devam edeceğiz. Peki, bu bütçede neler var? Mesela, 1 trilyon 254 milyar lira faiz var. Biliyorsunuz, Sayın Erdoğan faize pek bir karşıdır ama ne hikmetse Sayın Erdoğan’ın faiz bütçesi, 1 milyon öğretmenimizin maaşını ödeyen; 20 milyon öğrencimize hizmet veren Millî Eğitim Bakanlığı (MEB) bütçesinden yüzde 15 daha fazla. Hatta faiz bütçesi, 16 bakanlığın bütçesinden de daha fazla. Peki, bütçede başka ne var? Mesela yandaş var, soygun var. ‘Cebimizden 1 lira çıkmayacak’ diye pazarlanan kamu özel işbirliği projeleri çerçevesinde 163 milyar lira ödenek var. Milyonlarca çiftçimize 91 milyar lira ayıran bu iktidar, rant arsızı yandaşlarına bunun iki katını ayırmış. Ayrıca bu bütçede bol miktarda israf var, lüks var, şatafat var. Sarayın harcamalarında, kamu mal ve hizmet alımlarında, bina inşa ve kiralamalarında, araç alım ve kiralamalarında, toplantı, yurt dışı seyahat harcamalarında en küçük bir tasarruf yok. Bu konuda tutarlı davranılmış, her zamanki gibi itibardan tasarruf edilmemiş. Ama bunun yanında, vergi gelirlerinde artış var. Yani aslında deniyor ki ‘Saraydaki sefa, hız kesmeden sürecek, faturayı da enflasyonun altında ezilen milletimiz yeni getirilen veya artırılan vergilerle tıkır tıkır ödeyecek.’
"YEREL SEÇİMLERDEN BAŞLAYARAK BAYRAĞI BİZ DEVRALACAĞIZ”
Bütçe görüşmelerinde milletvekillerimiz, tüm bu çarpıklıkları bütün çıplaklığıyla ortaya koydu. Milletimizin kendilerine verdiği avukatlık vazifesini hakkıyla yerine getirdiler. Kendilerine, huzurlarınızda teşekkür ediyorum. İktidar, tüm eleştiri ve önerilerimize kulağını tıkayıp 2024 Bütçesini virgülüne bile dokundurmadan Meclis’ten geçirmiş olsa da biz, sorumlu muhalefet anlayışımız gereği sürecin devamında da yanlışları, usulsüzlükleri göstermeye; milletimizin avukatlığını yapmaya yılmadan devam edeceğiz. Biz hiçbir zaman, ‘Kriz büyüsün ki bunlar gitsin’ diye el ovuşturanlardan olmadık, olmayacağız. İktidarın sebep olduğu krizin külfetini, milletimizin sırtına yüklenmesine de müsaade etmeyeceğiz. İşte bu yüzden, yerel seçimlerden başlayarak bayrağı biz devralacağız. Çünkü milletimiz bu iki yumruk arasına sıkışmış durumdan nefes alamaz hale geldi. İddia ediyorum, her iki kulağı birden çekecek. Hem iktidarın hem muhalefetin kulağını birden çekecek. İYİ Parti olarak siyasetimizi, milletimiz ve memleketimiz için ortaya koyduğumuz vizyonumuz, çözümlerimiz ve projelerimizle yapmaya inatla ve ısrarla devam edeceğiz.
"BUGÜNKÜ SİYASET DÜZENİNDE KAZANMAK İÇİN HER ŞEYİ MÜBAH GÖREN İKİ CEPHE VAR”
Maalesef, bugünkü siyaset düzeninde kazanmak için her şeyi mübah gören iki cephe var. Bu iki cephe için de yalan serbest, iftira serbest, kumpas serbest. Ama biz, İYİ Parti’yi Türk siyasetinde yepyeni ve bambaşka bir yolun mümkün olduğunu göstermek için kurduk. Bu yüzden de bizim yöntemlerimiz daima meşru, ilkeli, ahlaki ve şeffaf oldu. Türkiye için çözümlerimiz iyilikten, doğruluktan, adaletten yana oldu. Siyasetteki hedeflerimiz parti çıkarlarından, kişisel hırslardan, koltuk sevdasından değil; millet ve memleket davasından doğdu. Şükürler olsun ki bugüne kadar da eğriye eğri, doğruya doğru demekten vazgeçmememiz milletimizin nazarında hep karşılık buldu. Kurulduğumuz günden beri, peşin kabulle toptan ret arasında çoraklaştırılan siyasete yeniden canlılık kattık. Ne her önüne gelene ‘evet efendim’ diyenlerden ne de hiç bakmadan ‘olmaz’ diye reddedenlerden olmadık.
"SEÇİMLERE 81 İLDE, HÜR VE MÜSTAKİL OLARAK GİRME KARARIMIZDAN SONRA RAHATSIZLIK AYYUKA ÇIKTI. KİMSE KUSURA BAKMASIN. RAHATSIZ ETMEYE AYNEN DEVAM EDECEĞİZ”
O nedenle de kurulduğumuz günden beri, kutuplaşmanın konforunu sürenler hep bizden rahatsız oldu. Vizyonlarıyla rekabet etmek yerine, işi kamplar arası nüfus sayımına çevirip kendilerini seçmene dayatanlar hep bizden rahatsız oldu. Hele de önümüzdeki seçimlere 81 ilde, hür ve müstakil olarak, yani özgür ve bağımsız olarak, girme kararımızdan sonra bu rahatsızlık artık ayyuka çıktı. Kimse kusura bakmasın. Rahatsız etmeye aynen devam edeceğiz. Türkiye’yi kısır döngüye mahkûm eden bu eğri düzene çomak sokmaya devam edeceğiz. Gündemin saray tiyatrolarıyla, kayıkçı kavgalarıyla meşgul edilmesine engel olmaya devam edeceğiz. Siyasetin ‘kırmızı güçler-mavi güçler’ mantığına sıkıştırılıp milletimizin istemediği tercihlere zorlanmasına müsaade etmeyeceğiz. Türkiye’nin iyi ve cesur insanları, aslında mesele nedir, biliyor musunuz? ‘Yolumuza hür ve müstakil olarak devam edeceğiz’ diyerek statükodan beslenenlerin düzenlerini bozduk. Bizim sırtımızdan kariyer planı yapanların ama teşekkürü başkalarına edenlerin planlarını bozduk. Sayemizde makamları, mevkileri cepte görenlerin kimyalarını bozduk. Nitekim operasyonların, dümenlerin ardı arkası kesilmiyor. Çünkü, korkuyorlar.
"KORKUNUN ECELE FAYDASI YOK. VARSIN, BİZİ DÖRT BİR YANDAN ATEŞLE KUŞATSINLAR. O ATEŞİ GÖĞSÜMÜZDE TUTARIZ”
Fakat anlamadıkları bir şey var. Ne kadar önemsiz görmüşler bizi, hiçbirimiz hakkında bir lahza, hiç kimse düşünmemiş. O derece cepte görmüşler, o derece elde görmüşler. Ama korkunun ecele faydası yok. Varsın, bizi dört bir yandan ateşle kuşatsınlar. O ateşi göğsümüzde tutarız. Yolumuz, milletin yoludur. Dönmek bilmez, yürürüz. Evelallah baykuştan pervamız yoktur. Çünkü biz, şahinler ordusuyuz. Bu yüzden her zaman dik dururuz. Çünkü tarihe mertlik sözünü, Türk’ün armağanı olarak biliriz. Şairin de dediği gibi, ‘Delinse yer, çökse gök, yansa, kül olsa dört yan; yüce dileğe doğru yürürüz yine yayan.’ Türk milletini iki kutuplu kısır bir siyasete mahkûm edenlere karşı, demokratik millî yükselişimizi gerçekleştirmek için çıktığımız bu kutlu yolda, Allah yar ve yardımcımız olsun. Gazamız mübarek olsun.”
