Muğla’da MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'ye yanıt veren CHP Genel Başkanı Özgür Özel, “Dün dedi ki, ‘İlk dört maddeye şaşı bakana biz de kötü bakarız, gönlümüzde yoktur’ bilmem ne. Sayın Bahçeli vallahi gördüm. İlk dört maddeye şaşı bakmayı bırakın, ağzına geleni söylüyor da el ele tutuşmuşsunuz... Siz bu Hüda Par’cının elini daha ne kadar tutacaksınız?" dedi.
HABER: FATİH ÖZKILINÇ / ESMA TURAN KAMERA: KERİM UĞUR
(MUĞLA) - Muğla’da MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'ye yanıt veren CHP Genel Başkanı Özgür Özel, “Dün dedi ki, ‘İlk dört maddeye şaşı bakana biz de kötü bakarız, gönlümüzde yoktur’ bilmem ne. Sayın Bahçeli vallahi gördüm. İlk dört maddeye şaşı bakmayı bırakın, ağzına geleni söylüyor da el ele tutuşmuşsunuz... Siz bu Hüda Par’cının elini daha ne kadar tutacaksınız?" dedi.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Muğla’da partisinin il başkanlığını, Menteşe ilçe başkanlığını, büyükşehir belediyesini ve Menteşe Belediyesi'ni ziyaret etti. Özel, Muğla Büyükşehir Belediye Başkanlığı ziyaretinde belediye binası önünde toplanan vatandaşlara hitap etti.
Özel şunları kaydetti:
"Bugün Muğla'ya geldiğimiz andan itibaren önceki dönem il başkanlarımız, milletvekillerimiz, mevcut milletvekillerimiz, parti meclisi üyemiz, il başkanımız, tüm ilçe başkanlarımız ve mevcut belediye başkanlarımız eşlik ettiler programımıza. Ben hepsi adına ve Cumhuriyet Halk Partisi adına günün bu vaktinde bir belediye ziyaretini kendiliğinden bir mitinge çeviren her birinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Hoş geldiniz, sağ olun, var olun. Bugün Muğla'ya kaçıncı gelişim bilmiyorum. Muğla siyaset hayatım boyunca Ege'nin bir evladı olarak, iyi gününde, kötü gününde, seçimlerinde çok sık olarak davet eden, birlikte çalıştığımız, birlikte siyaset yaptığımız ve her zaman benim gözümde dikkatlerin en çok üzerinde olması gereken illerden bir tanesi. Bugüne kadar Muğla'da hep dostluk gördük, kardeşlik gördük. Ülkesine, vatanına, bayrağına, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'e ve tüm emanetlerine sahip çıkan sizleri gördük. Son seçimlerde de son 40 yılın rekorunu kırarak geçmişte ittifaklarla erişemediğimiz noktaya partimizi tek başına siyasi parti olarak ama Türkiye ittifakını sahiplenerek sizler taşıdığınız ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Sağ olun, var olun. 2019 Muğla'da 7 belediyemiz vardı. 31 Mart'ta 14 belediyeden 12'sini kazandık. Aday gösterdiğimiz belediyelerden iki tanesini kazanamadık. Onları da inşallah gelecek seçime bıraktık. Gelecek seçim 14'te 14 yapacağız. Muğla'yı 1973'ten beri sosyal demokratlar yönetiyor. 5 dönem boyunca çeşitli görevlerde son üçü büyükşehirde olmak üzere Osman Gürün başkanımız Muğla'ya hizmet etti. Menteşe'ye Bahattin Gümüş başkanımız hizmet etti. Bu dönemde bayrak devir teslimini kendi arzularıyla bir küskünlük olmadan genç, dinamik kadrolara, bir kadın belediye başkanına, bir genç belediye başkanına teslim eden ama partililiğinden bir zerre kaybetmedikleri için benim Türkiye'de tanıdığım partisine en bağlı yerel yönetimciler içinde ilk başta sayacağım isimler olduğu için bu büyük başarıda onların geçmişteki hem namuslu, tasarruflu adaylık sonrası yeni dönemde de partilerine sahip çıkan tutumlarının payı çok büyüktür. İkisine de yürekten teşekkür ediyorum. Ayrıca Menteşe'de bir kadın belediye başkanının seçilme sürecinde Gonca Köksal başkanımıza örgüt olarak verdikleri destek için ilçe başkanımız Nail Kızıl'ın şahsında tüm Menteşe örgütümüzü yürekten kutluyorum. Ve tüm ilçelerde kazandığımız 12, toplam 14 ilçemizde, belediyemizde verdikleri bütün mücadele için il örgütümüze ve tüm ilçelerdeki tüm üyelerimize, il başkanımız Zeki Can Balcı'nın şahsında yürekten teşekkür ediyorum. Sağ olun, var olun."
"En zor zamanda bu parti bu meydanları boş bırakmadı"
CHP Genel Başkanı Özel, sözlerinin devamında ise şöyle konuştu:
"Bu parti geçmişte üzüntüleri, kayıpları, kahrolmaları hep birlikte yaşadı. Böyle meydanları çok sayıda siyasetçi doldurabilir ama şunu kimse unutmasın, kimse unutmasın. Bu meydan parti 47 yıl birinci parti değilken defalarca seçim kaybettiğinde ama her zaman bu meydanlar yine partisine, Cumhuriyetine sahip çıkanlar tarafından boş bırakılmadı, sahipsiz bırakılmadı. Birilerini bir arada ihaleler, birilerini bir arada menfaat ilişkileri, tayinler, terfiler tutuyor olabilir. Ama ne olursa olsun cumhuriyetten, değerlerinden, kurucu kadrolarına sadakatten, hürmetten, minnetten, bir adım geriye atmayan ve ihaleyle, parayla, çıkarla, tayinle, terfiyle değil vatan, millet, bayrak ve Atatürk sevgisiyle bir arada olanlara helal olsun. Helal olsun, helal olsun. En zor zamanda bu parti bu meydanları boş bırakmadı. Bu parti genel başkanlarını yalnız bırakmadı. Bu parti adayı kazansın, kazanmasın arkasında duran, birilerinin vaktiyle burun büktüğü bir yüzde 25 vardı. Biz şuna inandık: ‘Bu insanlar fazlasını başaracaklar. Cam tavanı kıracaklar. Günü geldiğinde bu birlikteliğin sonucunu hep beraber alacağız’ dedik. İşte 31 Mart akşamı Cumhuriyet Halk Partisi yüzde 38’lik büyük rekoru sizin sayenizde kırdı. Hepinizin sayesinde.
"Ahmet Aras ‘1 milyon kişiye göre para alsın, 5 milyona hizmet etsin’ demek, çelme takmaktır"
O gün Büyükşehir Belediye Başkanı seçilen sevgili Ahmet Aras, Muğla’nın nüfusu 1 milyon 66 bin. Ancak 5 milyon kişiye hizmet etmeye uğraşıyor. Tüm ekibiyle birlikte. Bu dünyaca tanınan Muğla’nın hemen hemen bütün ilçelerinde de durum farklı değil. Yıllardır söylüyoruz. Artık kış nüfusunu saymak, kapalı nüfus sayımı yapmak ya da ikametgaha göre nüfus belirleyip, ona göre o illere ödenek yollamak, bu iller ki CHP nüfusa göre yüzde 65’ine hizmet ediyor, belediyeleri 31 Mart’tan beri. Ekonomi olarak yüzde 80’e. Ama turizm alanı olarak yüzde 92’sine biz hizmet ediyoruz. Yani kış nüfusuna göre hak edilen paranın beşte birini yollamak, aslında CHP’yi tercih eden, ‘Turizmi bunlar biliyor, kültür ve sanatı bunlar önceliyor, bu kente turisti bunlar çeker’ diyen, çağdaş ve iyi yöneticilerimizi görevlendiren, başarılarını ödüllendiren halkımızı cezalandırma anlayışından başka bir şey değildir. 2,5 milyon kış nüfusunu sayıp, 25 milyon nüfusa Antalya’da ‘Muhittin Böcek hizmet etsin’ demek ya da Ahmet Aras ‘1 milyon kişiye göre para alsın, 5 milyona hizmet etsin’ demek, çelme takmaktır. Sizi cezalandırmaktır. Türkiye’yi de düşünmemektir. Şüphesiz buraya hak ettiği ödenek gelse bundan Muğla avantajlı çıkacak. Muğla’ya gelen yerli ve yabancı turist memnun dönecek. Bir dahaki yıla daha kalabalık gelecek. Daha iyi hizmet alacak. Daha çok döviz bırakacak. Bugün bu hasis, çekemeyen, bu çelmeci davranış daha olsun olsun bir sene bunu sürdürür. CHP iktidarında cep telefonlarının baz istasyonlarından tespit edilen nüfusa göre, Muğla için bu nüfus gün oluyor 5,5 milyon oluyor. 1 milyon 66 bine göre değil 5,5 milyona göre Muğla’ya ödenek gelecek. Ona göre de hizmet edilecek.
"Sayın Cumhurbaşkanı’nı Muğla’ya bu kötülüğü daha fazla yapmamaya davet ediyorum"
Bütün bu imkansızlıklara rağmen Ahmet Aras ve ekibi MUSKİ noktasında 1 milyarlık bir yatırımla, Bozburun’da başlamış olan projeyi bitirerek, Bodrum’da planlanan projeye hızla başlayarak, devam ettirerek, pek çok su sorunu yaşayan ilçemizin gelecek sene bu sorunu yaşamaması için Bodrum’da deniz suyunu arıtma gibi ileri teknolojileri de gözeterek, çok önemli adımlar atıyor. Bu konuda yaptıklarını takdirle karşılıyoruz. Var gücümüzle Muğla’nın sorunlarını çözmek isteyen bu ekibe sonuna kadar destek vaat ediyoruz. Bir şey daha. 9 ilçede 137 kilometrelik asfalt çalışması önemlidir. Yatağan’ın ilk kreşininin açılıyor olması bizim açımızdan son derece kıymetlidir. Yangından etkilenen yerler başta olmak üzere zeytin, ceviz fideleriyle, toplumla birlikte ağaçlandırma kampanyaları yapmak son derece çağdaş ve doğru bir yöneticilik anlayışıdır. Sudaki kayıp ve kaçağın önlenmesi için Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası’ndan alınan 62 milyonluk kredi çok önemlidir. Ancak bu kredi Ankara’da Sayın Erdoğan’ın bir imzasını beklemektedir. Sayın Erdoğan’a sesleniyorum. Susuzluk küresel bir sorun. Bugün Muğla’da bütün imkansızlıklara rağmen elde edilen ve dağıtıma sevk edilen suyun çok büyük bir oranında kayıp-kaçak var. Bunun için Ankara’dan gerekli desteği vermiyorsunuz. Gitmişiz, Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası’ndan 62 milyon Euro, yani 2 milyar liraya denk gelen parayı bulmuşuz. Bir imzanızla bu para Muğla’ya gelecek. O imzanızla Muğla’da kayıp-kaçak neredeyse sıfıra inecek. Burada artık siyaset yapmayın. Burada Muğla’yı cezalandırmak değil suyun boşa akıyor olmasına, sırf bunu Muğlalı ve CHP’li bir belediye başkanı istiyor diye imza atmamanın kabul edilecek hiçbir tarafı yoktur. İlgili bakanı, Cumhurbaşkanı Yardımcımızı ve Sayın Cumhurbaşkanı’nı Muğla’ya bu kötülüğü daha fazla yapmamaya davet ediyorum. Ayrıca üniversite öğrencilerine, yılda 10 bin lira kırtasiye ve eğitim desteği verilmesi, ortaokul ve lise öğrencilerine bin lira karşılıksız eğitim desteği verilmesi, öğrencilerin çok kullandığı okula, şehre ve yurda ulaştıkları hatlarda 7 liralık ulaşımın bir liraya indirilmesi dört dörtlük işlerdir. Yürekten kutluyorum. İhtiyaç sahibi emeklilerimize 2 bin liralık destek. Sorunu çözmez. Yarayı kapatmaz ama merhem olur. O açıdan son derece önemlidir. Yine bugün Dalaman’da havaalanlarını kullandığımız ama belediyeye gidemediğimiz. Yoğunluk yüzünden, buradaki programlar yüzden, belediye başkanımızın bir halk ekmek fabrikasına temel atmış olmasını ve açılışına yakın zamanda bizi davet etmesini de büyük bir memnuniyetle karşıladım. Kendisini ve büyükşehri ayrı ayrı kutluyorum.
