Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık, Afet Yönetim Modeli ve Beylikdüzü’nde 10 mahalleye konulacak Afet ve Acil Durum Müdahale İstasyonu konteynerlerinin tanıtım toplantısında; “Ülkemiz plansız büyümeye kurban edildi. Sevdam dedikleri İstanbul'a ihanet ettiler. Ancak bizler ne İstanbul'u ne de Beylikdüzü'nü çaresizliğe mahkum etmeyeceğiz. Ekrem başkanımızla birlikte İstanbul'da yapılmak istenen kötülüğe karşı sesimizi yükselttik. Yükseltmeye de devam edeceğiz. Çünkü bizler afet anında kentlerin ve insanların neler yaşayabileceğini çok iyi biliyoruz. Bu yüzdendir ki tüm işlerimiz tüm önceliğimiz, yönettiğimiz kentleri her türlü afete hazır hale getirmek daha dayanıklı, daha dirençli bir kente dönüştürmektir” dedi.
Haber: OKTAY YILDIRIM Kamera: ADEM KARABAYIR
Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık, Afet Yönetim Modeli ve Beylikdüzü’nde 10 mahalleye konulacak Afet ve Acil Durum Müdahale İstasyonu konteynerlerinin tanıtım toplantısında; “Ülkemiz plansız büyümeye kurban edildi. Sevdam dedikleri İstanbul'a ihanet ettiler. Ancak bizler ne İstanbul'u ne de Beylikdüzü'nü çaresizliğe mahkum etmeyeceğiz. Ekrem başkanımızla birlikte İstanbul'da yapılmak istenen kötülüğe karşı sesimizi yükselttik. Yükseltmeye de devam edeceğiz. Çünkü bizler afet anında kentlerin ve insanların neler yaşayabileceğini çok iyi biliyoruz. Bu yüzdendir ki tüm işlerimiz tüm önceliğimiz, yönettiğimiz kentleri her türlü afete hazır hale getirmek daha dayanıklı, daha dirençli bir kente dönüştürmektir” dedi.
Beylikdüzü’nü her türlü afet ve olumsuz doğal olaylarına karşı dirençli hale getirmek için harekete geçen Beylikdüzü Belediyesi, Türkiye’ye örnek olacak olan afet yönetim modelini kamuoyuyla paylaştı. “Dirençli Kent Beylikdüzü: Afet Yönetim Modeli” ismi ile düzenlenen tanıtıma; Beylikdüzü Belediyesi ile işbirliğine imza atan Bornova Belediye Başkanı Mustafa İduğ ve Zonguldak Devrek Belediye Başkanı Çetin Bozkurt, CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Zonguldak Milletvekili Deniz Yavuzyılmaz, CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik, CHP İstanbul Milletvekili Turan Taşkın Özer, CHP Meclis Üyesi Eray Morgül katıldı.
Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık, konuşmasında şunları söyledi:
22 YILDIR NEREDEYDİNİZ DİYE SORUYORUM: Bundan 25 gün sonra 11 ilimizi etkileyen Maraş merkezli 6 Şubat depreminin birinci yılını doldurmuş olacağız. Çocuklarımızı, gençlerimizi ve yaş almış büyüklerimizi kaybettik. Resmi rakamların göre 50 bin insanımız hayatını kaybetti. Maalesef depremler çok canımızı yaktı. Hayatını kaybeden vatandaşlarımızı bir kez daha rahmetle anıyorum geride kalanlara sabırlar diliyorum. 6 Şubat'ta afet ülkesi olduğumuzu acı gerçeğiyle birlikte bir kez daha yüzleştik. Yaşadıklarımız hepimize afetlere hazır olmadığımızı da gösterdi. Deprem bugün bize bugüne dek yaptığınız uygulamalar, planlamalar, yanlış dedi. Hem de bunu kafamıza vura vura söyledi. Vatandaşlarımız büyük bir dayanışma örneği gösterdi. Türkiye'nin dört bir tarafındaki yurttaşlarımız seferber oldular. Ancak bazı afet bölgelerine saatlerce, hatta günlerce yardımlar ulaşmadı. Belki de bu yüzden birçok insanımız hayatını kaybetti. İnsanlar birbirine ulaşamadı. İletişim çöktü bu ülkede. Ne acıdır ki bir baz istasyonunun bile doğru konumlandıramadığımızı gördük. Afetlerle yaşama kültürünü oluşturmak zorundayız. Afet hazırlık bilincini oluşturmak zorundayız. Kitabi bilgileri kimsenin okumayacağı sayfa sayfa raporları bırakmalı, gerçekçi ve pratik çözümler üretmeliyiz. 22 yıldır aynı hükümet yönetiyor bu ülkeyi. 22 yıl beklediler, 22 yıl sonra afet yönetimi kavramını, depremi kentsel dönüşümü hatırladılar. 22 yıldır neredeydiniz diye soruyorum.
SEVDAM DEDİKLERİ İSTANBUL’A İHANET ETTİLER: Dere yataklarına, vadilere imar izinleri verilirken neredeydiniz. İmar barışı altında binlerce kaçak yapı, eskimiş yapı, ruhsata bağlanırken neredeydiniz? Depreme karşı kamunun elini kolunu bağlayan aslında uygulamalardan biri de imar barışı altında çıkarılan imar aflarıdır. Onlar barışabilirler ancak deprem asla o binalarla barışmayacak. Ülkemiz plansız büyümeye kurban edildi. Sevdam dedikleri İstanbul'a ihanet ettiler. Ancak bizler ne İstanbul'u ne de Beylikdüzü'nü çaresizliğe mahkum etmeyeceğiz. Ekrem başkanımızla birlikte İstanbul'da yapılmak istenen kötülüğe karşı sesimizi yükselttik. Yükseltmeye de devam edeceğiz. Çünkü bizler afet anında kentlerin ve insanların neler yaşayabileceğini çok iyi biliyoruz. Bu yüzdendir ki tüm işlerimiz tüm önceliğimiz, yönettiğimiz kentleri her türlü afete hazır hale getirmek daha dayanıklı, daha dirençli bir kente dönüştürmektir. Tekrar ayağa kalkabilmek hızla toparlanabilmek ve yeni durumlara uyum sağlayabilmek dayanıklılıktır başka bir deyişle dirençtir.
