CHP Sözcüsü Deniz Yücel, “Bugün PM’mizde bazı belediye başkan adaylarımız belirlendi. 4’ü büyükşehir belediye başkan adayı olmak üzere 227 seçim çevresinde PM’mizde aldığımız kararla belediye başkan adaylarımızı belirledik. Açıklayacağımız 4 büyükşehirden 2’si zaten önceki Genel Başkanımız Sayın Kemal Kılıçdaroğlu ve Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel tarafından ilan edilmişti. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayımız; İstanbul'u AKP'nin talancı belediyecilik anlayışından kurtaran ve halkçı belediyecilik anlayışını getiren Sayın Ekrem İmamoğlu. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanımız ise Ankara'yı parsel parsel satanlardan kurtaran ve Ankara'yı sosyal belediyecilik anlayışıyla tanıştıran Sayın Mansur Yavaş. Bursa ve Balıkesir illerimizde de daha önce partimizin ve örgütümüzün üzerinde mutabakata vardığı, ayrıca anketlerde de kazandığını gördüğümüz isimler PM kararıyla bugün adaylaştı. Bursa Büyükşehir Belediye Başkan Adayımız Sayın Mustafa Bozbey. Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkan Adayımız ise Sayın Ahmet Akın” dedi.
CHP Sözcüsü Deniz Yücel, “Bugün PM’mizde bazı belediye başkan adaylarımız belirlendi. 4’ü büyükşehir belediye başkan adayı olmak üzere 227 seçim çevresinde PM’mizde aldığımız kararla belediye başkan adaylarımızı belirledik. Açıklayacağımız 4 büyükşehirden 2’si zaten önceki Genel Başkanımız Sayın Kemal Kılıçdaroğlu ve Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel tarafından ilan edilmişti. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayımız; İstanbul'u AKP'nin talancı belediyecilik anlayışından kurtaran ve halkçı belediyecilik anlayışını getiren Sayın Ekrem İmamoğlu. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanımız ise Ankara'yı parsel parsel satanlardan kurtaran ve Ankara'yı sosyal belediyecilik anlayışıyla tanıştıran Sayın Mansur Yavaş. Bursa ve Balıkesir illerimizde de daha önce partimizin ve örgütümüzün üzerinde mutabakata vardığı, ayrıca anketlerde de kazandığını gördüğümüz isimler PM kararıyla bugün adaylaştı. Bursa Büyükşehir Belediye Başkan Adayımız Sayın Mustafa Bozbey. Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkan Adayımız ise Sayın Ahmet Akın” dedi.
CHP Sözcüsü Deniz Yücel, parti genel merkezinde PM toplantısı gündemine ilişkin açıklama yaptı. Yücel’in açıklamaları şöyle:
"BİTMEZ'İN VEFATINI BÜYÜK BİR ÜZÜNTÜYLE ÖĞRENDİK. KENDİSİNE ALLAH'TAN RAHMET DİLİYORUZ”
“Öncelikle salı günü, Bütçe Görüşmeleri’nde yaptığı konuşma sırasında kalp krizi geçiren ve o günden beri tedavi altında bulunan Saadet Partisi Milletvekili Hasan Bitmez'in vefatını büyük bir üzüntüyle öğrendik. Kendisine Allah'tan rahmet, yakınlarına ve Saadet Partisi camiasına başsağlığı ve sabır diliyoruz. Hepimizin başı sağ olsun. Bugün MYK toplantımızın ardından PM toplantımız yapıldı ve hâlâ toplantımız devam etmekte. Ülke gündemine ilişkin değerlendirmelerimizin yanı sıra, yaklaşan yerel seçimlerle ilgili olarak içinde bazı büyük şehirlerin de olduğu 227 seçim çevresinin belediye başkan adayları, PM’mizin kararıyla kesinleşti.
"BU BÜTÇE BİZE AKP'NİN TÜRKİYE'Yİ DÜNYADAKİ İLK 10 EKONOMİ İÇİNDE SOKMA HEDEFİNİN BİR HAYALDEN İBARET OLDUĞUNU GÖSTERİYOR”
Bu hafta Meclis’te bütçe maratonu başladı. Bütçe, Meclis’in halk adına egemenlik yetkisini kullanması açısından önemli. Aynı zamanda iktidarın hizmet ve harcamalarda hangi anlayışla devleti yönettiğini de gösteriyor. Bu bütçe bize AKP'nin Türkiye'yi dünyadaki ilk 10 ekonomi içinde sokma hedefinin bir hayalden ibaret olduğunu gösteriyor. Ve aynı zamanda 25 bin dolar Gayrisafi Milli Hasıla (GSYH) hedefinin yarısına bile ulaşılamadığını, Türkiye'nin 21 yıl önce kişi başına milli gelirini 74’üncü sıradayken bugün 78’inci sırada olduğunu gösteriyor. Bu bütçede vatandaşın gelirinden doğrudan kesilen vergiler, 1 buçuk trilyondan yüzde 63’lük bir artışla 2 buçuk trilyona çıkıyor. Zenginin de fakirin de ödediği KDV, ÖTV ve tüm tüketim mallarından alınan dolaylı verdiler, 3 trilyondan yüzde 77’lik bir artışla 5 buçuk trilyona çıkıyor. Yani 2024’te de doğrudan ve dolaylı vergilerle tüm yük emekçilerin ve çalışanların sırtında.
"KENDİLERİNE BİN ODALI SARAY YAPTILAR, VATANDAŞIN CEBİNDE PARA YOK”
Bu durumda, AKP'nin Meclis’e getirdiği bu bütçe, tabii ki halk yararına hazırlanmış bir bütçe değil. Bütçe, AKP'ye sadece parasal bir unsur gibi gelebilir. Ama biz o paranın nereye harcandığıyla ilgileniyoruz. Çünkü bütçe aynı zamanda iktidarın yatırım ve tasarrufları hangi alanda yapmayı tercih ettiğini de gösteren bir kanundur. Bu ülkede üniversite yaptılar, içinde eğitim yok. Şehir hastaneleri yaptılar, içinde doktor yok. Havaalanı yaptılar, inen uçak yok. Adalet sarayları yaptılar, ülkede adalet yok. Kendilerine bin odalı saray yaptılar, vatandaşın cebinde para yok. İşte biz bu bütçe görüşmelerinde bunların hesabını soracağız. İşçinin emekçinin, çiftçinin, emeklinin, dar gelirlinin bütçesini savunmaya devam edeceğiz.
"21 YILLIK AKP İKTİDARLARI DÖNEMİNDE, ASGARİ ÜCRET GÖRÜŞMELERİ BİR KEZ BİLE GERÇEK BİR UZLAŞMAYLA SONUÇLANDI MI”
Ülkemizde milyonları ilgilendiren Asgari Ücret Tespit Komisyonu’nun görüşmeleri başladı. Başka ülkelerde de asgari ücret belirleniyor ama hiçbir ülkede böylesine önemli bir gündem haline gelmiyor. Bir ülke düşünün ki bakkalda, markette, pazarda, sokakta herkes asgari ücretin ne olacağını konuşuyor. Çünkü ülkemizde çalışan nüfusun yarıya yakını asgari ücretle çalışıyor. Erdoğan Türkiye’sinde asgari ücret, olağan ücret haline geldi. Türkiye'de yoksul olmadığını, yüzü kızarmadan söyleyen Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan, asgari ücretle ilgili sürekli mesaj verme derdindeler. Sayın Erdoğan, şimdiye kadarki süreçlerde sanki işçilerin rızasını almış gibi, bu yılki görüşmelerde de işçilerin onayını alacağını iddia etti. Kendisine soruyoruz: 21 yıllık AKP iktidarları döneminde, asgari ücret görüşmeleri bir kez bile gerçek bir uzlaşmayla sonuçlandı mı?
"ASGARİ ÜCRETLİNİN VE AİLESİNİN İNSAN ONURUNA YAKIŞIR BİR HAYAT SÜREBİLECEĞİ ÜCRET LÜTUF DEĞİLDİR, HAKTIR”
Enflasyonu, zincir marketleri tehdit ederek kontrol altına almak gibi dahiyane fikirleri olan ekonomist Erdoğan'a hatırlatacağımız rakamlar var: 2020 yılında, yüzde 29 olan enflasyon, bugün TÜİK'in bin bir müdahalesi sonucunda ancak yüzde 61 olabildi. Bağımsız araştırma kuruluşu ENAG’a göreyse enflasyon yüzde 129’a dokuza çıktı. 2002 yılında icra dairelerindeki icra takip dosya sayısı 8 buçuk milyon civarındayken bugün 22 milyona ulaşmış durumda. 21 yıl önce, hane halkının cebinden yaptığı sağlık harcaması 4 milyar civarındayken 2022 yılında bu rakam 56 kat. 56 kat artarak 112 milyara fırladı. Devlet, sağlık harcamasını azalttıkça halk, sağlığından olmamak için harcamayı arttırmak zorunda kalmış. İşte AKP'nin devrim yaptığını iddia ettiği sağlık politikalarının halk sağlığına mal olan hazin sonu. Bu ülkede çarkları döndüren milyonlarca işçinin belirlenecek asgari ücreti gerçekten onaylamasını istiyorsanız işçiye, emekçiye, sadaka gibi ücretleri dayatmayacaksınız. Asgari ücretlinin ve ailesinin insan onuruna yakışır bir hayat sürebileceği ücret lütuf değildir, haktır. AKP'nin ülkeyi batıran ekonomi politikaları nedeniyle, işçi ve emekçiler, yıllardır her türlü çalışma ve ücret dayatmasına razı olur hale geldiler. Çünkü günden güne derinleşen yoksulluk işçiyi, emekçiyi, emekliyi ölümle açlık arasında tercih yapmak zorunda bırakıyor. Ama biz CHP olarak asgari ücretin enflasyondaki artışa göre, yılda en az iki kez iyileştirilmesi gerektiğini düşünüyoruz ve savunuyoruz.