Yorumlar
Yorum Yapın
İlginizi Çekebilir
TOBB Erzurum Kadın Girişimciler Kurulu Ağustos Ayı Toplantısını TKDK’da Gerçekleştirdi
TOBB Erzurum Kadın Girişimciler Kurulu, Ağustos ayı toplantısını TKDK Erzurum İl Koordinatörlüğü’nde yaptı. Toplantıda kadın girişimcilere yönelik hibe, yatırım ve kırsal kalkınma destekleri ele alındı.
Erzurum Ticaret ve Sanayi Odası (ETSO) bünyesinde faaliyet gösteren TOBB Erzurum Kadın Girişimciler Kurulu (KGK), Ağustos ayı olağan toplantısını TKDK Erzurum İl Koordinatörlüğü ev sahipliğinde gerçekleştirdi. Toplantıda kadın girişimciliğine yönelik çalışmalar değerlendirilirken, TKDK’nın hibe ve destek programları hakkında kurul üyelerine bilgi verildi.
KADIN GİRİŞİMCİLER TKDK’DA BİR ARAYA GELDİ
TOBB Erzurum Kadın Girişimciler Kurulu (KGK), Ağustos ayı olağan toplantısını Kurul Başkanı Kübra Alioğulları başkanlığında gerçekleştirdi.
Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu (TKDK) Erzurum İl Koordinatörlüğü’nün ev sahipliğinde gerçekleştirilen toplantıda, kurulun yürüttüğü çalışmalar ve önümüzdeki döneme ilişkin faaliyetler ele alındı.
TEMMUZ AYINDA YAPILAN ÇALIŞMALAR DEĞERLENDİRİLDİ
Toplantının açılışının ardından gündem maddelerinin görüşülmesine geçildi.
Kurul üyeleri, Temmuz 2026 döneminde KGK İcra Kurulu tarafından gerçekleştirilen faaliyetleri değerlendirerek yürütülen çalışmaların sonuçları hakkında görüş alışverişinde bulundu.
Kadınların girişimcilik hayatında daha etkin rol almalarını desteklemeye yönelik gerçekleştirilen faaliyetler ve önümüzdeki dönemde atılabilecek yeni adımlar da toplantının gündeminde yer aldı.
TKDK HİBE VE DESTEKLERİ KADIN GİRİŞİMCİLERE ANLATILDI
Toplantının önemli gündem başlıklarından birini ise TKDK tarafından yatırımcılara sağlanan hibe ve destek programları oluşturdu.
TKDK yetkilileri tarafından kurul üyelerine; tarım, kırsal kalkınma ve üretime yönelik yatırım olanakları hakkında kapsamlı bir bilgilendirme yapıldı.
Sunumda özellikle kadın girişimcilere yönelik avantajlar, uygulanabilecek hibe oranları ve proje başvuru süreçlerine ilişkin detaylar aktarıldı.
KADIN GİRİŞİMCİLİĞİNİN GELİŞTİRİLMESİ İÇİN GÖRÜŞ ALIŞVERİŞİ
Toplantıda TKDK desteklerinden kadın girişimcilerin daha etkin şekilde yararlanabilmesi ve Erzurum’da kadın girişimciliğinin geliştirilmesine yönelik yapılabilecek çalışmalar konusunda karşılıklı görüş alışverişinde bulunuldu.
TOBB Erzurum Kadın Girişimciler Kurulu’nun Ağustos ayı olağan toplantısı, değerlendirmelerin ardından sona erdi.
Avcılar Belediyesi'nin Futbol Turnuvasında Yarı Final Heyecanı
Avcılar Belediyesi Gençlik ve Spor Müdürlüğü tarafından düzenlenen Mahalleler Arası Futbol Turnuvasında yarı finale yükselen takımlar belli oldu.
Avcılar Belediyesi Gençlik ve Spor Müdürlüğü tarafından düzenlenen Mahalleler Arası Futbol Turnuvasında yarı finale yükselen takımlar belli oldu. İlçenin farklı mahallelerinden 12 takımın katıldığı organizasyonda Üniversite, Firuzköy, Mustafa Kemal Paşa, Gümüşpala ve Yeşilkent mahallelerinden sporcular şampiyonluk için mücadele etti.
12 TAKIM ŞAMPİYONLUK İÇİN SAHAYA ÇIKTI
Avcılar Belediyesi Atatürk Stadyumu’nda oynanan karşılaşmalarda takımlar, grup ve eleme müsabakalarında üst tura yükselmek için mücadele etti. Karşılaşmaların tamamlanmasıyla birlikte turnuvanın son dört takımı da netleşti.
Farklı mahallelerden sporcuları aynı organizasyonda buluşturan turnuva, ilçedeki futbol heyecanını da sahaya taşıdı. Avcılar Belediyesi’nin düzenlediği organizasyon, sporculara mücadele etme ve yeteneklerini sergileme fırsatı sundu.
YARI FİNAL HEYECANI
Turnuvada yarı finale yükselen ekipler Ateşoğlu Spor, Avcılar Balkan Spor, Trafo Spor ve Avcılar Murat Kölük Devlet Hastanesi oldu.
Dört takım, finale yükselmek için yarı final mücadelesini verirken, turnuvada finale çıkacak iki takım belli oldu.
ŞAMPİYONLUK İÇİN SON VİRAJ
Turnuvada yarı final karşılaşmalarının tamamlanmasının ardından finale yükselen takımlar da belli oldu. Rakiplerini mağlup eden Avcılar Balkan Spor ve Ateşoğlu Spor, şampiyonluk kupası için finalde karşı karşıya gelecek.
Avcılar Belediyesi, ilçede sporun daha geniş kesimlere ulaşması ve amatör sporcuların desteklenmesi amacıyla sportif organizasyonlara ev sahipliği yapmayı sürdürüyor. Turnuva kapsamında bir araya gelen takımlar, hem rekabet hem de sporun kent yaşamındaki buluşturucu yönünü sahaya yansıttı.
Şampiyonluk için son iki takımın kaldığı turnuvada gözler artık final karşılaşmasına çevrildi. Avcılar Balkan Spor ile Ateşoğlu Spor’un mücadele edeceği final maçının ardından şampiyon takım belli olacak. Dereceye giren takımlara kupa ve madalyaları takdim edilecek.
Teoman Mutlu: “Siyasi Partiler Temiz, Güvenilir ve Donanımlı Olmalıdır”
Yerli ve Milli Parti Genel Başkanı Teoman Mutlu, siyasi partilerde dürüstlük, liyakat ve şeffaflık çağrısı yaptı. Mutlu, Siyasi Partiler Kanunu ve seçim mevzuatının yeniden ele alınmasını istedi.
Yerli ve Milli Parti Genel Başkanı Teoman Mutlu, Türkiye’de siyasi partilerin demokrasinin temel unsurlarından biri olduğunu belirterek dürüstlük, liyakat ve şeffaflık vurgusu yaptı. Siyasi partiler hakkındaki iddia ve suçlamaların somut deliller ve hukuk çerçevesinde ele alınması gerektiğini söyleyen Mutlu, Siyasi Partiler Kanunu ve seçim mevzuatının da yeniden değerlendirilmesi çağrısında bulundu.
“SİYASİ PARTİLER DEMOKRASİNİN TEMELİDİR”
Yerli ve Milli Parti Genel Başkanı Teoman Mutlu, siyasi partilerin seçim sistemi ve devlet yönetimindeki rolüne ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Siyasi partilerin demokrasinin işleyişinde önemli bir yere sahip olduğunu belirten Mutlu, parti kadrolarının dürüst, liyakatli ve donanımlı kişilerden oluşması gerektiğini söyledi.