AKIL DIŞI PROJELERE BU ÜLKENİN İHTİYACI YOK: Gördüğünüz üzere gelecek projeksiyonları gerçekten çok iç karartıcı. Bugün dünya nüfusunun yüzde 56’sı kentlerde yaşıyor. 2030 yılında bu oranın yüzde 60’ın üzerine çıkacağı bekleniyor. Yani şehirlerimiz hem kalabalıklaşıyor hem de büyüyor. Şehirlerin bir büyüme sınırı olduğunu açıkça görmek ve kabul etmek zorundayız. Sonsuz bir gelişmeyi barındırmayan, çevre dostu sürdürülebilir bir kent inşa etmek zorundayız. Son 25 yıllık hormonlu büyüme döneminde çevre varlıkları ve tarım arazilerinin büyük bir kısmı plansız gelişme ve akılsız kentsel yayılma politikalarıyla israf edildi. Yerleşik nüfusun kalabalık olması marifet değildir. Marifet nedir biliyor musunuz, marifet İstanbul'a göç etme nedenlerini ortadan kaldırmaktır. Marifet budur, çılgın proje budur aslında. Eylemsizliğin maliyeti ortada daha ne kadar eylemsiz durabiliriz ki? Ülkemiz iklim ve çevre koşulları açısından yerleşilebilir çok geniş topraklara sahip. Ama nüfusun yüzde 18’i İstanbul'da yaşamakta. Yani her beş kişiden biri İstanbul'da yaşıyor. Gelecek nesillerin hayatını doğrudan etkileyecek bir tarihi buluşmayı şu an gerçekleştiriyoruz. Hepimiz biliyoruz ki bugün kullandığımız kaynaklar sonsuz değil. Çok önemli çevre sorunlarıyla karşı karşıyayken akıl dışı projelere bu ülkenin ihtiyacı yok. İhtiyacımız olan şey doğru bir mekansal planlamadır. Mekansal planlama aslında toprağın, suyun havanın velhasıl hayatın planlanma ve kullanım rehberidir.
2036 YILINDA İSTANBUL’DA NÜFUSUNUN 25 MİLYON OLMASI BEKLENİYOR: Bize armağan olan hayatı hep birlikte yaşıyoruz. Her şey ekonomi değil, her şey para değil. Paradan değerli olan iki önemli şey var. Zaman ve toprak her ikisi de hep azalır hiç çoğalmaz. Bu ikisinin kaybına yol açacak projelerde ısrar etmek akıl karı değildir. Bir kentin nüfusu şayet ortalamanın üzerinde artıyor ise bu bir hastalık belirtisidir. Doğru teşhis ve planlama araçlarıyla etkin bir tedaviye ihtiyaç vardır. Yeni bir yerel yönetim felsefesi mümkün. İnsandan bağımsız gelişen şehrin kendi felsefesini de görmemiz gerekir. Şehir sahnesi, şehrin yaşam senaryosuyla devamlı çatışma halindedir. Bazen şehri müdahalelerle bizler değiştiririz. Bazen de şehrin fiziksel durumu tüm toplumu değiştirir. Bu adı konulmamış gizli bir anlaşma gibidir. Bugün kentlerde yaşayan insanlarımızın can güvenliğini dahi koruyamadık. Yeterince önlem alınmadığı için insanlarımız yaşamlarını kaybetti. Her an kaybetme tehlikesiyle de karşı karşıya. Bir düşünün İstanbul'da son 50 yılda nüfus 14 kat artmış. 2036 yılında İstanbul'un nüfusunun 25 milyon olması bekleniyor. İstanbul'un hem fiziki hem de psikolojik direncini artırmak zorundayız. Ekrem Başkanımız ve Büyükşehir Belediyemizin bu konuda titizlikle çalıştığını önlemleri arttırdığını biliyorum.
SOSYAL MEDYADAN DİRENÇLİ KENT İNŞA EDEMEZSİNİZ: Bugüne kadar önceki yönetimlerin ihmal etmiş olduğu altyapıdan üstyapıya kadar bu dayanıklılık alanında İstanbul Büyükşehir Belediyemizin son derece hassas ve hızlı süreçler yönettiğini de biliyorum. Kıymetli konuklar sorunlarımız ortak. İstanbul'umuzun mevcut ve olası deprem, sel gibi akut şokları, trafik, işsizlik, yoksulluk gibi kronik stresleri var. Bu konuda önemli olan kentin bunların üstesinden gelip ayakta kalabilecek, dayanıklı ve dirençli bir kent haline gelmesidir. Kentsel dayanıklılık bir başka deyişle dirençli kentler. Bu iki kavramı son zamanlarda çokça duyduğunuzun farkındayım. Ancak dirençli kent inşa etmek, sosyal medya paylaşımıyla olmaz. Sosyal medyadan dirençli kenti inşa edemezsiniz. Bu ancak çalışmakla olur. Göreve geldiğimiz ilk günden itibaren dirençli kent Beylikdüzü koyduk. Dayanıklı bir kent inşa etmenin ilk şartı en ince ayrıntısına kadar düşünülmüş bir plandan ve o plana sadık kalmaktan geçiyor. Bizim için dirençli kent Beylikdüzü'nde yaşayan yediden yetmişe her komşumuzun kendini her açıdan güçlü ve dirençli hissetmesidir.
AFETLERE HAZIRLANMAZSANIZ YAPAMADIKLARINIZDAN DOLAYI AFET ERTESİ KILIF ARARSINIZ: Şehirleri afetlerden korumak hepimizin işidir. Afet riskini azaltma sorumluluğu devleti yönetenlerde olsa da özellikle son yıllarda yaşanan afetler yerel yönetimlerin yani bizlerin afet yönetiminde ne kadar kritik bir öneme sahip olduğumuzu gösterdi. Dolayısıyla yerel yönetimler bu alanda güçlendirilmelidir. Şehir plancısı bir belediye başkanı olarak Beylikdüzü'nü her açıdan, her türlü olumsuz duruma karşı hazır, dayanıklı, esnek bir kent haline getirmek için var gücümle çalışıyorum. Genellikle idareler afet öncesinde çalışmalarına kaynak ayırmayıp afet sonrası için tüm kaynaklarını seferber ediyorlar. Afet, politika, dirayet, zeka, yetenek, sezgi, feraset, akıllılık ve kudret. Dirayetli bir toplum olmak zorundayız. İşte bütün mesele bu. Afetlerde, afetlerle yaşamasını öğrenmek zorundayız. Tehlikeleri en az kayıpla atlatabilme becerisini ve kültürünü geliştirmek zorundayız. Şayet afetlere hazırlanmazsanız, yapamadıklarınızdan dolayı afet ertesi kılıf ararsınız. Afet sonrasında da avunursunuz. Biz Beylikdüzü'nde ne kılıf arayacağız ne de avunacağız, üzerimize düşeni fazlasıyla yapacağız. Beylikdüzü aklıyla Beylikdüzü afet yönetim modelini hayata geçirdik. Afeti üç aşamasıyla ele aldığımız tanıtım videolarımızda da gösterildi. Buna ilişkin yaptığımız tesislerde anlatıldı. Bunlardan bahsetmeyeceğim. Çünkü biliyorum afet konusu hepimizin hassasiyeti. Şu an içerisinde bulunduğumuz kapalı pazar ve aynı zamanda spor alanı olarak da kullandığımız afet sonrası destek ve lojistik barınma alanı tesisini hizmete almıştık.