"BAKAN ŞİMŞEK, ‘KİRA FİYATLARI DÜŞÜYOR’ DEMİŞ. BUNDAN KİRACILARIN HABERİ VAR MI”
Her hafta bir bakanın beyin yakan açıklamalarına maruz kalıyoruz. Bu açıklamaların maalesef sonu gelmiyor. Bu kez de Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, ‘Kira fiyatları düşüyor’ demiş. Şimdi Sayın Mehmet Şimşek'e soruyorum: Bundan kiracıların haberi var mı? Ev sahiplerinin haberi var mı? Bundan emlakçıların haberi var mı? Sayın Şimşek, sanırım sadece Daily Mirror, The Guardian, Wall Street Journal gibi gazeteler okuyor. Şunu hatırlatalım: Oralarda Amerikan ve İngiliz ekonomisi anlatılıyor. Biraz da Türk basınını okusun da ülkenin gerçek gündeminden haberdar olsun. Sokaktaki insanın bu muayyen kira düşüşünden haberi yok. Kimse bu milletin aklını, zekasını hafife almasın. Sayın Şimşek'i bize, eskisine göre biraz daha sağduyulu ve rasyonel diye sundular. Ama görüyoruz ki o da AKP'nin hayal dünyasına kendisini kaptırmış.
"GEMİLERİN İSRAİL'E SEVKİYAT YAPMAYA DEVAM ETMESİNDEN DE ANLIYORUZ Kİ AKP'NİN GİTTİĞİ YOL YERLİ VE MİLLİ BİR YOL DEĞİL”
Biz CHP olarak defalarca sığınmacı sorunu büyümesinden duyduğumuz rahatsızlığı dile getirdik. Bu misafirlik çok uzadı. Bu gruplar ülkelerine derhal geri gönderilmeli. Ancak biz bunu söylerken birileri; daha fazla düzensiz göç yaşansın, daha çok yabancı Türkiye'ye yerleşsin diye kolaylık sağlama peşinde. Birçok ülke uyum sorunlarını görüp vatandaşlığı zorlaştırıyor. AKP ise ‘daha kolay nasıl yapabiliriz’ derdinde. Son yönetmelik ciddi tehlikeler çığırıyor. Özellikle tarım arazilerinin satılmasının önü açılacak. Yabancılara arsa satışlarının nasıl bir milli güvenlik sorunu haline geldiğini görmek için çok uzağa gitmeye gerek yok. Bu satışlara şiddetle karşıyız. Hükümet, sıcak para ve devşirme seçmen bulma derdinde. Bunları herkes görüyor. Ama şehit kanlarıyla sulanmış bu topraklarda, sizin vatandaşlık satarak getireceğiniz üç-beş doların, Suudi Arabistan Riyali'nin ya da Kuveyt Dinarı’nın zerre dahi değeri yok. Sizin para sevdanız batsın. Burada konu olan vatan toprağı. Gemilerin İsrail'e sevkiyat yapmaya devam etmesinden de anlıyoruz ki AKP'nin gittiği yol yerli ve milli bir yol değil.
"ERDOĞAN, ‘İZMİR'İ UNUTMA’ DEDİĞİ YUNANİSTAN İLE 15 AYRI ANLAŞMA İMZALADI”
Baştan altını çizmek gerekirse biz Türkiye'nin dünyayla her zaman iyi diyalog kurmasını, iletişim kanallarını açık tutmasını tercih ediyoruz. Sorun varsa dahi konuşmadan, müzakere edilmeden çözülemeyeceği gerçeğinin farkındayız. Ancak bu yapılırken Türkiye Cumhuriyeti'nin milli menfaatlerine uluslararası hukuk ve diplomasi kurallarına uygun, tutarlı ve istikrarlı bir çizgide yapılması gerekir. Dış politikamızın temeli, büyük önderimiz Mustafa Kemal Atatürk'ün dediği gibi, ‘Yurtta barış, dünyada barış’tır. Ülkemizin milli menfaatlerini ve yüksek çıkarlarını gözeterek tutarlı ve istikrarlı bir politika yürütülmesi gerekir. Eğer bir adım sonrasını düşünmezseniz, Sayın Erdoğan gibi U dönüşleri ya da geri vitesler yapmak zorunda kalırsınız. Biliyorsunuz, Erdoğan geçtiğimiz hafta, 6 yıl aradan sonra Yunanistan'ı ziyaret etti. ‘İzmir'i unutma’ dediği Yunanistan ile 15 ayrı anlaşma imzaladı. Türk vatandaşlarına 10 Yunan adasına vizesiz, 7 günlük seyahat serbestisi verildi. Peki bu görüşmede Yunanistan'ın işgal ettiği, Türkiye'ye ait adalarla ilgili bir şey konuşuldu mu? Hayır. İzmir, Muğla, Aydın il sınırları içerisinde bulunan 20 adamıza Yunanistan, 14 askeri üs inşa edip alenen silahlandırdı. Bu işgalden başta Erdoğan olmak üzere ilgili bakanlar sorumludur.
"İSRAİL-FİLİSTİN MESELESİNDE, İSRAİL'E NUMARADAN DA OLSA TEPKİ GÖSTEREN ERDOĞAN, YUNANİSTAN'IN ADALARIMIZI İŞGAL ETMESİNE ÇIT ÇIKARAMADI”
İsrail-Filistin meselesinde, İsrail'e numaradan da olsa tepki gösteren Erdoğan, Yunanistan'ın adalarımızı işgal etmesine çıt çıkaramadı. Numaradan, hatta çakma tepki diyorum çünkü basına da yansıyan gazeteci Metin Cihan'ın sosyal medya paylaşımlarını, İsrail'e sevkiyat yapan gemi sahipleri de resmi ağızlar da yalanlamadı. Bu ziyaretin magazin kısmını bir kenara bırakarak Sayın Erdoğan'a şu soruları sormak istiyoruz: Türkiye-Yunan ilişkilerinde son 10 ayda ne değişti? Lozan Anlaşması'nda belirtildiği şekliyle 23 ada gayri askeri statüsüne döndü mü? Egemenliği tartışmalı adaların durumunda bir değişiklik mi oldu? Yunanistan, Doğu Akdeniz'de deniz yetki alanlarına ilişkin akıl dışı isteklerinden vaz mı geçti? Batı Trakya'da arzu edilen demokratik ve özgür ortam tesis mi edildi? İmzaladığınız anlaşmaların maddelerini okuyor musunuz? Bu maddelerin içinde uluslararası hukuktan kaynaklanan haklarımızı kullanmak istememiz halinde, Yunanistan'ın istismar edeceği düzenlemeler var. Adalar sorununu uçuş bilgi bölgesinin egemenlik sınırı kabul edilerek uçaklarımıza önleme yapılmasını, 10 millik hava sahası uygulamalarını, Batı Trakya'daki Türklerle ilgili sorunları görüşmede gündeme dahi getirmemenizin sebebi nedir? Unutmayın ki dış politikadaki u dönüşleriniz devlet ciddiyetini zayıflatır. Bu da bizi güvenilir ve kararlı olmaktan çıkarır ve caydırıcılık etkisini azaltır.
Filistin-İsrail savaşı, Türkiye-İsrail sevkiyatlarını durdurmaya yetmedi. AKP, Burak Erdoğan ve Erkam Yıldırım gibi isimlerin İsrail ile ticaret sürdürdüğü iddiasını yalanlamak yerine bu iddiaları ortaya atan gazeteci Metin Cihan'ın sosyal medya paylaşımlarına yasak getiriyorlar. Bu konuda başta Erdoğan ve diğer ilgililerden bir açıklama bekliyoruz.
"AKP İKTİDARI, TEK BİR PROJEYLE HEM DIŞ POLİTİKADA HEM DE ÜLKENİN TARIM POLİTİKASINDA AYNI ANDA YANLIŞ YAPMAYI BAŞARAN BİR İKTİDAR OLARAK TARİHE GEÇTİ”
Önemli gördüğümüz bir diğer konu da 21 yıllık AKP iktidarının Türk halkının parasıyla Sudan'da tarım çiftliği kurma projesinin iflas etmiş olmasıdır. Sayıştay raporlarına göre, 2020 dönemi için projenin yöneticilerine tam 416 bin 695 lira huzur hakkı ve ikramiye ödendi. Üstelik hiçbir üretim yapmadan 7 bakan eskiten bu projenin arazilerinin tarıma elverişli olmadığı 2021 yılında rapor edildi. Sadece Sudan'da kalmadılar, buğday yetişmeyen Endonezya'da buğday yetiştirmeye, ülkemizde yetişebilen domatesi de Nijer'de yetiştirmeye kalktılar. AKP kendi çiftçimizden esirgediği desteği, yurt dışı arayışlarında çarçur etti. Böylece AKP iktidarı, tek bir projeyle hem dış politikada hem de ülkenin tarım politikasında aynı anda yanlış yapmayı başaran bir iktidar olarak tarihe geçti. Tarım ve dış politika gibi birbirine bu kadar uzak iki konuyu tek bir yanlışta birleştirdi.
"ZİFİRİ KARANLIKTA OKULA GİDEN ÇOCUKLARIN DERDİ, ONLARIN DERDİ DEĞİL. ONLARIN DERDİ KARMA EĞİTİME DARBE VURMAK”
İçimizi rahatsız eden bir diğer konu da bu ülkede minicik öğrenciler, kalıcı yaz tatili uygulaması nedeniyle şafak operasyonuna gider gibi gün ağarmadan yollara düşüyor. Öğrenciler karanlıkta okula gidiyor. Veliler şikayetçi. Öğrenciler şikayetçi. Öğretmenler şikayetçi? Çalışanlar şikayetçi. Ama AKP memnun. ‘Kış saati yeniden getirilmeyecek’ diyorlar. Anladık ki zifiri karanlıkta okula giden çocukların derdi, onların derdi değil. Onların derdi karma eğitime darbe vurmak. Milli Eğitim Bakanlığı’na (MEB) bağlı düzenlenen voleybol müsabakalarında, gençler arasında tartışma çıkma ihtimali gerekçe gösterilerek erkek öğrencilerin alınmamasına karar verildi. Bu karar, ülkemizde karma eğitime yönelik saldırıların tipik bir örneğidir. Aynı zamanda her fırsatta denedikleri laik ve çağdaş eğitimi ortadan kaldırma niyetine yönelik de siyasi bir hamledir. Bakanlık, gençler arasında çıkabilecek kavgaları gidermek istiyorsa fırsat eşitliğini sağlayan bir eğitim sistemini tesis ederek işe başlayabilir. Onların derdi eğitimi dinselleştirmek. ‘ÇEDES kapsamında’ diye başlayan her cümleye artık şüpheyle bakıyoruz. Bu ucube projeyle iktidar, toplumun dini duygularını eğitim üzerinden sömürmeye devam ediyor. MEB liselerde adabı muaşeret, orta okullardaysa görgü kuralları ve nezaket derslerini müfredata dahil etti. Eklenen bu derslerle çocuklarımıza aile ve sosyal hayata ilişkin din temelinde eğitim verilecek. Mesela ‘Türk Sosyal Hayatında Aile’ seçmeli dersinde, aile kurmanın fıtrata uygun olduğu anlatılacak. Yani bir taşla iki kuş vurmayı hedefliyorlar. Çocuklarımızı bilimin ışığında çağdaş, laik eğitim sisteminden uzaklaştırarak Türk aile yapısını da istedikleri gibi, kadını ikinci plana atan bir şehre sokmaya çalışıyor. Aile içi şiddeti önlemek üzere imzalanan İstanbul Sözleşmesi'ni reddeden iktidar, aile kurumunu ‘kol kırılır, yen içinde kalır’ anlayışıyla şekillendirmeye çalışıyor.