Mutlu, şu ifadeleri kullandı:
“Parti olmazsa seçim olmaz. Ciddi bir siyasi parti, insan yetiştiren bir okuldur. Devleti seçimi kazanan parti yönetiyor, Cumhurbaşkanı da partinin içinden çıkıyor. O hâlde iktidarıyla muhalefetiyle siyasi partilerin üzerine titremek ve temiz kalmaları için gayret göstermek gerekir.”
TEOMAN MUTLU’DAN LİYAKAT VE DÜRÜSTLÜK VURGUSU
Yerli ve Milli Parti’de bu anlayış doğrultusunda hareket ettiklerini ifade eden Mutlu, parti kadrolarının niteliğine önem verdiklerini belirtti.
Mutlu, “Parti mensuplarımızın temiz, dürüst ve mutlaka donanımlı olması için çalışıyorum. Çok şükür ülkeme tertemiz bir parti kazandırdım. Kendi evimin önünü temiz tutuyorum.” dedi.
“BÜTÜN PARTİLER ŞAİBEDEN UZAK OLMALIDIR”
Siyasi etik ve kamuoyu güveninin yalnızca tek bir partinin meselesi olarak değerlendirilemeyeceğini savunan Mutlu, Türkiye’de faaliyet gösteren bütün siyasi partilerin şeffaflık konusunda hassas davranması gerektiğini söyledi.
CHP hakkında kamuoyuna yansıyan iddialara da değinen Mutlu, şu değerlendirmede bulundu:
“Devleti kuran bir parti olarak CHP’nin de hakkında ortaya atılan iddiaları açıklığa kavuşturması, temiz ve güvenilir bir yapıyı koruması hepimizi ilgilendirir.”
Mutlu, farklı siyasi partiler hakkında çeşitli yapı veya gruplarla ilişkilere yönelik iddiaların zaman zaman gündeme gelebileceğini belirterek bu tür suçlamaların söylentiler üzerinden değil, somut deliller ve hukuk çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini savundu.
“İnsanın olduğu her yerde problem olabilir, menfaat insanları şaşırtabilir. Yöneticilerin görevi buna karşı dikkatli olmak ve partilerinin itibarını korumaktır.” ifadelerini kullandı.
“CİDDİ SUÇLAMALAR KARŞISINDA HUKUKİ YOLLARA BAŞVURULMALI”
Siyasi partilere yönelik ciddi iddiaların cevapsız bırakılmaması gerektiğini söyleyen Mutlu, parti yöneticilerinin gerektiğinde hukuki yollara başvurması gerektiğini belirtti.
Mutlu, “Bir partiye karşı en küçük ciddi suçlama varsa genel başkanların ve yöneticilerin hukuk yoluna başvurması gerekir. Aksi hâlde parti durup dururken şaibe altında kalabilir.” dedi.
Siyasi tartışmaların itham ve söylentiler yerine hukuk, belge ve somut veriler üzerinden yürütülmesi gerektiğini ifade etti.
SİYASİ PARTİLER KANUNU VE SEÇİM MEVZUATI İÇİN DEĞİŞİKLİK ÇAĞRISI
Teoman Mutlu, Türkiye’deki siyasi parti sisteminin hukuki altyapısının da yeniden ele alınması gerektiğini savundu.
Siyasi Partiler Kanunu ve seçim mevzuatında değişiklik yapılması yönündeki çağrısını yineleyen Mutlu, Türkiye’de çok sayıda siyasi parti bulunmasına rağmen bunların yalnızca bir bölümünün seçimlere katılma yeterliliğine sahip olduğunu söyledi.
Mutlu, “Türkiye’de çok sayıda siyasi parti var ancak bunların yalnızca bir bölümü seçimlere katılma yeterliliğine sahip. Geri kalanların önemli bir kısmı fiilen sınırlı bir örgütlenmeyle varlık gösteriyor. Bu da siyasette ciddi bir dağınıklık oluşturuyor.” ifadelerini kullandı.
Yetkili kurumlara çağrıda bulunan Mutlu, siyasi parti sisteminin daha şeffaf, sağlıklı ve işlevsel hale getirilmesine yönelik düzenlemelerin gündeme alınması gerektiğini savundu.
“DEMOKRASİ GÜÇLÜ OLACAKSA SİYASİ PARTİLER DE GÜÇLÜ OLMALI”
Mutlu, açıklamasını siyasi partilerde güven ve liyakat vurgusuyla tamamladı:
“Demokrasi güçlü olacaksa siyasi partiler de güçlü, temiz, donanımlı ve güvenilir olmak zorundadır. Biz kendi sorumluluğumuzu yerine getirirken bütün siyasi partilerin de aynı hassasiyeti göstermesini bekliyoruz.”
Cumhuriyet Kent Meydanı, Tarih, Kültür Ve Sosyal Yaşamın Yeni Buluşma Noktası Olacak
İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve Büyükçekmece Belediyesi işbirliğiyle yapımı tamamlanan Türkiye'nin en büyük kent meydanlarından Cumhuriyet Kent Meydanı, 80 bin metrekarelik alanıyla kentin sosyal ve kültürel yaşamına farklı bir zenginlik katacak.
30 Ağustos Pazar günü düzenlenecek olan etkinliklerle açılışının gerçekleştirileceği Cumhuriyet Kent Meydanı, Büyükçekmece Belediye Binası, Ulusal Bağımsızlık ve Kuruluş Müzesi, Atatürk Evi, Kıyı Marina gibi, tarihi, sosyal ve kültürel eserleri bünyesinde barındırıyor.
Başkan Akgün'ün vizyon projelerinden
Büyükçekmece Belediyesi'ne yönelik düzenlenen operasyon kapsamında Silivri Marmara Cezaevi'nde tutuklu bulunan Büyükçekmece Belediye Başkanı Dr. Hasan Akgün'ün, vizyon projelerinden olan Cumhuriyet Kent Meydanı projesi hayata geçiyor. Büyükçekmece'nin ve Cumhuriyetin kimliğini yansıtan eserlerin bir arada bulunduğu meydan projesi, İstanbul Büyükşehir Belediyesi işbirliğiyle tamamlandı. Cumhuriyet Kent Meydanı, 30 Ağustos Zafer Bayramı gibi anlamlı bir tarihte görkemli bir törenle açılacak. Zafer Bayramı'nın 104'üncü yıl kutlamalarıyla görkemli bir şölene dönüşecek olan açılış etkinliklerinde sevilen sanatçı Melek Mosso konser verecek. 30 Ağustos Pazar günü, Zafer Bayramı'nın 104'üncü yılı coşkuyla kutlanırken, Cumhuriyet Kent Meydanı gibi eşsiz bir proje kentin halkının hizmetine açılacak.
Meydan açık hava müzesi deneyimi sunacak
Sahip olduğu eserler ve sosyal yaşam alanlarıyla geçmiş ile bugün arasında bir kültür köprüsü oluşturan Cumhuriyet Kent Meydanı, ulusal ve uluslararası etkinliklerde de kentin yeni buluşma noktası olacak. Kent yaşamının kalbinin attığı meydan, yalnızca insanların bir araya geldiği bir buluşma noktası olmanın ötesine geçerek, kültür, sanat ve turizmin önemli merkezlerinden biri haline geliyor. Tarihi ve kültürel değerleriyle kentin geçmişine ışık tutan meydan; sanat eserleri, mimari dokusu, sosyal donatı alanları ve çevresindeki müzeler, yürüyüş yolları ile adeta açık hava müzesi deneyimi sunacak.
