İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, 60 yıllık mülkiyet problemi çözülerek başlanan KİPTAŞ Karanfilköy Projesi’nde dairelerin kura çekilişine katıldı. Pençe Kilit operasyon bölgesinde şehit olan askerler için başsağlığı dileyen İmamoğlu, “İşbirliği içerisinde acımızı hep birlikte hissederek ve bilerek, sorunların üstüne hep birlikte çalışarak ve düzenli bir şekilde giderek eminim ve biliyorum ki terör belasını, terör örgütlerini hep birlikte bu cennet vatanın üzerinden püskürtürüz, uzaklaştırırız, yok ederiz… En başta her şeyimizle canımızı, vatanımızı emanet ettiğimiz, Silahlı Kuvvetlerimize olan güvenimizle birlikte devletimizin bütün yönetim kademelerinin, bizlerin başımızı öne koyup düşünmemiz gereken ve Silahlı Kuvvetlerimizin büyük mücadelesini arka planda nasıl katkı sunmamız gerektiğini de hep birlikte tasarlamamız gerektiğinin altını çizeyim. Türkiye'miz için ne yazık ki terör beka sorunlarından birisidir. Ve bunu aşmak da bizim elimizdedir” dedi.
Haber: OKTAY YILDIRIM Kamera: ADEM KARABAYIR
İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, 60 yıllık mülkiyet problemi çözülerek başlanan KİPTAŞ Karanfilköy Projesi’nde dairelerin kura çekilişine katıldı. Pençe Kilit operasyon bölgesinde şehit olan askerler için başsağlığı dileyen İmamoğlu, “İşbirliği içerisinde acımızı hep birlikte hissederek ve bilerek, sorunların üstüne hep birlikte çalışarak ve düzenli bir şekilde giderek eminim ve biliyorum ki terör belasını, terör örgütlerini hep birlikte bu cennet vatanın üzerinden püskürtürüz, uzaklaştırırız, yok ederiz… En başta her şeyimizle canımızı, vatanımızı emanet ettiğimiz, Silahlı Kuvvetlerimize olan güvenimizle birlikte devletimizin bütün yönetim kademelerinin, bizlerin başımızı öne koyup düşünmemiz gereken ve Silahlı Kuvvetlerimizin büyük mücadelesini arka planda nasıl katkı sunmamız gerektiğini de hep birlikte tasarlamamız gerektiğinin altını çizeyim. Türkiye'miz için ne yazık ki terör beka sorunlarından birisidir. Ve bunu aşmak da bizim elimizdedir” dedi.
İBB iştiraki KİPTAŞ, Karanfilköy bölgesinde 60 yıllık mülkiyet problemini uzlaşı ile çözerek yıllardır beklenen kentsel dönüşüm sürecini başlattı. Tahliyelerin ve yapıların yıkımının ardından 29 Nisan 2023’te proje alanına ilk temeller atıldı. Tüm etaplarda inşaat çalışmalarının hızla sürdüğü proje için Mustafa Kemal Kültür Merkezi’nde (MKM) Karanfilköy daire belirleme kura çekilişi yapıldı. Pençe Kilit operasyon bölgesinde şehit olan 9 asker için saygı duruşu ile başlanan programda konuşan İBB Başkanı İmamoğlu, “Hepimizin evine ulaşan acı haberle sarsıldık ve şehitlerimizi rahmet diliyorum. Hem milletimizin hem silahlı kuvvetlerimizin hem de ailelerimizin başı sağ olsun. Yaralı askerlerimize acil şifalar diliyorum” dedi.
İmamoğlu’nun konuşmasının satır başları şöyle:
"YILLARDIR BU LANET OLASI TERÖR BELASININ DERDİNİ ÇEKİYORUZ VE EVLERİMİZE KEDERLER ÇÖKÜYOR: Bu salonda tabi çok özel bir buluşmayı sağladık. Yoğun ilginizden şu hissediliyor. Özellikle hanımefendilerin, annelerin hatta babaannelerin, annelerin, anneannelerin gözlerinde o ışıltıyı hissedebiliyorum. Yıllardır umut ettikleri mülklerinin gerçek anlamda sahibi olmaları ve bir an önce evlerine girip güvenli bir yaşam sürdürebilmelerinin çabasının sonuca erişmesindeki o huzuru hepinizin gözlerinde görüyorum. Tabi şunu söyleyeyim biz yıllar boyu süren bu ve buna benzer çıkmazları aşarak insanlarımızın çözümü hissettiği, çözümün bulunduğu ortamı gördüğü bir İstanbul var etme duygumuzu bir sonucu bugün yaşadığımız. Tabi günlerce, aylarca, yıllarca heyecan içinde gün saydığınız bu duygu inşallah bugün bahtınıza o dualarla bahtınız açık olsun dediğiniz dualarla hissettiğiniz sonucu bugün size yaşatmak bize nasip oldu. İşte bu mutluluk ve heyecan içerisinde buluşmayı sağladık ama ne yazık ki hepimizin de bildiği üzere yine dün hepimizin evine bulaşan acı haberle sarsıldık ve şehitlerimizi rahmetle anarken hem milletimizin hem silahlı kuvvetlerimizin hem de ailelerimizin başı sağ olsun. Tabi yaralı askerlerimize acil şifalar diliyorum. Bu vatan için evlatlarını şehit veren ailelerimize, başta annelerimize, babalarımıza sabır diliyorum. Onlarla birlikte hepimiz üzüntülüyüz. Şunu söyleyeyim bu ülkenin pırıl pırıl genç evlatlarını, askerlerimizi şehit vermek elbette hepimizi üzüyor, derinden üzüyor. Ben başta bir baba olarak üzülüyorum. Hepimizin evlatları bugün eğer yaşamlarını sürdürüyorsa hayatlarını devam ettiriyorsa o şehitlerimizin bu mücadelesi sayesinde. Ne yazık ki şunu da konuşmak lazım, yıllardır bu lanet olası terör belasının derdini çekiyoruz ve evlerimize kederler çöküyor.
ŞEHİTLERİMİZİ VERDİĞİMİZ ANLARDA BİLE BU İŞİ SİYASETİN BİR PARÇASI HALİNE GETİRME ÇABALARINI YAŞIYORUZ: Yöneticiler, bizler hepimiz aslında esas görevi işte vatandaşlarımızın başına gelebilecek bu tür belaları, sıkıntıları def etmektir. Vatandaşlarımızın huzur ve refah içerisinde yaşamalarını sağlamaktır. Bunun için çalışmak zorundayız ve hep birlikte milletimizi zora sokan, sıkıntıya sokan üzen, başını öne eğen, acı çektiren ne varsa, milletimize bu sıkıntıyı yaşatan ne varsa bunları bertaraf etmeliyiz. Bizlerin en büyük çabası da bu olmalı. Hele hele terör belasına karşı amasız, fakatsız doğru çözümlerle ve dileğimiz odur ki, tek bir şehit bile vermediğimiz bir Türkiye var etmek. Bu da en kalıcı şekliyle çözümlerin oluşması amacıyla yapılması gereken iş ve işlemler vardır. Başta milli birliğimiz ve beraberliğimizi sağlamak. Hepimizin bu acıyı hissettiğini bilmemiz ve bunu hissetmemiz. Biz bazen acıyı bile bölüyoruz. Şehitlerimizi verdiğimiz anlarda bile bu işi dönem dönem siyasetin bir parçası haline getirme çabalarını yaşıyoruz. Bu bizi büklüm büklüm ediyor. Yani parçalıyor inanın bu çok kötü bir şey.
TERÖR BELASINI TERÖR ÖRGÜTLERİNİ HEP BİRLİKTE BU CENNET VATANIN ÜZERİNDEN PÜSKÜRTÜRÜZ, UZAKLAŞTIRIRIZ VE YOK EDERİZ: Bu milletin hiçbir ferdinin bazı şeylerde duygu farklılığı olamaz. Bu milletin bayrağı, bu milletin vatanı, bu milletin birliği, beraberliği bütünlüğü. Bu cennet vatanı hep birlikte var ettik. Atalarımız, dedelerimiz, ninelerimiz nice mücadelelerle yüzyıllardır vatan edindiğimiz bu toprakta var olabilmek adına hepimizin evinde şehit de var gazi de var, hepimizin yuvasında var. Öyle acılar var ki Balkanlar'dan göç edip buraya gelenlerin yaşadığı acılar, trajedileri mi konuşsak, ya da Kafkaslar’dan buraya gelirken vatan edinirken yollarda, yüz binlerce insanın öldüğü, yok edildiği ne yazık ki katledildiği ortamlarını konuşsak, işgal altında kalan bu cennet vatanın bir karış toprağını dahi vermemek uğruna bir yuvadan tek bir kişinin kalmadığı kurtuluş mücadelesinden Çanakkale mücadelesine kadar geçmişimizi mi konuşsak? İşte bütün bu birlik beraberlik duygusu böyle bir şey. Ben bir acının yaşandığı anda bu cennet vatanın herhangi bir köşesinde bir vatandaşımızın içine de o acının düştüğünü hissediyorum. Bu yönüyle işbirliği içerisinde acımızı hep birlikte hissettiğimizi hissederek ve bilerek sorunların üstüne hep birlikte çalışarak ve düzenli bir şekilde giderek eminim ve biliyorum ki terör belasını terör örgütlerini hep birlikte bu cennet vatanın üzerinden püskürtürüz uzaklaştırırız ve yok ederiz. Ama önce hep birlikte olabilmeyi, birlikte başarabilmenin o ana karakterini mutlaka sağlayabilmeyi başarabilmeliyiz. Bu bakımdan bu sabah tabi ki başka bir duyguyla, başka bir coşkuyla huzurunuza çıkmayı temenni ederdim ama yine acı düştü.
TÜRKİYEMİZ İÇİN TERÖR BEKA SORUNUDUR. DEPREM DE BU MEMLEKET İÇİN BİR BEKA SORUNUDUR: Bütün bu yaşananlar, her şeyimizle canımızı, vatanımızı emanet ettiğimiz, silahlı kuvvetlerimize olan güvenimizle birlikte devletimizin bütün yönetim kademelerinin, bizlerin başımızı öne koyup eğip düşünmemiz gereken ve o Silahlı Kuvvetlerimizin büyük mücadelesini arka planda nasıl katkı sunmamız gerektiğini de hep birlikte tasarlamamız gerektiğinin altını çizeyim. Türkiye'miz için ne yazık ki terör beka sorunlarından birisidir ve bunu aşmak da bizim elimizdedir. Şunu söyleyeyim aslında Türkiye'miz adına bir beka sorununun daha çözümü için buradayız. Deprem de bu memleket için bir beka sorunudur. Bakın daha bir yılını doldurmak üzere olan 6 Şubat depremi on binlerce diye tarifleyebileceğimiz sayısını söylemekten böyle geri durduğumuz, söylediğimizde içimizi yakan insanımızı kaybettiğimiz bir depremi yaşadık ve o insanlar kendilerini huzurlu hissetmek istedikleri yuvalarında gece uyurken hayatlarını kaybettiler. Nice çocuklar, nice kadınlar, gençler, evlatlar, büyükler hep beraber her birini toprağa verdik ve büyük acılarla verdik. Hala acısı o bölgede var. Hala çözüm bekleyen derin sorunlarla milyonlarca insanımız yüzleşmekte. İstanbul'daki deprem meselesi de beka meselesidir. Çünkü aynen Doğu, Güneydoğu'da yaşadığımız depremler gibi. Buradaki deprem de büyük bir tehdit olarak kapıda beklemektedir.