"'DOSTLUK KAZANSIN’ DİYE ÇIKILAN SAHALARA, ŞİDDETİ TAŞIYANLARI KINIYORUZ”
Ülkede her alanda ciddi bir çürüme var. Şiddet, emin olun ki bir gün herkese isabet edecek. Tıpkı hakem Halil Umut Meler'e isabet ettiği gibi. AKP kurucusu ve üyesi, Sayın Erdoğan'ın ev sahibi ve yakın dostu olan Faruk Hoca'nın attığı yumruğun gücünün nereden geldiğini herkes biliyor. Olayın ardından kınama mesajlarında failin adını bile anmadılar. Bakanların, hatta Cumhurbaşkanı’nın Faruk Hoca'nın ismini anmaması, failin AKP'yi eski vekil olduğu gerçeğini değiştirmiyor. İşte AKP'nin ‘benim failim iyidir’ anlayışı. Televizyonlardaki yorumculardan, sokaklardaki halk röportajlarına kadar herkes gündemin soğumasının ardından Faruk Hoca'nın serbest bırakılacağını ve ceza almayacağını düşünüyor. Biz, ‘dostluk kazansın’ diye çıkılan sahalara, şiddeti taşıyanları kınıyoruz.
"SAYIN BAKAN, SİZ ‘GÜNDEM FİLİSTİN’ DİYE SORULARDAN KAÇMAYA ÇALIŞIRKEN AKP'Lİ VEKİLLERİN GÜNDEMİ MANGAL PARTİSİYDİ”
Geçtiğimiz günlerde hepimizin yüreğini yakan bir olay daha yaşandı. Somali Cumhurbaşkanı'nın oğlu bir vatandaşımıza çarptı ve ölümüne neden oldu. Sonra da tarifeli uçağa binerek ülkeyi terk etti. AKP'nin Adalet Bakanı konuyla ilgili soruları, ‘Gündem Filistin’ diye geçiştirmeye çalıştı. Filistin'deki dram, elbette ki gündem ama İstanbul'un göbeğinde hayatını kaybeden emekçi kardeşimiz de gündem. Ardında gözü yaşlı bir eş ve iki çocuğu kaldı. Türkiye'de, bazı vatandaşlarımızın diğerlerinden daha az eşit olduğunu boşuna söylemedik. Çarpan kişi, yabancı bir devlet adamının oğlu olmasaydı yurt dışına elini, kolunu sallayarak kaçabilecek miydi?
Ayrıca Sayın Bakan, siz ‘Gündem Filistin’ diye sorulardan kaçmaya çalışırken AKP'li vekillerin gündemi mangal partisiydi. Millet evine ekmek alamıyor. Evine yarım kilo et, belki Kurban Bayramı'nda girdi. Öğrenciler öğün atlıyor. Ama bir grup AKP'li Meclis’te mangal partisi yapıyor. Sizin hiç mi vicdanınız yok? Hiç mi empati duygunuz yok? Hiç mi adalet duygunuz yok? Biz Yunus Emre Göçer'in geride kalan acılı ailesi için elimizden geleni yapacağız. İstanbul Büyükşehir Belediyemiz hem lise çağındaki hem de özel eğitim alması gereken iki çocuğumuz için elinden geleni yapacak. Biz CHP olarak konunun yakın takipçisi olmaya devam edeceğiz. İktidarın da uluslararası alanda bu işin takipçisi olmasını ve üzerine düşeni yapmasını bekliyoruz. Bu konunun AKP tarafından iç politika malzemesi haline getirip getirilmeyeceğinin de yine takipçisi olacağız. Ben de bir hukukçu milletvekili olarak bu davanın bütün süreçlerinin bizzat takipçisi olacağım.
"ANKARA ADAYIMIZ, MANSUR YAVAŞ. İSTANBUL ADAYIMIZ, EKREM İMAMOĞLU. BURSA ADAYIMIZ MUSTAFA BOZBEY. BALIKESİR ADAYIMIZ AHMET AKIN”
Bugün PM’mizde bazı belediye başkan adaylarımız belirlendi. 4’ü büyükşehir belediye başkan adayı olmak üzere 227 seçim çevresinde PM’mizde aldığımız kararla belediye başkan adaylarımızı belirledik. Açıklayacağımız 4 büyükşehirden 2’si zaten önceki Genel Başkanımız Sayın Kemal Kılıçdaroğlu ve Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel tarafından ilan edilmişti. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayımız; İstanbul'u AKP'nin talancı belediyecilik anlayışından kurtaran ve halkçı belediyecilik anlayışını getiren Sayın Ekrem İmamoğlu. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanımız ise Ankara'yı parsel parsel satanlardan kurtaran ve Ankara'yı sosyal belediyecilik anlayışıyla tanıştıran Sayın Mansur Yavaş. Bursa ve Balıkesir illerimizde de daha önce partimizin ve örgütümüzün üzerinde mutabakata vardığı, ayrıca anketlerde de kazandığını gördüğümüz isimler PM kararıyla bugün adaylaştı. Bursa Büyükşehir Belediye Başkan Adayımız Sayın Mustafa Bozbey. Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkan Adayımız ise Sayın Ahmet Akın.
"23 SEÇİM ÇEVRESİNDE ÖRGÜT DENETİMİNDE ÖN SEÇİM YAPILMA KARARI ALINMIŞTIR. 58 SEÇİM ÇEVRESİNDE ÖRGÜT DENETİMİNDE ÖN SEÇİM YAPMA YETKİSİ VERİLMİŞTİR”
Burada basın toplantımızın bitiminde sizlerle isimleri paylaşacağımız diğer belediye başkan adaylarımızsa geçtiğimiz hafta PM toplantımızda örgüte yetki verdiğimiz il ve ilçelerde ve yetki verilmemiş olsa bile il ve ilçe örgütleri, milletvekili, PM üyelerimizin üzerinde tam bir mutabakat sağladığı seçim çevreleridir. CHP olarak biz 2019 yılından bu yana Türkiye'nin yarısını sosyal belediyecilik anlayışıyla tanıştırdık. Türkiye'nin yarısı, CHP’nin sosyal belediyecilik anlayışıyla yönetilmektedir. Bugün PM toplantımızda almış olduğumuz, sizlerle paylaşmadığım diğer kararlarımız: 23 seçim çevresinde, örgüt denetiminde ön seçim yapılma kararı alınmıştır. Ve yine 58 seçim çevresinde örgüt denetiminde ön seçim yapma yetkisi verilmiştir. Ve sizlerle paylaşacağımız listeyle az önce 4 büyükşehir belediye başkan adayımızı açıkladık. 6 il merkezi ve diğerleriyle birlikte bugün toplam 227 seçim bölgesinde belediye başkan adaylarımız, PM toplantımızda belirlendi ve kamuoyuyla paylaşılıyor. Belediyelerimiz, geçtiğimiz 4 buçuk yılda başta pandemi olmak üzere deprem, sel gibi doğal afet süreçlerinde halkımızın yanında oldular. Vatandaşımızın ihtiyaç ve taleplerini yüksek organizasyon yetenekleriyle iktidarın her türlü engellemesine, her türlü baskısına, her türlü soruşturma tehdidine rağmen hızlı bir şekilde karşıladılar. İnanıyoruz ki 31 Mart yerel seçimlerinde de insan odaklı politikalarımızla vatandaşımıza sıcak bir el uzatan belediye sayımızı arttıracağız.”
"BİZ İTTİFAKI SANDIKTA, TABANDA, SEÇMEN NEZDİNDE YAPACAĞIZ”
Yücel, “Bir işbirliği umudu hala korunuyor mu” sorusuna şu yanıtı verdi:
“Biz Meclis’te grubu olan, temsil edilen her partiyle görüşürüz. Bizim siyaset anlayışımız bunu gerektiriyor. Diğer yandan İYİ Parti'nin ya da başka siyasi partilerin kendi yetkili kurullarında aldıkları kararları da tartışmayız. Bunlara saygı duyarız. Ancak biz başından beri şunu savunuyoruz: Biz ittifakı sandıkta, tabanda, seçmen nezdinde yapacağız. Dolayısıyla bu bakış anlayışımızı destekleyecek ya da kuvvetlendirecek, çeşitli seçim çevrelerinde birtakım gelişmeler olabilir. Bunları hep birlikte yaşayıp göreceğiz.”
Yorumlar
Yorum Yapın
İlginizi Çekebilir
TOBB Erzurum Kadın Girişimciler Kurulu Ağustos Ayı Toplantısını TKDK’da Gerçekleştirdi
TOBB Erzurum Kadın Girişimciler Kurulu, Ağustos ayı toplantısını TKDK Erzurum İl Koordinatörlüğü’nde yaptı. Toplantıda kadın girişimcilere yönelik hibe, yatırım ve kırsal kalkınma destekleri ele alındı.
Erzurum Ticaret ve Sanayi Odası (ETSO) bünyesinde faaliyet gösteren TOBB Erzurum Kadın Girişimciler Kurulu (KGK), Ağustos ayı olağan toplantısını TKDK Erzurum İl Koordinatörlüğü ev sahipliğinde gerçekleştirdi. Toplantıda kadın girişimciliğine yönelik çalışmalar değerlendirilirken, TKDK’nın hibe ve destek programları hakkında kurul üyelerine bilgi verildi.
KADIN GİRİŞİMCİLER TKDK’DA BİR ARAYA GELDİ
TOBB Erzurum Kadın Girişimciler Kurulu (KGK), Ağustos ayı olağan toplantısını Kurul Başkanı Kübra Alioğulları başkanlığında gerçekleştirdi.
Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu (TKDK) Erzurum İl Koordinatörlüğü’nün ev sahipliğinde gerçekleştirilen toplantıda, kurulun yürüttüğü çalışmalar ve önümüzdeki döneme ilişkin faaliyetler ele alındı.
TEMMUZ AYINDA YAPILAN ÇALIŞMALAR DEĞERLENDİRİLDİ
Toplantının açılışının ardından gündem maddelerinin görüşülmesine geçildi.
Kurul üyeleri, Temmuz 2026 döneminde KGK İcra Kurulu tarafından gerçekleştirilen faaliyetleri değerlendirerek yürütülen çalışmaların sonuçları hakkında görüş alışverişinde bulundu.
Kadınların girişimcilik hayatında daha etkin rol almalarını desteklemeye yönelik gerçekleştirilen faaliyetler ve önümüzdeki dönemde atılabilecek yeni adımlar da toplantının gündeminde yer aldı.
TKDK HİBE VE DESTEKLERİ KADIN GİRİŞİMCİLERE ANLATILDI
Toplantının önemli gündem başlıklarından birini ise TKDK tarafından yatırımcılara sağlanan hibe ve destek programları oluşturdu.
TKDK yetkilileri tarafından kurul üyelerine; tarım, kırsal kalkınma ve üretime yönelik yatırım olanakları hakkında kapsamlı bir bilgilendirme yapıldı.
Sunumda özellikle kadın girişimcilere yönelik avantajlar, uygulanabilecek hibe oranları ve proje başvuru süreçlerine ilişkin detaylar aktarıldı.
KADIN GİRİŞİMCİLİĞİNİN GELİŞTİRİLMESİ İÇİN GÖRÜŞ ALIŞVERİŞİ
Toplantıda TKDK desteklerinden kadın girişimcilerin daha etkin şekilde yararlanabilmesi ve Erzurum’da kadın girişimciliğinin geliştirilmesine yönelik yapılabilecek çalışmalar konusunda karşılıklı görüş alışverişinde bulunuldu.
TOBB Erzurum Kadın Girişimciler Kurulu’nun Ağustos ayı olağan toplantısı, değerlendirmelerin ardından sona erdi.
Avcılar Belediyesi'nin Futbol Turnuvasında Yarı Final Heyecanı
Avcılar Belediyesi Gençlik ve Spor Müdürlüğü tarafından düzenlenen Mahalleler Arası Futbol Turnuvasında yarı finale yükselen takımlar belli oldu.
Avcılar Belediyesi Gençlik ve Spor Müdürlüğü tarafından düzenlenen Mahalleler Arası Futbol Turnuvasında yarı finale yükselen takımlar belli oldu. İlçenin farklı mahallelerinden 12 takımın katıldığı organizasyonda Üniversite, Firuzköy, Mustafa Kemal Paşa, Gümüşpala ve Yeşilkent mahallelerinden sporcular şampiyonluk için mücadele etti.
12 TAKIM ŞAMPİYONLUK İÇİN SAHAYA ÇIKTI
Avcılar Belediyesi Atatürk Stadyumu’nda oynanan karşılaşmalarda takımlar, grup ve eleme müsabakalarında üst tura yükselmek için mücadele etti. Karşılaşmaların tamamlanmasıyla birlikte turnuvanın son dört takımı da netleşti.
Farklı mahallelerden sporcuları aynı organizasyonda buluşturan turnuva, ilçedeki futbol heyecanını da sahaya taşıdı. Avcılar Belediyesi’nin düzenlediği organizasyon, sporculara mücadele etme ve yeteneklerini sergileme fırsatı sundu.
YARI FİNAL HEYECANI
Turnuvada yarı finale yükselen ekipler Ateşoğlu Spor, Avcılar Balkan Spor, Trafo Spor ve Avcılar Murat Kölük Devlet Hastanesi oldu.
Dört takım, finale yükselmek için yarı final mücadelesini verirken, turnuvada finale çıkacak iki takım belli oldu.
ŞAMPİYONLUK İÇİN SON VİRAJ
Turnuvada yarı final karşılaşmalarının tamamlanmasının ardından finale yükselen takımlar da belli oldu. Rakiplerini mağlup eden Avcılar Balkan Spor ve Ateşoğlu Spor, şampiyonluk kupası için finalde karşı karşıya gelecek.
Avcılar Belediyesi, ilçede sporun daha geniş kesimlere ulaşması ve amatör sporcuların desteklenmesi amacıyla sportif organizasyonlara ev sahipliği yapmayı sürdürüyor. Turnuva kapsamında bir araya gelen takımlar, hem rekabet hem de sporun kent yaşamındaki buluşturucu yönünü sahaya yansıttı.
Şampiyonluk için son iki takımın kaldığı turnuvada gözler artık final karşılaşmasına çevrildi. Avcılar Balkan Spor ile Ateşoğlu Spor’un mücadele edeceği final maçının ardından şampiyon takım belli olacak. Dereceye giren takımlara kupa ve madalyaları takdim edilecek.
Teoman Mutlu: “Siyasi Partiler Temiz, Güvenilir ve Donanımlı Olmalıdır”
Yerli ve Milli Parti Genel Başkanı Teoman Mutlu, siyasi partilerde dürüstlük, liyakat ve şeffaflık çağrısı yaptı. Mutlu, Siyasi Partiler Kanunu ve seçim mevzuatının yeniden ele alınmasını istedi.
Yerli ve Milli Parti Genel Başkanı Teoman Mutlu, Türkiye’de siyasi partilerin demokrasinin temel unsurlarından biri olduğunu belirterek dürüstlük, liyakat ve şeffaflık vurgusu yaptı. Siyasi partiler hakkındaki iddia ve suçlamaların somut deliller ve hukuk çerçevesinde ele alınması gerektiğini söyleyen Mutlu, Siyasi Partiler Kanunu ve seçim mevzuatının da yeniden değerlendirilmesi çağrısında bulundu.
“SİYASİ PARTİLER DEMOKRASİNİN TEMELİDİR”
Yerli ve Milli Parti Genel Başkanı Teoman Mutlu, siyasi partilerin seçim sistemi ve devlet yönetimindeki rolüne ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Siyasi partilerin demokrasinin işleyişinde önemli bir yere sahip olduğunu belirten Mutlu, parti kadrolarının dürüst, liyakatli ve donanımlı kişilerden oluşması gerektiğini söyledi.
Mutlu, şu ifadeleri kullandı:
“Parti olmazsa seçim olmaz. Ciddi bir siyasi parti, insan yetiştiren bir okuldur. Devleti seçimi kazanan parti yönetiyor, Cumhurbaşkanı da partinin içinden çıkıyor. O hâlde iktidarıyla muhalefetiyle siyasi partilerin üzerine titremek ve temiz kalmaları için gayret göstermek gerekir.”
TEOMAN MUTLU’DAN LİYAKAT VE DÜRÜSTLÜK VURGUSU
Yerli ve Milli Parti’de bu anlayış doğrultusunda hareket ettiklerini ifade eden Mutlu, parti kadrolarının niteliğine önem verdiklerini belirtti.
Mutlu, “Parti mensuplarımızın temiz, dürüst ve mutlaka donanımlı olması için çalışıyorum. Çok şükür ülkeme tertemiz bir parti kazandırdım. Kendi evimin önünü temiz tutuyorum.” dedi.
“BÜTÜN PARTİLER ŞAİBEDEN UZAK OLMALIDIR”
Siyasi etik ve kamuoyu güveninin yalnızca tek bir partinin meselesi olarak değerlendirilemeyeceğini savunan Mutlu, Türkiye’de faaliyet gösteren bütün siyasi partilerin şeffaflık konusunda hassas davranması gerektiğini söyledi.
CHP hakkında kamuoyuna yansıyan iddialara da değinen Mutlu, şu değerlendirmede bulundu:
“Devleti kuran bir parti olarak CHP’nin de hakkında ortaya atılan iddiaları açıklığa kavuşturması, temiz ve güvenilir bir yapıyı koruması hepimizi ilgilendirir.”
Mutlu, farklı siyasi partiler hakkında çeşitli yapı veya gruplarla ilişkilere yönelik iddiaların zaman zaman gündeme gelebileceğini belirterek bu tür suçlamaların söylentiler üzerinden değil, somut deliller ve hukuk çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini savundu.
“İnsanın olduğu her yerde problem olabilir, menfaat insanları şaşırtabilir. Yöneticilerin görevi buna karşı dikkatli olmak ve partilerinin itibarını korumaktır.” ifadelerini kullandı.
“CİDDİ SUÇLAMALAR KARŞISINDA HUKUKİ YOLLARA BAŞVURULMALI”
Siyasi partilere yönelik ciddi iddiaların cevapsız bırakılmaması gerektiğini söyleyen Mutlu, parti yöneticilerinin gerektiğinde hukuki yollara başvurması gerektiğini belirtti.
Mutlu, “Bir partiye karşı en küçük ciddi suçlama varsa genel başkanların ve yöneticilerin hukuk yoluna başvurması gerekir. Aksi hâlde parti durup dururken şaibe altında kalabilir.” dedi.
Siyasi tartışmaların itham ve söylentiler yerine hukuk, belge ve somut veriler üzerinden yürütülmesi gerektiğini ifade etti.
SİYASİ PARTİLER KANUNU VE SEÇİM MEVZUATI İÇİN DEĞİŞİKLİK ÇAĞRISI
Teoman Mutlu, Türkiye’deki siyasi parti sisteminin hukuki altyapısının da yeniden ele alınması gerektiğini savundu.
Siyasi Partiler Kanunu ve seçim mevzuatında değişiklik yapılması yönündeki çağrısını yineleyen Mutlu, Türkiye’de çok sayıda siyasi parti bulunmasına rağmen bunların yalnızca bir bölümünün seçimlere katılma yeterliliğine sahip olduğunu söyledi.
Mutlu, “Türkiye’de çok sayıda siyasi parti var ancak bunların yalnızca bir bölümü seçimlere katılma yeterliliğine sahip. Geri kalanların önemli bir kısmı fiilen sınırlı bir örgütlenmeyle varlık gösteriyor. Bu da siyasette ciddi bir dağınıklık oluşturuyor.” ifadelerini kullandı.