Sanat eserleriyle açık hava sergisine dönüşecek
27 yıldır aralıksız devam eden, Uluslararası İstanbul Büyükçekmece Kültür ve Sanat Festivali kapsamında gerçekleşen Uluslararası Heykel Sempozyumu'na katılan dünyanın tanınmış heykeltraşların eserlerinin de sergilendiği meydan, kentin tarihini ve kültürel birikimini görünür kılarken, düzenlenen kültür-sanat etkinlikleri de meydanın canlılığını artırıyor. Sergilerden konserlere, kültürel buluşmalardan çeşitli etkinliklere kadar farklı organizasyonlara ev sahipliği yapması planlanan alan, her yaştan insan için yaşayan bir kültür platformu niteliği taşıyor.
Yatçılık sektörü ve turizm açısından meydanı önemli bir çekim merkezi
Ayrıca Cumhuriyet Kent Meydanı, dünyanın en bilindik 7 şehrinin mimari özelliğini bünyesinde barındıran bin yat kapasiteli Kıyı Marina'ya yürüme mesafesinde. Yatçılık sektörü ve turizm açısından meydanı önemli bir çekim merkezi haline getirecek olan marina bünyesinde barındırdığı alışveriş, eğlence, yeme – içme mekanlarıyla Büyükçekmece'ye artı değer katacak. Meydanın çevresindeki tarihi yapılar, müzeler, sanat alanları ve sosyal mekânlarla bütünleşmesi, bölgenin turizm potansiyelini daha da güçlendiriyor.
Gündüz ayrı, akşam ayrı bir atmosfere bürünüyor
Gündüzü ayrı, akşamı ayrı bir atmosfere bürünen meydan; ışıklandırması, mimarisi ve hareketli sosyal yaşamıyla kentin cazibe merkezlerinden biri olarak öne çıkacak. Vatandaşların dinlenip vakit geçirdiği, sanatseverlerin eserlerle buluştuğu ve turistlerin şehri keşfetmeye başladığı meydan, kentin kültürel vitrini olma özelliğini taşıyor. Ayrıca yer altı otoparkı da, bölgenin otopark ihtiyacını karşılamak için modern bir yer altı otoparkı olarak hizmet verecek.
İstanbul’da Okul Servis Ücretleri Cep Yakacak: Yıllık 93 Bin Tl’yi Aşıyor!
İstanbul okul servis ücretleri 2026-2027 tarifesi belli oldu. Yüzde 10 zam sonrası 0-1 km servis ücreti 39.970 TL, 23-25 km ücreti 93.610 TL oldu. İşte kilometreye göre yeni servis fiyatları.
2026-2027 eğitim öğretim yılı öncesinde İstanbul’da okul servis ücretleri yeniden gündemde. Yeni tarifeyle servis ücretlerine yüzde 10 zam yapılırken, en kısa mesafenin yıllık bedeli 39 bin 970 TL’ye, 23-25 kilometrelik mesafenin ücreti ise 93 bin 610 TL’ye yükseldi. İşte İstanbul’da kilometre kilometre yeni okul servis ücretleri…
Yeni eğitim öğretim yılının başlamasına sayılı günler kala velilerin okul masrafları da netleşmeye başladı. Kırtasiye, forma ve diğer eğitim giderlerinin yanı sıra İstanbul’da servis kullanacak öğrencilerin ailelerini ciddi bir ulaşım maliyeti bekliyor.
2026-2027 eğitim öğretim dönemi için İstanbul okul servis ücretlerine yüzde 10 zam yapıldı.
Yeni tarifede ödenecek tutar öğrencinin evi ile okulu arasındaki mesafeye göre belirleniyor.
EN KISA MESAFE BİLE YILLIK 39 BİN 970 TL
İstanbul'da yeni tarifeye göre 0-1 kilometre arasındaki en kısa mesafenin yıllık okul servis ücreti 39 bin 970 TL olarak belirlendi.
1-3 kilometre arasında servis kullanacak bir öğrenci için yıllık ücret 42 bin 804 TL, 3-5 kilometre arasındaki mesafede ise 46 bin 124 TL olacak.
5-7 kilometrelik mesafenin yıllık servis bedeli de 48 bin 98 TL’ye ulaştı.
UZAK MESAFEDE FATURA 93 BİN TL’Yİ GEÇİYOR
Ev ile okul arasındaki mesafe arttıkça ailelerin ödeyeceği servis ücreti de önemli ölçüde yükseliyor.
21-23 kilometre arasındaki bir güzergâh için belirlenen yıllık ücret 90 bin 112 TL olurken, 23-25 kilometre arasındaki mesafede servis bedeli 93 bin 610 TL’ye çıkıyor.
Böylece uzun mesafede okul servisi kullanan bir öğrencinin ailesinin yalnızca ulaşım için ödeyeceği yıllık tutar 90 bin TL sınırını aşmış oldu.
İSTANBUL OKUL SERVİS ÜCRETLERİ 2026-2027
Yeni eğitim öğretim döneminde açıklanan tarifedeki bazı mesafe ve yıllık ücretler şöyle:
0-1 kilometre: 39.970 TL
1-3 kilometre: 42.804 TL
3-5 kilometre: 46.124 TL
5-7 kilometre: 48.098 TL
21-23 kilometre: 90.112 TL
23-25 kilometre: 93.610 TL
SERVİS ÜCRETİ MESAFEYE GÖRE DEĞİŞİYOR
Velilerin ödeyeceği okul servis bedeli, öğrencinin ikamet adresi ile okulu arasındaki mesafeye göre hesaplanıyor. Bu nedenle farklı kilometre dilimlerinde farklı yıllık ücretler uygulanıyor.
Yeni tarifeyle birlikte en kısa mesafe ile 23-25 kilometrelik mesafe arasında yıllık 53 bin 640 TL fark oluşuyor.
YENİ EĞİTİM DÖNEMİ AİLE BÜTÇESİNİ ZORLAYACAK
Servis ücretlerinin yanı sıra kırtasiye, okul ihtiyaçları ve diğer eğitim harcamaları da düşünüldüğünde, 2026-2027 eğitim öğretim yılı öncesinde ailelerin eğitim bütçesi yeniden önemli gündem maddelerinden biri haline geldi.
İstanbul’da en kısa mesafede dahi yıllık servis ücretinin yaklaşık 40 bin TL’ye ulaşması, özellikle birden fazla öğrencisi bulunan aileler açısından okul ulaşım maliyetini daha da önemli hale getiriyor.
Öğretmenlere Önlük Zorunluluğu Geliyor: MEB 81 İle Yeni Eğitim Genelgesi Gönderdi
MEB, 2026-2027 eğitim öğretim yılı öncesinde 81 ile genelge gönderdi. Öğretmenlere önlük düzenlemesi, cep telefonu uygulaması, kayıt parası yasağı ve veli randevu sistemiyle ilgili yeni kararlar açıklandı.
Milli Eğitim Bakanlığı, 2026-2027 eğitim öğretim yılı öncesinde 81 ile gönderdiği genelgeyle okullarda uygulanacak yeni kuralları belirledi. Genelgede öğretmenler ve eğitim çalışanlarının önlük giymesi, öğrencilerin sınıfta cep telefonu bulundurmaması, veli görüşmelerinin randevu sistemiyle yapılması ve kayıt parası talep edilmemesi gibi dikkat çeken düzenlemeler yer aldı.
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin imzasıyla 81 ilin milli eğitim müdürlüğüne gönderilen genelgeyle, 14 Eylül 2026 tarihinde başlayacak 2026-2027 eğitim öğretim yılı öncesinde okullarda uygulanacak esaslar belirlendi.