İSTANBUL’A ÇÖZÜM BULMAK KOLAY DEĞİLDİR: Depremin ne zaman olacağı, kaç şiddetinde olacağı düşünmeden ve konuşmadan çünkü oraya hiçbir etkimiz yok. Depremin ne zaman olacağına kaç şiddetinde olacağını hiçbir etkimiz olamıyor. Bu doğanın bir gereği İstanbul'da da yaklaşık 250 senede bir yüksek şiddette olan bir depremden bahsediyoruz. Ve biz aslında şu anda o devinimin o dönem ucunda bulunan bir süreçte yaşayan insanlarız İstanbul'da. Dolayısıyla bunu konuşmayalım. Bayılıyoruz bunu televizyonda konuşulmasına. Ne zaman olacak? Şiddeti ne olacak? Zannediyoruz çok konuşulunca bir 20 sene, 30 sene daha ileri gidecek veya 40 sene daha ileri gidecek veya şiddeti biraz aşağı düşecek. Bu bizi ilgilendirmiyor. Bizi ilgilendiren başka konular var ve bu konuda çözüm bulmak zorundayız. Nasıl? Milletimizle birlikte. Yani sizlerle aynen böyle bir arada olarak, bir arada konuşarak nasıl kurumlarımızla, bizler, belediyeler, büyükşehir, ilçe, bakanlık, devletimizin bütün kurumları. Kimler? Tabii ki finans kuruluşlarıyla, tabi ki yüklenici firmalarla, sektör bileşenleriyle. Yani bu iş bütünlükçü bir hareket istiyor. Niçin beka sorunu biliyor musunuz? İstanbul ve çevresinin bu ülkenin gayri safi milli hasılasının yüzde altmışını ürettiğini unutmayalım. Yani İstanbul aslında belli bölgelere, belli yörelere bir yerde olan bir depreme ya da bir afete koşar, yetişir, çözüm de bulur. Ama İstanbul'a çözüm bulmak kolay değildir.
BU İŞİ ELİMİZE YÜZÜMÜZE GÖZÜMÜZE BULAŞTIRMAYALIM GELİN BERABER KONUŞALIM: Bu bakımdan en az hasarla. En hafif haliyle inşallah Allah'ımıza dua ediyoruz hep birlikte çalışarak başaracağımıza da inanıyoruz. Kimsenin burnunun kanamayacağı şekliyle depremleri atlatabilmenin yolunu çizmeli ve çözümlerini bulmalıyız. Bakın daha yeni Japonya'da 7.6 şiddetinde deprem oluyor ve bir can kaybı veya işte büyük bir trajik görüntü görmüyoruz. Raporunu istedim hem oradan aldığımız raporlarla hem ulusal, uluslararası kaynaklardan edindiğimiz belgelerle biz bunu niçin yapmayalım? Niçin yapamayız? Yaparız. İnanın, Şili yapmış, Peru yapmış, Arjantin yapmış, biz yapamayacağız, olmaz. Utanç duymalıyız. Ama ya bu işi elinize, yüzünüze, gözünüze bulaştırmayalım. Birlikte konuşalım, birlikte çözüm bulalım. Hep beraber yapalım. Gerçekten böyle olmalı. Bunun anahtarı burada. Beş yıl önce göreve başladığımızdan bugüne bu yolculukla sürdürüyoruz bütün iş ve işlemlerimizi depreme yönelik. Yani bu meseleyi muhatabı kimse masasına giderek bakın masamıza çağırarak değil, masasına giderek çözümün nasıl olacağını nasıl olduğunu anlatarak bir süreç geçirdik geçirmeye de ısrarla devam ediyoruz. Bir yandan da işimize baktık. Bu bakımdan biz bu kentsel dönüşüm meselesinin de bu söylediği bütüncül mücadelenin bir parçası.
İSTANBUL’DA BİR DEPREM OLDUĞUNDA ÇIKACAK OLAN ENKAZ 200-250 MİLYON METREKÜPÜN ÜZERİNDE OLACAĞI TAHMİN EDİLİYOR: Kentsel dönüşüm her şey değil bakınız. O kadar etkileri var ki çevresel, ekosisteme dair etkileri yani bir deprem olduğu zaman önceden tedbir almamız gereken, o kadar çok şey var ki. Sadece evlerimiz diye düşünüyoruz, değil. Yollar, köprüler, viyadükler altyapı, kanalizasyon, içme suyu, doğal gaz bütün bunlarla ilgili yatırımları yaptık, yapmaya devam ediyoruz. Yani bu 360 derece bir iş bu. Bakınız, deprem bölgesinde aylarca hatta yılına geldi işte birçok sorun yaşanıyor altyapıda, şurada burada. Bütün bunları çözüme kavuşturmalıyız. Bir yandan yenilerini yaparken depreme dayanıklı, daha dayanıklı hale getirmenin çabasını ortaya koyarken bir yandan geçmişte yapılmış ama bugünün deprem yönetmeliğine ya da depremin etkisine dayanıklı olmayan altyapı üstyapı, çevre yetkileri vesaire gibi ne var ise onlara da çözüm bulma konusunda yoğun bir emek sarf ediyoruz. Bakınız bu şehirde, Allah korusun bir deprem olduğunda enkazın büyüklüğü 200-250 milyon metreküpün daha üzerinde bir büyüklükten bahsediliyor. Enkazın bile kaldırılmasının bile yükünü düşünün. İşte böyle bir yükü olan, yollarının kesintisiz çalışması gerekiyor.
BİR ŞAHSIN, BİR ŞİRKETİN, BİR GRUBUN ÖZEL ÇIKARI UĞRUNA BİR TEK PARSELDE, BİR TEK YERDE ÖZEL İMAR ÇIKARILMASINA MÜSAADE ETMEDİK BÖYLE BİR TEKLİFİ MECLİSE ASLA GETİRMEDİK: İşte metro yatırımının da böylesi bir deprem şehrinde o kadar önemli olduğunun altını çizelim. O bile hem ulaşım hem oralarının bir sığınak bir sağlık alanı vesaire kullanması gibi lojistik alanların yapılması gibi birçok yaptığımız yatırım. Yani İstanbul'un neredeyse en batısında kurduğumuz Ahmet İsvan Halk Ekmek Fabrikası o kocaman yapı aynı zamanda bizim lojistik merkezimiz projesi. Ya da Tuzla'da yaptığımız ve şu an tam gaz devam ettiğimiz yeni hal binasının yanındaki o büyük yapımız bir lojistik merkezi olarak İstanbul'un bu sorunlarına çözüm bulacak depremle mücadelenin adımları. O bakımdan bu beka sorunu dediğimiz, ekonomik olarak çok büyük zora sokacak olan bizi bu deprem sürecine dair mücadelemizi gerçekten topyekun verilmesi ve devletimizin, milletimizin asla diz çökmemesi için birlikte hareket etmeli ve çözümler bulmalıyız. Biz 2019’dan bu yana inanın, bir mesela çok önemli bir adım attık. Bunu lütfen iyi anlayın. 2019’dan bu yana bizim yönetimimizde, bir şahsın ya da bir şirketin, ya da bir grubun özel çıkarı uğruna bir tek parselde, bir tek yerde özel imar çıkarılmasına müsaade etmedik böyle bir teklifi meclise asla getirmedik. Bu önemli bir şey. O büyükşehir belediyesinin koridorlarını ben siyaset yaşamım ve belediye başkanlığı dönemlerinden dolayı yaklaşan 15 yıldır bilirim. Burada çok deneyimli meclis üyesi arkadaşlarım, belediye başkanı arkadaşlarım var. Bu tür parsel bazında bir kişinin, bir grubun imar artışı meselesinde oralarda bu işin nasıl takip edildiğini ve adımlar atıldığını bilinir. Biz yapmadık, yaptırmadık, yaptırmayacağız.
BİZDEN ÖNCE YÖNETENLER ÇIKTI DEDİLER Kİ BİZ İSTANBUL'A İHANET ETTİK: Bakın bu önemli. Bu niye önemli biliyor musunuz? Ya bu şehre bir bütün bakmazsak, bu millet nasıl yaşayacak? Mahalleler nasıl oluşacak? Evler nasıl bir araya gelecek? O evlerin okulları, sağlık ocakları, hastaneleri nasıl tasarlanacak meselesine bir bütün bakmayı başaramazsak bu kadim şehri Fatih Sultan Mehmet'in, Mustafa Kemal Atatürk'ün bize emaneti İstanbul'a ihanet ederiz. Zaten bizden önce yönetenler çıktı dediler ki biz İstanbul'a ihanet ettik. Onun için millet İstanbul'a ihanet edeni sevmez bu çok net. O bakımdan biz bu tarz yapılaşmalara, imarlaşmalara, kaçak yapılara, işgallere asla göz yummadık yummayacağız. Kamuya ait alanları koruma alanları, su havzaları bizim için hassas bölgeler oldu olmaya devam edecek. Yüzlerce noktasını bu şehrin yeşil alanlara büründürmenin vadileri, kıyıları ve o alanları yaparken de hassas bir biçimde yapmanın özenli çabasını ortaya koyduk. Meydanları daha geçenlerde işte Beşiktaş Belediye Başkanımızla Rıza Polatlı Beşiktaş Meydanı’nı açtık. Ya yıllarca oranın nasıl metruk nasıl işgal altında olduğunu yani perperişan bir halde olduğunu gördük ve yaşadık. Şimdi gidin en soğuk akşamda bile İstanbul'da, en havanın iyi olduğu ortamda bile şu kısacık günlerde ben bazen geçen yıl böyle durum uzaktan bakıyorum. Yüzlerce, binlerce insan bir arada hasbihal ediyorlar, konuşuyorlar. Daha önce Barbaros Bulvarı’ndan gelen koşarak vapuruna giderdi. Şimdi koşarak vapura gitmiyor. Bir duruyor böyle etrafına bakıyor. İnsanın mutlu eden şeylerdir bunlar.