Yetkili kurumlara çağrıda bulunan Mutlu, siyasi parti sisteminin daha şeffaf, sağlıklı ve işlevsel hale getirilmesine yönelik düzenlemelerin gündeme alınması gerektiğini savundu.
“DEMOKRASİ GÜÇLÜ OLACAKSA SİYASİ PARTİLER DE GÜÇLÜ OLMALI”
Mutlu, açıklamasını siyasi partilerde güven ve liyakat vurgusuyla tamamladı:
“Demokrasi güçlü olacaksa siyasi partiler de güçlü, temiz, donanımlı ve güvenilir olmak zorundadır. Biz kendi sorumluluğumuzu yerine getirirken bütün siyasi partilerin de aynı hassasiyeti göstermesini bekliyoruz.”
Cumhuriyet Kent Meydanı, Tarih, Kültür Ve Sosyal Yaşamın Yeni Buluşma Noktası Olacak
İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve Büyükçekmece Belediyesi işbirliğiyle yapımı tamamlanan Türkiye'nin en büyük kent meydanlarından Cumhuriyet Kent Meydanı, 80 bin metrekarelik alanıyla kentin sosyal ve kültürel yaşamına farklı bir zenginlik katacak.
30 Ağustos Pazar günü düzenlenecek olan etkinliklerle açılışının gerçekleştirileceği Cumhuriyet Kent Meydanı, Büyükçekmece Belediye Binası, Ulusal Bağımsızlık ve Kuruluş Müzesi, Atatürk Evi, Kıyı Marina gibi, tarihi, sosyal ve kültürel eserleri bünyesinde barındırıyor.
Başkan Akgün'ün vizyon projelerinden
Büyükçekmece Belediyesi'ne yönelik düzenlenen operasyon kapsamında Silivri Marmara Cezaevi'nde tutuklu bulunan Büyükçekmece Belediye Başkanı Dr. Hasan Akgün'ün, vizyon projelerinden olan Cumhuriyet Kent Meydanı projesi hayata geçiyor. Büyükçekmece'nin ve Cumhuriyetin kimliğini yansıtan eserlerin bir arada bulunduğu meydan projesi, İstanbul Büyükşehir Belediyesi işbirliğiyle tamamlandı. Cumhuriyet Kent Meydanı, 30 Ağustos Zafer Bayramı gibi anlamlı bir tarihte görkemli bir törenle açılacak. Zafer Bayramı'nın 104'üncü yıl kutlamalarıyla görkemli bir şölene dönüşecek olan açılış etkinliklerinde sevilen sanatçı Melek Mosso konser verecek. 30 Ağustos Pazar günü, Zafer Bayramı'nın 104'üncü yılı coşkuyla kutlanırken, Cumhuriyet Kent Meydanı gibi eşsiz bir proje kentin halkının hizmetine açılacak.
Meydan açık hava müzesi deneyimi sunacak
Sahip olduğu eserler ve sosyal yaşam alanlarıyla geçmiş ile bugün arasında bir kültür köprüsü oluşturan Cumhuriyet Kent Meydanı, ulusal ve uluslararası etkinliklerde de kentin yeni buluşma noktası olacak. Kent yaşamının kalbinin attığı meydan, yalnızca insanların bir araya geldiği bir buluşma noktası olmanın ötesine geçerek, kültür, sanat ve turizmin önemli merkezlerinden biri haline geliyor. Tarihi ve kültürel değerleriyle kentin geçmişine ışık tutan meydan; sanat eserleri, mimari dokusu, sosyal donatı alanları ve çevresindeki müzeler, yürüyüş yolları ile adeta açık hava müzesi deneyimi sunacak.
Sanat eserleriyle açık hava sergisine dönüşecek
27 yıldır aralıksız devam eden, Uluslararası İstanbul Büyükçekmece Kültür ve Sanat Festivali kapsamında gerçekleşen Uluslararası Heykel Sempozyumu'na katılan dünyanın tanınmış heykeltraşların eserlerinin de sergilendiği meydan, kentin tarihini ve kültürel birikimini görünür kılarken, düzenlenen kültür-sanat etkinlikleri de meydanın canlılığını artırıyor. Sergilerden konserlere, kültürel buluşmalardan çeşitli etkinliklere kadar farklı organizasyonlara ev sahipliği yapması planlanan alan, her yaştan insan için yaşayan bir kültür platformu niteliği taşıyor.
Yatçılık sektörü ve turizm açısından meydanı önemli bir çekim merkezi
Ayrıca Cumhuriyet Kent Meydanı, dünyanın en bilindik 7 şehrinin mimari özelliğini bünyesinde barındıran bin yat kapasiteli Kıyı Marina'ya yürüme mesafesinde. Yatçılık sektörü ve turizm açısından meydanı önemli bir çekim merkezi haline getirecek olan marina bünyesinde barındırdığı alışveriş, eğlence, yeme – içme mekanlarıyla Büyükçekmece'ye artı değer katacak. Meydanın çevresindeki tarihi yapılar, müzeler, sanat alanları ve sosyal mekânlarla bütünleşmesi, bölgenin turizm potansiyelini daha da güçlendiriyor.
Gündüz ayrı, akşam ayrı bir atmosfere bürünüyor
Gündüzü ayrı, akşamı ayrı bir atmosfere bürünen meydan; ışıklandırması, mimarisi ve hareketli sosyal yaşamıyla kentin cazibe merkezlerinden biri olarak öne çıkacak. Vatandaşların dinlenip vakit geçirdiği, sanatseverlerin eserlerle buluştuğu ve turistlerin şehri keşfetmeye başladığı meydan, kentin kültürel vitrini olma özelliğini taşıyor. Ayrıca yer altı otoparkı da, bölgenin otopark ihtiyacını karşılamak için modern bir yer altı otoparkı olarak hizmet verecek.
İstanbul’da Okul Servis Ücretleri Cep Yakacak: Yıllık 93 Bin Tl’yi Aşıyor!
İstanbul okul servis ücretleri 2026-2027 tarifesi belli oldu. Yüzde 10 zam sonrası 0-1 km servis ücreti 39.970 TL, 23-25 km ücreti 93.610 TL oldu. İşte kilometreye göre yeni servis fiyatları.
2026-2027 eğitim öğretim yılı öncesinde İstanbul’da okul servis ücretleri yeniden gündemde. Yeni tarifeyle servis ücretlerine yüzde 10 zam yapılırken, en kısa mesafenin yıllık bedeli 39 bin 970 TL’ye, 23-25 kilometrelik mesafenin ücreti ise 93 bin 610 TL’ye yükseldi. İşte İstanbul’da kilometre kilometre yeni okul servis ücretleri…
Yeni eğitim öğretim yılının başlamasına sayılı günler kala velilerin okul masrafları da netleşmeye başladı. Kırtasiye, forma ve diğer eğitim giderlerinin yanı sıra İstanbul’da servis kullanacak öğrencilerin ailelerini ciddi bir ulaşım maliyeti bekliyor.
2026-2027 eğitim öğretim dönemi için İstanbul okul servis ücretlerine yüzde 10 zam yapıldı.
Yeni tarifede ödenecek tutar öğrencinin evi ile okulu arasındaki mesafeye göre belirleniyor.
EN KISA MESAFE BİLE YILLIK 39 BİN 970 TL
İstanbul'da yeni tarifeye göre 0-1 kilometre arasındaki en kısa mesafenin yıllık okul servis ücreti 39 bin 970 TL olarak belirlendi.
1-3 kilometre arasında servis kullanacak bir öğrenci için yıllık ücret 42 bin 804 TL, 3-5 kilometre arasındaki mesafede ise 46 bin 124 TL olacak.
5-7 kilometrelik mesafenin yıllık servis bedeli de 48 bin 98 TL’ye ulaştı.
UZAK MESAFEDE FATURA 93 BİN TL’Yİ GEÇİYOR
Ev ile okul arasındaki mesafe arttıkça ailelerin ödeyeceği servis ücreti de önemli ölçüde yükseliyor.
21-23 kilometre arasındaki bir güzergâh için belirlenen yıllık ücret 90 bin 112 TL olurken, 23-25 kilometre arasındaki mesafede servis bedeli 93 bin 610 TL’ye çıkıyor.
Böylece uzun mesafede okul servisi kullanan bir öğrencinin ailesinin yalnızca ulaşım için ödeyeceği yıllık tutar 90 bin TL sınırını aşmış oldu.
İSTANBUL OKUL SERVİS ÜCRETLERİ 2026-2027
Yeni eğitim öğretim döneminde açıklanan tarifedeki bazı mesafe ve yıllık ücretler şöyle:
0-1 kilometre: 39.970 TL
1-3 kilometre: 42.804 TL
3-5 kilometre: 46.124 TL
5-7 kilometre: 48.098 TL
21-23 kilometre: 90.112 TL
23-25 kilometre: 93.610 TL
SERVİS ÜCRETİ MESAFEYE GÖRE DEĞİŞİYOR
Velilerin ödeyeceği okul servis bedeli, öğrencinin ikamet adresi ile okulu arasındaki mesafeye göre hesaplanıyor. Bu nedenle farklı kilometre dilimlerinde farklı yıllık ücretler uygulanıyor.
Yeni tarifeyle birlikte en kısa mesafe ile 23-25 kilometrelik mesafe arasında yıllık 53 bin 640 TL fark oluşuyor.
YENİ EĞİTİM DÖNEMİ AİLE BÜTÇESİNİ ZORLAYACAK
Servis ücretlerinin yanı sıra kırtasiye, okul ihtiyaçları ve diğer eğitim harcamaları da düşünüldüğünde, 2026-2027 eğitim öğretim yılı öncesinde ailelerin eğitim bütçesi yeniden önemli gündem maddelerinden biri haline geldi.
İstanbul’da en kısa mesafede dahi yıllık servis ücretinin yaklaşık 40 bin TL’ye ulaşması, özellikle birden fazla öğrencisi bulunan aileler açısından okul ulaşım maliyetini daha da önemli hale getiriyor.
Öğretmenlere Önlük Zorunluluğu Geliyor: MEB 81 İle Yeni Eğitim Genelgesi Gönderdi
MEB, 2026-2027 eğitim öğretim yılı öncesinde 81 ile genelge gönderdi. Öğretmenlere önlük düzenlemesi, cep telefonu uygulaması, kayıt parası yasağı ve veli randevu sistemiyle ilgili yeni kararlar açıklandı.