Yeni dönemin en çok konuşulacak başlıklarından biri ise öğretmenlerin kılık ve kıyafetlerine ilişkin düzenleme oldu.
ÖĞRETMENLERE ÖNLÜK DÜZENLEMESİ
Genelgede eğitim kurumu yöneticileri, öğretmenler ve eğitim çalışanlarının görevlerini yerine getirirken öğretmenlik mesleğinin saygınlığına ve temsil sorumluluğuna uygun hareket etmeleri istendi.
Kılık ve kıyafette kamu hizmetinin ciddiyeti ile toplumsal hassasiyetlerin gözetilmesi gerektiği belirtilirken, eğitim yöneticileri, öğretmenler ve eğitim çalışanlarının önlük giyeceği ifade edildi.
Yeni uygulama konusunda eğitim öğretim yılı başında gerçekleştirilecek öğretmenler kurulu toplantılarında bilgilendirme yapılacak.
Uygulamanın takibi ise il ve ilçe milli eğitim müdürlükleri tarafından gerçekleştirilecek.
VELİLER OKULA RANDEVUYLA GİDECEK
Yeni dönemde okul güvenliğine ilişkin tedbirler de artırılıyor.
Veli görüşmelerinin ülke genelinde Okul Randevu Sistemi üzerinden planlanması öngörülüyor. Velilerin randevusuz okul ziyaretlerine izin verilmeyecek.
Öğrencinin velisi veya yasal vasisi olmayan kişilerin de okullara girişine izin verilmeyecek.
Okul ve öğrenci güvenliğini tehdit edebilecek ihbar ve şikâyetlerin değerlendirilerek gerekli önlemlerin hızla alınması istenirken, ilgili kurumlarla koordineli şekilde koruyucu ve önleyici tedbirlerin uygulanacağı belirtildi.
OKUL KAYITLARINDA PARA TALEP EDİLEMEYECEK
MEB genelgesinin dikkat çeken bir diğer bölümü ise okul kayıtları oldu.
Öğrenci kayıtları, 2026-2027 Eğitim ve Öğretim Yılı Adrese Dayalı Kayıt Sistemi kapsamında gerçekleştirilecek. Kayıtların e-Okul sistemi üzerinden elektronik ortamda otomatik olarak yapılacağı belirtildi.
Velilerden “kayıt parası” veya başka bir isim altında zorunlu ücret talep edilemeyecek.
Bu yönde Bakanlığa veya ilgili birimlere ulaşan şikâyetlerin takip edilerek gerekli işlemlerin yapılacağı bildirildi.
Ayrıca sınıf mevcutlarının dengeli dağıtılması ve fırsat eşitliğinin korunması amacıyla kayıt bölgelerinin dışından öğrenci kaydı yapılmaması istendi.
ÖĞRENCİLER İÇİN CEP TELEFONU UYGULAMASI DEVAM EDECEK
Okullarda cep telefonlarına yönelik mevcut uygulama yeni eğitim öğretim yılında da sürdürülecek.
Öğrencilerin sınıf içerisinde cep telefonu bulundurmamasına ilişkin uygulamaya devam edilecek. Öğretmenlerin de ders sırasında cep telefonu kullanmaması istendi.
Dijital bağımlılığa karşı öğrenci ve velilere yönelik bilinçlendirme çalışmalarına ağırlık verilecek.
Ödev ve öğrenci bilgilendirmelerinde ise Bakanlık tarafından belirlenen dijital platformların kullanılması esas alınacak.
ÜCRETSİZ KAYNAKLAR DIŞINDA MATERYAL KULLANDIRILMAYACAK
Velilerin eğitim masraflarını artırabilecek uygulamalara karşı da okullara uyarı yapıldı.
Milli Eğitim Bakanlığı tarafından ücretsiz dağıtılan kaynakların dışında başka materyallerin öğrencilere kullandırılmaması istendi.
Öğrenci ihtiyaçları konusunda velilerin belirli markalara veya yüksek fiyatlı ithal kırtasiye ürünlerine yönlendirilmesine izin verilmeyecek.
Yerli ürünlerin kullanılmasına imkân sağlanması ve velilere ek mali yük oluşturabilecek uygulamalardan kaçınılması istendi.
Okullarda ticari yönlendirme, reklam ve tanıtım organizasyonlarına da izin verilmeyecek.
2026-2027’NİN TEMASI “MAARİFİN KALBİNDE OYUN”
2026-2027 eğitim öğretim yılında “Maarifin Kalbinde Oyun” teması uygulanacak.
Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli kapsamında çocukların öğrenme, sosyalleşme, gelişim ve kendilerini ifade etme süreçlerinde oyunun öneminin artırılması hedefleniyor.
Öğrencilerin yaş ve gelişim özelliklerine uygun geleneksel çocuk oyunları ile güvenli ve kapsayıcı oyun etkinliklerinin eğitim süreçlerine daha fazla dahil edilmesi planlanıyor.
Okul-aile iş birliğinin güçlendirilmesi amacıyla “Ailemle Eğitim Yolculuğum” çalışmalarının da yeni dönemde devam edeceği belirtildi.
OKULLARDA SOSYAL MEDYA PAYLAŞIMLARINA DA DİKKAT EDİLECEK
Okullar tarafından gerçekleştirilecek tören, kutlama, anma ve mezuniyet etkinliklerinde kullanılacak müzik, video, broşür ve pankart gibi materyaller ilgili mevzuat doğrultusunda değerlendirilecek.
Okulların sosyal medya paylaşımlarında ise pedagojik ve etik ilkelerin gözetilmesi istendi.
Bakanlığın 81 ile gönderdiği genelgede yer alan düzenlemelerin uygulanması ve mevzuata aykırı işlemlerin önlenmesi için milli eğitim müdürlükleri süreci takip edecek.
Alparslan Kuytul’dan Süleymancılar Operasyonu Açıklaması: "Kayyum Atamaya Çok Alıştılar, Bu Dosyalar Siyasidir"
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından kamuoyunda "Süleymancılar" olarak bilinen cemaate yönelik 17 ilde düzenlenen ve aralarında Alhan Kuriş’in de bulunduğu 30 kişinin gözaltına alındığı operasyona ilişkin Alparslan Kuytul’dan çarpıcı açıklamalar geldi. Cuma Tefsir Dersi’nin "Soru-Cevap" bölümünde konuyu değerlendiren Kuytul, devletin kayyum politikalarını sert bir dille eleştirdi.
"Suçsuzlar İse Mücadele Etmeliler"
Operasyon haberini değerlendiren Kuytul, gözaltına alınan kişilerin suçlu olmaları halinde olay çıkarmaya gerek olmadığını belirterek, "Ama eğer suçsuzlar ise mücadele etmelidirler. Teslim olmasınlar," ifadelerini kullandı. Devlet ve hükümetin her cemaati susturamayacağını anlaması gerektiğini savunan Kuytul, "Cemaatin başına kimin geçeceğine devlet mi karar verecek? Çok fena alıştılar kayyum atamaya," diyerek tepkisini dile getirdi.
"Bize Yapılan Zulümlere Karşı Çıtları Çıkmamıştı"
Süleymancılar cemaatinin geçmişte kendilerine yönelik operasyonlar ve baskılar karşısında sessiz kaldığını hatırlatan Kuytul, sitemkar bir üslup kullanarak şunları söyledi: "Bugüne kadar bizim başımıza bir sürü olay geldi. Bir gün bir çıtlarını duymadık. Bize yapılan bunca zulme rağmen bir gün bir açıklamalarını duymadık. Olsun, herkes yanında olandan harcar."