HATAY’DA TAM DONANIMLI ÇADIR KENT İNŞA ETTİK: Biliyoruz ki felaketler ve afetler erdemlerimizi göstereceğimiz zaman dilimleridir. Toplum olarak en büyük erdemimiz dayanışma ve paylaşmaktır. Biz istiyoruz ki depremin, fırtınanın olduğu en zor zaman dilimlerinde dahi bu kentin çorbası kaynasın istiyoruz. Mevcut tehlikelere karşı risk analizlerini yaptık. Afet acil eylem planımızı en kötü senaryoya göre ilçemizin nüfusunun tamamını kapsayacak şekilde hazırladık. Ekrem Başkanımızın döneminde hayata geçirdiğimiz afet bilgi sistemi uygulamasını güncelledik. Teknoloji tabanlı afet müdahale ve koordinasyon sistemimizi de devreye alıyoruz. Her iki tarafın da gördüğünüz insansız hava araçları. Afet anlarında kullanacağız. Afet anında uçabilen insansız hava araçlarından bahsediyorum uçmayanlardan değil bizimkisi. Afet anında uçabilen insansız hava araçlarını da sisteme dahil ettik çok hızlı bir şekilde afet sonrasında analizlerimizi yapacağız. Tüm bu hazırlarımız ülkemizin herhangi bir yerinde muhtemel olası afetlere karşı çok hızlı destek olabilme imkanı sağladı. Elazığ, İzmir depremi, Kastamonu sel felaketi, Muğla, Hatay, Antalya, Çanakkale orman yangınları ve son olarak 6 Şubat depremi. Hatay’da tam donanımlı bir çadır kent inşa ettik. Beylikdüzü’nde kazandırdığımız dayanışma kültürü sayesinde, tüm komşularımız milletimizle tek yürek oldu ve 220 tır yardım malzemesini deprem bölgesine ulaştırdık.
NEFES BİRLİĞİNİ OLUŞTURUYORUZ: Biz Beylikdüzü olarak öncü bir kent olduk. Çalışmalarımızla her zaman örnek olduk ilham olduk. Hatay tecrübesi bize şunu gösterdi. Kenti yönetenler afetzede olabilirler. Yaşadıkları travmanın artık o kenti yönetemez hale gelebilirler. Bu durumu göz ardı etmeden önlem almamız gerektiğini düşündük. Bizler olmasak da kentlerimiz rahatlıkla yönetilebilmeli. Dirençli Kent Beylikdüzü çalışmalarımızdan biri olan 10 mahallemize Beylikdüzü Afet ve Acil Durum Müdahale İstasyonları kurulumlarını gerçekleştiriyoruz. Bu aslında sadece Beylikdüzü’ne değil tüm ülkemize kazandırdığımız yeni bir çözüm olacak. Bu kenti yönetebilecek, desteği, yardımları organize edebilecek her komşumuzun yanında olabilecek bir modeli kurguladık. Her bir istasyon afet durumunda yardıma gelebilecek ekiplerin ihtiyacını karşılayacak ve çok hızlı bir şekilde bölgeyi tanımalarına imkan sağlayacak. Ayrıca olası afet durumunda kentlerimizi emanet edebileceğimiz kentlerimizde yardım ve destek koordinasyonunu üstlenecek bir nefes birliği oluşturuyoruz. Üç belediye birlikte hareket ettiğimiz afet anı nefes birliğini, İzmir Bornova Belediye Başkanımız doktor sevgili dostum Mustafa İduğ ve Zonguldak Devrek Belediye Başkanı Sayın Çetin Bozkurt beyefendiyle bugün imza altına alıyoruz. Nefes birliğine verdikleri katkılardan dolayı her iki belediye başkanımıza da yürekten teşekkür ediyorum.
MADENCİLERİMİZİN DEPREMDE NELER YAPTIĞINI BİLİYORUZ: Devrek Belediye Başkanımız madenci dostlarımızı madencilerimizi de bugün yanlarında getirdiler. Depremde yaptıklarını da biliyoruz. Ben 6 Şubat depreminde madencilerin bölgeye ulaşmasını sağlayan kahraman madencilerimizle birlikte enkazda arama kurtarma çalışmalarına bizzat eşlik eden Nefes birliğimizin de oluşmasına vesile olan Genel Başkan Yardımcımız, Zonguldak Milletvekilimiz Sayın Deniz Yavuzyılmaz’a yürekten teşekkür ediyorum. Bir teşekkürü de İstanbul'un 39 ilçesine adil hizmeti götüren İstanbul'un dirençli hale gelmesi için canla başla çalışan Ekrem başkanıma etmek istiyorum. Kıymetli katılımcılar, değerli konuklar sözlerime son verirken Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün ‘Felaket başa gelmeden evvel önleyici ve koruyucu tedbirleri düşünmek lazımdır geldikten sonra dövünmenin yararı yoktur” sözünden ilhamla kendi kendine yeten afetlere dirençli bir kent için hiç kimseyi dışarıda bırakmadan tüm komşularımıza kulak vererek çalışmaya devam edeceğiz. Hepinize etkinliğimize katılım sağladığınız için ayrı ayrı teşekkür ediyor, hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Hazırlıklı olun sağlıkla kalın.
AKP’NİN ENKAZINI DA BU NEFES BİRLİĞİ KALDIRACAK: Ben bir taraftan da siyasetçi gömleğim var. Biraz da siyasetçi kimliğimle bir cümle kurmak istiyorum. Şimdi size 31 Mart 2024 tarihinde siyasi bir depremden bahsedeceğim kıymetli dostlar. AK Parti iktidarının siyasi depreminden 31 Mart'ta yerel yönetim seçimlerinde çok büyük bir deprem olacak. Enkaz olacak. AK Parti enkazını da bu nefes birliği kaldıracak. Hiç kimsenin şüphesi olmasın biz acil müdahaleye de yetişeceğiz onlara. O enkazı da bu ülkeden kaldırmak bize düşecek”
“Tarihi bir güne tanıklık ediyoruz” diyen CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik şunları söyledi:
BUNUN ADI ÖNCE İNSAN DİYEN SOSYAL DEMOKRAT BELEDİYECİLİK ANLAYIŞIDIR: Hem 6 Şubat depremlerine orada yaşadığımız büyük acıyı, felaketi anlattı hem de İstanbul'un deprem gerçekliğini hepimiz biliyoruz ve biz de ne yazık ki başkanımın da ifade ettiği gibi hep afetler, depremler yaşandıktan sonra müdahale edilir. Burada şu yönüyle tarihi bir gün henüz İstanbul'da deprem gerçekleşmeden Beylikdüzü afet yönetim modeliyle bir ön hazırlık çalışmasının yapıldığını ve Beylikdüzü'nün nasıl dirençli bir kent haline getirildiğini kıymetli başkanımız bize anlattı ve yine Devrek Belediye Başkanımız, Bornova Belediye Başkanımız ve Beylikdüzü Belediye Başkanımız bu modeli ortaklaştırarak bir çalışma yürütüyorlar. Bu şu anlama geliyor. Bunun adı önce insan diyen sosyal demokrat belediyecilik anlayışıdır. Ben burada üç belediye başkanımıza da ve Beylikdüzü Belediye Başkanımız Sayın Mehmet Murat Çalık'a sonsuz ve yürekten teşekkür ediyorum. Bir teşekkürü de İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Ekrem İmamoğlu'na buradan hep birlikte gönderelim. Başkanımın da ifade ettiği gibi dere yatakları imara açıldı, askeri alanlar imara açıldı, İstanbul'un yeşil alanları imara açıldı ve kendi ifadeleriyle İstanbul’a ihanet ettiler.