"İyi ki Cumhuriyet Halk Partili belediye başkanlarımız var"
Tabii Muğla’nın diğer tarafında, Milas ve Yatağan’da bekliyorlar. Yıllar sonra kazandığımız ilçelerde bekliyorlar. Ayrı ayrı Türkiye coğrafyası çok soğuk olduğu günlerde kış güneşi ile içimizi ısıtmak için de her birini ayrı ayrı ziyaret edeceğim, yaptıkları birbirinden güzel projeleri ayır ayrı dile getireceğim, Türkiye’ye duyuracağım. Bizim belediyelerimiz Türkiye’nin dört bir tarafında iktidarın vermediği hizmetleri vatandaşa ulaştırıyor. Ben temel belediye hizmetlerinin yanı sıra, ekonomik krizde, doğal afetlerde milletin yanında duran tüm belediye başkanlarımıza tüm milletimiz adına bir kez daha teşekkür ediyorum. İyi ki Cumhuriyet Halk Partisi var, iyi ki Cumhuriyet Halk Partili belediye başkanlarımız var.
"Türkiye’yi bu zor durumdan hep birlikte kurtaracağız"
Biz Muğla seçimini Muğla ittifakıyla, Türkiye’deki yerel seçimleri Türkiye İttifakı’yla kazandık. Bunu yaparken Muğla’daki sadece sosyal demokratlardan değil. Muğla’daki muhafazakar demokratlardan, milliyetçi demokratlardan, Kürt demokratlardan, Türkiye’nin dört bir yanında doğup, burada çalışma maksadıyla olan ya da emekliliğini geçiren bütün demokratlardan oy aldık. Bizim ölçütümüz belli. Türkiye İttifakı’nın rengi ay yıldızlı al bayrağımızın rengidir. Kırmızı ile beyazdır. Bu ülkeye vatandaşlık bağıyla bağlı, vatanını, milletini, bayrağını seven, Atatürk’ü seven herkes Türkiye İttifakı’ndadır. Türkiye’nin kurtuluşu da onların elindedir. Biz seçimlerdeki mağlubiyetten, CHP olarak ders alarak, yenilenerek, değişerek, ardından güçlenerek kazandığımız başarıyı bir zafer, o süreci bir zafer sarhoşluğuna döndürmeden, ana hedefin Türkiye’yi CHP’nin yönetmesi olduğu bilinciyle hareket ederek devam ettik. Devam ediyoruz. Partinin kapılarını ardına kadar açtık. Açmaya devam edeceğiz. Çanakkale’de dedeleri koyun koyuna yatanlar, Sakarya Meydan Muharebesi’ni dedeleri birlikte kazananlar. Türkiye’nin dört bir yanını dedelerinin şehit kanıyla sulayanlar, Kürt olsun Türk olsun, Alevi olsun Sünni olsun. Yeter ki bu millete yürekten bağlı olsun. Biz hep birlikteyiz, Türkiye’yi bu zor durumdan hep birlikte kurtaracağız.
"O mikrobun hastalık yapmasına mani olamıyorlar"
Ancak birileri sadece bir seçim kazanmak için, yurtdışında yapay zekalara, deep fake hesaplara sahte videolar çektirip partimizi bir terör örgütüyle göstermeye çalıştıkları o süreci, o süreçteki neleri neleri yaptıklarını unutmadık, unutmayacağız. İşte o süreçte yüzde bir bile olmayan bir partiye, dört milletvekilliği verip ‘Ama susacaksın’ deyip, onları o süreçte oturtanlar adeta o mikrobu Meclis’e taşıyanlar, Cumhuriyet’in temel ilkelerinin belirlendiği, savunulduğu ve Anayasamıza derç edildiği, bayrağımızı, İstiklal Marşı'mızı, Anıtkabir'imize ev sahipliği yapan başkentimiz Ankara’yı, Türkiye Cumhuriyeti’nin bir hukuk devleti olduğunu ifade eden o maddelere karşı olanların taşıyıcı anneleri, artık içeri soktukları o habis urun kendi kendi etrafa cerahat yaymasına, o mikrobun hastalık yapmasına mani olamıyorlar. İşte o dönemde susturdukları ama ‘Kadınları sokak köpekleri gibi başı boş bırakamayız, bekar kadınlar sahiplendirilmelidir’ diyenler. Yine geçmişte Gonca Kuriş cinayetlerini işleyen domuz bağcı Hizbullah teröristlerine avukatlarıyla, seçimlere 10 ay kala kanun yararına bozma gibi devletin ulvi menfaatleri için bakanlığa verilmiş bir hakkı suistimal ederek, seçme ve seçilme hakkı verenler, Türkiye’nin dört bir yanında aday yapanlar, Meclis’e taşıyanlar şimdi ilk dört madde için o taşıdıklarının ifadelerine karşı birisi ‘Gündemimizde yok’, öbürü ‘İlk dört maddeye şaşı bakanın bizim gözümüzde yeri yok’ diyorlar. Günlerce sustular. Günlerce sordum, sustular. Ama en nihayetinde yarım yamalak, kaçamak cevaplar verdiler.
"Bu millet size şaşı bakmayı bırakın, gönlünden söküp atacak"
Sayın Bahçeli, ben bir 10 gündür Sayın Bahçeli’nin sağlık durumunun kötü olduğu haberleri çıkınca, Sayın Bahçeli ile ilgili uzun süre bir şey demedim. Sonra Meclis Başkanvekilimize, Celal Adan’a sordum. Sağlık durumunun iyi olduğunu öğrendim. Ondan sonra sorular sormaya başladım. Bu arada ister Sayın Bahçeli’ye, ister bir başka lidere yapılan bu sahte saldırıların, sağlık durumlarıyla ilgili Türkiye’de endişe yaratacak açıklamaların ya da her birimizin, CHP’li veya başka partiden, aile hayatlarıyla ilgili, özel hayatlarıyla ilgili her gün yalan üretenlerin bu ülkenin baş düşmanı FETÖ’cüler, FETÖ’cü hesaplar ve firardaki hainler olduğunu ve onlara prim verilmemesi, onların yalanlarına karşı uyanık olunmasını da her birinizden ayrı ayrı istiyorum. Madem ki Sayın Bahçeli sağlık durumu yerindedir. Çok memnun oldum. Dün de çıktı, gayet sağlıklı şekilde bize ağzına geleni söyledi. Canı sağ olsun. Ama dün dedi ki, ‘İlk dört maddeye şaşı bakana biz de kötü bakarız, gönlümüzde yoktur’ bilmem ne. Sayın Bahçeli vallahi gördüm. İlk dört maddeye şaşı bakmayı bırakın, ağzına geleni söylüyor da el ele tutuşmuşsunuz. Halay çeker gibi duruyorsunuz, şaşı gözlerle size bakıyor. Siz bu Hüda Par’cının elini daha ne kadar tutacaksınız? Onunla Ahlat’a, onunla bu ülkeyi bize vatan yapan Ahlat’a, Malazgirt’e, Samsun’a Milli Mücadele’yi başlatan, gidip el tutuşmaya devam ederseniz, bu millet size şaşı bakmayı bırakın, gönlünden söküp atacak. Uyarıyorum hepinizi.
"Hatay’ı size ezdirmeyeceğiz, Hatay’a sonuna kadar sahip çıkacağız"
Önümüzdeki günlerde MYK’mızı Ankara dışında Hatay’da toplayacağız. Hatay madem ki bu ülkeyi kuran Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün şahsi meselesidir. Biz Atatürk’ün izinden gidenler olarak, Atatürk’ün partisi olarak Hatay’ı her birimiz şahsi meselemiz kabul ederiz. Geçmiş dönemde Hatay’da 6 Şubat’ta yaşanan büyük deprem, seçim döneminde ‘Bir yıl içinde hepiniz evlerinize kavuşacaksınız’ diye siyasi tarihimizin en büyük yalanıyla evinde olmayanlar, günlerce göçük altında kalıp çıkanlar dahil, hastalar dahil, çocuklar ve yaşlılar dahil kandırıldılar. Bir yıl içinde ev vaadiyle, ‘Devlet biziz, güç bizde’ diyerek, hem de öyle ücretsiz filan değil, yıllarca ödenecek borçlara sokularak oyları alındılar. Maalesef, Hatay’da ‘Bir yılda 650 bin konut yapacağız’ diyenler, bırakın bir yılı ikinci yıla yaklaşıyor, 20 ay oldu sadece 101 bin konut teslim ettiler. Yani söz verdiklerinin altıda birini. Ben o sözü yanlış söylemişim, 650 bin değil 350 bine çevirdi. Onun bile üçte biri. ‘Bir yılda 650 bin konut vereceğim’ deyip oy toplayanlar, iki yılda daha 100 bin konuta yeni ulaştılar. Hataylı depremzedenin yüzde 85’i çadırda, konteynerde ya da memleketinden zorunlu sürgünde, başka şehirlerde, eşin, dostun, akrabanın, hayırseverin yanındalar. Bunu hiçbir zaman unutmayacağız. Bu gerçeği hiçbir zaman unutturmayacağız. Seçim günü bir tek sandığı bile açtırmayıp, oradaki imkansızlıklardan istifade ederek, tarihin en büyük haksızlığı ile 2 bin farkla, 100 bine yakın geçersiz oy varken, şüpheli sandıkları açtırmayıp Hatay’a çökenlere söylüyorum: Hatay sadece Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün değil tüm CHP’lilerin şahsi meselesidir. Hatay’ı size ezdirmeyeceğiz, Hatay’a sonuna kadar sahip çıkacağız.