Milli Eğitim Bakanlığı, 2026-2027 eğitim öğretim yılı öncesinde 81 ile gönderdiği genelgeyle okullarda uygulanacak yeni kuralları belirledi. Genelgede öğretmenler ve eğitim çalışanlarının önlük giymesi, öğrencilerin sınıfta cep telefonu bulundurmaması, veli görüşmelerinin randevu sistemiyle yapılması ve kayıt parası talep edilmemesi gibi dikkat çeken düzenlemeler yer aldı.
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin imzasıyla 81 ilin milli eğitim müdürlüğüne gönderilen genelgeyle, 14 Eylül 2026 tarihinde başlayacak 2026-2027 eğitim öğretim yılı öncesinde okullarda uygulanacak esaslar belirlendi.
Yeni dönemin en çok konuşulacak başlıklarından biri ise öğretmenlerin kılık ve kıyafetlerine ilişkin düzenleme oldu.
ÖĞRETMENLERE ÖNLÜK DÜZENLEMESİ
Genelgede eğitim kurumu yöneticileri, öğretmenler ve eğitim çalışanlarının görevlerini yerine getirirken öğretmenlik mesleğinin saygınlığına ve temsil sorumluluğuna uygun hareket etmeleri istendi.
Kılık ve kıyafette kamu hizmetinin ciddiyeti ile toplumsal hassasiyetlerin gözetilmesi gerektiği belirtilirken, eğitim yöneticileri, öğretmenler ve eğitim çalışanlarının önlük giyeceği ifade edildi.
Yeni uygulama konusunda eğitim öğretim yılı başında gerçekleştirilecek öğretmenler kurulu toplantılarında bilgilendirme yapılacak.
Uygulamanın takibi ise il ve ilçe milli eğitim müdürlükleri tarafından gerçekleştirilecek.
VELİLER OKULA RANDEVUYLA GİDECEK
Yeni dönemde okul güvenliğine ilişkin tedbirler de artırılıyor.
Veli görüşmelerinin ülke genelinde Okul Randevu Sistemi üzerinden planlanması öngörülüyor. Velilerin randevusuz okul ziyaretlerine izin verilmeyecek.
Öğrencinin velisi veya yasal vasisi olmayan kişilerin de okullara girişine izin verilmeyecek.
Okul ve öğrenci güvenliğini tehdit edebilecek ihbar ve şikâyetlerin değerlendirilerek gerekli önlemlerin hızla alınması istenirken, ilgili kurumlarla koordineli şekilde koruyucu ve önleyici tedbirlerin uygulanacağı belirtildi.
OKUL KAYITLARINDA PARA TALEP EDİLEMEYECEK
MEB genelgesinin dikkat çeken bir diğer bölümü ise okul kayıtları oldu.
Öğrenci kayıtları, 2026-2027 Eğitim ve Öğretim Yılı Adrese Dayalı Kayıt Sistemi kapsamında gerçekleştirilecek. Kayıtların e-Okul sistemi üzerinden elektronik ortamda otomatik olarak yapılacağı belirtildi.
Velilerden “kayıt parası” veya başka bir isim altında zorunlu ücret talep edilemeyecek.
Bu yönde Bakanlığa veya ilgili birimlere ulaşan şikâyetlerin takip edilerek gerekli işlemlerin yapılacağı bildirildi.
Ayrıca sınıf mevcutlarının dengeli dağıtılması ve fırsat eşitliğinin korunması amacıyla kayıt bölgelerinin dışından öğrenci kaydı yapılmaması istendi.
ÖĞRENCİLER İÇİN CEP TELEFONU UYGULAMASI DEVAM EDECEK
Okullarda cep telefonlarına yönelik mevcut uygulama yeni eğitim öğretim yılında da sürdürülecek.
Öğrencilerin sınıf içerisinde cep telefonu bulundurmamasına ilişkin uygulamaya devam edilecek. Öğretmenlerin de ders sırasında cep telefonu kullanmaması istendi.
Dijital bağımlılığa karşı öğrenci ve velilere yönelik bilinçlendirme çalışmalarına ağırlık verilecek.
Ödev ve öğrenci bilgilendirmelerinde ise Bakanlık tarafından belirlenen dijital platformların kullanılması esas alınacak.
ÜCRETSİZ KAYNAKLAR DIŞINDA MATERYAL KULLANDIRILMAYACAK
Velilerin eğitim masraflarını artırabilecek uygulamalara karşı da okullara uyarı yapıldı.
Milli Eğitim Bakanlığı tarafından ücretsiz dağıtılan kaynakların dışında başka materyallerin öğrencilere kullandırılmaması istendi.
Öğrenci ihtiyaçları konusunda velilerin belirli markalara veya yüksek fiyatlı ithal kırtasiye ürünlerine yönlendirilmesine izin verilmeyecek.
Yerli ürünlerin kullanılmasına imkân sağlanması ve velilere ek mali yük oluşturabilecek uygulamalardan kaçınılması istendi.
Okullarda ticari yönlendirme, reklam ve tanıtım organizasyonlarına da izin verilmeyecek.
2026-2027’NİN TEMASI “MAARİFİN KALBİNDE OYUN”
2026-2027 eğitim öğretim yılında “Maarifin Kalbinde Oyun” teması uygulanacak.
Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli kapsamında çocukların öğrenme, sosyalleşme, gelişim ve kendilerini ifade etme süreçlerinde oyunun öneminin artırılması hedefleniyor.
Öğrencilerin yaş ve gelişim özelliklerine uygun geleneksel çocuk oyunları ile güvenli ve kapsayıcı oyun etkinliklerinin eğitim süreçlerine daha fazla dahil edilmesi planlanıyor.
Okul-aile iş birliğinin güçlendirilmesi amacıyla “Ailemle Eğitim Yolculuğum” çalışmalarının da yeni dönemde devam edeceği belirtildi.
OKULLARDA SOSYAL MEDYA PAYLAŞIMLARINA DA DİKKAT EDİLECEK
Okullar tarafından gerçekleştirilecek tören, kutlama, anma ve mezuniyet etkinliklerinde kullanılacak müzik, video, broşür ve pankart gibi materyaller ilgili mevzuat doğrultusunda değerlendirilecek.
Okulların sosyal medya paylaşımlarında ise pedagojik ve etik ilkelerin gözetilmesi istendi.
Bakanlığın 81 ile gönderdiği genelgede yer alan düzenlemelerin uygulanması ve mevzuata aykırı işlemlerin önlenmesi için milli eğitim müdürlükleri süreci takip edecek.
Alparslan Kuytul’dan Süleymancılar Operasyonu Açıklaması: "Kayyum Atamaya Çok Alıştılar, Bu Dosyalar Siyasidir"
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından kamuoyunda "Süleymancılar" olarak bilinen cemaate yönelik 17 ilde düzenlenen ve aralarında Alhan Kuriş’in de bulunduğu 30 kişinin gözaltına alındığı operasyona ilişkin Alparslan Kuytul’dan çarpıcı açıklamalar geldi. Cuma Tefsir Dersi’nin "Soru-Cevap" bölümünde konuyu değerlendiren Kuytul, devletin kayyum politikalarını sert bir dille eleştirdi.
"Suçsuzlar İse Mücadele Etmeliler"
Operasyon haberini değerlendiren Kuytul, gözaltına alınan kişilerin suçlu olmaları halinde olay çıkarmaya gerek olmadığını belirterek, "Ama eğer suçsuzlar ise mücadele etmelidirler. Teslim olmasınlar," ifadelerini kullandı. Devlet ve hükümetin her cemaati susturamayacağını anlaması gerektiğini savunan Kuytul, "Cemaatin başına kimin geçeceğine devlet mi karar verecek? Çok fena alıştılar kayyum atamaya," diyerek tepkisini dile getirdi.
"Bize Yapılan Zulümlere Karşı Çıtları Çıkmamıştı"
Süleymancılar cemaatinin geçmişte kendilerine yönelik operasyonlar ve baskılar karşısında sessiz kaldığını hatırlatan Kuytul, sitemkar bir üslup kullanarak şunları söyledi: "Bugüne kadar bizim başımıza bir sürü olay geldi. Bir gün bir çıtlarını duymadık. Bize yapılan bunca zulme rağmen bir gün bir açıklamalarını duymadık. Olsun, herkes yanında olandan harcar."
"Bu Operasyonu Şüpheyle Karşılıyorum"
Geçmişteki sessizliklerine rağmen ilkesel bir duruş sergilediğini ifade eden Kuytul, Süleymancılar cemaatine yönelik bu son operasyonu şüpheyle karşıladığını belirtti. Konuşmasını toplumsal bir mesajla tamamlayan Kuytul, "İnşallah bundan sonrasında başkaları zulme uğradığında onları da savunmayı öğrenirler. Artık böyle bir ortamda olduğumuzu, bunların siyasi dosyalar olduğunu anlamalıyız ve her lafa inanmamalıyız," diyerek sürecin hukuki değil, siyasi bir zemin taşıdığını iddia etti.
Erkek Egemen Sektörde Bir Kadın Lider: Meral Kaplan İle İş Sağlığı, Güvenliği Ve Başarı Üzerine
NİLGÜN EGE ÖZEL RÖPORTAJ
Telenews TV ekranlarında yayınlanan "Başarı ve İnsan" programında bu hafta, akaryakıt ve enerji sektörünün öncü kurumlarından MSK Endüstriyel Enerji Sistemleri İşveren Vekili ve İş Sağlığı Güvenliği Uzmanı Meral Kaplan’ı ağırladık. Ağır sanayide kadın olmaktan iş güvenliği kültürüne, sıfır iş kazası hedefinden başarı yolculuğuna kadar ilham veren tüm detayları Arka Haber okurları için konuştuk.
Nilgün Ege: Efendim hoş geldiniz. Sektöre ve iş sağlığı güvenliğine dair detaylara geçeceğiz ancak öncelikle okurlarımız ve izleyenlerimiz için sizi tanıyalım. Meral Kaplan kimdir?
Meral Kaplan: Hoş bulduk Nilgün Hanım, teşekkür ederim. Dumlupınar Üniversitesi Sosyoloji bölümü mezunuyum. Aynı zamanda Anadolu Üniversitesi İş Sağlığı ve Güvenliği ön lisans ve Dumlupınar Üniversitesi İş Sağlığı ve Güvenliği yüksek lisans mezunuyum. Sosyolog kimliğimin yanında, aile şirketimiz olan MSK Endüstriyel Enerji Sistemleri’nde Yönetim Kurulu Üyesi ve İSG Departmanı Yöneticisi olarak görev yapmaktayım.