TOKİ'NİN MAĞDUR ETTİĞİ İNSANLAR PROTESTOLAR GERÇEKLEŞTİRİYORLAR: Ancak 2019’dan bu yana deprem konusunda İstanbul'da çok önemli çalışmalar yapılıyor. Bunları çok uzun konuşabiliriz. Ama birkaç tanesini size örneklemek istiyorum. Büyükşehir belediye başkanımız bir deprem çalıştayı gerçekleştirdi imar planları hayata geçirildi. ‘İstanbul Yenileniyor’ projesiyle çok önemli adımlar atıldı İstanbul'da. İstanbul Yenileniyor projesiyle riskli yapılara faizsiz krediler, kredi imkanları sunuldu. Yine riskli yapılarda yaşayan insanlara kira desteği sunuldu. Kiptaş çok önemli çalışmalar yapıyor. TOKİ'nin kiyle kıyasladığımızda özellikle çok yakın zamanda televizyonlara yansıyan görüntüleri izledik. TOKİ'nin her gün mağdur ettiği insanlar, protestolar gerçekleştiriliyor. Ancak Büyükşehir Belediyesi bünyesinde KİPTAŞ, 15 ayda 18 ayda sosyal konutları İstanbullulara sunuyor. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımız bir hızlı tarama yöntemiyle İstanbul'un riskli binalarını tespit ediyor. Mobil kentsel dönüşüm ofisleri ile bu riskli binalarla ilgili yapılabilecekleri İstanbul halkına anlatılıyor, anlatılmaya devam edecek. Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Ekrem İmamoğlu'na da büyük bir teşekkürü deprem konusunda yaptığı çalışmalarla ilgili hep birlikte göndererek hepinize saygılarımı ve sevgilerimi sunuyorum”
“AFAD ve AKP Hükümeti ne kadar sorumsuzluk yaptığının dair farkında değil” diyen CHP Genel Başkan Yardımcısı Deniz Yavuzyılmaz da şunları söyledi:
"AFAD VE AKP HÜKÜMETİ NE KADAR SORUMSUZLUK YAPTIĞININ FARKINDA DEĞİL: Deprem nedir ve insanda ne izler bırakır tamamlayıcı bir konuşma olması bakımından ben bunları anlatmak istiyorum. Depremin 17’inci günü benimle birlikte bulunan madencilerle birlikte Maraş’tan ayrıldığımızı gün, çalıştığımız son enkazda, son çıkardığımızı cenaze bir bebek cenazesiydi. Cenazeyi çıkardık ben kucağımda bebek cenazesini sağlık ekiplerine verirken, bebeğin annesi ve babası bana sarıldılar ve bana teşekkür ettiler. Onlar teşekkür ettiğinde ben insanlık adına utandım. Enkazın altından bebeklerinin cenazesini onlara verebildiğimiz için insanların minnet duyup teşekkür ettiği bir dünyadayız ve bir ülkedeyiz ve AFAD ve AKP hükümeti ne kadar sorumsuzluk yaptığının dair farkında değil. Maraş depremleri oldu ulaşım iletişim çöktü güvenlik ortadan kalktı. Depremin yedinci gününde telefonum çaldı ve bir kız kardeşim arıyor dedi ki Deniz Bey depremin yedinci günü yani arama kurtarmada canlı bulma ihtimalinizin neredeyse mucize olarak tanımlandığı saatler. ‘Enkazın altında dayımdan bir mesaj geldi’ dedi. Kendisi de Maraş’ı terk etmiş artık canını kurtarma ihtimali görmedikleri için. Mesajı göndermesini istedim. Ekran görüntüsünü gönderdi ve gerçekten beni aramadan on dakika önce büyük harflerle yardım yazıyor. Madenci ekibiyle birlikte o konuma gittik. Bir termal kamera bulduk. Binayı inceledik, inceliyoruz ama hayatta olan kimse yok, uzun süre çalıştık ve neticede bu kız kardeşimin dayısının cenazesine ulaştık. Ancak zaten çok uzunca bir süre önce aslında vefat ettiği anlaşıldı. Peki bu mesaj nasıl geldi?
BİRÇOĞU DONARAK ÖLDÜLER: Aslında deprem olduktan sonra özellikle ilk üç gün vatandaşlarımızın önemli bir bölümü çoğu hayatta kaldılar. Bir yaşam alanı buldular vücutlarında vücut bütünlüğünde hiçbir bozulma olmamasına rağmen donarak hayatlarını kaybettiler. Yardım mesajları kimseye ulaşmadı, yakınlarına ulaşmadı çünkü baz istasyonları çökmüştü, çünkü iletişim kopmuştu. Daha da kötüsü ne olmuştu AK Parti hükümeti internet yavaşlatması yapmıştı. O internet yavaşlatıldığında o enkazın altında kalıp, hayatta kalan çocuğu, genci ileri yaştaki olan insanlar maalesef yardım mesajlarını, çığlıklarını yetkililere duyuramadılar ve hayatını kaybettiler. Deprem böyle tedbir almadığınızda acı sonuçlar doğuruyor. On binlerce vatandaşımız hayatını kaybetti. Resmi olarak 50 binin üzerinde can kaybı var çok daha fazlası olduğunu biliyorum çünkü Maraş'taki mezarlıkta kimsesizler mezarlığa adı verilen yerde yatan binlerce kişinin olduğunu bizzat biliyorum. Deprem canımızı yaktı aslında tedbir almak mümkündür. AK Parti bu tedbirleri almak yerine deprem olduktan sonra deprem sürecini yönetmeye çalışmakla kaldı ve AFAD’ın kendisi de bir afete dönüştü.
AKP, MADENCİLERİN DEPREMDE NE KADAR ETKİN BİR GÖREV ALACAĞINDAN UYARDIĞIMIZ HALDE BİHABER: Deprem acımızı yaktı. Ancak Maraş depremleri olmadan önce İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Ekrem İmamoğlu ile birlikte çalışmaya başlamıştık. Olası bir İstanbul depreminde Zonguldak’ta bulunan ve dünyanın en iyi arama kurtarmacıları olarak da kabul edilen Türkiye Taşkömürü Kurumu madencilerinin deniz köprüsü kurularak deprem olduktan hemen sonra İstanbul'a ulaşıp, İstanbullu vatandaşlarımızı enkazın altından kurtarması için bir proje başlatmıştık. Bu nedenle madencilerin bir deprem anında bölgelere hızla ulaştırmaları gerektiğini biliyorduk. Bir acil durum eylem planı vardı, o planı biz Maraş için, Maraş merkezli depremler için, deprem bölgesi olarak harekete geçirdik ancak AK Parti madencilerin depremde ne kadar etkin bir görev alacağı konusundan maalesef uyardığımız halde bihaberdi ve binlerce madenci deprem olduktan sonra ancak 3 gün sonra bölgeye ulaştı yine yüzlerce can kurtardılar. Ancak her şey için çok geçti. 2019 yılında İstanbul ve Türkiye için belediyecilik tarihi yeniden yazılmaya başladı. Bunu çok kıymetli İBB Başkanı İmamoğlu sizlerin desteği ile bugüne kadar başardı. Beylikdüzü'nden yani Ekrem başkanın da belediyecilik tarihini aslında gerçekte yani kitabın ilk sayfası diyelim yazmaya başladığı yerden yeni bir tarih yazıyoruz ve burada da Beylikdüzü Belediye Başkanımız Sayın Mehmet Murat Çalık'ın önderliğinde bir nefes birliği kuruyoruz ve tüm Türkiye'ye örnek olacak deprem olmadan önce nasıl tedbir alınır kitabını yeniden yazmaya başlıyoruz.