"Türkiye’de hiç kimse halinden memnun değil"
Muğla’da elbette turizm önemli. Tarım, turizm kadar önemli. Muğla’da zeytin ve zeytinyağcıların yakarışlarını uzun süredir duyuyoruz. Maalesef, son altı yıldır zeytinyağına 0,80 kuruş destekleme veriyorlar. Altı yıl önce dolar kuru bunun neredeyse onda biriyken 80 kuruş. Bugün yine 80 kuruş. Dolar 4 lirayken de 80 kuruş ve dolar neredeyse 40 lira olacak yine 80 kuruş. Ayrıca ilk kanun teklifini vermekle her zaman büyük bir mutluluk duyuyorum. Dane zeytine hiçbir destek yok. CHP olarak zeytinyağında litre başına 10 lira, bir kuruş eksik değil. Dane zeytine kilo başına 2 lira destekleme verilmeksizin bu işlerin düzelmeyeceğinin bir kez daha altını çiziyorum. Türkiye’nin dört bir tarafını geziyorum. Rize’de Sayın Erdoğan’ın hemşerileri. Çay üreticileri. 19 liraya ürettikleri çayı, 17 liraya satmak zorundalar. Konya’da, Tekirdağ’da, Trakya’da, Osmaniye’de, Adana’da geçen sene 8 lira 25 kuruş olan buğday bu sene 9 lira 25 kuruş. Gaziantep’te fıstığa açıkladıkları fiyat geçen seneki fiyat noktasında, maliyetler üç kat artmış, aynı paraya sattırıyorlar. Her geçen gün artık dayanacak gücü kalmamış fıstık üreticisinin canına tak ettirdiler. Ne Muğla’da, Antalya’da, Mersin’de, bütün güney sahillerimizde narenciye üreten para kazanabiliyor, ne zeytinci, ne pamuk üreticisi, ne üzüm üreticisi, ne de Giresun’da isyanlarını duyduğumuz fındık üreticisi. Taa Düzce’den başlayarak Artvin’e kadar fındık üreticisi çalışıyor, dünya devleri para kazanıyor. Biz CHP olarak seçim döneminde 10 bin liraya mahkum edilen emeklinin yanında durduk, durmaya devam edeceğiz. Bugün yaptıkları 12 bin 500 lira geçen seneki 10 bin liranın gerisindedir. 10 bin lira 1 Ocak günü tam 25 kilo dana kıyma alırken, bugünkü 12 bin 500 lira 20 kilo dana kıyma alamamaktadır. 17 bin lira yaptıkları asgari ücret maalesef, ocak ayından temmuza kadar erimiş, temmuz ayında ocak parası ile 13 bin liraya düşmüş, şu anda 11 bin 500 liraya gerilemiş durumdadır. Bu şartlar altında Türkiye’de hiç kimse halinden memnun değildir. Geçinememektedir.
"2 Kasım Pazar günü sandığı koyarsan el kaldırırız"
Bu sefer Muğla’dan Türkiye’nin dört bir yanına soruyoruz? Geçinebiliyor musunuz? Geçim var mı? Bu iktidar sokağa çıkabiliyor mu? Tarlaya varabiliyor mu? Çarşıya, pazara gidip dolaşabiliyor mu? Fabrikadaki işçiyle konuşmaya yüzü var mı? Geçim var mı? O zaman çare bunlar sokağa çıkamıyorsa, tarlaya varamıyorsa, fabrika işçisinin gönlünde yoksalar, tarlada yoksalar, üreticinin gönlünde yoksalar o zaman çare tekdir. Seçim, seçim, seçim. Sayın Erdoğan’a bir kez daha hatırlatırım ki, bu sefer sizin ikinci adaylığınız diye YSK’ya karar aldırdınız. Orası da çok tartışmalı. Üçüncü kez Cumhurbaşkanı ama anayasadan sonra ikincisi. YSK kararları temyiz edilemiyor. Tartışılamıyor. YSK dedi ki bu ikinci dönemi. Bir daha aday olması için artık kendinin seçimleri yenilemesi yetmiyor. Ancak Meclis erken seçim kararı alırsa son bir kez aday olabiliyor. Onun için şunu söylüyoruz ki sakın dört yıl seçim yok. Dört yıl seçimsiz bir dönem. Öyle bir şey yok. Geçim yoksa, seçim vardır. O zaman bir sandığa ihtiyaç vardır. Onu durup durup, milletin anasını ağlatıp, fıstıkçıyı, üzümcüyü, çaycıyı, zeytinciyi, pamukçuyu, emekliyi, emekçiyi kahredip yoksulluk içinde süründürüp, üç sene sonra bana gel seçim yapalım dersen biz orada yokuz. Beş yıllığına seçildin. Bunun ortası tam 2,5. Seneye kasım. Eğer seneye kasımda sandığı getiriyorsan, yok ben yapamıyorum, kasımı beklemeyelim, bu sene kasımda yaparım dersen ben dünden hazırım, bugünden razıyım. Buyur gel. Ama efendim şimdi olmaz. Sana bir yıl mühlet. Ben bir yıl arı gibi çalışırım. Belediye başkanlarım çalışırlar çalışıyorlar. Büyükşehirleri, illeri, ilçeleri hepsi çalışır. CHP grubu, milletvekilleri arı gibi çalışır. Bu sene şimdi seçim olsa 15 sandalye alacaksan, gelecek seçim seneye onu da bulamazsın. Hesabını ve kitabını yap. Seneye kasım ayının birinci, ikinci günü pazar. 2 Kasım Pazar günü sandığı koyarsan el kaldırırız. Erken seçim yaparız. Bu milleti kimin seçeceğini sandıkta görürüz. Ama ondan sonrasına kalayım. Ben biraz daha oyalanayım. Millet dişini sıksın, ben biraz daha uğraşayım, biz orada yokuz. Çünkü geçim yok, seçim var. Bu millet seçim istiyor, kaçamazsın.
"Kur korumalı mevduatla ile sizin cebinizden alıp, zenginin cebine para koydu bunlar"
CHP her sorunun çaresini ortaya koyan bir parti. Efendim, emekliye 12 bin 500 verme. 17 bin 500 ver dedik. Bu 2 bin 500 liralık zam tam 33 milyara mal oldu dedi. Kardeşim 33 milyarı bulan, 17 bin 500 yapmak için 100 milyarı da bulmak zorunda. Para yok diyor, bakıyorsun geçen sene vazgeçilen gelir vergilerinin toplamı 660 milyar lira. Kimden affediyor? Beşli çeteden affediyor. Otobanları yaptırdığı yandaşlardan affediyor. Tünelleri yapanlardan affediyor. Havaalanlarını yapanlardan affediyor. Kamu müteahhitlerinden affediyor. İhaleye girmiş. Teklifini vermiş. Yurtdışından uygun kredisini bulmuş. Geçiş garantisini vermişsin. Yolcu garantisini vermişsin. Hasta garantisini vermişsin. Parayı kazanmış. Kar etmiş mi, vergi çıktığına göre kar etmiş. Vergiyi hesaplamışsın. Ödenecek vergi belli. Son anda vazgeçilen gelir vergisi. Kurumlar vergisi. 660 milyar lira. Hadi bunun bir kısmı teşvik olsun, bir kısmı haklı yere olsun, bir şey olsun. Yahu 300 milyar lira bütün emeklilere 17 bin 500 lira olan paranın tam üç katı. Asgari ücreti 25 bin lira yap. Yapamam. Asgari ücret maalesef alan için çok düşük. Veren için çok yüksek. Memleket öyle bir hale geldi ki asgari ücrete zam yapacaksan, sen bunun önemli bir kısmına destekleme yapacaksın. Dedik ki, 7 bin 500 lira zam yap ve 5 bin lirasını kamu karşılasın. Para yok dedi, kaç para lazım onu yapmak için? Efendim, 200 milyar lira para lazım. Duruyor orada, almadığın, müteahhitten almadığın para onun cebinde duruyor. Alıp da emekliyi güldüreceğine, alıp da emekçiyi güldüreceğine, verip de çiftçiyi güldüreceğine bende para yok diyor. 1,2 milyar lira sadece kur korumalı mevduatla ile sizin cebinizden alıp, zenginin cebine para koydu bunlar. Şimdi, efendim dert çok, çare yok. Vallahi her derdin var bir çaresi, onun da adı CHP. Yoksulluğun da, işsizliğin de, çiftçinin bunalımının da çaresi, gençlerin umutsuzluğunun da çaresi CHP. Neye göre söylüyorum? Şuna göre söylüyorum. Şu özgüvenle söylüyorum. Kurulduğu güne bakın görürsün. 31 Mart’a bak görürsün. Şu çık sokakta dolaş görürsün. Nereye bakarsan bak görürsün. CHP Türkiye’nin birinci partisi arkadaşlar.
"Bu balkona bir kez daha iktidar partisinin genel başkanı olarak geleceğim"
Söz olsun ama 2025 olur inşallah, ama ne zaman yapılırsa? Buraya, bu balkona bir kez daha iktidar partisinin genel başkanı olarak geleceğim. Söz veriyorum size. Partinize sahip çıkmaya devam edin. Türkiye’ye sahip çıkmaya devam edin. Hepiniz yapıyorsunuz, biliyorum ama Türkiye ittifakını büyütün. Kimseyi kenarda bırakmayın. Küsmüş, durmuş görmeyin. Buraya gelmeyip iki sokak öteden kulak kabartanın koluna girin, bırakmayın. Birbirinizle değil mutsuz, umutsuz, yoksul vatandaşımızla meşgul olun. Artık bu vakitten sonra Atatürk’ümüzün dediği gibi 'hattı müdafaa yoktur, sathtı müdafaa vardır. O satıh bütün vatan toprağıdır. Yolunuz açık olsun. Bu seçimi kazanın. Ben size güveniyor ve inanıyorum. İktidara gidiyoruz. CHP Türkiye’nin birinci partisi.
Yorumlar
Yorum Yapın
İlginizi Çekebilir
Burdur’da Türk Bayrağına Silahlı Saldırı: Valilik Harekete Geçti
Burdur Avşar Tepe’de 20 metrelik direkte bulunan Türk bayrağına av tüfeğiyle ateş edilerek zarar verildi. Burdur Valiliği olayla ilgili inceleme ve araştırma başlattı.
Burdur’un Avşar Tepe bölgesinde 20 metrelik direkte dalgalanan Türk bayrağının av tüfeğiyle ateş edilerek zarar gördüğü bildirildi. Olayın kamuoyuna yansımasının ardından Burdur Valiliği inceleme ve araştırma başlatıldığını açıkladı.
AVŞAR TEPE’DEKİ TÜRK BAYRAĞINA ATEŞ EDİLDİ
Burdur’da yamaç paraşütü sporcularının uzun yıllardır kullandığı Avşar Tepe, Türk bayrağına yönelik gerçekleştirildiği belirtilen saldırıyla gündeme geldi.
Edinilen bilgilere göre bölgede bulunan yaklaşık 20 metre yüksekliğindeki direkte asılı Türk bayrağının, kimliği henüz belirlenemeyen kişi ya da kişiler tarafından av tüfeğiyle ateş edilerek zarar gördüğü tespit edildi.
Olay, önümüzdeki ay Burdur’da düzenlenmesi planlanan Türkiye Yamaç Paraşütü Hedef Yarışması öncesindeki hazırlıklar sırasında fark edildi.
“BAYRAĞA KURŞUN SIKMAK NEDİR?”
Türkiye Hava Sporları Federasyonu İl Temsilcisi ve Burdur Yamaç Paraşütü Spor Kulübü Başkanı Fatih Kılıçaslan, Avşar Tepe’ye geldiklerinde karşılaştıkları manzaraya tepki gösterdi.
Paraşütçüler olarak yaklaşık 15 yıldır bölgenin güzelleştirilmesi için emek verdiklerini belirten Kılıçaslan, bayrak direğinin de paraşütçülerin katkılarıyla dikildiğini söyledi.
Kılıçaslan, insanların bölgeyi kullanmasına karşı olmadıklarını ancak Türk bayrağına ve bayrak direğine ateş edilmesini kabul edilemez bulduklarını belirterek olayı kınadı.