FİKİRTEPE İSMİNE DE YAKIŞMAYACAK, İSTANBUL'A YAKIŞMAYACAK, KADIKÖY'E YAKIŞMAYACAK BİR POZİSYONA EVRİLDİ: İnsanlar şehirlerin meydanlarında, güzel caddelerinde yeşil alanlarında, yaşam vadilerinde Haliç'in kıyılarındaki o güzel peyzaj uygulamalarında mutlu olurlar ve mutlu olarak evlerine gidenler, evlerinde de mutlu olurlar. Birbirlerine iyi davranırlar. Çocuklarına iyi davrandılar. O moralle başarılı olurlar. Yani şehir mutluluğu, şehrin insanlarına verdiği mutluluk aslında toplumsal ve milletçe mutluluk anlamına gelir. O bakımdan yaptığımız işin önemli olduğunu ifade edelim. Genel müdürümüz söyledi. Karanfilköy hani merkezi bir yerde rantı yüksek, çözümü kolay eleştirisi yapanlar oldu dedi. Size bir örnek sunmak istiyorum. Merkezi noktada ya da değerli noktada diye birbirinden ayırt edemeyeceğimiz, birbirine çok yakın iki semtten bahsediyorum. Birisi Karanfilköy olsun birisi de hepinizin yakından bildiği Fikirtepe olsun. Fikirtepe’yi biliyorsunuz değil mi? Fikirtepe'ye ister D100 karayolundan, Bostancı tarafından gelirken bakın, ister İstanbul birinci köprüyü geçip Altunizade'den devirdikten sonra yukarıdan aşağı inerken bakın. İster Harem’den gelirken bakın. Göreceğiniz tek şey var. Kocaman bir beton blok duvar. Fikirtepe'nin aslı fikirleşmeden gelir. Orası aslında Osmanlı döneminde aydınlanmanın en çok hissedildiği, konuşulduğu, sohbet edildiği mekanların olduğu yerden gelen bir Fikirtepe ne yazık ki ismine de yakışmayacak, İstanbul'a da yakışmayacak, Kadıköy'e de yakışmayacak bir pozisyona evrildi. Niye? Ben meslek yaşamımdan biliyorum. İki binlerin başlarından itibaren 2007-2008 itibaren Fikirtepe tartışması başlatıldı. Ya neler yapılmadı? Neler yapılmadı?
VATANDAŞIMIZIN KAZANDIĞI YERDE BİZ VARIZ ONLARIN KAYBETTİĞİ YERDE BİZ YOKUZ: Ben biliyorum uzaktan isledim. Kulak misafiri oldum. Emlak piyasasından mesleğim gereği yaptığım iş yaşamım gereği duydum. Gizli emsal artışları, gizli pazarlıklar, bir kısım devletin kurumlarının ama belediyeler üzerinden yani o zaman büyükşehir belediyesi, TOKİ, Emlak Konut, Şehircilik Bakanlığı dönem dönem bu işe alet edildi. Ve kötü bir iş çıktı ortaya. Size bir şey söyleyeyim mi evini veren, gecekondusu olan ya da orada tapulu binası olan, evini veren benim gariban vatandaşımın hiçbiri mutlu değil. Fikirtepe'de hiçbirisi mutlu değil. Müteahhit mutlu değil o da battı çoğu. Devlet de mutlu değil, kurumlar da mutlu değil. Kimse mutlu değil, biliyor musunuz işin ucunda? Belki bilmediğimiz bir avuç insan mutlu olmuş olabilir. Onu da ben takip edecek değilim. Bu acı durumun yaşanmasının sebepleri var. Gelelim Karanfilköy’e. Yine burası çözüm bulmadı. 50 yıllık geçmişi var neredeyse bu tartışmanın. Ne oldu? Her şeyi şeffaf yaptık. Göreve gelir gelmez arkadaşlarımla her şeyi şeffaf yaptık. Kiminle, sizlerle. Açık açık konuştuk. Kiminle? Bu işin ilgili kamu kurumlarıyla ama bakanlık ama başka kurumlar makamlar ama meclis o kadar şeffaf yaptık ki. Bazıları şaşırdı ya bu kadar şeffaf olmanın arkasında ne var diye. Arkasında bir tek şey var. Vallahi bizim gönlümüzdeki iyi niyet var. Vatandaşımızın kazandığı yerde biz varız. Onların kaybettiği yerde biz yokuz. Ya da bir avuç insanın kazandığı yerde biz yokuz. Milletin kazandığı yerde biz varız bu kadar net. Bakın vatandaşa rağmen, bilime ortak akla rağmen iş yapılmaz ve biz burada vatandaşın can güvenliğini, çıkarlarını öne koyarak ortak akıldan, teknikten, mühendislikten, mimarlıktan da faydalanarak güzel bir iş çıkardık. Ve Karanfilköy’de sürecimizi başlattık tıkır tıkır işledi. Ve çok güzel işler ortaya çıktı.
İSTANBUL'UN YÖNETİM KOLTUĞU KUMANDA KOLTUĞU ÖNEMLİDİR. O KOLTUĞA OTURAN MİLLETİNİ DİNLEYECEK TAM YOL İLERİ DİYECEK: Göreceksiniz yarınlarda, bugünden de koyabilirsiniz. Fikirtepe'yi alın, koyun maket olarak sol tarafa, Karanfilköy'ü alıp koyun maket olarak sağ tarafa bütün İstanbullular seyretsin. İstanbul'un geleceğini kime emanet edeceğini de oradan karar versin. Tabi yüklenicimizle ve bütün paydaşlarıyla yol yürürken iş bitti, toparlandık, her şeyi sağladık. Ama inanın buradan ekstra kaynaklar ürettik. Yani biraz komşuda pişer, bize de düşer misali oldu ama Rıza Bey. Sarıyer'e bu işin ucu dokundu ve orada başkanımızla da açılışını yaptık. Kocaman Atatürk'ün bize emaneti büyüklere fidanlığını da buradan elde ettiğimiz kaynakla bir lira harcamadan İstanbul’a hediye ettik. Yine buradan yarattığımız kaynakla Adalar'da metruk bir halde kaybolmaya doğru herhangi birinin eline geçme ihtimalini de görerek otuz otuz beş bin metrelik bir alanı yine belediyemizin iştiraklerinin girişimiyle belediyemiz bünyesine aldık. Onu da söyleyeyim burada Orman Bakanlığı isteseydi o yeri bize verebilirdi. Al burayı İstanbul Büyükşehir Belediyesi sen koru, işlet diyebilirdin. Yok illa ihaleye çıkacağız. Gönlümüz el vermedi burayı iştiraklerimiz üzerinden ihale ile aldık iyi de para verdik aldık. Arkadaşlarıma dedim ki biz kimiz? Kamu kurumu. Kime parayı vereceğiz? Kamu kurumuna. Tamam kamunun malından, kamunun malına aktarım yapacağız. Başkasına buranın geçmesine müsaade etmeyin. İhalede ne gerekiyorsa yapın ve alın dedim. Orayı aldık o metruk halden kurtarmak için hem de sosyal amaçlı kullanımlara açık Adalar’ın en güzel sahilini, en güzel plajını, en güzel otelini orada açtık ve İstanbulluların malı haline getirdik. Orada bu kaynakla yapıldı buradan elde ettiğimiz kaynakla yapıldı. Sonuçta biz olmasaydık söyleyeyim 25 yıl daha burada uğraşırdınız.
YAPACAĞINIZ HER İŞİ MİLLETİN HUZURUNDA YAPIN KARDEŞİM: Bütün arkadaşlarıma söyledim yapacağınız her işi milletin huzurunda yapın kardeşim. Bizim hiçbir gizli işimiz olamaz. Bazen bana başkanım size çok özel birşey konuşmak istiyorum. Ya benimle özel neyin olabilir, söyle işte. Nerede rastlarsam böyle özel bir anımız yok bizim. Yani kişisel anım ayrı evin, yuvam. Biri de eğer gelmişse benden kişisel bir hesabı varsa o da ayrı ama onun dışında biz yaşamımızı bu işe vakfettik. Kendimizi İstanbul'a da mühürledik kardeşim. Bu şehre hizmet edeceğiz bu şehrin evlatlarına hizmet edeceğiz. İnşallah buralar göz bebeği şekliyle devam edecek. Genel Müdürümüz plan yapma anlayışının, projeyi yönetme anlayışının bir başka örneğini de hemen bir kaç yüz metre yukarıdaki polis okuluyla burası arasındaki farkı da ortaya koyarak izah etti. Çok net böyledir. İstanbullu kıymetli vatandaşlarımız bunun ne anlama geldiğini anlarlar. Bakınız bu şehri orta akla demokrat bir zihniyete, temsilciye değil birinden izin alarak hareket edecek kişilere değil 16 milyon insandan talimat alan onların arzularını, isteklerini yerine getirene oy verin kardeşim bu kadar basit. Bu millet temsilciye oy vermez. İstanbul'un koltuğu, İstanbul'un yönetim koltuğu kumanda koltuğu önemlidir. O koltuğa oturan milletini dinleyecek tam yol ileri diyecek. Tam yol ileri derken dönüp arkaya acaba o ne der diye korkarak bakıyorsa o İstanbul'un koltuğunda oturamaz. İstanbul’un koltuğu öyle bir koltuk.
KAMU KAYNAKLARINI UZAT TUTUYORLAR BİZDEN: İstanbulluları bu anlamda elbette ki çocuklarının geleceğine sahip çıkacak sürece yol yürümelerini konusunda hassas olacaklarını biliyorum. Karanfilköy gibi sayısız dönüşüm projelerine imza atmayı diliyorum. Sokaklara kadar gireceksiniz kardeşim dedim arkadaşlarıma ve biz girdik girmeye de devam ediyoruz. Kamu kaynaklarını bizden uzak tutuyorlar. Bazı bankaların bu sürece destek olmalarını hala sağlayabilmiş değiller. Ama biz çözüm üreteceğiz ama yüzlerine de vuracağız bunları niçin bunu yapmıyorsunuz, bu millete niçin yardımcı olmuyorsunuz dönüşümleri için diye yüzüne vuracağız ama yolumuza da devam edeceğiz çözüm bulacağız, kaynak üreteceğiz. Sektörün bileşenleriyle makul vadelerde, vade farksız, fiyatı artmaksızın insanlarımızın cebinden bildikleri parayı ödeyerek iş yaptıracakları sistemler sunacağız. Beş dairemi? On beş, elli mi, beş yüz mü, beş mi? Yapacağız. Ve insanlarımızı bir an önce yaşamlarını yitirmeyecekleri, depremden korkmayacakları yuvalarına kavuşturacağız. Bu bizim milli bir meselemizdir, milli bir sorundur. Çözüm için de gece gündüz çalışmaya devam edeceğiz.”