İŞTE BURADA LİYAKAT VAR: Ben başta burada bu çalışmalara imza atan, insansız hava araçlarıyla birlikte deprem olmadan önce, hava fotoğraflarını çekip deprem olduktan hemen sonra uydu fotoğrafları ve hava fotoğraflarını yapay zekayla hızlı bir şekilde birleştirerek nerede ne tip bir sorun var, yıkılan bir bina var mı? varsa kaç katlı bu kaç katta kimler oturuyor? Kimler yaşıyor? Bunu hızlı bir şekilde tespit edip yani Maraş depremlerinde yapılmayanı burada yaparak Beylikdüzü'nü güvenlik altına alma planını ortaya koyan bu konuda emek harcayan belediye başkanımızdan burada bulunan tüm belediye personeline ve bu konuda çalışan uzmanların hepsine ayrı ayrı şükranlarımı sunuyorum. Burada bir üçgen oluşturuyoruz aslında. Bir yaşam üçgeni aslında oluşturuyoruz. Biri İstanbul Beylikdüzü, bunun bir köşesi, bir köşesi yine Türkiye'nin de bir köşesi İzmir Bornova. Diğer bir köşesi de Karadeniz'in incisi Zonguldak Devrek ilçemiz. Burası bir yaşam üçgenini tüm İstanbul için kuruyor, herkese örnek olsun diyorum. Özellikle bu lansmanı AK Partili belediye başkanlarının mutlaka izlemesini tavsiye ediyorum. AK Parti İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Sayın Murat Kurum diyor ki ‘Depremle etkin mücadele etmek için yerel yönetim ve merkezi yönetim aynı partide olmalı’ diyor. Bunun yaşanmışı var. Kahramanmaraş'ta yerel yönetim AK Parti'de merkezi yönetim AK Parti'de peki sonuç? Sonuç felaket. Demek ki neye ihtiyacımız var? İhtiyacımız liyakat ve liyakat nedeniyle de bu liyakatsizlikler nedeniyle yaşanan felaketleri ortadan kaldırmak. Burada bu sahnede tüm belediye başkanlarımızla birlikte söylüyorum ki işte burada liyakat var. Olası bir İstanbul depremi için bir yıl sonra veya bir ay sonra veya bir hafta sonra veya bir hafta içinde yaşanacak olsa bile burada en güçlü adımları atan takım var Cumhuriyet Halk Partisi var”
Yorumlar
Yorum Yapın
İlginizi Çekebilir
Alihan Kuriş Soruşturmasında Masak Raporu: Aile Çevresinde 1818 Tapu İşlemi Mercek Altında
Alihan Kuriş soruşturmasında hazırlanan MASAK raporunun ayrıntıları ortaya çıktı. Dört isimde toplam 1818 tapu işlem kaydı tespit edildi; banka ve mal varlığı hareketleri incelemeye alındı.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen Alihan Kuriş soruşturmasında mali hareketlere ilişkin dikkat çeken ayrıntılar ortaya çıktı. MASAK tarafından hazırlanan raporda, Kuriş ailesi ve yakınlarının mal varlığı, banka hareketleri ve taşınmaz devirleri incelendi. Dört kişinin TAKBİS kayıtlarında toplam 1818 tapu işlem kaydı tespit edilirken, aile içindeki taşınmaz devirleri ve para hareketleri de incelemeye alındı.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının yürüttüğü ve kamuoyuna “Alihan Kuriş çıkar amaçlı suç örgütü” soruşturması olarak yansıyan dosyada Mali Suçları Araştırma Kurulu’nun (MASAK) hazırladığı raporun ayrıntıları gündeme geldi.
Raporda Alihan Kuriş'in yanı sıra eşi ve her iki tarafın birinci ve ikinci derece yakınlarının mal varlıkları ile mali hareketlerinin incelendiği belirtildi.
Özellikle 2016 sonrasında meydana gelen mal varlığı değişiklikleri, aile bireyleri arasındaki taşınmaz devirleri, banka transferleri ve kayıtlı mali durumla mal varlıkları arasındaki uyum üzerinde duruldu.
DÖRT İSİMDE TOPLAM 1818 TAPU İŞLEM KAYDI
MASAK raporunda yer alan TAKBİS kayıtları dikkat çekici bir tablo ortaya koydu.
Rapora göre Alihan Kuriş'in annesi Ayşe Gülderen Denizolgun Kuriş adına 646, babaannesi Nevin Kuriş adına 539, babası Mahmut Sabri Kuriş adına 207, eşi Seda Kuriş'in babası Mustafa Kösemusul adına ise 426 gayrimenkul işlem kaydı tespit edildi.
Bu dört kişinin kayıtları toplandığında sayı 1818 tapu işlemine ulaşıyor.
Ancak bu rakam 1818 ayrı gayrimenkul bulunduğu anlamına gelmiyor. TAKBİS kayıtları satış ve alımların yanı sıra miras intikali, ifraz, tevhit, cins değişikliği, kat irtifakı ve çeşitli mülkiyet işlemlerini de kapsıyor.
646 İŞLEMDE ÇOK SAYIDA TAŞINMAZ TÜRÜ
Alihan Kuriş'in annesi Ayşe Gülderen Denizolgun Kuriş'e ilişkin 646 işlem kaydında yalnızca konut ve arsalar bulunmuyor.
MASAK raporuna yansıyan kayıtlarda büro, dükkân, imalathane, kahvehane, lokanta, mesken, zeytinli tarla, kuyulu tarla ve farklı nitelikte arsalar bulunuyor.
Bazı taşınmazların aile üyelerinden geçtiği, bazılarının ise üçüncü kişilere veya şirketlere devredildiği kayıtlara yansıdı.
Raporda bazı taşınmazlar üzerindeki haciz ve tedbir kayıtlarına da dikkat çekildi.
KARDEŞİN BANKA HAREKETLERİ DE İNCELENDİ
MASAK'ın incelemesinde Alihan Kuriş'in kardeşi Hilmi Tuna Kuriş'in taşınmaz ve banka hareketlerine de yer verildi.
Özellikle 2024-2026 dönemindeki miras, satış ve mülkiyet işlemleri incelenirken, banka transferlerinin on milyonlarca liraya ulaştığı raporda kaydedildi.
Bazı taşınmazlarda icrai haciz, ihtiyati tedbir ve el koyma kararlarının bulunduğu da rapora yansıdı.
Miras yoluyla edinilen varlıkların daha sonra gerçekleştirilen devirleri ile banka hesaplarındaki para hareketlerinin birlikte değerlendirilmesinin önem taşıdığı belirtildi.
TAŞINMAZLAR İKİ KUŞAK BOYUNCA EL DEĞİŞTİRDİ
Raporda Kuriş ailesindeki miras hareketleri de ayrıntılı şekilde ele alındı.