"Bu Operasyonu Şüpheyle Karşılıyorum"
Geçmişteki sessizliklerine rağmen ilkesel bir duruş sergilediğini ifade eden Kuytul, Süleymancılar cemaatine yönelik bu son operasyonu şüpheyle karşıladığını belirtti. Konuşmasını toplumsal bir mesajla tamamlayan Kuytul, "İnşallah bundan sonrasında başkaları zulme uğradığında onları da savunmayı öğrenirler. Artık böyle bir ortamda olduğumuzu, bunların siyasi dosyalar olduğunu anlamalıyız ve her lafa inanmamalıyız," diyerek sürecin hukuki değil, siyasi bir zemin taşıdığını iddia etti.
Erkek Egemen Sektörde Bir Kadın Lider: Meral Kaplan İle İş Sağlığı, Güvenliği Ve Başarı Üzerine
NİLGÜN EGE ÖZEL RÖPORTAJ
Telenews TV ekranlarında yayınlanan "Başarı ve İnsan" programında bu hafta, akaryakıt ve enerji sektörünün öncü kurumlarından MSK Endüstriyel Enerji Sistemleri İşveren Vekili ve İş Sağlığı Güvenliği Uzmanı Meral Kaplan’ı ağırladık. Ağır sanayide kadın olmaktan iş güvenliği kültürüne, sıfır iş kazası hedefinden başarı yolculuğuna kadar ilham veren tüm detayları Arka Haber okurları için konuştuk.
Nilgün Ege: Efendim hoş geldiniz. Sektöre ve iş sağlığı güvenliğine dair detaylara geçeceğiz ancak öncelikle okurlarımız ve izleyenlerimiz için sizi tanıyalım. Meral Kaplan kimdir?
Meral Kaplan: Hoş bulduk Nilgün Hanım, teşekkür ederim. Dumlupınar Üniversitesi Sosyoloji bölümü mezunuyum. Aynı zamanda Anadolu Üniversitesi İş Sağlığı ve Güvenliği ön lisans ve Dumlupınar Üniversitesi İş Sağlığı ve Güvenliği yüksek lisans mezunuyum. Sosyolog kimliğimin yanında, aile şirketimiz olan MSK Endüstriyel Enerji Sistemleri’nde Yönetim Kurulu Üyesi ve İSG Departmanı Yöneticisi olarak görev yapmaktayım.
Nilgün Ege: Birçok unvanınız ve sorumluluğunuz var. Bunlarla baş etmek nasıl oluyor, bu dengeyi nasıl sağlıyorsunuz?
Meral Kaplan: Azim ve gayretle. Hedefler büyük olunca çalışma ve başarı da büyük oluyor. İnsan kendini nerede görmek isterse, oraya ulaşmak için o kadar çok emek vermeli. Benim hayattaki gayem kendimi hep en iyi noktaya taşımak; bu yüzden çok çalışıp üretmeye devam ediyorum.
Nilgün Ege: Programımızın ismi "Başarı ve İnsan". Meral Kaplan’a göre başarı nedir?
Meral Kaplan: Başarı öncelikle bir insanın hayalinin olmasıdır. Bu hayale ve hedeflere en disiplinli, en doğru ve en kararlı şekilde yürümektir. Elde ettiğiniz somut kazanımlar bu disiplinli yürüyüşün sonucudur. Benim için başarının temeli hayal kurmaktır.
Nilgün Ege: Hem iş güvenliği uzmanlığı yapıyorsunuz hem de akaryakıt gibi kadınların genellikle zorlandığı erkek egemen bir sektördesiniz. Neden akaryakıt sektörü?
Meral Kaplan: Akaryakıt sektörü ailemin ve benim tecrübelerimizle şekillenen bir alan. Bir kadın olarak sahada kesinlikle zorluk yaşamıyorum. Erkeklerin tecrübesiyle kendi bilgi donanımımı birleştirdiğimde ortaya çok daha büyük bir güç çıkıyor. İstasyonlara ve sahaya gittiğimizde kadın çalışan ve yönetici görmek takdir topluyor.
Nilgün Ege: Bu sektöre adım atmanızda ailenizin, özellikle babanızın etkisi oldu mu?
Meral Kaplan: Hem babamın hem de sektörde 15 yılını vermiş olan erkek kardeşim Emrah Bey’in çok büyük desteği oldu. Kardeşim bu sektörün öncülerindendir ve benim için çok kıymetli bir rehberdir. Onun yönlendirmesiyle bu alana girdim ve akaryakıt sektöründe İSG uzmanı oldum.
Nilgün Ege: Bir kadın olarak sahada hiç mi engelle karşılaşmadınız? Sert bir sektörde kendi renginizi nasıl kattınız?
Meral Kaplan: Sahaya kadın ya da erkek kimliğiyle değil, mesleki statümüz ve donanımımızla iniyoruz. Sahada 20 erkek personelle çalıştığımda kimse bana sadece "kadın" gözüyle bakmıyor; "Meral Hanım İSG uzmanı olarak bize ne öğretecek, bizden ne öğrenecek?" anlayışıyla yaklaşıyor. Kadınların getirdiği disiplin ve dikkat çok kıymetli. Ayrıca sosyolog kimliğim sayesinde insan davranışlarını doğru analiz edebiliyor ve çalışanlara nasıl yaklaşmam gerektiğini çok iyi biliyorum.
Nilgün Ege: Meral Kaplan’ı bugünlere getiren en büyük kırılma noktası nedir?
Meral Kaplan: Hayallerim, ideallerim ve ailemin koşulsuz desteği. Ben bir yerde durup yetinmeyi seven biri değilim. "Statü kazandım, burada kalayım" mantığı bana göre değil. Hep daha fazlasını öğrenmek ve kendime değer katmak isterim. En büyük etken ailemin inancı ve kendime her şeyin en güzelini layık görmemdir.
Nilgün Ege: Bareti ve yeleği çıkardığınızda nasıl bir Meral Kaplan var?
Meral Kaplan: Hayatı çok seven, doğayı ve ormanı seven, yaşamın her anını dolu dolu değerlendirmek isteyen bir Meral Kaplan var. Çocukluğumdan beri belirlediğim bir çizgi vardı; başarılı bir iş kadını olmak. Şu an o hayalin bir adım ötesindeyim ve hayal kurmaya devam ediyorum.
Nilgün Ege: Buradan gençlere ve kadın girişimcilere ne mesaj vermek istersiniz?
Meral Kaplan: Kesinlikle hayal kurmaktan ve vazgeçmemekten geri durmasınlar. Hayal etmek bedava ve başarının ilk adımıdır. Bir plan yapın, disiplinle uygulayın. Başarının yaşla ilgisi yoktur; kimi erken kimi geç ulaşır ama vazgeçmeyen mutlaka kazanır.
"TÜRKİYE'DE İSG KÜLTÜRÜ HIZLA GELİŞİYOR"
Nilgün Ege: Türkiye’de İş Sağlığı ve Güvenliği (İSG) uygulamalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Meral Kaplan: Türkiye’de İSG yasal düzenlemeler, işveren hassasiyeti ve çalışan bilinciyle ciddi bir yükselişte. İSG’yi ileriye taşıyacak olan da geriletecek olan da şirketler ve işverenlerdir. Kültürü ne kadar sahaya yansıtabilirsek o kadar yol alırız.
Nilgün Ege: Sektörde çokça telaffuz edilen "Sıfır İş Kazası" bir ütopya mı yoksa ulaşılabilir bir hedef mi?
Meral Kaplan: Kesinlikle gerçekçi bir hedeftir. İnsan ve işin olduğu yerde risk her zaman vardır ancak altyapıyı sağlam kurarsanız, personelin eğitimi tam olursa ve güvenlik önlemleri eksiksiz alınırsa kaza riskini sıfıra indirebilirsiniz.