Yorumlar
Yorum Yapın
İlginizi Çekebilir
TOBB Erzurum Kadın Girişimciler Kurulu Ağustos Ayı Toplantısını TKDK’da Gerçekleştirdi
TOBB Erzurum Kadın Girişimciler Kurulu, Ağustos ayı toplantısını TKDK Erzurum İl Koordinatörlüğü’nde yaptı. Toplantıda kadın girişimcilere yönelik hibe, yatırım ve kırsal kalkınma destekleri ele alındı.
Erzurum Ticaret ve Sanayi Odası (ETSO) bünyesinde faaliyet gösteren TOBB Erzurum Kadın Girişimciler Kurulu (KGK), Ağustos ayı olağan toplantısını TKDK Erzurum İl Koordinatörlüğü ev sahipliğinde gerçekleştirdi. Toplantıda kadın girişimciliğine yönelik çalışmalar değerlendirilirken, TKDK’nın hibe ve destek programları hakkında kurul üyelerine bilgi verildi.
KADIN GİRİŞİMCİLER TKDK’DA BİR ARAYA GELDİ
TOBB Erzurum Kadın Girişimciler Kurulu (KGK), Ağustos ayı olağan toplantısını Kurul Başkanı Kübra Alioğulları başkanlığında gerçekleştirdi.
Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu (TKDK) Erzurum İl Koordinatörlüğü’nün ev sahipliğinde gerçekleştirilen toplantıda, kurulun yürüttüğü çalışmalar ve önümüzdeki döneme ilişkin faaliyetler ele alındı.
TEMMUZ AYINDA YAPILAN ÇALIŞMALAR DEĞERLENDİRİLDİ
Toplantının açılışının ardından gündem maddelerinin görüşülmesine geçildi.
Kurul üyeleri, Temmuz 2026 döneminde KGK İcra Kurulu tarafından gerçekleştirilen faaliyetleri değerlendirerek yürütülen çalışmaların sonuçları hakkında görüş alışverişinde bulundu.
Kadınların girişimcilik hayatında daha etkin rol almalarını desteklemeye yönelik gerçekleştirilen faaliyetler ve önümüzdeki dönemde atılabilecek yeni adımlar da toplantının gündeminde yer aldı.
TKDK HİBE VE DESTEKLERİ KADIN GİRİŞİMCİLERE ANLATILDI
Toplantının önemli gündem başlıklarından birini ise TKDK tarafından yatırımcılara sağlanan hibe ve destek programları oluşturdu.
TKDK yetkilileri tarafından kurul üyelerine; tarım, kırsal kalkınma ve üretime yönelik yatırım olanakları hakkında kapsamlı bir bilgilendirme yapıldı.
Sunumda özellikle kadın girişimcilere yönelik avantajlar, uygulanabilecek hibe oranları ve proje başvuru süreçlerine ilişkin detaylar aktarıldı.
KADIN GİRİŞİMCİLİĞİNİN GELİŞTİRİLMESİ İÇİN GÖRÜŞ ALIŞVERİŞİ
Toplantıda TKDK desteklerinden kadın girişimcilerin daha etkin şekilde yararlanabilmesi ve Erzurum’da kadın girişimciliğinin geliştirilmesine yönelik yapılabilecek çalışmalar konusunda karşılıklı görüş alışverişinde bulunuldu.
TOBB Erzurum Kadın Girişimciler Kurulu’nun Ağustos ayı olağan toplantısı, değerlendirmelerin ardından sona erdi.
Avcılar Belediyesi'nin Futbol Turnuvasında Yarı Final Heyecanı
Avcılar Belediyesi Gençlik ve Spor Müdürlüğü tarafından düzenlenen Mahalleler Arası Futbol Turnuvasında yarı finale yükselen takımlar belli oldu.
Avcılar Belediyesi Gençlik ve Spor Müdürlüğü tarafından düzenlenen Mahalleler Arası Futbol Turnuvasında yarı finale yükselen takımlar belli oldu. İlçenin farklı mahallelerinden 12 takımın katıldığı organizasyonda Üniversite, Firuzköy, Mustafa Kemal Paşa, Gümüşpala ve Yeşilkent mahallelerinden sporcular şampiyonluk için mücadele etti.
12 TAKIM ŞAMPİYONLUK İÇİN SAHAYA ÇIKTI
Avcılar Belediyesi Atatürk Stadyumu’nda oynanan karşılaşmalarda takımlar, grup ve eleme müsabakalarında üst tura yükselmek için mücadele etti. Karşılaşmaların tamamlanmasıyla birlikte turnuvanın son dört takımı da netleşti.
Farklı mahallelerden sporcuları aynı organizasyonda buluşturan turnuva, ilçedeki futbol heyecanını da sahaya taşıdı. Avcılar Belediyesi’nin düzenlediği organizasyon, sporculara mücadele etme ve yeteneklerini sergileme fırsatı sundu.
YARI FİNAL HEYECANI
Turnuvada yarı finale yükselen ekipler Ateşoğlu Spor, Avcılar Balkan Spor, Trafo Spor ve Avcılar Murat Kölük Devlet Hastanesi oldu.
Dört takım, finale yükselmek için yarı final mücadelesini verirken, turnuvada finale çıkacak iki takım belli oldu.
ŞAMPİYONLUK İÇİN SON VİRAJ
Turnuvada yarı final karşılaşmalarının tamamlanmasının ardından finale yükselen takımlar da belli oldu. Rakiplerini mağlup eden Avcılar Balkan Spor ve Ateşoğlu Spor, şampiyonluk kupası için finalde karşı karşıya gelecek.
Avcılar Belediyesi, ilçede sporun daha geniş kesimlere ulaşması ve amatör sporcuların desteklenmesi amacıyla sportif organizasyonlara ev sahipliği yapmayı sürdürüyor. Turnuva kapsamında bir araya gelen takımlar, hem rekabet hem de sporun kent yaşamındaki buluşturucu yönünü sahaya yansıttı.
Şampiyonluk için son iki takımın kaldığı turnuvada gözler artık final karşılaşmasına çevrildi. Avcılar Balkan Spor ile Ateşoğlu Spor’un mücadele edeceği final maçının ardından şampiyon takım belli olacak. Dereceye giren takımlara kupa ve madalyaları takdim edilecek.
Teoman Mutlu: “Siyasi Partiler Temiz, Güvenilir ve Donanımlı Olmalıdır”
Yerli ve Milli Parti Genel Başkanı Teoman Mutlu, siyasi partilerde dürüstlük, liyakat ve şeffaflık çağrısı yaptı. Mutlu, Siyasi Partiler Kanunu ve seçim mevzuatının yeniden ele alınmasını istedi.
Yerli ve Milli Parti Genel Başkanı Teoman Mutlu, Türkiye’de siyasi partilerin demokrasinin temel unsurlarından biri olduğunu belirterek dürüstlük, liyakat ve şeffaflık vurgusu yaptı. Siyasi partiler hakkındaki iddia ve suçlamaların somut deliller ve hukuk çerçevesinde ele alınması gerektiğini söyleyen Mutlu, Siyasi Partiler Kanunu ve seçim mevzuatının da yeniden değerlendirilmesi çağrısında bulundu.
“SİYASİ PARTİLER DEMOKRASİNİN TEMELİDİR”
Yerli ve Milli Parti Genel Başkanı Teoman Mutlu, siyasi partilerin seçim sistemi ve devlet yönetimindeki rolüne ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Siyasi partilerin demokrasinin işleyişinde önemli bir yere sahip olduğunu belirten Mutlu, parti kadrolarının dürüst, liyakatli ve donanımlı kişilerden oluşması gerektiğini söyledi.
Mutlu, şu ifadeleri kullandı:
“Parti olmazsa seçim olmaz. Ciddi bir siyasi parti, insan yetiştiren bir okuldur. Devleti seçimi kazanan parti yönetiyor, Cumhurbaşkanı da partinin içinden çıkıyor. O hâlde iktidarıyla muhalefetiyle siyasi partilerin üzerine titremek ve temiz kalmaları için gayret göstermek gerekir.”
TEOMAN MUTLU’DAN LİYAKAT VE DÜRÜSTLÜK VURGUSU
Yerli ve Milli Parti’de bu anlayış doğrultusunda hareket ettiklerini ifade eden Mutlu, parti kadrolarının niteliğine önem verdiklerini belirtti.
Mutlu, “Parti mensuplarımızın temiz, dürüst ve mutlaka donanımlı olması için çalışıyorum. Çok şükür ülkeme tertemiz bir parti kazandırdım. Kendi evimin önünü temiz tutuyorum.” dedi.
“BÜTÜN PARTİLER ŞAİBEDEN UZAK OLMALIDIR”
Siyasi etik ve kamuoyu güveninin yalnızca tek bir partinin meselesi olarak değerlendirilemeyeceğini savunan Mutlu, Türkiye’de faaliyet gösteren bütün siyasi partilerin şeffaflık konusunda hassas davranması gerektiğini söyledi.
CHP hakkında kamuoyuna yansıyan iddialara da değinen Mutlu, şu değerlendirmede bulundu:
“Devleti kuran bir parti olarak CHP’nin de hakkında ortaya atılan iddiaları açıklığa kavuşturması, temiz ve güvenilir bir yapıyı koruması hepimizi ilgilendirir.”
Mutlu, farklı siyasi partiler hakkında çeşitli yapı veya gruplarla ilişkilere yönelik iddiaların zaman zaman gündeme gelebileceğini belirterek bu tür suçlamaların söylentiler üzerinden değil, somut deliller ve hukuk çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini savundu.
“İnsanın olduğu her yerde problem olabilir, menfaat insanları şaşırtabilir. Yöneticilerin görevi buna karşı dikkatli olmak ve partilerinin itibarını korumaktır.” ifadelerini kullandı.
“CİDDİ SUÇLAMALAR KARŞISINDA HUKUKİ YOLLARA BAŞVURULMALI”
Siyasi partilere yönelik ciddi iddiaların cevapsız bırakılmaması gerektiğini söyleyen Mutlu, parti yöneticilerinin gerektiğinde hukuki yollara başvurması gerektiğini belirtti.
Mutlu, “Bir partiye karşı en küçük ciddi suçlama varsa genel başkanların ve yöneticilerin hukuk yoluna başvurması gerekir. Aksi hâlde parti durup dururken şaibe altında kalabilir.” dedi.