Alihan Kuriş'in 2022 yılında hayatını kaybeden babaannesi Nevin Kuriş'ten çok sayıda taşınmazın mirasçılara geçtiği, bunların bir bölümünün Mahmut Sabri Kuriş'e intikal ettiği kaydedildi.
Mahmut Sabri Kuriş'in 2024'te hayatını kaybetmesinin ardından söz konusu mal varlıklarının bir bölümünün Alihan Kuriş ve kardeşi Hilmi Tuna Kuriş'in de aralarında bulunduğu mirasçılara geçtiği belirtildi.
MASAK raporunda bu taşınmazların hangilerinin miras, hangilerinin bedelli satış yoluyla devredildiği ve satış söz konusuysa bedellerin banka kayıtlarına yansıyıp yansımadığının incelenmesinin önemine işaret edildi.
2,4 MİLYON LİRALIK PARA AYNI GÜN OTOMOTİV ŞİRKETİNE GİTTİ
Raporda Alihan Kuriş'in eşi Seda Kuriş'in banka hareketleriyle ilgili de dikkat çeken bir işlem bulunuyor.
Banka kayıtlarına göre 5 Eylül 2023 tarihinde Mehmet Özmen isimli kişiden Seda Kuriş'in hesabına 2 milyon 406 bin 650 lira gönderildi.
Aynı gün bu paranın 2 milyon 406 bin 344 lirası Mercedes-Benz Otomotiv Ticaret ve Hizmetler AŞ'ye aktarıldı.
Raporda yaklaşık 2,4 milyon liralık tutarın üçüncü bir kişiden gelmesi nedeniyle para transferinin tarafları arasındaki hukuki veya ticari ilişkinin açıklığa kavuşturulması gerektiği değerlendirmesine yer verildi.
KAYINPEDERİN KAYITLARINDA 426 İŞLEM
Seda Kuriş'in babası Mustafa Kösemusul'un TAKBİS kayıtları da MASAK incelemesinde yer aldı.
Rapora göre Kösemusul adına halen üç taşınmaz bulunmasına rağmen geçmiş kayıtlarında 426 ayrı gayrimenkul alış ve satış işlemi görüldü.
Raporda Kösemusul'un geçmiş banka hareketleri, şirket ortaklıkları ve yöneticilikleriyle birlikte söz konusu tapu işlemlerinin ekonomik gerekçelerinin ve alış-satış bedellerinin banka kayıtlarıyla karşılaştırılması gerektiği belirtildi.
BANKA İŞLEM HACMİNDE YAKLAŞIK 5 KAT ARTIŞ
MASAK raporunda Seda Kuriş'in kardeşi Ayşe Nur Bedir'in banka hareketlerine ilişkin tespitler de bulunuyor.
Bedir'in bankacılık işlem hacminin 2023 yılında önceki yıllara göre yaklaşık 5 kat arttığı kaydedildi.
Aynı kişinin üzerine beş tarla ile iki aracın kayıtlı olduğu ve iki şirkette ortaklığının bulunduğu rapora yansıdı.
MASAK, taşınmaz ve araç edinimleriyle banka hesaplarındaki hareket artışının birlikte incelenmesi gerektiği değerlendirmesinde bulundu.
ÜZERİNE MAL VARLIĞI KAYITLI DEĞİL, HESAPLARINDA 5,5 MİLYON LİRAYI AŞAN GİRİŞ
Rapordaki dikkat çekici bölümlerden biri de Seda Kuriş'in annesi Zeynep Kösemusul'a ilişkin banka kayıtları oldu.
Rapora göre adına şirket ortaklığı, araç veya gayrimenkul kaydı bulunmayan Kösemusul'un 2016-2026 dönemindeki banka hesaplarında 5 milyon 550 bin liranın üzerinde para girişi, yaklaşık 3 milyon 800 bin lira para çıkışı tespit edildi.
MASAK raporunda söz konusu para hareketlerinin kaynağı ile aile bireyleri arasındaki transferlerin ekonomik faaliyetlerle uyumunun açıklığa kavuşturulması gereken konular arasında olduğu ifade edildi.
MASAK ÜÇ ANA BAŞLIĞA ODAKLANDI
Raporda aile ve yakın çevrenin mali hareketleri birlikte değerlendirildiğinde üç başlık öne çıktı:
Yüksek sayıdaki tapu işlem kayıtları, kuşaklar arasında gerçekleşen taşınmaz devirleri ve taşınmaz/araç edinimleriyle aynı dönemlere denk gelen banka hareketleri.
Soruşturma kapsamında taşınmazların gerçek satış bedelleri, bu bedellerin banka sistemine yansıyıp yansımadığı, birbirine yakın tarihlerde yapılan tapu işlemleri, araçların finansman kaynakları ve kişilerin kayıtlı gelirleriyle mal varlıkları arasındaki uyumun incelendiği belirtildi.
SORUŞTURMA DEVAM EDİYOR
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında 13 Ağustos'ta 17 ilde eş zamanlı operasyon gerçekleştirilmişti.
Operasyonda, aralarında Alihan Kuriş'in de bulunduğu 49 şüpheliden 30'u gözaltına alınmış, Alihan Kuriş ile bazı şüpheliler hakkında tutuklama kararı verilmişti.
Soruşturma kapsamında şüphelilere “suç örgütü kurma ve yönetme”, “suç örgütüne üye olma”, “suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama”, “kamu kurum ve kuruluşları zararına dolandırıcılık” ve “Vergi Usul Kanunu'na muhalefet” suçlamaları yöneltiliyor.
Soruşturma ve yargı süreci devam ederken, MASAK raporunda yer alan mali tespitlerin hukuki değerlendirmesi yetkili yargı mercileri tarafından yapılacak.
Nafakada Yeni Dönem Hazırlığı: Süresiz Nafaka Yerine Evlilik Süresine Göre Model
Türkiye’de uzun süredir tartışılan süresiz yoksulluk nafakasına ilişkin yeni bir model üzerinde çalışılıyor. Kamuoyuna yansıyan taslak düzenlemeye göre nafakanın evlilik süresi dikkate alınarak belirlenmesi, kısa süreli evliliklerde ise 5 yıllık asgari sürenin esas alınması gündemde. Çalışmada hâkime özel durumlarda nafaka süresini uzatma yetkisi verilmesi de değerlendiriliyor.
Boşanma sonrası yoksulluk nafakasına ilişkin sistemin değiştirilmesine yönelik çalışmalar yeniden gündemde. Üzerinde çalışıldığı belirtilen yeni modelde, mevcut sistemdeki süresiz nafaka uygulamasının yerine belirli süreye dayanan bir yapının getirilmesi öngörülüyor.
Ancak kamuoyuna yansıyan düzenleme henüz yürürlüğe girmiş bir kanun değil. Yeni sistemin uygulanabilmesi için düzenlemenin kanun teklifi haline gelerek TBMM’ye sunulması ve yasama sürecinin tamamlanması gerekiyor.
KISA EVLİLİKTE DE 5 YIL NAFAKA GÜNDEMDE
Taslakta dikkat çeken başlıklardan biri kısa süreli evlilikler.