Nilgün Ege: Çalışanlar baret, emniyet kemeri veya gözlük gibi koruyucu donanımları kullanmakta neden direnç gösteriyor?
Meral Kaplan: Çünkü çalışanlara sadece "Bunu tak" diyoruz, "Neden takmalısın?" sorusunun cevabını hissettirmiyoruz. O ekipmanı kullanmadığında başına gelebilecek olumsuzluğun kendisini, ailesini ve işyerini nasıl etkileyeceğini uygulamalı senaryolarla gösterdiğinizde bilinç kalıcı hale geliyor.
Nilgün Ege: Sahada sıkça duyduğumuz "Bana bir şey olmaz" algısını nasıl kıracağız?
Meral Kaplan: Bu yanılgı genellikle tecrübeli personelde ortaya çıkıyor. Tecrübesiz çalışan bilmediği için temkinli davranırken, tecrübeli personel her işi yapabileceğini düşünüp sınırları zorlayabiliyor ve kazaya açık hale geliyor. Bunun önüne geçmek için saha kurallarını, teknik yeterliliği ve İSG bilincini eksiksiz tutuyoruz.
Nilgün Ege: Uzman olarak sahada hiç işi durdurduğunuz oldu mu?
Meral Kaplan: Evet, oldu. Benim için en önemli kriter çalışanın psikolojik durumudur. Zihni işte olmayan insan hata yapar. Bir çalışmamız sırasında su sıçraması sebebiyle üstü tamamen ıslanan ve motivasyonu düşen personelimin talebiyle işi derhal durdurdum. Maddi kayıp gözetmeksizin ekibi dinlenmeye gönderdim; çünkü odaklanma olmadan güvenlik sağlanamaz.
Nilgün Ege: Sahadaki eğitim süreçleriniz nasıl işliyor?
Meral Kaplan: Yazılı prosedürlerimiz var ancak sadece ofis içi eğitim yeterli olmaz. Saha oryantasyonu şarttır. Personelimiz sahada birebir uygulamalı eğitim alıp tam not almadan bağımsız çalışamaz. Ayrıca kurallara en çok uyan ve denetimlerden tam puan alan çalışanlarımızı her ay ödüllendirerek motivasyonu yüksek tutuyoruz.
Nilgün Ege: Olası bir ramak kala olayında veya kriz anında ilk adımınız ne oluyor?
Meral Kaplan: Bir olay yaşandığında benim için en son sorumlu çalışandır. Önce yönetime bakarız: "Biz neyi eksik planladık?" Ardından İSG süreçlerine, sonra ekipmanlara bakarız. En son çalışana geliriz. Hatanın kaynağına göre ya yeni bir ekipman temin ederiz ya da canlandırmalı saha eğitimleriyle aynı durumun tekrarlanmasını engelleriz.
"AKARYAKITTA DİKKATSİZLİK VE KIVILCIM EN BÜYÜK TEHLİKE"
Nilgün Ege: Akaryakıt sektöründe karşılaşılan başlıca riskler nelerdir?
Meral Kaplan: Parlama ve patlama, yakıt sızıntısı, statik elektrik, kimyasal maruziyet ve istasyon içi araç trafiği en büyük tehlikelerimizdir. İstasyonlarda sigara yasağı ve telefonların kısıtlanması hayati önem taşır. Telefonlar dikkat dağınıklığı yaratmanın yanı sıra elektriksel ark riski taşır; bu yüzden ekiplerimiz sahada cihazlarını uçak modunda kullanır.
Nilgün Ege: Yakıt dolumu sırasında araç motorunun kapatılması neden zorunludur?
Meral Kaplan: Dolum esnasında oluşabilecek en ufak bir yakıt sızıntısı veya buharlaşma, çalışan motorun sıcaklığı ve elektriksel aksamıyla temas ettiğinde patlama riski doğurur.
Nilgün Ege: Akaryakıt yangınlarına neden suyla müdahale edilmez?
Meral Kaplan: Su, yakıtı söndürmez; aksine suyun üzerinde yüzen yakıtın daha geniş alanlara yayılmasına ve yangının büyümesine neden olur. Ayrıca kaygan zemin oluşturur. Bu tür yangınlara kuru kimyevi tozlu yangın tüpleri veya özel kum havuzlarıyla müdahale edilmelidir.
HIZLI SORULAR - TEK CEVAP
Saha mı, masa başı mı? Saha.
Kural mı, empati mi? Empati.
Plan mı, kriz çözmek mi? Kriz çözmek.
Uyarmak mı, işi durdurmak mı? İşi durdurmak.
Ceza mı, ödül mü? Ödül.
Teori mi, pratik tecrübe mi? Pratik tecrübe.
Disiplin mi, motivasyon mu? Disiplin.
Mevzuat mı, saha mantığı mı? Saha mantığı.
Erken kalkan mı, gece çalışan mı? Erken kalkan.
Çay mı, kahve mi? Kahve.
Risk almak mı, garantiye gitmek mi? Garantiye gitmek (ama yenilik için kontrollü risk).
Görsellik mi, işlevsellik mi? Görsellik.
Yazılı kural mı, kulaktan kulağa kültür mü? Yazılı kural.
Şantiye mi, ofis trafiği mi? Şantiye.
Mantık mı, hisler mi? Mantık.
İSG’nin tek kelimelik tanımı? Güvenlik.
Meral Kaplan’ı anlatan tek kelime? Hayatı sevmek.
Başarının tek kelimelik tanımı? Disiplinli çalışmak.
Nilgün Ege: Meral Kaplan’ın bundan sonraki en büyük kariyer hedefi nedir?
Meral Kaplan: Hedeflerim her yıl gelişerek büyüyor. Türkiye’nin 81 ilinde denetimler yapıyoruz ancak şimdiki hedefim uluslararası alanda baş denetçi olmak ve bu alandaki tecrübemizi küresel standartlara taşımak.
Nilgün Ege: Bu değerli ve ufuk açıcı sohbet için çok teşekkür ederim. Eklemek istediğiniz son bir söz var mı?
Meral Kaplan: Bu güzel programa beni konuk ettiğiniz için ben teşekkür ederim Nilgün Hanım. Başarıya ulaşmak kolay değil ama imkansız da değil. Önemli olan disiplini elden bırakmamak ve hayallerin peşinden koşmaktan asla vazgeçmemektir.
Nilgün Ege: Ağzınıza, emeğinize sağlık. Unutmayalım ki en büyük başarı, günün sonunda sahadan evimize sevdiklerimizin yanına sağlıklı ve güvenle dönebilmektir.
NİLGÜN EGE İLE ARKA HABER'DEN NOTLAR
Kadın emeğinin, disiplinin ve tavizsiz bir güvenlik anlayışının ağır sanayide neleri dönüştürebildiğine bir kez daha şahit olduk. Sevgili Meral Kaplan’ın da altını çizdiği gibi; sahada ne kadar büyük işler başarırsak başaralım, en kıymetli zafer günün sonunda evimize, ailemize ve sevdiklerimize sapasağlam dönebilmektir.
Hayallerinden vazgeçmeyen, üreten, sektöre vizyon katan güçlü kadınların ve sahadaki görünmez kahramanların başarı hikayelerini konuşmaya devam edeceğiz.
Arka Haber'de, hayatın tam arkasındaki gerçeklerde kalın...
Eski Bakan Denizolgun’un Ölümünde Yeni Gelişme: Mezarı Açılacak
Eski Ulaştırma Bakanı Arif Ahmet Denizolgun’un 2016 yılındaki ölümüne ilişkin yürütülen soruşturmada dikkat çeken bir karar alındı. Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talebi üzerine “feth-i kabir” kararı verilirken, Denizolgun’un gerçek ölüm nedeninin yeniden yapılacak adli incelemelerle araştırılması bekleniyor.