Siyasi tartışmaların itham ve söylentiler yerine hukuk, belge ve somut veriler üzerinden yürütülmesi gerektiğini ifade etti.
SİYASİ PARTİLER KANUNU VE SEÇİM MEVZUATI İÇİN DEĞİŞİKLİK ÇAĞRISI
Teoman Mutlu, Türkiye’deki siyasi parti sisteminin hukuki altyapısının da yeniden ele alınması gerektiğini savundu.
Siyasi Partiler Kanunu ve seçim mevzuatında değişiklik yapılması yönündeki çağrısını yineleyen Mutlu, Türkiye’de çok sayıda siyasi parti bulunmasına rağmen bunların yalnızca bir bölümünün seçimlere katılma yeterliliğine sahip olduğunu söyledi.
Mutlu, “Türkiye’de çok sayıda siyasi parti var ancak bunların yalnızca bir bölümü seçimlere katılma yeterliliğine sahip. Geri kalanların önemli bir kısmı fiilen sınırlı bir örgütlenmeyle varlık gösteriyor. Bu da siyasette ciddi bir dağınıklık oluşturuyor.” ifadelerini kullandı.
Yetkili kurumlara çağrıda bulunan Mutlu, siyasi parti sisteminin daha şeffaf, sağlıklı ve işlevsel hale getirilmesine yönelik düzenlemelerin gündeme alınması gerektiğini savundu.
“DEMOKRASİ GÜÇLÜ OLACAKSA SİYASİ PARTİLER DE GÜÇLÜ OLMALI”
Mutlu, açıklamasını siyasi partilerde güven ve liyakat vurgusuyla tamamladı:
“Demokrasi güçlü olacaksa siyasi partiler de güçlü, temiz, donanımlı ve güvenilir olmak zorundadır. Biz kendi sorumluluğumuzu yerine getirirken bütün siyasi partilerin de aynı hassasiyeti göstermesini bekliyoruz.”
Cumhuriyet Kent Meydanı, Tarih, Kültür Ve Sosyal Yaşamın Yeni Buluşma Noktası Olacak
İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve Büyükçekmece Belediyesi işbirliğiyle yapımı tamamlanan Türkiye'nin en büyük kent meydanlarından Cumhuriyet Kent Meydanı, 80 bin metrekarelik alanıyla kentin sosyal ve kültürel yaşamına farklı bir zenginlik katacak.
30 Ağustos Pazar günü düzenlenecek olan etkinliklerle açılışının gerçekleştirileceği Cumhuriyet Kent Meydanı, Büyükçekmece Belediye Binası, Ulusal Bağımsızlık ve Kuruluş Müzesi, Atatürk Evi, Kıyı Marina gibi, tarihi, sosyal ve kültürel eserleri bünyesinde barındırıyor.
Başkan Akgün'ün vizyon projelerinden
Büyükçekmece Belediyesi'ne yönelik düzenlenen operasyon kapsamında Silivri Marmara Cezaevi'nde tutuklu bulunan Büyükçekmece Belediye Başkanı Dr. Hasan Akgün'ün, vizyon projelerinden olan Cumhuriyet Kent Meydanı projesi hayata geçiyor. Büyükçekmece'nin ve Cumhuriyetin kimliğini yansıtan eserlerin bir arada bulunduğu meydan projesi, İstanbul Büyükşehir Belediyesi işbirliğiyle tamamlandı. Cumhuriyet Kent Meydanı, 30 Ağustos Zafer Bayramı gibi anlamlı bir tarihte görkemli bir törenle açılacak. Zafer Bayramı'nın 104'üncü yıl kutlamalarıyla görkemli bir şölene dönüşecek olan açılış etkinliklerinde sevilen sanatçı Melek Mosso konser verecek. 30 Ağustos Pazar günü, Zafer Bayramı'nın 104'üncü yılı coşkuyla kutlanırken, Cumhuriyet Kent Meydanı gibi eşsiz bir proje kentin halkının hizmetine açılacak.
Meydan açık hava müzesi deneyimi sunacak
Sahip olduğu eserler ve sosyal yaşam alanlarıyla geçmiş ile bugün arasında bir kültür köprüsü oluşturan Cumhuriyet Kent Meydanı, ulusal ve uluslararası etkinliklerde de kentin yeni buluşma noktası olacak. Kent yaşamının kalbinin attığı meydan, yalnızca insanların bir araya geldiği bir buluşma noktası olmanın ötesine geçerek, kültür, sanat ve turizmin önemli merkezlerinden biri haline geliyor. Tarihi ve kültürel değerleriyle kentin geçmişine ışık tutan meydan; sanat eserleri, mimari dokusu, sosyal donatı alanları ve çevresindeki müzeler, yürüyüş yolları ile adeta açık hava müzesi deneyimi sunacak.
Sanat eserleriyle açık hava sergisine dönüşecek
27 yıldır aralıksız devam eden, Uluslararası İstanbul Büyükçekmece Kültür ve Sanat Festivali kapsamında gerçekleşen Uluslararası Heykel Sempozyumu'na katılan dünyanın tanınmış heykeltraşların eserlerinin de sergilendiği meydan, kentin tarihini ve kültürel birikimini görünür kılarken, düzenlenen kültür-sanat etkinlikleri de meydanın canlılığını artırıyor. Sergilerden konserlere, kültürel buluşmalardan çeşitli etkinliklere kadar farklı organizasyonlara ev sahipliği yapması planlanan alan, her yaştan insan için yaşayan bir kültür platformu niteliği taşıyor.
Yatçılık sektörü ve turizm açısından meydanı önemli bir çekim merkezi
Ayrıca Cumhuriyet Kent Meydanı, dünyanın en bilindik 7 şehrinin mimari özelliğini bünyesinde barındıran bin yat kapasiteli Kıyı Marina'ya yürüme mesafesinde. Yatçılık sektörü ve turizm açısından meydanı önemli bir çekim merkezi haline getirecek olan marina bünyesinde barındırdığı alışveriş, eğlence, yeme – içme mekanlarıyla Büyükçekmece'ye artı değer katacak. Meydanın çevresindeki tarihi yapılar, müzeler, sanat alanları ve sosyal mekânlarla bütünleşmesi, bölgenin turizm potansiyelini daha da güçlendiriyor.
Gündüz ayrı, akşam ayrı bir atmosfere bürünüyor
Gündüzü ayrı, akşamı ayrı bir atmosfere bürünen meydan; ışıklandırması, mimarisi ve hareketli sosyal yaşamıyla kentin cazibe merkezlerinden biri olarak öne çıkacak. Vatandaşların dinlenip vakit geçirdiği, sanatseverlerin eserlerle buluştuğu ve turistlerin şehri keşfetmeye başladığı meydan, kentin kültürel vitrini olma özelliğini taşıyor. Ayrıca yer altı otoparkı da, bölgenin otopark ihtiyacını karşılamak için modern bir yer altı otoparkı olarak hizmet verecek.
İstanbul’da Okul Servis Ücretleri Cep Yakacak: Yıllık 93 Bin Tl’yi Aşıyor!
İstanbul okul servis ücretleri 2026-2027 tarifesi belli oldu. Yüzde 10 zam sonrası 0-1 km servis ücreti 39.970 TL, 23-25 km ücreti 93.610 TL oldu. İşte kilometreye göre yeni servis fiyatları.
2026-2027 eğitim öğretim yılı öncesinde İstanbul’da okul servis ücretleri yeniden gündemde. Yeni tarifeyle servis ücretlerine yüzde 10 zam yapılırken, en kısa mesafenin yıllık bedeli 39 bin 970 TL’ye, 23-25 kilometrelik mesafenin ücreti ise 93 bin 610 TL’ye yükseldi. İşte İstanbul’da kilometre kilometre yeni okul servis ücretleri…
Yeni eğitim öğretim yılının başlamasına sayılı günler kala velilerin okul masrafları da netleşmeye başladı. Kırtasiye, forma ve diğer eğitim giderlerinin yanı sıra İstanbul’da servis kullanacak öğrencilerin ailelerini ciddi bir ulaşım maliyeti bekliyor.
2026-2027 eğitim öğretim dönemi için İstanbul okul servis ücretlerine yüzde 10 zam yapıldı.
Yeni tarifede ödenecek tutar öğrencinin evi ile okulu arasındaki mesafeye göre belirleniyor.
EN KISA MESAFE BİLE YILLIK 39 BİN 970 TL
İstanbul'da yeni tarifeye göre 0-1 kilometre arasındaki en kısa mesafenin yıllık okul servis ücreti 39 bin 970 TL olarak belirlendi.
1-3 kilometre arasında servis kullanacak bir öğrenci için yıllık ücret 42 bin 804 TL, 3-5 kilometre arasındaki mesafede ise 46 bin 124 TL olacak.
5-7 kilometrelik mesafenin yıllık servis bedeli de 48 bin 98 TL’ye ulaştı.
UZAK MESAFEDE FATURA 93 BİN TL’Yİ GEÇİYOR
Ev ile okul arasındaki mesafe arttıkça ailelerin ödeyeceği servis ücreti de önemli ölçüde yükseliyor.
21-23 kilometre arasındaki bir güzergâh için belirlenen yıllık ücret 90 bin 112 TL olurken, 23-25 kilometre arasındaki mesafede servis bedeli 93 bin 610 TL’ye çıkıyor.
Böylece uzun mesafede okul servisi kullanan bir öğrencinin ailesinin yalnızca ulaşım için ödeyeceği yıllık tutar 90 bin TL sınırını aşmış oldu.
İSTANBUL OKUL SERVİS ÜCRETLERİ 2026-2027
Yeni eğitim öğretim döneminde açıklanan tarifedeki bazı mesafe ve yıllık ücretler şöyle:
0-1 kilometre: 39.970 TL
1-3 kilometre: 42.804 TL
3-5 kilometre: 46.124 TL
5-7 kilometre: 48.098 TL
21-23 kilometre: 90.112 TL
23-25 kilometre: 93.610 TL
SERVİS ÜCRETİ MESAFEYE GÖRE DEĞİŞİYOR
Velilerin ödeyeceği okul servis bedeli, öğrencinin ikamet adresi ile okulu arasındaki mesafeye göre hesaplanıyor. Bu nedenle farklı kilometre dilimlerinde farklı yıllık ücretler uygulanıyor.
Yeni tarifeyle birlikte en kısa mesafe ile 23-25 kilometrelik mesafe arasında yıllık 53 bin 640 TL fark oluşuyor.
YENİ EĞİTİM DÖNEMİ AİLE BÜTÇESİNİ ZORLAYACAK
Servis ücretlerinin yanı sıra kırtasiye, okul ihtiyaçları ve diğer eğitim harcamaları da düşünüldüğünde, 2026-2027 eğitim öğretim yılı öncesinde ailelerin eğitim bütçesi yeniden önemli gündem maddelerinden biri haline geldi.