BURDUR VALİLİĞİ İNCELEME BAŞLATTI
Türk bayrağının zarar gördüğüne ilişkin görüntü ve haberlerin basın ile sosyal medyada yayılmasının ardından Burdur Valiliği de konuyla ilgili açıklama yaptı.
Valilik, 24 Ağustos 2026 tarihinde kamuoyuna yansıyan olayın bütün yönleriyle aydınlatılması amacıyla ilgili birimler tarafından gerekli inceleme ve araştırmanın başlatıldığını bildirdi.
Olayı gerçekleştiren kişi ya da kişilerin kimliğinin belirlenmesine yönelik çalışmaların sonucu bekleniyor.
GÖZLER YÜRÜTÜLEN İNCELEMEDE
Türk bayrağına yönelik gerçekleştirildiği belirtilen eylem bölgede tepkiye neden olurken, olayın kim ya da kimler tarafından ve hangi amaçla gerçekleştirildiğinin yürütülen inceleme sonucunda ortaya çıkarılması bekleniyor.
Kaynak: DHA
Mercimek Çorbasında İthalat Gerçeği: 7 Yılda 4,4 Milyon Ton Mercimek İthal Edildi
CHP'li Ömer Fethi Gürer'in açıkladığı verilere göre Türkiye, 2020-2026 döneminde 4,46 milyon ton mercimek ithal etti ve yaklaşık 2,9 milyar dolar ödedi.
ARKA HABER
Türkiye'nin geleneksel mutfağının vazgeçilmezlerinden mercimekte ithalat rakamları dikkat çekti. CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in paylaştığı verilere göre Türkiye, 2020-2026 döneminde toplam 4 milyon 463 bin 769 ton kırmızı ve yeşil mercimek ithal etti. İthalat için yaklaşık 2,9 milyar dolar ödendiğini belirten Gürer, “Masadaki iki mercimek çorbasından biri ithal mercimekle yapılıyor” dedi.
Anavatanı Anadolu olarak bilinen mercimekte Türkiye’nin üretim ve ithalat tablosu yeniden tartışma konusu oldu.
CHP Niğde Milletvekili ve TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Ömer Fethi Gürer, kırmızı ve yeşil mercimeğe ilişkin üretim ve ithalat rakamlarını açıkladı.
Gürer'in paylaştığı verilere göre Türkiye, 2020-2026 yılları arasındaki yedi yıllık dönemde 4 milyon 463 bin 769 ton kırmızı ve yeşil mercimek ithal etti.
Söz konusu ithalat karşılığında yurt dışına toplam 2 milyar 897 milyon 698 bin 686 dolar ödendi.
GÜRER: “İKİ MERCİMEK ÇORBASINDAN BİRİ İTHAL ÜRÜNDEN”
Türkiye'nin mercimek üretiminde dışa bağımlılığının arttığını savunan Gürer, yaşanan tabloyu vatandaşın sofrasındaki mercimek çorbası üzerinden anlattı.
Gürer,
“Mercimek çorbası ithal ürün ile sofraya gelmektedir. Masada iki mercimek çorbasından biri ithal mercimekle yapılıyor. Markette menşeine bakılınca yerli ürün ara ki bulasın.”
ifadelerini kullandı.
Kırmızı mercimeğin özellikle Güneydoğu Anadolu, yeşil mercimeğin ise İç Anadolu Bölgesi'ndeki çiftçiler açısından önemli bir üretim ve gelir kaynağı olduğunu belirten Gürer, artan girdi maliyetlerinin üreticiyi mercimek üretiminden uzaklaştırdığını öne sürdü.
7 YILDA 4 MİLYON 463 BİN TON MERCİMEK İTHALATI
Gürer'in açıkladığı verilere göre 2020-2026 döneminde gerçekleştirilen toplam mercimek ithalatının büyük bölümünü kırmızı mercimek oluşturdu.
Yedi yıllık dönemde;
3 milyon 922 bin 706 ton kırmızı mercimek,
541 bin 63 ton yeşil mercimek ithal edildi.
Böylece toplam ithalat 4 milyon 463 bin 769 tona ulaştı.
Toplam mercimek ithalatının yaklaşık yüzde 87,9'unu kırmızı mercimek, yüzde 12,1'ini ise yeşil mercimek oluşturdu.
MERCİMEK İTHALATINA 2,9 MİLYAR DOLAR
İthalatın Türkiye'ye maliyeti de dikkat çekici boyutlara ulaştı.
Paylaşılan verilere göre yedi yıllık dönemde kırmızı mercimek ithalatı için 2 milyar 427 milyon 151 bin 529 dolar, yeşil mercimek için ise 470 milyon 547 bin 157 dolar ödeme yapıldı.
İki ürün için ödenen toplam tutar böylece 2 milyar 897 milyon 698 bin 686 dolara ulaştı.
Gürer, ithalat için harcanan dövizin Türkiye'deki üreticinin desteklenmesi amacıyla kullanılması gerektiğini savundu.
2025'TE İTHALAT ÜRETİMİN YAKLAŞIK 3 KATINA ÇIKTI
Üretim ve ithalat rakamları karşılaştırıldığında bazı yıllardaki fark dikkat çekiyor.
Paylaşılan verilere göre Türkiye'nin kırmızı ve yeşil mercimek toplam üretimi 2025 yılında 279 bin 620 ton olarak gerçekleşirken, aynı yıl toplam ithalat 793 bin 752 tona ulaştı.
Buna göre 2025 yılında mercimek ithalatı, toplam yerli üretimin yaklaşık yüzde 284'üne karşılık geldi.
2023 yılında ise 474 bin tonluk toplam üretime karşılık 859 bin 822 ton ithalat gerçekleştirildi.
2024'te toplam üretim 476 bin ton olurken ithalat 644 bin 540 ton olarak kaydedildi.
2026'DA ÜRETİM ARTIŞI BEKLENİYOR
2025 yılında kuraklığın da etkisiyle gerileyen mercimek üretiminin 2026 yılında yeniden artması bekleniyor.
Gürer'in paylaştığı tahminlere göre 2026 yılında 385 bin ton kırmızı mercimek ve 48 bin 320 ton yeşil mercimek olmak üzere toplam 433 bin 320 ton üretim öngörülüyor.
2025 yılındaki 279 bin 620 tonluk toplam üretim dikkate alındığında önemli bir toparlanma beklense de ithalatın üretimin üzerinde kalmaya devam ettiği belirtiliyor.
Gürer, Türkiye'nin 2002 yılında yalnızca kırmızı mercimekte 500 bin ton üretim gerçekleştirdiğini hatırlatarak nüfus artışı da dikkate alındığında üretimdeki tablonun sorgulanması gerektiğini ifade etti.
KIRMIZI MERCİMEKTE 3,9 MİLYON TONLUK İTHALAT
Türkiye'nin mercimek ithalatında asıl ağırlığı kırmızı mercimek oluşturuyor.
2020-2026 döneminde toplam 3 milyon 922 bin 706 ton kırmızı mercimek ithal edilirken, bunun karşılığında yaklaşık 2,43 milyar dolar ödendi.
Kırmızı mercimek ithalatının en yüksek seviyeye çıktığı yıl ise 2023 oldu.
Türkiye, 2023 yılında 744 bin 725 ton kırmızı mercimek ithal etti. Bu ithalat için yaklaşık 501,7 milyon dolar ödeme gerçekleştirildi.
Gürer, Türkiye'nin kırmızı mercimeği Kanada, Kazakistan ve Rusya gibi ülkelerden ithal ettiğini belirtti.
YEŞİL MERCİMEK İTHALATI YÜZDE 127 ARTTI
Yeşil mercimekteki rakamlar da dikkat çekti.
2020 yılında 52 bin 387 ton olan yeşil mercimek ithalatı, 2025 yılında 118 bin 999 tona yükseldi.
Gürer'in hesabına göre altı yıllık dönemde yeşil mercimek ithalatındaki artış yaklaşık yüzde 127 oldu.
2020-2026 döneminin tamamında ise toplam 541 bin 63 ton yeşil mercimek ithal edildi ve karşılığında yaklaşık 470,5 milyon dolar ödendi.
“ÜRETİCİ KAZANAMIYOR, ARACI VE MARKET KAZANIYOR”
Gürer, sorunun yalnızca ithalat miktarıyla sınırlı olmadığını belirterek çiftçinin karşı karşıya kaldığı üretim maliyetlerine de dikkat çekti.
Üreticinin gübre, mazot, tohum, ilaç ve diğer girdi maliyetlerindeki artış nedeniyle yeterli gelir elde edemediğini savunan Gürer, çiftçinin bu nedenle farklı ürünlere yönelmek zorunda kaldığını söyledi.
Gürer,
“Üreticiden ürün girdi maliyetine yakın bir fiyatla çıkmasına rağmen rafta fiyatı katlıyor. İthal ürün de yerli ürün fiyatına rafa giriyor. Aracılar kazanıyor, market kazanıyor. Yerli üretici artan girdi maliyeti ile kazanamayınca her yıl farklı ürüne yönelerek üretim desenini değiştirerek ayakta kalmaya çalışıyor.”
dedi.
“YERLİ MERCİMEK İHRAÇ EDİLİYOR, AÇIK İTHALATLA KAPATILIYOR”
Gürer'in dikkat çektiği bir diğer nokta ise Türkiye'de üretilen mercimeğin bir bölümünün ihraç edilmesine karşılık iç piyasadaki ihtiyacın ithalatla karşılanması oldu.
Türkiye'de yetiştirilen mercimeğin kalite ve lezzet açısından tercih edildiğini belirten Gürer, yerli ürünün bir bölümünün yurt dışına gönderildiğini, ortaya çıkan arz açığının ise ithal ürünle kapatıldığını söyledi.
Gürer,
“Ülkemizde yetişen mercimek, ithale göre çok daha kaliteli. Yerli ürünün bir bölümü ihraç edilip açık ithalle gideriliyor. Hem üretimde sorun var hem ithalatta. Milyarlarca lira döviz yurt dışına gidiyor. O döviz yurt içi çiftçimize gitmeli.”
ifadelerini kullandı.
“MERCİMEKTE PLANLI ÜRETİMLE DIŞA BAĞIMLILIK BİTEBİLİR”
Özellikle dar gelirli vatandaşların sofralarında mercimeğin önemli bir yere sahip olduğuna dikkat çeken Gürer, mercimek çorbasının ekonomik ve besleyici olması nedeniyle Türkiye'de en sık tüketilen yemeklerden biri olduğunu söyledi.
Türkiye'nin mercimek üretiminde ithalata bağımlı hale gelmesinin tarım politikaları açısından değerlendirilmesi gerektiğini savunan Gürer, üreticinin desteklenmesi çağrısında bulundu.
Gürer, yeterli destek sağlanması, üretim maliyetlerinin dikkate alındığı bir alım fiyatı belirlenmesi ve planlı üretime geçilmesi halinde Türkiye'nin mercimekte ithalat bağımlılığını azaltabileceğini ifade etti.
“Anadolu'nun anavatanı olan mercimekte dahi dışa bağımlılığımızın varlığı, tarım politikasının gözden geçirilmesini zorunlu kılmaktadır. Sürekli tükettiğimiz mercimekte yerli üretim için yapılması gerekenler vakit kaybetmeden sağlanmalıdır.”
diyen Gürer, yerli çiftçinin desteklenmesini istedi.