Nilgün Ege: Birçok unvanınız ve sorumluluğunuz var. Bunlarla baş etmek nasıl oluyor, bu dengeyi nasıl sağlıyorsunuz?
Meral Kaplan: Azim ve gayretle. Hedefler büyük olunca çalışma ve başarı da büyük oluyor. İnsan kendini nerede görmek isterse, oraya ulaşmak için o kadar çok emek vermeli. Benim hayattaki gayem kendimi hep en iyi noktaya taşımak; bu yüzden çok çalışıp üretmeye devam ediyorum.
Nilgün Ege: Programımızın ismi "Başarı ve İnsan". Meral Kaplan’a göre başarı nedir?
Meral Kaplan: Başarı öncelikle bir insanın hayalinin olmasıdır. Bu hayale ve hedeflere en disiplinli, en doğru ve en kararlı şekilde yürümektir. Elde ettiğiniz somut kazanımlar bu disiplinli yürüyüşün sonucudur. Benim için başarının temeli hayal kurmaktır.
Nilgün Ege: Hem iş güvenliği uzmanlığı yapıyorsunuz hem de akaryakıt gibi kadınların genellikle zorlandığı erkek egemen bir sektördesiniz. Neden akaryakıt sektörü?
Meral Kaplan: Akaryakıt sektörü ailemin ve benim tecrübelerimizle şekillenen bir alan. Bir kadın olarak sahada kesinlikle zorluk yaşamıyorum. Erkeklerin tecrübesiyle kendi bilgi donanımımı birleştirdiğimde ortaya çok daha büyük bir güç çıkıyor. İstasyonlara ve sahaya gittiğimizde kadın çalışan ve yönetici görmek takdir topluyor.
Nilgün Ege: Bu sektöre adım atmanızda ailenizin, özellikle babanızın etkisi oldu mu?
Meral Kaplan: Hem babamın hem de sektörde 15 yılını vermiş olan erkek kardeşim Emrah Bey’in çok büyük desteği oldu. Kardeşim bu sektörün öncülerindendir ve benim için çok kıymetli bir rehberdir. Onun yönlendirmesiyle bu alana girdim ve akaryakıt sektöründe İSG uzmanı oldum.
Nilgün Ege: Bir kadın olarak sahada hiç mi engelle karşılaşmadınız? Sert bir sektörde kendi renginizi nasıl kattınız?
Meral Kaplan: Sahaya kadın ya da erkek kimliğiyle değil, mesleki statümüz ve donanımımızla iniyoruz. Sahada 20 erkek personelle çalıştığımda kimse bana sadece "kadın" gözüyle bakmıyor; "Meral Hanım İSG uzmanı olarak bize ne öğretecek, bizden ne öğrenecek?" anlayışıyla yaklaşıyor. Kadınların getirdiği disiplin ve dikkat çok kıymetli. Ayrıca sosyolog kimliğim sayesinde insan davranışlarını doğru analiz edebiliyor ve çalışanlara nasıl yaklaşmam gerektiğini çok iyi biliyorum.
Nilgün Ege: Meral Kaplan’ı bugünlere getiren en büyük kırılma noktası nedir?
Meral Kaplan: Hayallerim, ideallerim ve ailemin koşulsuz desteği. Ben bir yerde durup yetinmeyi seven biri değilim. "Statü kazandım, burada kalayım" mantığı bana göre değil. Hep daha fazlasını öğrenmek ve kendime değer katmak isterim. En büyük etken ailemin inancı ve kendime her şeyin en güzelini layık görmemdir.
Nilgün Ege: Bareti ve yeleği çıkardığınızda nasıl bir Meral Kaplan var?
Meral Kaplan: Hayatı çok seven, doğayı ve ormanı seven, yaşamın her anını dolu dolu değerlendirmek isteyen bir Meral Kaplan var. Çocukluğumdan beri belirlediğim bir çizgi vardı; başarılı bir iş kadını olmak. Şu an o hayalin bir adım ötesindeyim ve hayal kurmaya devam ediyorum.
Nilgün Ege: Buradan gençlere ve kadın girişimcilere ne mesaj vermek istersiniz?
Meral Kaplan: Kesinlikle hayal kurmaktan ve vazgeçmemekten geri durmasınlar. Hayal etmek bedava ve başarının ilk adımıdır. Bir plan yapın, disiplinle uygulayın. Başarının yaşla ilgisi yoktur; kimi erken kimi geç ulaşır ama vazgeçmeyen mutlaka kazanır.
"TÜRKİYE'DE İSG KÜLTÜRÜ HIZLA GELİŞİYOR"
Nilgün Ege: Türkiye’de İş Sağlığı ve Güvenliği (İSG) uygulamalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Meral Kaplan: Türkiye’de İSG yasal düzenlemeler, işveren hassasiyeti ve çalışan bilinciyle ciddi bir yükselişte. İSG’yi ileriye taşıyacak olan da geriletecek olan da şirketler ve işverenlerdir. Kültürü ne kadar sahaya yansıtabilirsek o kadar yol alırız.
Nilgün Ege: Sektörde çokça telaffuz edilen "Sıfır İş Kazası" bir ütopya mı yoksa ulaşılabilir bir hedef mi?
Meral Kaplan: Kesinlikle gerçekçi bir hedeftir. İnsan ve işin olduğu yerde risk her zaman vardır ancak altyapıyı sağlam kurarsanız, personelin eğitimi tam olursa ve güvenlik önlemleri eksiksiz alınırsa kaza riskini sıfıra indirebilirsiniz.
Nilgün Ege: Çalışanlar baret, emniyet kemeri veya gözlük gibi koruyucu donanımları kullanmakta neden direnç gösteriyor?
Meral Kaplan: Çünkü çalışanlara sadece "Bunu tak" diyoruz, "Neden takmalısın?" sorusunun cevabını hissettirmiyoruz. O ekipmanı kullanmadığında başına gelebilecek olumsuzluğun kendisini, ailesini ve işyerini nasıl etkileyeceğini uygulamalı senaryolarla gösterdiğinizde bilinç kalıcı hale geliyor.
Nilgün Ege: Sahada sıkça duyduğumuz "Bana bir şey olmaz" algısını nasıl kıracağız?
Meral Kaplan: Bu yanılgı genellikle tecrübeli personelde ortaya çıkıyor. Tecrübesiz çalışan bilmediği için temkinli davranırken, tecrübeli personel her işi yapabileceğini düşünüp sınırları zorlayabiliyor ve kazaya açık hale geliyor. Bunun önüne geçmek için saha kurallarını, teknik yeterliliği ve İSG bilincini eksiksiz tutuyoruz.
Nilgün Ege: Uzman olarak sahada hiç işi durdurduğunuz oldu mu?
Meral Kaplan: Evet, oldu. Benim için en önemli kriter çalışanın psikolojik durumudur. Zihni işte olmayan insan hata yapar. Bir çalışmamız sırasında su sıçraması sebebiyle üstü tamamen ıslanan ve motivasyonu düşen personelimin talebiyle işi derhal durdurdum. Maddi kayıp gözetmeksizin ekibi dinlenmeye gönderdim; çünkü odaklanma olmadan güvenlik sağlanamaz.
Nilgün Ege: Sahadaki eğitim süreçleriniz nasıl işliyor?
Meral Kaplan: Yazılı prosedürlerimiz var ancak sadece ofis içi eğitim yeterli olmaz. Saha oryantasyonu şarttır. Personelimiz sahada birebir uygulamalı eğitim alıp tam not almadan bağımsız çalışamaz. Ayrıca kurallara en çok uyan ve denetimlerden tam puan alan çalışanlarımızı her ay ödüllendirerek motivasyonu yüksek tutuyoruz.
Nilgün Ege: Olası bir ramak kala olayında veya kriz anında ilk adımınız ne oluyor?
Meral Kaplan: Bir olay yaşandığında benim için en son sorumlu çalışandır. Önce yönetime bakarız: "Biz neyi eksik planladık?" Ardından İSG süreçlerine, sonra ekipmanlara bakarız. En son çalışana geliriz. Hatanın kaynağına göre ya yeni bir ekipman temin ederiz ya da canlandırmalı saha eğitimleriyle aynı durumun tekrarlanmasını engelleriz.
"AKARYAKITTA DİKKATSİZLİK VE KIVILCIM EN BÜYÜK TEHLİKE"
Nilgün Ege: Akaryakıt sektöründe karşılaşılan başlıca riskler nelerdir?
Meral Kaplan: Parlama ve patlama, yakıt sızıntısı, statik elektrik, kimyasal maruziyet ve istasyon içi araç trafiği en büyük tehlikelerimizdir. İstasyonlarda sigara yasağı ve telefonların kısıtlanması hayati önem taşır. Telefonlar dikkat dağınıklığı yaratmanın yanı sıra elektriksel ark riski taşır; bu yüzden ekiplerimiz sahada cihazlarını uçak modunda kullanır.
Nilgün Ege: Yakıt dolumu sırasında araç motorunun kapatılması neden zorunludur?
Meral Kaplan: Dolum esnasında oluşabilecek en ufak bir yakıt sızıntısı veya buharlaşma, çalışan motorun sıcaklığı ve elektriksel aksamıyla temas ettiğinde patlama riski doğurur.
Nilgün Ege: Akaryakıt yangınlarına neden suyla müdahale edilmez?
Meral Kaplan: Su, yakıtı söndürmez; aksine suyun üzerinde yüzen yakıtın daha geniş alanlara yayılmasına ve yangının büyümesine neden olur. Ayrıca kaygan zemin oluşturur. Bu tür yangınlara kuru kimyevi tozlu yangın tüpleri veya özel kum havuzlarıyla müdahale edilmelidir.
HIZLI SORULAR - TEK CEVAP
Saha mı, masa başı mı? Saha.
Kural mı, empati mi? Empati.
Plan mı, kriz çözmek mi? Kriz çözmek.
Uyarmak mı, işi durdurmak mı? İşi durdurmak.
Ceza mı, ödül mü? Ödül.
Teori mi, pratik tecrübe mi? Pratik tecrübe.
Disiplin mi, motivasyon mu? Disiplin.
Mevzuat mı, saha mantığı mı? Saha mantığı.
Erken kalkan mı, gece çalışan mı? Erken kalkan.
Çay mı, kahve mi? Kahve.