İstanbul’da en kısa mesafede dahi yıllık servis ücretinin yaklaşık 40 bin TL’ye ulaşması, özellikle birden fazla öğrencisi bulunan aileler açısından okul ulaşım maliyetini daha da önemli hale getiriyor.
Öğretmenlere Önlük Zorunluluğu Geliyor: MEB 81 İle Yeni Eğitim Genelgesi Gönderdi
MEB, 2026-2027 eğitim öğretim yılı öncesinde 81 ile genelge gönderdi. Öğretmenlere önlük düzenlemesi, cep telefonu uygulaması, kayıt parası yasağı ve veli randevu sistemiyle ilgili yeni kararlar açıklandı.
Milli Eğitim Bakanlığı, 2026-2027 eğitim öğretim yılı öncesinde 81 ile gönderdiği genelgeyle okullarda uygulanacak yeni kuralları belirledi. Genelgede öğretmenler ve eğitim çalışanlarının önlük giymesi, öğrencilerin sınıfta cep telefonu bulundurmaması, veli görüşmelerinin randevu sistemiyle yapılması ve kayıt parası talep edilmemesi gibi dikkat çeken düzenlemeler yer aldı.
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin imzasıyla 81 ilin milli eğitim müdürlüğüne gönderilen genelgeyle, 14 Eylül 2026 tarihinde başlayacak 2026-2027 eğitim öğretim yılı öncesinde okullarda uygulanacak esaslar belirlendi.
Yeni dönemin en çok konuşulacak başlıklarından biri ise öğretmenlerin kılık ve kıyafetlerine ilişkin düzenleme oldu.
ÖĞRETMENLERE ÖNLÜK DÜZENLEMESİ
Genelgede eğitim kurumu yöneticileri, öğretmenler ve eğitim çalışanlarının görevlerini yerine getirirken öğretmenlik mesleğinin saygınlığına ve temsil sorumluluğuna uygun hareket etmeleri istendi.
Kılık ve kıyafette kamu hizmetinin ciddiyeti ile toplumsal hassasiyetlerin gözetilmesi gerektiği belirtilirken, eğitim yöneticileri, öğretmenler ve eğitim çalışanlarının önlük giyeceği ifade edildi.
Yeni uygulama konusunda eğitim öğretim yılı başında gerçekleştirilecek öğretmenler kurulu toplantılarında bilgilendirme yapılacak.
Uygulamanın takibi ise il ve ilçe milli eğitim müdürlükleri tarafından gerçekleştirilecek.
VELİLER OKULA RANDEVUYLA GİDECEK
Yeni dönemde okul güvenliğine ilişkin tedbirler de artırılıyor.
Veli görüşmelerinin ülke genelinde Okul Randevu Sistemi üzerinden planlanması öngörülüyor. Velilerin randevusuz okul ziyaretlerine izin verilmeyecek.
Öğrencinin velisi veya yasal vasisi olmayan kişilerin de okullara girişine izin verilmeyecek.
Okul ve öğrenci güvenliğini tehdit edebilecek ihbar ve şikâyetlerin değerlendirilerek gerekli önlemlerin hızla alınması istenirken, ilgili kurumlarla koordineli şekilde koruyucu ve önleyici tedbirlerin uygulanacağı belirtildi.
OKUL KAYITLARINDA PARA TALEP EDİLEMEYECEK
MEB genelgesinin dikkat çeken bir diğer bölümü ise okul kayıtları oldu.
Öğrenci kayıtları, 2026-2027 Eğitim ve Öğretim Yılı Adrese Dayalı Kayıt Sistemi kapsamında gerçekleştirilecek. Kayıtların e-Okul sistemi üzerinden elektronik ortamda otomatik olarak yapılacağı belirtildi.
Velilerden “kayıt parası” veya başka bir isim altında zorunlu ücret talep edilemeyecek.
Bu yönde Bakanlığa veya ilgili birimlere ulaşan şikâyetlerin takip edilerek gerekli işlemlerin yapılacağı bildirildi.
Ayrıca sınıf mevcutlarının dengeli dağıtılması ve fırsat eşitliğinin korunması amacıyla kayıt bölgelerinin dışından öğrenci kaydı yapılmaması istendi.
ÖĞRENCİLER İÇİN CEP TELEFONU UYGULAMASI DEVAM EDECEK
Okullarda cep telefonlarına yönelik mevcut uygulama yeni eğitim öğretim yılında da sürdürülecek.
Öğrencilerin sınıf içerisinde cep telefonu bulundurmamasına ilişkin uygulamaya devam edilecek. Öğretmenlerin de ders sırasında cep telefonu kullanmaması istendi.
Dijital bağımlılığa karşı öğrenci ve velilere yönelik bilinçlendirme çalışmalarına ağırlık verilecek.
Ödev ve öğrenci bilgilendirmelerinde ise Bakanlık tarafından belirlenen dijital platformların kullanılması esas alınacak.
ÜCRETSİZ KAYNAKLAR DIŞINDA MATERYAL KULLANDIRILMAYACAK
Velilerin eğitim masraflarını artırabilecek uygulamalara karşı da okullara uyarı yapıldı.
Milli Eğitim Bakanlığı tarafından ücretsiz dağıtılan kaynakların dışında başka materyallerin öğrencilere kullandırılmaması istendi.
Öğrenci ihtiyaçları konusunda velilerin belirli markalara veya yüksek fiyatlı ithal kırtasiye ürünlerine yönlendirilmesine izin verilmeyecek.
Yerli ürünlerin kullanılmasına imkân sağlanması ve velilere ek mali yük oluşturabilecek uygulamalardan kaçınılması istendi.
Okullarda ticari yönlendirme, reklam ve tanıtım organizasyonlarına da izin verilmeyecek.
2026-2027’NİN TEMASI “MAARİFİN KALBİNDE OYUN”
2026-2027 eğitim öğretim yılında “Maarifin Kalbinde Oyun” teması uygulanacak.
Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli kapsamında çocukların öğrenme, sosyalleşme, gelişim ve kendilerini ifade etme süreçlerinde oyunun öneminin artırılması hedefleniyor.
Öğrencilerin yaş ve gelişim özelliklerine uygun geleneksel çocuk oyunları ile güvenli ve kapsayıcı oyun etkinliklerinin eğitim süreçlerine daha fazla dahil edilmesi planlanıyor.
Okul-aile iş birliğinin güçlendirilmesi amacıyla “Ailemle Eğitim Yolculuğum” çalışmalarının da yeni dönemde devam edeceği belirtildi.
OKULLARDA SOSYAL MEDYA PAYLAŞIMLARINA DA DİKKAT EDİLECEK
Okullar tarafından gerçekleştirilecek tören, kutlama, anma ve mezuniyet etkinliklerinde kullanılacak müzik, video, broşür ve pankart gibi materyaller ilgili mevzuat doğrultusunda değerlendirilecek.
Okulların sosyal medya paylaşımlarında ise pedagojik ve etik ilkelerin gözetilmesi istendi.
Bakanlığın 81 ile gönderdiği genelgede yer alan düzenlemelerin uygulanması ve mevzuata aykırı işlemlerin önlenmesi için milli eğitim müdürlükleri süreci takip edecek.
Alparslan Kuytul’dan Süleymancılar Operasyonu Açıklaması: "Kayyum Atamaya Çok Alıştılar, Bu Dosyalar Siyasidir"
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından kamuoyunda "Süleymancılar" olarak bilinen cemaate yönelik 17 ilde düzenlenen ve aralarında Alhan Kuriş’in de bulunduğu 30 kişinin gözaltına alındığı operasyona ilişkin Alparslan Kuytul’dan çarpıcı açıklamalar geldi. Cuma Tefsir Dersi’nin "Soru-Cevap" bölümünde konuyu değerlendiren Kuytul, devletin kayyum politikalarını sert bir dille eleştirdi.
"Suçsuzlar İse Mücadele Etmeliler"
Operasyon haberini değerlendiren Kuytul, gözaltına alınan kişilerin suçlu olmaları halinde olay çıkarmaya gerek olmadığını belirterek, "Ama eğer suçsuzlar ise mücadele etmelidirler. Teslim olmasınlar," ifadelerini kullandı. Devlet ve hükümetin her cemaati susturamayacağını anlaması gerektiğini savunan Kuytul, "Cemaatin başına kimin geçeceğine devlet mi karar verecek? Çok fena alıştılar kayyum atamaya," diyerek tepkisini dile getirdi.
"Bize Yapılan Zulümlere Karşı Çıtları Çıkmamıştı"
Süleymancılar cemaatinin geçmişte kendilerine yönelik operasyonlar ve baskılar karşısında sessiz kaldığını hatırlatan Kuytul, sitemkar bir üslup kullanarak şunları söyledi: "Bugüne kadar bizim başımıza bir sürü olay geldi. Bir gün bir çıtlarını duymadık. Bize yapılan bunca zulme rağmen bir gün bir açıklamalarını duymadık. Olsun, herkes yanında olandan harcar."
"Bu Operasyonu Şüpheyle Karşılıyorum"
Geçmişteki sessizliklerine rağmen ilkesel bir duruş sergilediğini ifade eden Kuytul, Süleymancılar cemaatine yönelik bu son operasyonu şüpheyle karşıladığını belirtti. Konuşmasını toplumsal bir mesajla tamamlayan Kuytul, "İnşallah bundan sonrasında başkaları zulme uğradığında onları da savunmayı öğrenirler. Artık böyle bir ortamda olduğumuzu, bunların siyasi dosyalar olduğunu anlamalıyız ve her lafa inanmamalıyız," diyerek sürecin hukuki değil, siyasi bir zemin taşıdığını iddia etti.
Erkek Egemen Sektörde Bir Kadın Lider: Meral Kaplan İle İş Sağlığı, Güvenliği Ve Başarı Üzerine
NİLGÜN EGE ÖZEL RÖPORTAJ
Telenews TV ekranlarında yayınlanan "Başarı ve İnsan" programında bu hafta, akaryakıt ve enerji sektörünün öncü kurumlarından MSK Endüstriyel Enerji Sistemleri İşveren Vekili ve İş Sağlığı Güvenliği Uzmanı Meral Kaplan’ı ağırladık. Ağır sanayide kadın olmaktan iş güvenliği kültürüne, sıfır iş kazası hedefinden başarı yolculuğuna kadar ilham veren tüm detayları Arka Haber okurları için konuştuk.
Nilgün Ege: Efendim hoş geldiniz. Sektöre ve iş sağlığı güvenliğine dair detaylara geçeceğiz ancak öncelikle okurlarımız ve izleyenlerimiz için sizi tanıyalım. Meral Kaplan kimdir?