Selçuk Bayraktar: “Mavi Vatan’ın Kaderine Bağımsızlık Mührünü Vurduk”
TEKNOFEST Yönetim Kurulu Başkanı Selçuk Bayraktar, TEKNOFEST Mavi Vatan kapanışında konuştu: "Mavi Vatan'ın kaderine bağımsızlık mührünü vurduk." Yeni rota Şanlıurfa!
TEKNOFEST Yönetim Kurulu Başkanı Selçuk Bayraktar, Gölcük Tersanesi Komutanlığı ev sahipliğinde düzenlenen TEKNOFEST Mavi Vatan yarışmalarının kapanış ve ödül töreninde tarihi açıklamalarda bulundu. Dört gün boyunca deniz teknolojilerinin kıyasıya yarıştığı organizasyonda gençlere seslenen Bayraktar, "Birilerinin hayal dediği eşikleri inançla aştık. Gençlerimiz Mavi Vatan'ın sadece koruyucusu değil, geleceğinin de mimarıdır" dedi.
Milli Teknoloji Hamlesi vizyonu doğrultusunda denizlerdeki yerli ve milli gücü artırmayı hedefleyen TEKNOFEST Mavi Vatan yarışmaları, Kocaeli Gölcük Tersanesi'nde tamamlandı. İnsansız su altı sistemleri, su altı roketleri ve otonom deniz araçlarının sergilendiği etkinlik, binlerce gencin ve denizcilik sevdalısının katılımıyla büyük bir coşkuya sahne oldu.
“Mavi Vatan’ın Kaderine Bağımsızlık Mührünü Vurduk”
Kapanış töreninde kürsüye çıkan Selçuk Bayraktar, organizasyonun yalnızca teknik bir yarışmadan ibaret olmadığını belirterek şu ifadeleri kullandı:
"Bizler bu dört gün boyunca Gölcük’te sadece insansız deniz araçlarını, su altı roketlerini ya da otonom sistemleri yarıştırmadık. Bizler burada Mavi Vatan’ın kaderine Türk mühendisliğinin ve Türk gençliğinin bağımsızlık mührünü bir kez daha vurduk! Birilerinin 'hayal' dediği, 'yapamazsınız' dediği her teknolojik eşiği inançla, sabırla ve kenetlenerek birlikte aştık."
"TEKNOFEST Gençliği Umuttur, Beklenendir!"
Türk gençliğinin azmine ve vatan sevgisine dikkat çeken Bayraktar, genç mühendislerin ortaya koyduğu projelerin Türkiye'nin denizlerdeki caydırıcılığına doğrudan katkı sunduğunu vurguladı:
"Sizler akıl ve alın terinizle yüreğinizdeki vatan sevdasını birleştirdiniz. Mavi Vatan’ın sadece koruyucuları değil, geleceğin de mimarları olduğunuzu tüm dünyaya gösterdiniz. TEKNOFEST gençliği; 'Kim var?' denildiğinde sağına soluna bakmadan 'Ben varım!' diyen, bu vatanın sorumluluğunu omuzlayan gençliktir. TEKNOFEST gençliği umuttur, beklenendir! Yolumuz açık, pruvamız neta, ufkumuz KIZILELMA!"
Gölcük’ten Demir Alındı: Yeni Rota Şanlıurfa
Gölcük etabının tamamlanmasıyla birlikte TEKNOFEST fırtınasının Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ne taşınacağı müjdelendi. Selçuk Bayraktar, 7’den 70’e tüm vatandaşları medeniyetin ve tarihin beşiği Şanlıurfa’ya davet ederek organizasyonun tarihlerini paylaştı:
Etkinlik Adı: TEKNOFEST Güneydoğu / Şanlıurfa
Tarih: 30 Eylül – 4 Ekim
Konum: Şanlıurfa
Milli teknoloji heyecanının dalga dalga büyüyeceğini belirten Bayraktar, tören sonunda dereceye giren başarılı yarışmacılara ödüllerini takdim ederek hatıra fotoğrafı çektirdi.
Büyükçekmece’de Gönüllere Dokunan Buluşma: Meyanlar Kraliçesi Huzurevi Sakinleri İçin Söyleyecek!
Meyanlar Kraliçesi Sibel Yıldırım, 26 Ağustos’ta Büyükçekmece Özel Hayat Yaşam Merkezi’nde huzurevi sakinleri için gönüllü olarak sahne alacak.
Arka Haber
Arabesk müziğin güçlü seslerinden, “Meyanlar Kraliçesi” Sibel Yıldırım, Büyükçekmece’de gönüllere dokunacak özel bir etkinliğe hazırlanıyor. Yıldırım, 26 Ağustos Çarşamba günü Özel Hayat Yaşlı Bakım ve Yaşam Merkezi’nin kıymetli sakinleri için gönüllü olarak sahne alacak. Müzik, sevgi ve vefanın buluşacağı etkinlikte huzurevi sakinleri unutulmaz bir gün yaşayacak.
Büyükçekmece’de müzik ve vefayı aynı çatı altında buluşturacak anlamlı bir organizasyon için geri sayım başladı.
Güçlü sesi, kendine özgü yorumu ve sahne performansıyla müzikseverlerin yakından tanıdığı “Meyanlar Kraliçesi” Sibel Yıldırım, 26 Ağustos Çarşamba günü Özel Hayat Yaşlı Bakım ve Yaşam Merkezi’nin sakinleriyle bir araya gelecek.
Yıldırım, bu özel günde sevilen şarkılarını hayatın yükünü yıllarca omuzlamış, ailelerine ve topluma emek vermiş ulu çınarlar için seslendirecek.
“BAŞARI VE İNSAN” PROGRAMININ ARDINDAN BU KEZ ÇOK ÖZEL BİR SAHNE
Sibel Yıldırım, kısa süre önce gazeteci ve televizyon programcısı Nilgün Ege’nin hazırlayıp sunduğu “Başarı ve İnsan” programının da konuğu olmuştu.
Telenews ekranlarında yayınlanan “Başarı ve İnsan” programında sanat yaşamından müzik yolculuğuna kadar birçok konuda samimi açıklamalarda bulunan Yıldırım, bu kez televizyon stüdyosundan çıkarak çok daha farklı ve anlamlı bir buluşmaya hazırlanıyor.
26 Ağustos’ta Özel Hayat Yaşlı Bakım ve Yaşam Merkezi’nde gerçekleştirilecek etkinlikte Yıldırım, merkez sakinleri için gönüllü olarak sahneye çıkacak.
SİBEL YILDIRIM: “HER KONSERİMİZ ÖZEL AMA BU KONSER GÖNÜLDEN”
Etkinlik öncesinde Özel Hayat Yaşam Merkezi’ni ziyaret eden Sibel Yıldırım, merkezin sakinleriyle bir araya geldi.
Özel Hayat Yaşam Merkezi Kurucu Müdürü Fatma Araz, Arka Haber İmtiyaz Sahibi ve “Başarı ve İnsan” programının yapımcı ve sunucusu Nilgün Ege ile huzurevi sakinlerinin de bulunduğu buluşmada renkli ve samimi görüntüler ortaya çıktı.
Yaklaşan konserin heyecanını merkez sakinleriyle paylaşan Sibel Yıldırım, etkinliğin kendisi açısından taşıdığı anlamı şu sözlerle dile getirdi:
“Her konserimiz bizim için çok özeldir; fakat 26 Ağustos Çarşamba günü gerçekleştireceğimiz bu buluşma bambaşka. Tamamen gönüllü olarak üstlendiğimiz bu anlamlı projede şarkılarımızı başımızın tacı dedelerimiz ve ninelerimiz için söyleyeceğiz.”
Yıldırım, o günü yalnızca bir konser olarak görmediğini belirterek sözlerini şöyle sürdürdü:
“Çok şeker, çok kıymetli konuklarımızla bir arada olacağız. Kurucu Müdürümüz Sayın Fatma Araz ve Arka Haber’den Nilgün Hanım’ın beraberliğinde hem oynayacağımız hem de gönüllere dokunacağımız muhteşem bir gün geçireceğiz.”
HUZUREVİNDE KONSER HEYECANI ŞİMDİDEN BAŞLADI
Etkinlik öncesindeki buluşmada Sibel Yıldırım’ın huzurevi sakinleriyle kurduğu sıcak iletişim dikkat çekti.
Sohbetler edildi, gülüşmeler yaşandı, yaklaşan konser konuşuldu. Merkez sakinlerinin kameraya gülümseyerek ve el sallayarak etkinliğin heyecanına ortak olması ise ortaya sıcacık görüntüler çıkardı.
26 Ağustos’ta kurulacak sahnede yalnızca şarkılar söylenmeyecek. Kimi zaman yıllar öncesine ait bir hatıra canlanacak, kimi zaman hep birlikte şarkılara eşlik edilecek, kimi zaman da müziğin ritmine oyunlarla eşlik edilecek.
Günün en önemli amacı ise merkez sakinlerinin yüzünde bir tebessüm oluşturmak olacak.
FATMA ARAZ VE EKİBİ ULU ÇINARLARI MÜZİKLE BULUŞTURACAK
Özel Hayat Yaşlı Bakım ve Yaşam Merkezi Kurucu Müdürü Fatma Araz ve merkez ekibinin ev sahipliğinde gerçekleştirilecek organizasyon, yaşlı bireylerin sosyal hayatın içerisinde daha fazla yer almasının önemine de dikkat çekecek.
Merkezde yaşayan büyüklerin yalnızca bakım ihtiyaçlarının değil; sosyal, kültürel ve duygusal ihtiyaçlarının da önem taşıdığı anlayışıyla düzenlenen etkinlik, kuşaklar arasında sevgi ve vefa köprüsü oluşturmayı amaçlıyor.
Çünkü bazen bir ziyaret, bazen birkaç dakikalık sohbet, bazen de yıllar öncesinden hatırlanan bir şarkı büyüklerimiz için çok şey ifade edebiliyor.
SAHNE ONLARIN, ŞARKILAR ONLAR İÇİN
26 Ağustos’taki etkinliği özel kılan en önemli ayrıntılardan biri de Sibel Yıldırım’ın projeye gönüllü olarak destek vermesi.
“Meyanlar Kraliçesi” bu kez alkışlardan önce büyüklerin mutluluğu için mikrofon başına geçecek.
Arabesk müziğin sevilen eserlerinin seslendirileceği etkinlikte merkez sakinlerinin de şarkılara eşlik etmesi ve müzikle dolu keyifli saatler geçirmesi bekleniyor.
Etkinlik böylece klasik bir konser organizasyonunun ötesine geçerek vefa, dayanışma, paylaşma ve hatırlama buluşmasına dönüşecek.
26 AĞUSTOS’TA SEVGİ VE MÜZİK BULUŞACAK
Özel Hayat Yaşlı Bakım ve Yaşam Merkezi’nde gerçekleştirilecek program, 26 Ağustos Çarşamba günü saat 16.00’da başlayacak ve 19.00’a kadar devam edecek.
Sibel Yıldırım’ın şarkılarıyla renk katacağı etkinlikte Özel Hayat Yaşam Merkezi’nin sakinleri ve misafirleri bir araya gelecek.
Etkinlik için yapılan çağrıda ise şu ifadelere yer verildi:
“26 Ağustos Çarşamba günü bu sıcacık sevgi çemberine ortak olmak, büyüklerimizin neşesine eşlik etmek isteyen tüm yakın dostlarımızı ve komşularımızı Özel Hayat Yaşam Merkezi’ne bekliyoruz.”
26 Ağustos’ta Büyükçekmece’de kurulacak o sahnenin belki de en kıymetli tarafı söylenecek şarkılardan çok, şarkıları dinleyen ulu çınarların yüzlerinde oluşacak tebessüm olacak.