Risk almak mı, garantiye gitmek mi? Garantiye gitmek (ama yenilik için kontrollü risk).
Görsellik mi, işlevsellik mi? Görsellik.
Yazılı kural mı, kulaktan kulağa kültür mü? Yazılı kural.
Şantiye mi, ofis trafiği mi? Şantiye.
Mantık mı, hisler mi? Mantık.
İSG’nin tek kelimelik tanımı? Güvenlik.
Meral Kaplan’ı anlatan tek kelime? Hayatı sevmek.
Başarının tek kelimelik tanımı? Disiplinli çalışmak.
Nilgün Ege: Meral Kaplan’ın bundan sonraki en büyük kariyer hedefi nedir?
Meral Kaplan: Hedeflerim her yıl gelişerek büyüyor. Türkiye’nin 81 ilinde denetimler yapıyoruz ancak şimdiki hedefim uluslararası alanda baş denetçi olmak ve bu alandaki tecrübemizi küresel standartlara taşımak.
Nilgün Ege: Bu değerli ve ufuk açıcı sohbet için çok teşekkür ederim. Eklemek istediğiniz son bir söz var mı?
Meral Kaplan: Bu güzel programa beni konuk ettiğiniz için ben teşekkür ederim Nilgün Hanım. Başarıya ulaşmak kolay değil ama imkansız da değil. Önemli olan disiplini elden bırakmamak ve hayallerin peşinden koşmaktan asla vazgeçmemektir.
Nilgün Ege: Ağzınıza, emeğinize sağlık. Unutmayalım ki en büyük başarı, günün sonunda sahadan evimize sevdiklerimizin yanına sağlıklı ve güvenle dönebilmektir.
NİLGÜN EGE İLE ARKA HABER'DEN NOTLAR
Kadın emeğinin, disiplinin ve tavizsiz bir güvenlik anlayışının ağır sanayide neleri dönüştürebildiğine bir kez daha şahit olduk. Sevgili Meral Kaplan’ın da altını çizdiği gibi; sahada ne kadar büyük işler başarırsak başaralım, en kıymetli zafer günün sonunda evimize, ailemize ve sevdiklerimize sapasağlam dönebilmektir.
Hayallerinden vazgeçmeyen, üreten, sektöre vizyon katan güçlü kadınların ve sahadaki görünmez kahramanların başarı hikayelerini konuşmaya devam edeceğiz.
Arka Haber'de, hayatın tam arkasındaki gerçeklerde kalın...
Eski Bakan Denizolgun’un Ölümünde Yeni Gelişme: Mezarı Açılacak
Eski Ulaştırma Bakanı Arif Ahmet Denizolgun’un 2016 yılındaki ölümüne ilişkin yürütülen soruşturmada dikkat çeken bir karar alındı. Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talebi üzerine “feth-i kabir” kararı verilirken, Denizolgun’un gerçek ölüm nedeninin yeniden yapılacak adli incelemelerle araştırılması bekleniyor.
İSTANBUL – Eski Ulaştırma Bakanı Arif Ahmet Denizolgun’un yaklaşık 10 yıl önce gerçekleşen ölümüne ilişkin soruşturmada yeni bir aşamaya geçildi.
Denizolgun’un ölümüne yönelik iddia ve şikâyetler üzerine yürütülen soruşturma kapsamında, mezarının açılarak yeniden adli inceleme yapılmasına karar verildi.
BAŞSAVCILIK FETH-İ KABİR TALEP ETTİ
Denizolgun’un yeğenlerinin suç duyurusunun ardından Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturmalar kapsamında, ölüm nedeninin yeniden araştırılması gündeme geldi.
Başsavcılık, Denizolgun’un mezarının açılması ve ölüm sebebinin yeniden incelenmesi için talepte bulundu. Talebin değerlendirilmesinin ardından feth-i kabir kararı alındı.
Başsavcılık tarafından yapılan açıklamada, Denizolgun’un ölümü ve daha önce gerçekleştirilen otopsi işlemlerine ilişkin şüphe iddiaları bulunduğu belirtilerek, gerçek ölüm sebebinin belirlenebilmesi amacıyla yeniden inceleme yapılacağı bildirildi.
MEZARININ 19 AĞUSTOS’TA AÇILMASI BEKLENİYOR
Alınan karar doğrultusunda Denizolgun’un mezarının açılarak naaşı üzerinde yeniden adli inceleme yapılması bekleniyor.
Feth-i kabir işleminin 19 Ağustos 2026 Çarşamba günü saat 08.30’da gerçekleştirilmesinin planlandığı bildirildi.
Yapılacak incelemelerde Denizolgun’un ölüm nedenine ilişkin yeni bilimsel ve adli bulguların bulunup bulunmadığı araştırılacak.
ÖLÜMÜNE İLİŞKİN İDDİALAR YENİDEN GÜNDEME GELDİ
Denizolgun’un ölümüne ilişkin şüphe ve iddialar, Alihan Kuriş’e yönelik yürütülen soruşturmanın ardından yeniden kamuoyunun gündemine taşındı.
Kuriş’in söz konusu soruşturma kapsamında tutuklanmasının ardından, Denizolgun’un 2016 yılındaki ölümüne ilişkin geçmişte dile getirilen iddialar da yeniden tartışılmaya başlandı.
Ancak Denizolgun’un ölümünde herhangi bir dış müdahale bulunduğuna ilişkin kesinleşmiş bir adli tespit bulunmuyor. Yapılacak yeni adli incelemenin, ölüm nedenine ilişkin soru işaretlerinin aydınlatılmasına katkı sağlaması bekleniyor.
ARİF AHMET DENİZOLGUN KİMDİR?
11 Mayıs 1956 doğumlu olan Arif Ahmet Denizolgun, mimarlık mesleğinin yanı sıra siyaset alanında da görev yaptı.
Refah Partisi’nde siyasete başlayan Denizolgun, 1995 genel seçimlerinde Antalya Milletvekili seçilerek Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne girdi.
28 Şubat sürecinin ardından siyasi yaşamını bağımsız olarak sürdüren Denizolgun, ANASOL-D Hükümeti döneminde Ulaştırma Bakanlığı görevinde bulundu.
Denizolgun, 6 Eylül 2016 tarihinde hayatını kaybetti.
İstanbul Merkezli 8 İlde “Şeker Soruşturması”: 25 Şirkete İşlem, 47 Şüpheli İfadeye Çağrıldı
İstanbul merkezli 8 ilde yürütülen Şeker Soruşturması kapsamında 25 şirkete ait 26 adreste arama yapıldı. 47 şüpheli ifadeye çağrıldı.
İstanbul merkezli 8 ilde nişasta bazlı şeker üretimi ve ticaretine yönelik geniş kapsamlı bir soruşturma başlatıldı. Adalet Bakanı Akın Gürlek’in açıklamasına göre, 25 şirkete ait 26 adreste arama ve evraka el koyma işlemi gerçekleştirildi. Şirket yöneticisi olduğu belirtilen 47 şüpheli ise ifadeye çağrıldı.
8 İLDE EŞ ZAMANLI “ŞEKER SORUŞTURMASI”
Adalet Bakanı Akın Gürlek, nişasta bazlı şeker üretimi ve ticareti yapan bazı firmalara yönelik yürütülen soruşturmaya ilişkin açıklama yaptı.
Gürlek’in verdiği bilgilere göre; Tarım ve Orman Bakanlığı Şeker Dairesi Başkanlığı tarafından gerçekleştirilen denetimler ile Hazine ve Maliye Bakanlığı Vergi Denetim Kurulu Başkanlığının incelemeleri sonucunda bazı firmalar hakkında dikkat çeken tespitlere ulaşıldı.
Açıklamada, bazı firmaların Şeker Kanunu ile belirlenen kota ve iç piyasa satış sınırlamalarını ihlal ederek iç piyasaya arz edilmemesi gereken nişasta bazlı şeker niteliğindeki ürünleri piyasaya sürdüklerinin tespit edildiği belirtildi.
ÜRÜNLERİN FARKLI İSİMLERLE FATURALANDIRILDIĞI İDDİASI
Yapılan incelemelerde bazı ürünlerin gerçek niteliğinin “maltodekstrin”, “glukoz”, “nişasta” ve “fruktoz” gibi farklı isimlerle faturalandırılarak gizlendiği öne sürüldü.
Açıklamaya göre, bazı işlemlerde faturada gösterilen ürün ile fiilen teslim edilen ürünün cinsi arasında farklılıklar bulunduğu tespit edildi.
Söz konusu bulgular üzerine İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosu koordinesinde, İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerince “Şeker Soruşturması” kapsamında eş zamanlı adli işlemler başlatıldı.
25 ŞİRKETE AİT 26 ADRESTE ARAMA
Soruşturma kapsamında İstanbul, Kocaeli, Sakarya, Ankara, Konya, İzmir, Gaziantep ve Adana olmak üzere 8 ilde operasyon gerçekleştirildi.
Gürlek’in açıklamasına göre, 25 şirkete yönelik 26 adreste arama ve evraka el koyma işlemleri yapıldı. Şirket yöneticisi olarak belirlenen 47 şüpheli ise çağrı yoluyla ifadeye çağrıldı.
SORUŞTURMA ÇOK SAYIDA SUÇ YÖNÜNDEN SÜRÜYOR
Soruşturmanın;
- Bozulmuş veya değiştirilmiş gıda veya ilaçların ticareti,
- Vergi Usul Kanunu kapsamında vergi kaçakçılığı,
- Muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge düzenleme veya kullanma,
- Özel belgede sahtecilik,
- Fiyatları etkileme
suçları yönünden çok yönlü olarak sürdürüldüğü bildirildi.
GÜRLEK: “HUKUK ÖNÜNDE HESABINI VERECEKTİR”
Adalet Bakanı Akın Gürlek, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde vatandaşların sağlığını, devletin vergi gelirlerini ve ekonomik düzeni hedef alan yasa dışı faaliyetlerle mücadelenin sürdürüleceğini belirtti.
Gürlek açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
“Halk sağlığını tehlikeye atan, vatandaşlarımızı yanıltan, devletimizi vergi kaybına uğratan ve hukuka aykırı kazanç elde etmeye çalışan kim olursa olsun, hukuk önünde hesabını verecektir.”
Soruşturmanın İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından çok yönlü olarak sürdürüldüğü bildirildi.
İlk Yorum yapan siz olun!