Meral Kaplan: Hoş bulduk Nilgün Hanım, teşekkür ederim. Dumlupınar Üniversitesi Sosyoloji bölümü mezunuyum. Aynı zamanda Anadolu Üniversitesi İş Sağlığı ve Güvenliği ön lisans ve Dumlupınar Üniversitesi İş Sağlığı ve Güvenliği yüksek lisans mezunuyum. Sosyolog kimliğimin yanında, aile şirketimiz olan MSK Endüstriyel Enerji Sistemleri’nde Yönetim Kurulu Üyesi ve İSG Departmanı Yöneticisi olarak görev yapmaktayım.
Nilgün Ege: Birçok unvanınız ve sorumluluğunuz var. Bunlarla baş etmek nasıl oluyor, bu dengeyi nasıl sağlıyorsunuz?
Meral Kaplan: Azim ve gayretle. Hedefler büyük olunca çalışma ve başarı da büyük oluyor. İnsan kendini nerede görmek isterse, oraya ulaşmak için o kadar çok emek vermeli. Benim hayattaki gayem kendimi hep en iyi noktaya taşımak; bu yüzden çok çalışıp üretmeye devam ediyorum.
Nilgün Ege: Programımızın ismi "Başarı ve İnsan". Meral Kaplan’a göre başarı nedir?
Meral Kaplan: Başarı öncelikle bir insanın hayalinin olmasıdır. Bu hayale ve hedeflere en disiplinli, en doğru ve en kararlı şekilde yürümektir. Elde ettiğiniz somut kazanımlar bu disiplinli yürüyüşün sonucudur. Benim için başarının temeli hayal kurmaktır.
Nilgün Ege: Hem iş güvenliği uzmanlığı yapıyorsunuz hem de akaryakıt gibi kadınların genellikle zorlandığı erkek egemen bir sektördesiniz. Neden akaryakıt sektörü?
Meral Kaplan: Akaryakıt sektörü ailemin ve benim tecrübelerimizle şekillenen bir alan. Bir kadın olarak sahada kesinlikle zorluk yaşamıyorum. Erkeklerin tecrübesiyle kendi bilgi donanımımı birleştirdiğimde ortaya çok daha büyük bir güç çıkıyor. İstasyonlara ve sahaya gittiğimizde kadın çalışan ve yönetici görmek takdir topluyor.
Nilgün Ege: Bu sektöre adım atmanızda ailenizin, özellikle babanızın etkisi oldu mu?
Meral Kaplan: Hem babamın hem de sektörde 15 yılını vermiş olan erkek kardeşim Emrah Bey’in çok büyük desteği oldu. Kardeşim bu sektörün öncülerindendir ve benim için çok kıymetli bir rehberdir. Onun yönlendirmesiyle bu alana girdim ve akaryakıt sektöründe İSG uzmanı oldum.
Nilgün Ege: Bir kadın olarak sahada hiç mi engelle karşılaşmadınız? Sert bir sektörde kendi renginizi nasıl kattınız?
Meral Kaplan: Sahaya kadın ya da erkek kimliğiyle değil, mesleki statümüz ve donanımımızla iniyoruz. Sahada 20 erkek personelle çalıştığımda kimse bana sadece "kadın" gözüyle bakmıyor; "Meral Hanım İSG uzmanı olarak bize ne öğretecek, bizden ne öğrenecek?" anlayışıyla yaklaşıyor. Kadınların getirdiği disiplin ve dikkat çok kıymetli. Ayrıca sosyolog kimliğim sayesinde insan davranışlarını doğru analiz edebiliyor ve çalışanlara nasıl yaklaşmam gerektiğini çok iyi biliyorum.
Nilgün Ege: Meral Kaplan’ı bugünlere getiren en büyük kırılma noktası nedir?
Meral Kaplan: Hayallerim, ideallerim ve ailemin koşulsuz desteği. Ben bir yerde durup yetinmeyi seven biri değilim. "Statü kazandım, burada kalayım" mantığı bana göre değil. Hep daha fazlasını öğrenmek ve kendime değer katmak isterim. En büyük etken ailemin inancı ve kendime her şeyin en güzelini layık görmemdir.
Nilgün Ege: Bareti ve yeleği çıkardığınızda nasıl bir Meral Kaplan var?
Meral Kaplan: Hayatı çok seven, doğayı ve ormanı seven, yaşamın her anını dolu dolu değerlendirmek isteyen bir Meral Kaplan var. Çocukluğumdan beri belirlediğim bir çizgi vardı; başarılı bir iş kadını olmak. Şu an o hayalin bir adım ötesindeyim ve hayal kurmaya devam ediyorum.
Nilgün Ege: Buradan gençlere ve kadın girişimcilere ne mesaj vermek istersiniz?
Meral Kaplan: Kesinlikle hayal kurmaktan ve vazgeçmemekten geri durmasınlar. Hayal etmek bedava ve başarının ilk adımıdır. Bir plan yapın, disiplinle uygulayın. Başarının yaşla ilgisi yoktur; kimi erken kimi geç ulaşır ama vazgeçmeyen mutlaka kazanır.
"TÜRKİYE'DE İSG KÜLTÜRÜ HIZLA GELİŞİYOR"
Nilgün Ege: Türkiye’de İş Sağlığı ve Güvenliği (İSG) uygulamalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Meral Kaplan: Türkiye’de İSG yasal düzenlemeler, işveren hassasiyeti ve çalışan bilinciyle ciddi bir yükselişte. İSG’yi ileriye taşıyacak olan da geriletecek olan da şirketler ve işverenlerdir. Kültürü ne kadar sahaya yansıtabilirsek o kadar yol alırız.
Nilgün Ege: Sektörde çokça telaffuz edilen "Sıfır İş Kazası" bir ütopya mı yoksa ulaşılabilir bir hedef mi?
Meral Kaplan: Kesinlikle gerçekçi bir hedeftir. İnsan ve işin olduğu yerde risk her zaman vardır ancak altyapıyı sağlam kurarsanız, personelin eğitimi tam olursa ve güvenlik önlemleri eksiksiz alınırsa kaza riskini sıfıra indirebilirsiniz.
Nilgün Ege: Çalışanlar baret, emniyet kemeri veya gözlük gibi koruyucu donanımları kullanmakta neden direnç gösteriyor?
Meral Kaplan: Çünkü çalışanlara sadece "Bunu tak" diyoruz, "Neden takmalısın?" sorusunun cevabını hissettirmiyoruz. O ekipmanı kullanmadığında başına gelebilecek olumsuzluğun kendisini, ailesini ve işyerini nasıl etkileyeceğini uygulamalı senaryolarla gösterdiğinizde bilinç kalıcı hale geliyor.
Nilgün Ege: Sahada sıkça duyduğumuz "Bana bir şey olmaz" algısını nasıl kıracağız?
Meral Kaplan: Bu yanılgı genellikle tecrübeli personelde ortaya çıkıyor. Tecrübesiz çalışan bilmediği için temkinli davranırken, tecrübeli personel her işi yapabileceğini düşünüp sınırları zorlayabiliyor ve kazaya açık hale geliyor. Bunun önüne geçmek için saha kurallarını, teknik yeterliliği ve İSG bilincini eksiksiz tutuyoruz.
Nilgün Ege: Uzman olarak sahada hiç işi durdurduğunuz oldu mu?
Meral Kaplan: Evet, oldu. Benim için en önemli kriter çalışanın psikolojik durumudur. Zihni işte olmayan insan hata yapar. Bir çalışmamız sırasında su sıçraması sebebiyle üstü tamamen ıslanan ve motivasyonu düşen personelimin talebiyle işi derhal durdurdum. Maddi kayıp gözetmeksizin ekibi dinlenmeye gönderdim; çünkü odaklanma olmadan güvenlik sağlanamaz.
Nilgün Ege: Sahadaki eğitim süreçleriniz nasıl işliyor?
Meral Kaplan: Yazılı prosedürlerimiz var ancak sadece ofis içi eğitim yeterli olmaz. Saha oryantasyonu şarttır. Personelimiz sahada birebir uygulamalı eğitim alıp tam not almadan bağımsız çalışamaz. Ayrıca kurallara en çok uyan ve denetimlerden tam puan alan çalışanlarımızı her ay ödüllendirerek motivasyonu yüksek tutuyoruz.
Nilgün Ege: Olası bir ramak kala olayında veya kriz anında ilk adımınız ne oluyor?
Meral Kaplan: Bir olay yaşandığında benim için en son sorumlu çalışandır. Önce yönetime bakarız: "Biz neyi eksik planladık?" Ardından İSG süreçlerine, sonra ekipmanlara bakarız. En son çalışana geliriz. Hatanın kaynağına göre ya yeni bir ekipman temin ederiz ya da canlandırmalı saha eğitimleriyle aynı durumun tekrarlanmasını engelleriz.
"AKARYAKITTA DİKKATSİZLİK VE KIVILCIM EN BÜYÜK TEHLİKE"
Nilgün Ege: Akaryakıt sektöründe karşılaşılan başlıca riskler nelerdir?
Meral Kaplan: Parlama ve patlama, yakıt sızıntısı, statik elektrik, kimyasal maruziyet ve istasyon içi araç trafiği en büyük tehlikelerimizdir. İstasyonlarda sigara yasağı ve telefonların kısıtlanması hayati önem taşır. Telefonlar dikkat dağınıklığı yaratmanın yanı sıra elektriksel ark riski taşır; bu yüzden ekiplerimiz sahada cihazlarını uçak modunda kullanır.
Nilgün Ege: Yakıt dolumu sırasında araç motorunun kapatılması neden zorunludur?
Meral Kaplan: Dolum esnasında oluşabilecek en ufak bir yakıt sızıntısı veya buharlaşma, çalışan motorun sıcaklığı ve elektriksel aksamıyla temas ettiğinde patlama riski doğurur.
Nilgün Ege: Akaryakıt yangınlarına neden suyla müdahale edilmez?
Meral Kaplan: Su, yakıtı söndürmez; aksine suyun üzerinde yüzen yakıtın daha geniş alanlara yayılmasına ve yangının büyümesine neden olur. Ayrıca kaygan zemin oluşturur. Bu tür yangınlara kuru kimyevi tozlu yangın tüpleri veya özel kum havuzlarıyla müdahale edilmelidir.
HIZLI SORULAR - TEK CEVAP
Saha mı, masa başı mı? Saha.
Kural mı, empati mi? Empati.
Plan mı, kriz çözmek mi? Kriz çözmek.
Uyarmak mı, işi durdurmak mı? İşi durdurmak.
Ceza mı, ödül mü? Ödül.