Alihan Kuriş Soruşturmasında Masak Raporu: Aile Çevresinde 1818 Tapu İşlemi Mercek Altında
Alihan Kuriş soruşturmasında hazırlanan MASAK raporunun ayrıntıları ortaya çıktı. Dört isimde toplam 1818 tapu işlem kaydı tespit edildi; banka ve mal varlığı hareketleri incelemeye alındı.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen Alihan Kuriş soruşturmasında mali hareketlere ilişkin dikkat çeken ayrıntılar ortaya çıktı. MASAK tarafından hazırlanan raporda, Kuriş ailesi ve yakınlarının mal varlığı, banka hareketleri ve taşınmaz devirleri incelendi. Dört kişinin TAKBİS kayıtlarında toplam 1818 tapu işlem kaydı tespit edilirken, aile içindeki taşınmaz devirleri ve para hareketleri de incelemeye alındı.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının yürüttüğü ve kamuoyuna “Alihan Kuriş çıkar amaçlı suç örgütü” soruşturması olarak yansıyan dosyada Mali Suçları Araştırma Kurulu’nun (MASAK) hazırladığı raporun ayrıntıları gündeme geldi.
Raporda Alihan Kuriş'in yanı sıra eşi ve her iki tarafın birinci ve ikinci derece yakınlarının mal varlıkları ile mali hareketlerinin incelendiği belirtildi.
Özellikle 2016 sonrasında meydana gelen mal varlığı değişiklikleri, aile bireyleri arasındaki taşınmaz devirleri, banka transferleri ve kayıtlı mali durumla mal varlıkları arasındaki uyum üzerinde duruldu.
DÖRT İSİMDE TOPLAM 1818 TAPU İŞLEM KAYDI
MASAK raporunda yer alan TAKBİS kayıtları dikkat çekici bir tablo ortaya koydu.
Rapora göre Alihan Kuriş'in annesi Ayşe Gülderen Denizolgun Kuriş adına 646, babaannesi Nevin Kuriş adına 539, babası Mahmut Sabri Kuriş adına 207, eşi Seda Kuriş'in babası Mustafa Kösemusul adına ise 426 gayrimenkul işlem kaydı tespit edildi.
Bu dört kişinin kayıtları toplandığında sayı 1818 tapu işlemine ulaşıyor.
Ancak bu rakam 1818 ayrı gayrimenkul bulunduğu anlamına gelmiyor. TAKBİS kayıtları satış ve alımların yanı sıra miras intikali, ifraz, tevhit, cins değişikliği, kat irtifakı ve çeşitli mülkiyet işlemlerini de kapsıyor.
646 İŞLEMDE ÇOK SAYIDA TAŞINMAZ TÜRÜ
Alihan Kuriş'in annesi Ayşe Gülderen Denizolgun Kuriş'e ilişkin 646 işlem kaydında yalnızca konut ve arsalar bulunmuyor.
MASAK raporuna yansıyan kayıtlarda büro, dükkân, imalathane, kahvehane, lokanta, mesken, zeytinli tarla, kuyulu tarla ve farklı nitelikte arsalar bulunuyor.
Bazı taşınmazların aile üyelerinden geçtiği, bazılarının ise üçüncü kişilere veya şirketlere devredildiği kayıtlara yansıdı.
Raporda bazı taşınmazlar üzerindeki haciz ve tedbir kayıtlarına da dikkat çekildi.
KARDEŞİN BANKA HAREKETLERİ DE İNCELENDİ
MASAK'ın incelemesinde Alihan Kuriş'in kardeşi Hilmi Tuna Kuriş'in taşınmaz ve banka hareketlerine de yer verildi.
Özellikle 2024-2026 dönemindeki miras, satış ve mülkiyet işlemleri incelenirken, banka transferlerinin on milyonlarca liraya ulaştığı raporda kaydedildi.
Bazı taşınmazlarda icrai haciz, ihtiyati tedbir ve el koyma kararlarının bulunduğu da rapora yansıdı.
Miras yoluyla edinilen varlıkların daha sonra gerçekleştirilen devirleri ile banka hesaplarındaki para hareketlerinin birlikte değerlendirilmesinin önem taşıdığı belirtildi.
TAŞINMAZLAR İKİ KUŞAK BOYUNCA EL DEĞİŞTİRDİ
Raporda Kuriş ailesindeki miras hareketleri de ayrıntılı şekilde ele alındı.
Alihan Kuriş'in 2022 yılında hayatını kaybeden babaannesi Nevin Kuriş'ten çok sayıda taşınmazın mirasçılara geçtiği, bunların bir bölümünün Mahmut Sabri Kuriş'e intikal ettiği kaydedildi.
Mahmut Sabri Kuriş'in 2024'te hayatını kaybetmesinin ardından söz konusu mal varlıklarının bir bölümünün Alihan Kuriş ve kardeşi Hilmi Tuna Kuriş'in de aralarında bulunduğu mirasçılara geçtiği belirtildi.
MASAK raporunda bu taşınmazların hangilerinin miras, hangilerinin bedelli satış yoluyla devredildiği ve satış söz konusuysa bedellerin banka kayıtlarına yansıyıp yansımadığının incelenmesinin önemine işaret edildi.
2,4 MİLYON LİRALIK PARA AYNI GÜN OTOMOTİV ŞİRKETİNE GİTTİ
Raporda Alihan Kuriş'in eşi Seda Kuriş'in banka hareketleriyle ilgili de dikkat çeken bir işlem bulunuyor.
Banka kayıtlarına göre 5 Eylül 2023 tarihinde Mehmet Özmen isimli kişiden Seda Kuriş'in hesabına 2 milyon 406 bin 650 lira gönderildi.
Aynı gün bu paranın 2 milyon 406 bin 344 lirası Mercedes-Benz Otomotiv Ticaret ve Hizmetler AŞ'ye aktarıldı.
Raporda yaklaşık 2,4 milyon liralık tutarın üçüncü bir kişiden gelmesi nedeniyle para transferinin tarafları arasındaki hukuki veya ticari ilişkinin açıklığa kavuşturulması gerektiği değerlendirmesine yer verildi.
KAYINPEDERİN KAYITLARINDA 426 İŞLEM
Seda Kuriş'in babası Mustafa Kösemusul'un TAKBİS kayıtları da MASAK incelemesinde yer aldı.
Rapora göre Kösemusul adına halen üç taşınmaz bulunmasına rağmen geçmiş kayıtlarında 426 ayrı gayrimenkul alış ve satış işlemi görüldü.
Raporda Kösemusul'un geçmiş banka hareketleri, şirket ortaklıkları ve yöneticilikleriyle birlikte söz konusu tapu işlemlerinin ekonomik gerekçelerinin ve alış-satış bedellerinin banka kayıtlarıyla karşılaştırılması gerektiği belirtildi.
BANKA İŞLEM HACMİNDE YAKLAŞIK 5 KAT ARTIŞ
MASAK raporunda Seda Kuriş'in kardeşi Ayşe Nur Bedir'in banka hareketlerine ilişkin tespitler de bulunuyor.
Bedir'in bankacılık işlem hacminin 2023 yılında önceki yıllara göre yaklaşık 5 kat arttığı kaydedildi.
Aynı kişinin üzerine beş tarla ile iki aracın kayıtlı olduğu ve iki şirkette ortaklığının bulunduğu rapora yansıdı.
MASAK, taşınmaz ve araç edinimleriyle banka hesaplarındaki hareket artışının birlikte incelenmesi gerektiği değerlendirmesinde bulundu.
ÜZERİNE MAL VARLIĞI KAYITLI DEĞİL, HESAPLARINDA 5,5 MİLYON LİRAYI AŞAN GİRİŞ
Rapordaki dikkat çekici bölümlerden biri de Seda Kuriş'in annesi Zeynep Kösemusul'a ilişkin banka kayıtları oldu.
Rapora göre adına şirket ortaklığı, araç veya gayrimenkul kaydı bulunmayan Kösemusul'un 2016-2026 dönemindeki banka hesaplarında 5 milyon 550 bin liranın üzerinde para girişi, yaklaşık 3 milyon 800 bin lira para çıkışı tespit edildi.
MASAK raporunda söz konusu para hareketlerinin kaynağı ile aile bireyleri arasındaki transferlerin ekonomik faaliyetlerle uyumunun açıklığa kavuşturulması gereken konular arasında olduğu ifade edildi.
MASAK ÜÇ ANA BAŞLIĞA ODAKLANDI
Raporda aile ve yakın çevrenin mali hareketleri birlikte değerlendirildiğinde üç başlık öne çıktı:
Yüksek sayıdaki tapu işlem kayıtları, kuşaklar arasında gerçekleşen taşınmaz devirleri ve taşınmaz/araç edinimleriyle aynı dönemlere denk gelen banka hareketleri.
Soruşturma kapsamında taşınmazların gerçek satış bedelleri, bu bedellerin banka sistemine yansıyıp yansımadığı, birbirine yakın tarihlerde yapılan tapu işlemleri, araçların finansman kaynakları ve kişilerin kayıtlı gelirleriyle mal varlıkları arasındaki uyumun incelendiği belirtildi.
SORUŞTURMA DEVAM EDİYOR
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında 13 Ağustos'ta 17 ilde eş zamanlı operasyon gerçekleştirilmişti.
Operasyonda, aralarında Alihan Kuriş'in de bulunduğu 49 şüpheliden 30'u gözaltına alınmış, Alihan Kuriş ile bazı şüpheliler hakkında tutuklama kararı verilmişti.
Soruşturma kapsamında şüphelilere “suç örgütü kurma ve yönetme”, “suç örgütüne üye olma”, “suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama”, “kamu kurum ve kuruluşları zararına dolandırıcılık” ve “Vergi Usul Kanunu'na muhalefet” suçlamaları yöneltiliyor.
Soruşturma ve yargı süreci devam ederken, MASAK raporunda yer alan mali tespitlerin hukuki değerlendirmesi yetkili yargı mercileri tarafından yapılacak.
Nafakada Yeni Dönem Hazırlığı: Süresiz Nafaka Yerine Evlilik Süresine Göre Model
Türkiye’de uzun süredir tartışılan süresiz yoksulluk nafakasına ilişkin yeni bir model üzerinde çalışılıyor. Kamuoyuna yansıyan taslak düzenlemeye göre nafakanın evlilik süresi dikkate alınarak belirlenmesi, kısa süreli evliliklerde ise 5 yıllık asgari sürenin esas alınması gündemde. Çalışmada hâkime özel durumlarda nafaka süresini uzatma yetkisi verilmesi de değerlendiriliyor.
Boşanma sonrası yoksulluk nafakasına ilişkin sistemin değiştirilmesine yönelik çalışmalar yeniden gündemde. Üzerinde çalışıldığı belirtilen yeni modelde, mevcut sistemdeki süresiz nafaka uygulamasının yerine belirli süreye dayanan bir yapının getirilmesi öngörülüyor.
Ancak kamuoyuna yansıyan düzenleme henüz yürürlüğe girmiş bir kanun değil. Yeni sistemin uygulanabilmesi için düzenlemenin kanun teklifi haline gelerek TBMM’ye sunulması ve yasama sürecinin tamamlanması gerekiyor.
KISA EVLİLİKTE DE 5 YIL NAFAKA GÜNDEMDE
Taslakta dikkat çeken başlıklardan biri kısa süreli evlilikler.