Üzerinde çalışılan modele göre evlilik yalnızca 6 ay veya 1 yıl sürmüş olsa dahi yoksulluk nafakasının 5 yıldan daha kısa süreyle verilmemesi değerlendiriliyor.
Böylece 5 yılın, nafaka süresi açısından bir alt sınır olarak uygulanması gündeme geliyor.
Bu düzenlemeyle boşanma sonrasında ekonomik açıdan güçlük yaşayabilecek eşe sosyal ve ekonomik hayata yeniden uyum sağlayabilmesi için belirli bir geçiş süresi tanınması amaçlanıyor.
EVLİLİK SÜRESİNİN YARISI ESAS ALINABİLİR
Yeni sistemde nafakanın ne kadar süreyle ödeneceğinin belirlenmesinde evlilik süresinin dikkate alınması planlanıyor.
Kamuoyuna yansıyan taslağa göre hesaplamada evliliğin başladığı tarih ile boşanma davasının açıldığı tarih arasındaki süre dikkate alınacak.
Nafaka süresinin belirlenmesinde ise evlilik süresinin yarısının esas alınması üzerinde duruluyor.
Bu hesaplama sonucunda ortaya çıkan süre 5 yılın altında kalırsa asgari 5 yıllık nafaka süresinin uygulanması öngörülüyor.
HÂKİME UZATMA YETKİSİ VERİLEBİLİR
Yeni modelin dikkat çeken bir başka noktası ise 5 yıllık sürenin her durumda kesin bir bitiş tarihi olmayacak olması.
Nafaka alan kişinin ileri yaşta olması, sağlık sorunları yaşaması veya çalışma gücünü kaybetmesi gibi özel koşullarda hâkimin nafaka süresini uzatabilmesi değerlendiriliyor.
Mahkemenin karar verirken kişinin ekonomik durumunu, gelir elde etme imkânını, çalışma kapasitesini ve kendi geçimini sağlayıp sağlayamayacağını göz önünde bulundurması planlanıyor.
EK NAFAKA İÇİN 1 YILLIK SÜRE
Taslak çalışmada nafaka süresi sona ermesine rağmen ekonomik mağduriyeti devam eden kişiler için yeniden mahkemeye başvuru imkânı da bulunuyor.
Buna göre gerekli şartları taşıyan nafaka alacaklısının, nafakanın sona ermesinden itibaren 1 yıl içerisinde mahkemeye başvurarak ek süre talep edebilmesi gündemde.
Bir yıllık başvuru süresinin geçirilmesi halinde ise uzatma talebinin yapılamaması öngörülüyor.
AYLIK NAFAKA TOPLU ÖDEMEYE ÇEVRİLEBİLECEK
Çalışmada yalnızca nafakanın süresi değil, ödeme yöntemi konusunda da değişiklik yapılması değerlendiriliyor.
Başlangıçta aylık olarak ödenmesine karar verilen nafakanın, daha sonraki aşamada mahkeme kararıyla toplu ödemeye dönüştürülebilmesinin önü açılabilir.
Hâkimin böyle bir karar verirken tarafların mali durumunu, ödemenin sürdürülebilirliğini ve toplu ödemenin nafaka alacaklısı üzerindeki sonuçlarını değerlendirmesi öngörülüyor.
Böylece uygun şartların oluşması halinde boşanan eşler arasındaki yıllarca devam edebilen mali ilişkinin tek seferlik ödeme ile sona erdirilmesi mümkün olabilecek.
MAL PAYLAŞIMINDA DA SÜRE DEĞİŞİKLİĞİ GÜNDEMDE
Hazırlık yalnızca nafaka sistemiyle sınırlı değil.
Boşanmanın ardından açılan mal rejiminin tasfiyesine ilişkin davalarda uygulanan zamanaşımı süresinin de değiştirilmesi gündemde.
Mevcut durumda 10 yıl olarak uygulanan sürenin 5 yıla indirilmesi üzerinde çalışıldığı belirtiliyor.
Düzenlemenin yasalaşması halinde boşanan eşlerin katılma alacağı, değer artış payı ve mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan talepleri bakımından daha kısa sürede hukuki yollara başvurması gerekebilecek.
NAFAKA SADECE KADINLARA ÖDENMİYOR
Kamuoyunda zaman zaman yanlış bilinen bir diğer konu ise yoksulluk nafakasının yalnızca kadınların yararlanabildiği bir hak olduğu düşüncesi.
Mevcut Türk Medeni Kanunu'na göre yoksulluk nafakası cinsiyete bağlı bir hak değil. Boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek ve kusuru diğer eşten daha ağır olmayan taraf, gerekli şartların oluşması halinde nafaka talebinde bulunabiliyor.
Dolayısıyla şartları taşıyan erkek eşin de yoksulluk nafakası talep etmesi mümkün.
MEVCUT NAFAKALAR ŞİMDİLİK DEĞİŞMİYOR
Yeni düzenlemeyle ilgili en önemli ayrıntı ise çalışmaların henüz taslak aşamasında bulunması.
Kamuoyuna yansıyan 5 yıllık asgari süre, evlilik süresinin yarısı kadar nafaka, toplu ödeme ve diğer düzenlemeler bugün itibarıyla mevcut nafaka kararlarını kendiliğinden değiştirmiyor.
Düzenlemenin önce kanun teklifine dönüşmesi, TBMM’de komisyon ve Genel Kurul süreçlerinden geçmesi gerekiyor.
Teklif yasalaşırsa mevcut nafaka kararlarının yeni sistemden etkilenip etkilenmeyeceği, devam eden boşanma davalarının hangi hükümlere tabi olacağı ve geçmiş dosyalar için nasıl bir geçiş sistemi uygulanacağı kanunun kesinleşen metniyle belli olacak.
TOBB Erzurum Kadın Girişimciler Kurulu Ağustos Ayı Toplantısını TKDK’da Gerçekleştirdi
TOBB Erzurum Kadın Girişimciler Kurulu, Ağustos ayı toplantısını TKDK Erzurum İl Koordinatörlüğü’nde yaptı. Toplantıda kadın girişimcilere yönelik hibe, yatırım ve kırsal kalkınma destekleri ele alındı.
Erzurum Ticaret ve Sanayi Odası (ETSO) bünyesinde faaliyet gösteren TOBB Erzurum Kadın Girişimciler Kurulu (KGK), Ağustos ayı olağan toplantısını TKDK Erzurum İl Koordinatörlüğü ev sahipliğinde gerçekleştirdi. Toplantıda kadın girişimciliğine yönelik çalışmalar değerlendirilirken, TKDK’nın hibe ve destek programları hakkında kurul üyelerine bilgi verildi.
KADIN GİRİŞİMCİLER TKDK’DA BİR ARAYA GELDİ
TOBB Erzurum Kadın Girişimciler Kurulu (KGK), Ağustos ayı olağan toplantısını Kurul Başkanı Kübra Alioğulları başkanlığında gerçekleştirdi.
Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu (TKDK) Erzurum İl Koordinatörlüğü’nün ev sahipliğinde gerçekleştirilen toplantıda, kurulun yürüttüğü çalışmalar ve önümüzdeki döneme ilişkin faaliyetler ele alındı.