Teori mi, pratik tecrübe mi? Pratik tecrübe.
Disiplin mi, motivasyon mu? Disiplin.
Mevzuat mı, saha mantığı mı? Saha mantığı.
Erken kalkan mı, gece çalışan mı? Erken kalkan.
Çay mı, kahve mi? Kahve.
Risk almak mı, garantiye gitmek mi? Garantiye gitmek (ama yenilik için kontrollü risk).
Görsellik mi, işlevsellik mi? Görsellik.
Yazılı kural mı, kulaktan kulağa kültür mü? Yazılı kural.
Şantiye mi, ofis trafiği mi? Şantiye.
Mantık mı, hisler mi? Mantık.
İSG’nin tek kelimelik tanımı? Güvenlik.
Meral Kaplan’ı anlatan tek kelime? Hayatı sevmek.
Başarının tek kelimelik tanımı? Disiplinli çalışmak.
Nilgün Ege: Meral Kaplan’ın bundan sonraki en büyük kariyer hedefi nedir?
Meral Kaplan: Hedeflerim her yıl gelişerek büyüyor. Türkiye’nin 81 ilinde denetimler yapıyoruz ancak şimdiki hedefim uluslararası alanda baş denetçi olmak ve bu alandaki tecrübemizi küresel standartlara taşımak.
Nilgün Ege: Bu değerli ve ufuk açıcı sohbet için çok teşekkür ederim. Eklemek istediğiniz son bir söz var mı?
Meral Kaplan: Bu güzel programa beni konuk ettiğiniz için ben teşekkür ederim Nilgün Hanım. Başarıya ulaşmak kolay değil ama imkansız da değil. Önemli olan disiplini elden bırakmamak ve hayallerin peşinden koşmaktan asla vazgeçmemektir.
Nilgün Ege: Ağzınıza, emeğinize sağlık. Unutmayalım ki en büyük başarı, günün sonunda sahadan evimize sevdiklerimizin yanına sağlıklı ve güvenle dönebilmektir.
NİLGÜN EGE İLE ARKA HABER'DEN NOTLAR
Kadın emeğinin, disiplinin ve tavizsiz bir güvenlik anlayışının ağır sanayide neleri dönüştürebildiğine bir kez daha şahit olduk. Sevgili Meral Kaplan’ın da altını çizdiği gibi; sahada ne kadar büyük işler başarırsak başaralım, en kıymetli zafer günün sonunda evimize, ailemize ve sevdiklerimize sapasağlam dönebilmektir.
Hayallerinden vazgeçmeyen, üreten, sektöre vizyon katan güçlü kadınların ve sahadaki görünmez kahramanların başarı hikayelerini konuşmaya devam edeceğiz.
Arka Haber'de, hayatın tam arkasındaki gerçeklerde kalın...
Eski Bakan Denizolgun’un Ölümünde Yeni Gelişme: Mezarı Açılacak
Eski Ulaştırma Bakanı Arif Ahmet Denizolgun’un 2016 yılındaki ölümüne ilişkin yürütülen soruşturmada dikkat çeken bir karar alındı. Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talebi üzerine “feth-i kabir” kararı verilirken, Denizolgun’un gerçek ölüm nedeninin yeniden yapılacak adli incelemelerle araştırılması bekleniyor.
İSTANBUL – Eski Ulaştırma Bakanı Arif Ahmet Denizolgun’un yaklaşık 10 yıl önce gerçekleşen ölümüne ilişkin soruşturmada yeni bir aşamaya geçildi.
Denizolgun’un ölümüne yönelik iddia ve şikâyetler üzerine yürütülen soruşturma kapsamında, mezarının açılarak yeniden adli inceleme yapılmasına karar verildi.
BAŞSAVCILIK FETH-İ KABİR TALEP ETTİ
Denizolgun’un yeğenlerinin suç duyurusunun ardından Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturmalar kapsamında, ölüm nedeninin yeniden araştırılması gündeme geldi.
Başsavcılık, Denizolgun’un mezarının açılması ve ölüm sebebinin yeniden incelenmesi için talepte bulundu. Talebin değerlendirilmesinin ardından feth-i kabir kararı alındı.
Başsavcılık tarafından yapılan açıklamada, Denizolgun’un ölümü ve daha önce gerçekleştirilen otopsi işlemlerine ilişkin şüphe iddiaları bulunduğu belirtilerek, gerçek ölüm sebebinin belirlenebilmesi amacıyla yeniden inceleme yapılacağı bildirildi.
MEZARININ 19 AĞUSTOS’TA AÇILMASI BEKLENİYOR
Alınan karar doğrultusunda Denizolgun’un mezarının açılarak naaşı üzerinde yeniden adli inceleme yapılması bekleniyor.
Feth-i kabir işleminin 19 Ağustos 2026 Çarşamba günü saat 08.30’da gerçekleştirilmesinin planlandığı bildirildi.
Yapılacak incelemelerde Denizolgun’un ölüm nedenine ilişkin yeni bilimsel ve adli bulguların bulunup bulunmadığı araştırılacak.
ÖLÜMÜNE İLİŞKİN İDDİALAR YENİDEN GÜNDEME GELDİ
Denizolgun’un ölümüne ilişkin şüphe ve iddialar, Alihan Kuriş’e yönelik yürütülen soruşturmanın ardından yeniden kamuoyunun gündemine taşındı.
Kuriş’in söz konusu soruşturma kapsamında tutuklanmasının ardından, Denizolgun’un 2016 yılındaki ölümüne ilişkin geçmişte dile getirilen iddialar da yeniden tartışılmaya başlandı.
Ancak Denizolgun’un ölümünde herhangi bir dış müdahale bulunduğuna ilişkin kesinleşmiş bir adli tespit bulunmuyor. Yapılacak yeni adli incelemenin, ölüm nedenine ilişkin soru işaretlerinin aydınlatılmasına katkı sağlaması bekleniyor.
ARİF AHMET DENİZOLGUN KİMDİR?
11 Mayıs 1956 doğumlu olan Arif Ahmet Denizolgun, mimarlık mesleğinin yanı sıra siyaset alanında da görev yaptı.
Refah Partisi’nde siyasete başlayan Denizolgun, 1995 genel seçimlerinde Antalya Milletvekili seçilerek Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne girdi.
28 Şubat sürecinin ardından siyasi yaşamını bağımsız olarak sürdüren Denizolgun, ANASOL-D Hükümeti döneminde Ulaştırma Bakanlığı görevinde bulundu.
Denizolgun, 6 Eylül 2016 tarihinde hayatını kaybetti.
İstanbul Merkezli 8 İlde “Şeker Soruşturması”: 25 Şirkete İşlem, 47 Şüpheli İfadeye Çağrıldı
İstanbul merkezli 8 ilde yürütülen Şeker Soruşturması kapsamında 25 şirkete ait 26 adreste arama yapıldı. 47 şüpheli ifadeye çağrıldı.
İstanbul merkezli 8 ilde nişasta bazlı şeker üretimi ve ticaretine yönelik geniş kapsamlı bir soruşturma başlatıldı. Adalet Bakanı Akın Gürlek’in açıklamasına göre, 25 şirkete ait 26 adreste arama ve evraka el koyma işlemi gerçekleştirildi. Şirket yöneticisi olduğu belirtilen 47 şüpheli ise ifadeye çağrıldı.
8 İLDE EŞ ZAMANLI “ŞEKER SORUŞTURMASI”
Adalet Bakanı Akın Gürlek, nişasta bazlı şeker üretimi ve ticareti yapan bazı firmalara yönelik yürütülen soruşturmaya ilişkin açıklama yaptı.
Gürlek’in verdiği bilgilere göre; Tarım ve Orman Bakanlığı Şeker Dairesi Başkanlığı tarafından gerçekleştirilen denetimler ile Hazine ve Maliye Bakanlığı Vergi Denetim Kurulu Başkanlığının incelemeleri sonucunda bazı firmalar hakkında dikkat çeken tespitlere ulaşıldı.
Açıklamada, bazı firmaların Şeker Kanunu ile belirlenen kota ve iç piyasa satış sınırlamalarını ihlal ederek iç piyasaya arz edilmemesi gereken nişasta bazlı şeker niteliğindeki ürünleri piyasaya sürdüklerinin tespit edildiği belirtildi.
ÜRÜNLERİN FARKLI İSİMLERLE FATURALANDIRILDIĞI İDDİASI
Yapılan incelemelerde bazı ürünlerin gerçek niteliğinin “maltodekstrin”, “glukoz”, “nişasta” ve “fruktoz” gibi farklı isimlerle faturalandırılarak gizlendiği öne sürüldü.
Açıklamaya göre, bazı işlemlerde faturada gösterilen ürün ile fiilen teslim edilen ürünün cinsi arasında farklılıklar bulunduğu tespit edildi.
Söz konusu bulgular üzerine İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosu koordinesinde, İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerince “Şeker Soruşturması” kapsamında eş zamanlı adli işlemler başlatıldı.
25 ŞİRKETE AİT 26 ADRESTE ARAMA
Soruşturma kapsamında İstanbul, Kocaeli, Sakarya, Ankara, Konya, İzmir, Gaziantep ve Adana olmak üzere 8 ilde operasyon gerçekleştirildi.
Gürlek’in açıklamasına göre, 25 şirkete yönelik 26 adreste arama ve evraka el koyma işlemleri yapıldı. Şirket yöneticisi olarak belirlenen 47 şüpheli ise çağrı yoluyla ifadeye çağrıldı.
SORUŞTURMA ÇOK SAYIDA SUÇ YÖNÜNDEN SÜRÜYOR
Soruşturmanın;
- Bozulmuş veya değiştirilmiş gıda veya ilaçların ticareti,
- Vergi Usul Kanunu kapsamında vergi kaçakçılığı,
- Muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge düzenleme veya kullanma,
- Özel belgede sahtecilik,
- Fiyatları etkileme
suçları yönünden çok yönlü olarak sürdürüldüğü bildirildi.
GÜRLEK: “HUKUK ÖNÜNDE HESABINI VERECEKTİR”
Adalet Bakanı Akın Gürlek, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde vatandaşların sağlığını, devletin vergi gelirlerini ve ekonomik düzeni hedef alan yasa dışı faaliyetlerle mücadelenin sürdürüleceğini belirtti.
Gürlek açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
“Halk sağlığını tehlikeye atan, vatandaşlarımızı yanıltan, devletimizi vergi kaybına uğratan ve hukuka aykırı kazanç elde etmeye çalışan kim olursa olsun, hukuk önünde hesabını verecektir.”
Soruşturmanın İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından çok yönlü olarak sürdürüldüğü bildirildi.
İlk Yorum yapan siz olun!