Üzerinde çalışılan modele göre evlilik yalnızca 6 ay veya 1 yıl sürmüş olsa dahi yoksulluk nafakasının 5 yıldan daha kısa süreyle verilmemesi değerlendiriliyor.
Böylece 5 yılın, nafaka süresi açısından bir alt sınır olarak uygulanması gündeme geliyor.
Bu düzenlemeyle boşanma sonrasında ekonomik açıdan güçlük yaşayabilecek eşe sosyal ve ekonomik hayata yeniden uyum sağlayabilmesi için belirli bir geçiş süresi tanınması amaçlanıyor.
EVLİLİK SÜRESİNİN YARISI ESAS ALINABİLİR
Yeni sistemde nafakanın ne kadar süreyle ödeneceğinin belirlenmesinde evlilik süresinin dikkate alınması planlanıyor.
Kamuoyuna yansıyan taslağa göre hesaplamada evliliğin başladığı tarih ile boşanma davasının açıldığı tarih arasındaki süre dikkate alınacak.
Nafaka süresinin belirlenmesinde ise evlilik süresinin yarısının esas alınması üzerinde duruluyor.
Bu hesaplama sonucunda ortaya çıkan süre 5 yılın altında kalırsa asgari 5 yıllık nafaka süresinin uygulanması öngörülüyor.
HÂKİME UZATMA YETKİSİ VERİLEBİLİR
Yeni modelin dikkat çeken bir başka noktası ise 5 yıllık sürenin her durumda kesin bir bitiş tarihi olmayacak olması.
Nafaka alan kişinin ileri yaşta olması, sağlık sorunları yaşaması veya çalışma gücünü kaybetmesi gibi özel koşullarda hâkimin nafaka süresini uzatabilmesi değerlendiriliyor.
Mahkemenin karar verirken kişinin ekonomik durumunu, gelir elde etme imkânını, çalışma kapasitesini ve kendi geçimini sağlayıp sağlayamayacağını göz önünde bulundurması planlanıyor.
EK NAFAKA İÇİN 1 YILLIK SÜRE
Taslak çalışmada nafaka süresi sona ermesine rağmen ekonomik mağduriyeti devam eden kişiler için yeniden mahkemeye başvuru imkânı da bulunuyor.
Buna göre gerekli şartları taşıyan nafaka alacaklısının, nafakanın sona ermesinden itibaren 1 yıl içerisinde mahkemeye başvurarak ek süre talep edebilmesi gündemde.
Bir yıllık başvuru süresinin geçirilmesi halinde ise uzatma talebinin yapılamaması öngörülüyor.
AYLIK NAFAKA TOPLU ÖDEMEYE ÇEVRİLEBİLECEK
Çalışmada yalnızca nafakanın süresi değil, ödeme yöntemi konusunda da değişiklik yapılması değerlendiriliyor.
Başlangıçta aylık olarak ödenmesine karar verilen nafakanın, daha sonraki aşamada mahkeme kararıyla toplu ödemeye dönüştürülebilmesinin önü açılabilir.
Hâkimin böyle bir karar verirken tarafların mali durumunu, ödemenin sürdürülebilirliğini ve toplu ödemenin nafaka alacaklısı üzerindeki sonuçlarını değerlendirmesi öngörülüyor.
Böylece uygun şartların oluşması halinde boşanan eşler arasındaki yıllarca devam edebilen mali ilişkinin tek seferlik ödeme ile sona erdirilmesi mümkün olabilecek.
MAL PAYLAŞIMINDA DA SÜRE DEĞİŞİKLİĞİ GÜNDEMDE
Hazırlık yalnızca nafaka sistemiyle sınırlı değil.
Boşanmanın ardından açılan mal rejiminin tasfiyesine ilişkin davalarda uygulanan zamanaşımı süresinin de değiştirilmesi gündemde.
Mevcut durumda 10 yıl olarak uygulanan sürenin 5 yıla indirilmesi üzerinde çalışıldığı belirtiliyor.
Düzenlemenin yasalaşması halinde boşanan eşlerin katılma alacağı, değer artış payı ve mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan talepleri bakımından daha kısa sürede hukuki yollara başvurması gerekebilecek.
NAFAKA SADECE KADINLARA ÖDENMİYOR
Kamuoyunda zaman zaman yanlış bilinen bir diğer konu ise yoksulluk nafakasının yalnızca kadınların yararlanabildiği bir hak olduğu düşüncesi.
Mevcut Türk Medeni Kanunu'na göre yoksulluk nafakası cinsiyete bağlı bir hak değil. Boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek ve kusuru diğer eşten daha ağır olmayan taraf, gerekli şartların oluşması halinde nafaka talebinde bulunabiliyor.
Dolayısıyla şartları taşıyan erkek eşin de yoksulluk nafakası talep etmesi mümkün.
MEVCUT NAFAKALAR ŞİMDİLİK DEĞİŞMİYOR
Yeni düzenlemeyle ilgili en önemli ayrıntı ise çalışmaların henüz taslak aşamasında bulunması.
Kamuoyuna yansıyan 5 yıllık asgari süre, evlilik süresinin yarısı kadar nafaka, toplu ödeme ve diğer düzenlemeler bugün itibarıyla mevcut nafaka kararlarını kendiliğinden değiştirmiyor.
Düzenlemenin önce kanun teklifine dönüşmesi, TBMM’de komisyon ve Genel Kurul süreçlerinden geçmesi gerekiyor.
Teklif yasalaşırsa mevcut nafaka kararlarının yeni sistemden etkilenip etkilenmeyeceği, devam eden boşanma davalarının hangi hükümlere tabi olacağı ve geçmiş dosyalar için nasıl bir geçiş sistemi uygulanacağı kanunun kesinleşen metniyle belli olacak.
TOBB Erzurum Kadın Girişimciler Kurulu Ağustos Ayı Toplantısını TKDK’da Gerçekleştirdi
TOBB Erzurum Kadın Girişimciler Kurulu, Ağustos ayı toplantısını TKDK Erzurum İl Koordinatörlüğü’nde yaptı. Toplantıda kadın girişimcilere yönelik hibe, yatırım ve kırsal kalkınma destekleri ele alındı.
Erzurum Ticaret ve Sanayi Odası (ETSO) bünyesinde faaliyet gösteren TOBB Erzurum Kadın Girişimciler Kurulu (KGK), Ağustos ayı olağan toplantısını TKDK Erzurum İl Koordinatörlüğü ev sahipliğinde gerçekleştirdi. Toplantıda kadın girişimciliğine yönelik çalışmalar değerlendirilirken, TKDK’nın hibe ve destek programları hakkında kurul üyelerine bilgi verildi.
KADIN GİRİŞİMCİLER TKDK’DA BİR ARAYA GELDİ
TOBB Erzurum Kadın Girişimciler Kurulu (KGK), Ağustos ayı olağan toplantısını Kurul Başkanı Kübra Alioğulları başkanlığında gerçekleştirdi.
Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu (TKDK) Erzurum İl Koordinatörlüğü’nün ev sahipliğinde gerçekleştirilen toplantıda, kurulun yürüttüğü çalışmalar ve önümüzdeki döneme ilişkin faaliyetler ele alındı.
TEMMUZ AYINDA YAPILAN ÇALIŞMALAR DEĞERLENDİRİLDİ
Toplantının açılışının ardından gündem maddelerinin görüşülmesine geçildi.
Kurul üyeleri, Temmuz 2026 döneminde KGK İcra Kurulu tarafından gerçekleştirilen faaliyetleri değerlendirerek yürütülen çalışmaların sonuçları hakkında görüş alışverişinde bulundu.
Kadınların girişimcilik hayatında daha etkin rol almalarını desteklemeye yönelik gerçekleştirilen faaliyetler ve önümüzdeki dönemde atılabilecek yeni adımlar da toplantının gündeminde yer aldı.
TKDK HİBE VE DESTEKLERİ KADIN GİRİŞİMCİLERE ANLATILDI
Toplantının önemli gündem başlıklarından birini ise TKDK tarafından yatırımcılara sağlanan hibe ve destek programları oluşturdu.
TKDK yetkilileri tarafından kurul üyelerine; tarım, kırsal kalkınma ve üretime yönelik yatırım olanakları hakkında kapsamlı bir bilgilendirme yapıldı.
Sunumda özellikle kadın girişimcilere yönelik avantajlar, uygulanabilecek hibe oranları ve proje başvuru süreçlerine ilişkin detaylar aktarıldı.
KADIN GİRİŞİMCİLİĞİNİN GELİŞTİRİLMESİ İÇİN GÖRÜŞ ALIŞVERİŞİ
Toplantıda TKDK desteklerinden kadın girişimcilerin daha etkin şekilde yararlanabilmesi ve Erzurum’da kadın girişimciliğinin geliştirilmesine yönelik yapılabilecek çalışmalar konusunda karşılıklı görüş alışverişinde bulunuldu.
TOBB Erzurum Kadın Girişimciler Kurulu’nun Ağustos ayı olağan toplantısı, değerlendirmelerin ardından sona erdi.
Avcılar Belediyesi'nin Futbol Turnuvasında Yarı Final Heyecanı
Avcılar Belediyesi Gençlik ve Spor Müdürlüğü tarafından düzenlenen Mahalleler Arası Futbol Turnuvasında yarı finale yükselen takımlar belli oldu.
Avcılar Belediyesi Gençlik ve Spor Müdürlüğü tarafından düzenlenen Mahalleler Arası Futbol Turnuvasında yarı finale yükselen takımlar belli oldu. İlçenin farklı mahallelerinden 12 takımın katıldığı organizasyonda Üniversite, Firuzköy, Mustafa Kemal Paşa, Gümüşpala ve Yeşilkent mahallelerinden sporcular şampiyonluk için mücadele etti.
12 TAKIM ŞAMPİYONLUK İÇİN SAHAYA ÇIKTI
Avcılar Belediyesi Atatürk Stadyumu’nda oynanan karşılaşmalarda takımlar, grup ve eleme müsabakalarında üst tura yükselmek için mücadele etti. Karşılaşmaların tamamlanmasıyla birlikte turnuvanın son dört takımı da netleşti.
Farklı mahallelerden sporcuları aynı organizasyonda buluşturan turnuva, ilçedeki futbol heyecanını da sahaya taşıdı. Avcılar Belediyesi’nin düzenlediği organizasyon, sporculara mücadele etme ve yeteneklerini sergileme fırsatı sundu.
YARI FİNAL HEYECANI
Turnuvada yarı finale yükselen ekipler Ateşoğlu Spor, Avcılar Balkan Spor, Trafo Spor ve Avcılar Murat Kölük Devlet Hastanesi oldu.
Dört takım, finale yükselmek için yarı final mücadelesini verirken, turnuvada finale çıkacak iki takım belli oldu.
ŞAMPİYONLUK İÇİN SON VİRAJ
Turnuvada yarı final karşılaşmalarının tamamlanmasının ardından finale yükselen takımlar da belli oldu. Rakiplerini mağlup eden Avcılar Balkan Spor ve Ateşoğlu Spor, şampiyonluk kupası için finalde karşı karşıya gelecek.
Avcılar Belediyesi, ilçede sporun daha geniş kesimlere ulaşması ve amatör sporcuların desteklenmesi amacıyla sportif organizasyonlara ev sahipliği yapmayı sürdürüyor. Turnuva kapsamında bir araya gelen takımlar, hem rekabet hem de sporun kent yaşamındaki buluşturucu yönünü sahaya yansıttı.