İSTANBUL – Eski Ulaştırma Bakanı Arif Ahmet Denizolgun’un yaklaşık 10 yıl önce gerçekleşen ölümüne ilişkin soruşturmada yeni bir aşamaya geçildi.
Denizolgun’un ölümüne yönelik iddia ve şikâyetler üzerine yürütülen soruşturma kapsamında, mezarının açılarak yeniden adli inceleme yapılmasına karar verildi.
BAŞSAVCILIK FETH-İ KABİR TALEP ETTİ
Denizolgun’un yeğenlerinin suç duyurusunun ardından Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturmalar kapsamında, ölüm nedeninin yeniden araştırılması gündeme geldi.
Başsavcılık, Denizolgun’un mezarının açılması ve ölüm sebebinin yeniden incelenmesi için talepte bulundu. Talebin değerlendirilmesinin ardından feth-i kabir kararı alındı.
Başsavcılık tarafından yapılan açıklamada, Denizolgun’un ölümü ve daha önce gerçekleştirilen otopsi işlemlerine ilişkin şüphe iddiaları bulunduğu belirtilerek, gerçek ölüm sebebinin belirlenebilmesi amacıyla yeniden inceleme yapılacağı bildirildi.
MEZARININ 19 AĞUSTOS’TA AÇILMASI BEKLENİYOR
Alınan karar doğrultusunda Denizolgun’un mezarının açılarak naaşı üzerinde yeniden adli inceleme yapılması bekleniyor.
Feth-i kabir işleminin 19 Ağustos 2026 Çarşamba günü saat 08.30’da gerçekleştirilmesinin planlandığı bildirildi.
Yapılacak incelemelerde Denizolgun’un ölüm nedenine ilişkin yeni bilimsel ve adli bulguların bulunup bulunmadığı araştırılacak.
ÖLÜMÜNE İLİŞKİN İDDİALAR YENİDEN GÜNDEME GELDİ
Denizolgun’un ölümüne ilişkin şüphe ve iddialar, Alihan Kuriş’e yönelik yürütülen soruşturmanın ardından yeniden kamuoyunun gündemine taşındı.
Kuriş’in söz konusu soruşturma kapsamında tutuklanmasının ardından, Denizolgun’un 2016 yılındaki ölümüne ilişkin geçmişte dile getirilen iddialar da yeniden tartışılmaya başlandı.
Ancak Denizolgun’un ölümünde herhangi bir dış müdahale bulunduğuna ilişkin kesinleşmiş bir adli tespit bulunmuyor. Yapılacak yeni adli incelemenin, ölüm nedenine ilişkin soru işaretlerinin aydınlatılmasına katkı sağlaması bekleniyor.
ARİF AHMET DENİZOLGUN KİMDİR?
11 Mayıs 1956 doğumlu olan Arif Ahmet Denizolgun, mimarlık mesleğinin yanı sıra siyaset alanında da görev yaptı.
Refah Partisi’nde siyasete başlayan Denizolgun, 1995 genel seçimlerinde Antalya Milletvekili seçilerek Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne girdi.
28 Şubat sürecinin ardından siyasi yaşamını bağımsız olarak sürdüren Denizolgun, ANASOL-D Hükümeti döneminde Ulaştırma Bakanlığı görevinde bulundu.
Denizolgun, 6 Eylül 2016 tarihinde hayatını kaybetti.
İstanbul Merkezli 8 İlde “Şeker Soruşturması”: 25 Şirkete İşlem, 47 Şüpheli İfadeye Çağrıldı
İstanbul merkezli 8 ilde yürütülen Şeker Soruşturması kapsamında 25 şirkete ait 26 adreste arama yapıldı. 47 şüpheli ifadeye çağrıldı.
İstanbul merkezli 8 ilde nişasta bazlı şeker üretimi ve ticaretine yönelik geniş kapsamlı bir soruşturma başlatıldı. Adalet Bakanı Akın Gürlek’in açıklamasına göre, 25 şirkete ait 26 adreste arama ve evraka el koyma işlemi gerçekleştirildi. Şirket yöneticisi olduğu belirtilen 47 şüpheli ise ifadeye çağrıldı.
8 İLDE EŞ ZAMANLI “ŞEKER SORUŞTURMASI”
Adalet Bakanı Akın Gürlek, nişasta bazlı şeker üretimi ve ticareti yapan bazı firmalara yönelik yürütülen soruşturmaya ilişkin açıklama yaptı.
Gürlek’in verdiği bilgilere göre; Tarım ve Orman Bakanlığı Şeker Dairesi Başkanlığı tarafından gerçekleştirilen denetimler ile Hazine ve Maliye Bakanlığı Vergi Denetim Kurulu Başkanlığının incelemeleri sonucunda bazı firmalar hakkında dikkat çeken tespitlere ulaşıldı.
Açıklamada, bazı firmaların Şeker Kanunu ile belirlenen kota ve iç piyasa satış sınırlamalarını ihlal ederek iç piyasaya arz edilmemesi gereken nişasta bazlı şeker niteliğindeki ürünleri piyasaya sürdüklerinin tespit edildiği belirtildi.
ÜRÜNLERİN FARKLI İSİMLERLE FATURALANDIRILDIĞI İDDİASI
Yapılan incelemelerde bazı ürünlerin gerçek niteliğinin “maltodekstrin”, “glukoz”, “nişasta” ve “fruktoz” gibi farklı isimlerle faturalandırılarak gizlendiği öne sürüldü.
Açıklamaya göre, bazı işlemlerde faturada gösterilen ürün ile fiilen teslim edilen ürünün cinsi arasında farklılıklar bulunduğu tespit edildi.
Söz konusu bulgular üzerine İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosu koordinesinde, İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerince “Şeker Soruşturması” kapsamında eş zamanlı adli işlemler başlatıldı.
25 ŞİRKETE AİT 26 ADRESTE ARAMA
Soruşturma kapsamında İstanbul, Kocaeli, Sakarya, Ankara, Konya, İzmir, Gaziantep ve Adana olmak üzere 8 ilde operasyon gerçekleştirildi.
Gürlek’in açıklamasına göre, 25 şirkete yönelik 26 adreste arama ve evraka el koyma işlemleri yapıldı. Şirket yöneticisi olarak belirlenen 47 şüpheli ise çağrı yoluyla ifadeye çağrıldı.
SORUŞTURMA ÇOK SAYIDA SUÇ YÖNÜNDEN SÜRÜYOR
Soruşturmanın;
- Bozulmuş veya değiştirilmiş gıda veya ilaçların ticareti,
- Vergi Usul Kanunu kapsamında vergi kaçakçılığı,
- Muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge düzenleme veya kullanma,
- Özel belgede sahtecilik,
- Fiyatları etkileme
suçları yönünden çok yönlü olarak sürdürüldüğü bildirildi.
GÜRLEK: “HUKUK ÖNÜNDE HESABINI VERECEKTİR”
Adalet Bakanı Akın Gürlek, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde vatandaşların sağlığını, devletin vergi gelirlerini ve ekonomik düzeni hedef alan yasa dışı faaliyetlerle mücadelenin sürdürüleceğini belirtti.
Gürlek açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
“Halk sağlığını tehlikeye atan, vatandaşlarımızı yanıltan, devletimizi vergi kaybına uğratan ve hukuka aykırı kazanç elde etmeye çalışan kim olursa olsun, hukuk önünde hesabını verecektir.”
Soruşturmanın İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından çok yönlü olarak sürdürüldüğü bildirildi.
İlk Yorum yapan siz olun!