Şampiyonluk için son iki takımın kaldığı turnuvada gözler artık final karşılaşmasına çevrildi. Avcılar Balkan Spor ile Ateşoğlu Spor’un mücadele edeceği final maçının ardından şampiyon takım belli olacak. Dereceye giren takımlara kupa ve madalyaları takdim edilecek.
Teoman Mutlu: “Siyasi Partiler Temiz, Güvenilir ve Donanımlı Olmalıdır”
Yerli ve Milli Parti Genel Başkanı Teoman Mutlu, siyasi partilerde dürüstlük, liyakat ve şeffaflık çağrısı yaptı. Mutlu, Siyasi Partiler Kanunu ve seçim mevzuatının yeniden ele alınmasını istedi.
Yerli ve Milli Parti Genel Başkanı Teoman Mutlu, Türkiye’de siyasi partilerin demokrasinin temel unsurlarından biri olduğunu belirterek dürüstlük, liyakat ve şeffaflık vurgusu yaptı. Siyasi partiler hakkındaki iddia ve suçlamaların somut deliller ve hukuk çerçevesinde ele alınması gerektiğini söyleyen Mutlu, Siyasi Partiler Kanunu ve seçim mevzuatının da yeniden değerlendirilmesi çağrısında bulundu.
“SİYASİ PARTİLER DEMOKRASİNİN TEMELİDİR”
Yerli ve Milli Parti Genel Başkanı Teoman Mutlu, siyasi partilerin seçim sistemi ve devlet yönetimindeki rolüne ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Siyasi partilerin demokrasinin işleyişinde önemli bir yere sahip olduğunu belirten Mutlu, parti kadrolarının dürüst, liyakatli ve donanımlı kişilerden oluşması gerektiğini söyledi.
Mutlu, şu ifadeleri kullandı:
“Parti olmazsa seçim olmaz. Ciddi bir siyasi parti, insan yetiştiren bir okuldur. Devleti seçimi kazanan parti yönetiyor, Cumhurbaşkanı da partinin içinden çıkıyor. O hâlde iktidarıyla muhalefetiyle siyasi partilerin üzerine titremek ve temiz kalmaları için gayret göstermek gerekir.”
TEOMAN MUTLU’DAN LİYAKAT VE DÜRÜSTLÜK VURGUSU
Yerli ve Milli Parti’de bu anlayış doğrultusunda hareket ettiklerini ifade eden Mutlu, parti kadrolarının niteliğine önem verdiklerini belirtti.
Mutlu, “Parti mensuplarımızın temiz, dürüst ve mutlaka donanımlı olması için çalışıyorum. Çok şükür ülkeme tertemiz bir parti kazandırdım. Kendi evimin önünü temiz tutuyorum.” dedi.
“BÜTÜN PARTİLER ŞAİBEDEN UZAK OLMALIDIR”
Siyasi etik ve kamuoyu güveninin yalnızca tek bir partinin meselesi olarak değerlendirilemeyeceğini savunan Mutlu, Türkiye’de faaliyet gösteren bütün siyasi partilerin şeffaflık konusunda hassas davranması gerektiğini söyledi.
CHP hakkında kamuoyuna yansıyan iddialara da değinen Mutlu, şu değerlendirmede bulundu:
“Devleti kuran bir parti olarak CHP’nin de hakkında ortaya atılan iddiaları açıklığa kavuşturması, temiz ve güvenilir bir yapıyı koruması hepimizi ilgilendirir.”
Mutlu, farklı siyasi partiler hakkında çeşitli yapı veya gruplarla ilişkilere yönelik iddiaların zaman zaman gündeme gelebileceğini belirterek bu tür suçlamaların söylentiler üzerinden değil, somut deliller ve hukuk çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini savundu.
“İnsanın olduğu her yerde problem olabilir, menfaat insanları şaşırtabilir. Yöneticilerin görevi buna karşı dikkatli olmak ve partilerinin itibarını korumaktır.” ifadelerini kullandı.
“CİDDİ SUÇLAMALAR KARŞISINDA HUKUKİ YOLLARA BAŞVURULMALI”
Siyasi partilere yönelik ciddi iddiaların cevapsız bırakılmaması gerektiğini söyleyen Mutlu, parti yöneticilerinin gerektiğinde hukuki yollara başvurması gerektiğini belirtti.
Mutlu, “Bir partiye karşı en küçük ciddi suçlama varsa genel başkanların ve yöneticilerin hukuk yoluna başvurması gerekir. Aksi hâlde parti durup dururken şaibe altında kalabilir.” dedi.
Siyasi tartışmaların itham ve söylentiler yerine hukuk, belge ve somut veriler üzerinden yürütülmesi gerektiğini ifade etti.
SİYASİ PARTİLER KANUNU VE SEÇİM MEVZUATI İÇİN DEĞİŞİKLİK ÇAĞRISI
Teoman Mutlu, Türkiye’deki siyasi parti sisteminin hukuki altyapısının da yeniden ele alınması gerektiğini savundu.
Siyasi Partiler Kanunu ve seçim mevzuatında değişiklik yapılması yönündeki çağrısını yineleyen Mutlu, Türkiye’de çok sayıda siyasi parti bulunmasına rağmen bunların yalnızca bir bölümünün seçimlere katılma yeterliliğine sahip olduğunu söyledi.
Mutlu, “Türkiye’de çok sayıda siyasi parti var ancak bunların yalnızca bir bölümü seçimlere katılma yeterliliğine sahip. Geri kalanların önemli bir kısmı fiilen sınırlı bir örgütlenmeyle varlık gösteriyor. Bu da siyasette ciddi bir dağınıklık oluşturuyor.” ifadelerini kullandı.
Yetkili kurumlara çağrıda bulunan Mutlu, siyasi parti sisteminin daha şeffaf, sağlıklı ve işlevsel hale getirilmesine yönelik düzenlemelerin gündeme alınması gerektiğini savundu.
“DEMOKRASİ GÜÇLÜ OLACAKSA SİYASİ PARTİLER DE GÜÇLÜ OLMALI”
Mutlu, açıklamasını siyasi partilerde güven ve liyakat vurgusuyla tamamladı:
“Demokrasi güçlü olacaksa siyasi partiler de güçlü, temiz, donanımlı ve güvenilir olmak zorundadır. Biz kendi sorumluluğumuzu yerine getirirken bütün siyasi partilerin de aynı hassasiyeti göstermesini bekliyoruz.”
Cumhuriyet Kent Meydanı, Tarih, Kültür Ve Sosyal Yaşamın Yeni Buluşma Noktası Olacak
İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve Büyükçekmece Belediyesi işbirliğiyle yapımı tamamlanan Türkiye'nin en büyük kent meydanlarından Cumhuriyet Kent Meydanı, 80 bin metrekarelik alanıyla kentin sosyal ve kültürel yaşamına farklı bir zenginlik katacak.
30 Ağustos Pazar günü düzenlenecek olan etkinliklerle açılışının gerçekleştirileceği Cumhuriyet Kent Meydanı, Büyükçekmece Belediye Binası, Ulusal Bağımsızlık ve Kuruluş Müzesi, Atatürk Evi, Kıyı Marina gibi, tarihi, sosyal ve kültürel eserleri bünyesinde barındırıyor.
Başkan Akgün'ün vizyon projelerinden
Büyükçekmece Belediyesi'ne yönelik düzenlenen operasyon kapsamında Silivri Marmara Cezaevi'nde tutuklu bulunan Büyükçekmece Belediye Başkanı Dr. Hasan Akgün'ün, vizyon projelerinden olan Cumhuriyet Kent Meydanı projesi hayata geçiyor. Büyükçekmece'nin ve Cumhuriyetin kimliğini yansıtan eserlerin bir arada bulunduğu meydan projesi, İstanbul Büyükşehir Belediyesi işbirliğiyle tamamlandı. Cumhuriyet Kent Meydanı, 30 Ağustos Zafer Bayramı gibi anlamlı bir tarihte görkemli bir törenle açılacak. Zafer Bayramı'nın 104'üncü yıl kutlamalarıyla görkemli bir şölene dönüşecek olan açılış etkinliklerinde sevilen sanatçı Melek Mosso konser verecek. 30 Ağustos Pazar günü, Zafer Bayramı'nın 104'üncü yılı coşkuyla kutlanırken, Cumhuriyet Kent Meydanı gibi eşsiz bir proje kentin halkının hizmetine açılacak.
Meydan açık hava müzesi deneyimi sunacak
Sahip olduğu eserler ve sosyal yaşam alanlarıyla geçmiş ile bugün arasında bir kültür köprüsü oluşturan Cumhuriyet Kent Meydanı, ulusal ve uluslararası etkinliklerde de kentin yeni buluşma noktası olacak. Kent yaşamının kalbinin attığı meydan, yalnızca insanların bir araya geldiği bir buluşma noktası olmanın ötesine geçerek, kültür, sanat ve turizmin önemli merkezlerinden biri haline geliyor. Tarihi ve kültürel değerleriyle kentin geçmişine ışık tutan meydan; sanat eserleri, mimari dokusu, sosyal donatı alanları ve çevresindeki müzeler, yürüyüş yolları ile adeta açık hava müzesi deneyimi sunacak.
Sanat eserleriyle açık hava sergisine dönüşecek
27 yıldır aralıksız devam eden, Uluslararası İstanbul Büyükçekmece Kültür ve Sanat Festivali kapsamında gerçekleşen Uluslararası Heykel Sempozyumu'na katılan dünyanın tanınmış heykeltraşların eserlerinin de sergilendiği meydan, kentin tarihini ve kültürel birikimini görünür kılarken, düzenlenen kültür-sanat etkinlikleri de meydanın canlılığını artırıyor. Sergilerden konserlere, kültürel buluşmalardan çeşitli etkinliklere kadar farklı organizasyonlara ev sahipliği yapması planlanan alan, her yaştan insan için yaşayan bir kültür platformu niteliği taşıyor.
Yatçılık sektörü ve turizm açısından meydanı önemli bir çekim merkezi
Ayrıca Cumhuriyet Kent Meydanı, dünyanın en bilindik 7 şehrinin mimari özelliğini bünyesinde barındıran bin yat kapasiteli Kıyı Marina'ya yürüme mesafesinde. Yatçılık sektörü ve turizm açısından meydanı önemli bir çekim merkezi haline getirecek olan marina bünyesinde barındırdığı alışveriş, eğlence, yeme – içme mekanlarıyla Büyükçekmece'ye artı değer katacak. Meydanın çevresindeki tarihi yapılar, müzeler, sanat alanları ve sosyal mekânlarla bütünleşmesi, bölgenin turizm potansiyelini daha da güçlendiriyor.
Gündüz ayrı, akşam ayrı bir atmosfere bürünüyor
Gündüzü ayrı, akşamı ayrı bir atmosfere bürünen meydan; ışıklandırması, mimarisi ve hareketli sosyal yaşamıyla kentin cazibe merkezlerinden biri olarak öne çıkacak. Vatandaşların dinlenip vakit geçirdiği, sanatseverlerin eserlerle buluştuğu ve turistlerin şehri keşfetmeye başladığı meydan, kentin kültürel vitrini olma özelliğini taşıyor. Ayrıca yer altı otoparkı da, bölgenin otopark ihtiyacını karşılamak için modern bir yer altı otoparkı olarak hizmet verecek.
İlk Yorum yapan siz olun!