TEMMUZ AYINDA YAPILAN ÇALIŞMALAR DEĞERLENDİRİLDİ
Toplantının açılışının ardından gündem maddelerinin görüşülmesine geçildi.
Kurul üyeleri, Temmuz 2026 döneminde KGK İcra Kurulu tarafından gerçekleştirilen faaliyetleri değerlendirerek yürütülen çalışmaların sonuçları hakkında görüş alışverişinde bulundu.
Kadınların girişimcilik hayatında daha etkin rol almalarını desteklemeye yönelik gerçekleştirilen faaliyetler ve önümüzdeki dönemde atılabilecek yeni adımlar da toplantının gündeminde yer aldı.
TKDK HİBE VE DESTEKLERİ KADIN GİRİŞİMCİLERE ANLATILDI
Toplantının önemli gündem başlıklarından birini ise TKDK tarafından yatırımcılara sağlanan hibe ve destek programları oluşturdu.
TKDK yetkilileri tarafından kurul üyelerine; tarım, kırsal kalkınma ve üretime yönelik yatırım olanakları hakkında kapsamlı bir bilgilendirme yapıldı.
Sunumda özellikle kadın girişimcilere yönelik avantajlar, uygulanabilecek hibe oranları ve proje başvuru süreçlerine ilişkin detaylar aktarıldı.
KADIN GİRİŞİMCİLİĞİNİN GELİŞTİRİLMESİ İÇİN GÖRÜŞ ALIŞVERİŞİ
Toplantıda TKDK desteklerinden kadın girişimcilerin daha etkin şekilde yararlanabilmesi ve Erzurum’da kadın girişimciliğinin geliştirilmesine yönelik yapılabilecek çalışmalar konusunda karşılıklı görüş alışverişinde bulunuldu.
TOBB Erzurum Kadın Girişimciler Kurulu’nun Ağustos ayı olağan toplantısı, değerlendirmelerin ardından sona erdi.
Avcılar Belediyesi'nin Futbol Turnuvasında Yarı Final Heyecanı
Avcılar Belediyesi Gençlik ve Spor Müdürlüğü tarafından düzenlenen Mahalleler Arası Futbol Turnuvasında yarı finale yükselen takımlar belli oldu.
Avcılar Belediyesi Gençlik ve Spor Müdürlüğü tarafından düzenlenen Mahalleler Arası Futbol Turnuvasında yarı finale yükselen takımlar belli oldu. İlçenin farklı mahallelerinden 12 takımın katıldığı organizasyonda Üniversite, Firuzköy, Mustafa Kemal Paşa, Gümüşpala ve Yeşilkent mahallelerinden sporcular şampiyonluk için mücadele etti.
12 TAKIM ŞAMPİYONLUK İÇİN SAHAYA ÇIKTI
Avcılar Belediyesi Atatürk Stadyumu’nda oynanan karşılaşmalarda takımlar, grup ve eleme müsabakalarında üst tura yükselmek için mücadele etti. Karşılaşmaların tamamlanmasıyla birlikte turnuvanın son dört takımı da netleşti.
Farklı mahallelerden sporcuları aynı organizasyonda buluşturan turnuva, ilçedeki futbol heyecanını da sahaya taşıdı. Avcılar Belediyesi’nin düzenlediği organizasyon, sporculara mücadele etme ve yeteneklerini sergileme fırsatı sundu.
YARI FİNAL HEYECANI
Turnuvada yarı finale yükselen ekipler Ateşoğlu Spor, Avcılar Balkan Spor, Trafo Spor ve Avcılar Murat Kölük Devlet Hastanesi oldu.
Dört takım, finale yükselmek için yarı final mücadelesini verirken, turnuvada finale çıkacak iki takım belli oldu.
ŞAMPİYONLUK İÇİN SON VİRAJ
Turnuvada yarı final karşılaşmalarının tamamlanmasının ardından finale yükselen takımlar da belli oldu. Rakiplerini mağlup eden Avcılar Balkan Spor ve Ateşoğlu Spor, şampiyonluk kupası için finalde karşı karşıya gelecek.
Avcılar Belediyesi, ilçede sporun daha geniş kesimlere ulaşması ve amatör sporcuların desteklenmesi amacıyla sportif organizasyonlara ev sahipliği yapmayı sürdürüyor. Turnuva kapsamında bir araya gelen takımlar, hem rekabet hem de sporun kent yaşamındaki buluşturucu yönünü sahaya yansıttı.
Şampiyonluk için son iki takımın kaldığı turnuvada gözler artık final karşılaşmasına çevrildi. Avcılar Balkan Spor ile Ateşoğlu Spor’un mücadele edeceği final maçının ardından şampiyon takım belli olacak. Dereceye giren takımlara kupa ve madalyaları takdim edilecek.
Teoman Mutlu: “Siyasi Partiler Temiz, Güvenilir ve Donanımlı Olmalıdır”
Yerli ve Milli Parti Genel Başkanı Teoman Mutlu, siyasi partilerde dürüstlük, liyakat ve şeffaflık çağrısı yaptı. Mutlu, Siyasi Partiler Kanunu ve seçim mevzuatının yeniden ele alınmasını istedi.
Yerli ve Milli Parti Genel Başkanı Teoman Mutlu, Türkiye’de siyasi partilerin demokrasinin temel unsurlarından biri olduğunu belirterek dürüstlük, liyakat ve şeffaflık vurgusu yaptı. Siyasi partiler hakkındaki iddia ve suçlamaların somut deliller ve hukuk çerçevesinde ele alınması gerektiğini söyleyen Mutlu, Siyasi Partiler Kanunu ve seçim mevzuatının da yeniden değerlendirilmesi çağrısında bulundu.
“SİYASİ PARTİLER DEMOKRASİNİN TEMELİDİR”
Yerli ve Milli Parti Genel Başkanı Teoman Mutlu, siyasi partilerin seçim sistemi ve devlet yönetimindeki rolüne ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Siyasi partilerin demokrasinin işleyişinde önemli bir yere sahip olduğunu belirten Mutlu, parti kadrolarının dürüst, liyakatli ve donanımlı kişilerden oluşması gerektiğini söyledi.
Mutlu, şu ifadeleri kullandı:
“Parti olmazsa seçim olmaz. Ciddi bir siyasi parti, insan yetiştiren bir okuldur. Devleti seçimi kazanan parti yönetiyor, Cumhurbaşkanı da partinin içinden çıkıyor. O hâlde iktidarıyla muhalefetiyle siyasi partilerin üzerine titremek ve temiz kalmaları için gayret göstermek gerekir.”
TEOMAN MUTLU’DAN LİYAKAT VE DÜRÜSTLÜK VURGUSU
Yerli ve Milli Parti’de bu anlayış doğrultusunda hareket ettiklerini ifade eden Mutlu, parti kadrolarının niteliğine önem verdiklerini belirtti.
Mutlu, “Parti mensuplarımızın temiz, dürüst ve mutlaka donanımlı olması için çalışıyorum. Çok şükür ülkeme tertemiz bir parti kazandırdım. Kendi evimin önünü temiz tutuyorum.” dedi.
“BÜTÜN PARTİLER ŞAİBEDEN UZAK OLMALIDIR”
Siyasi etik ve kamuoyu güveninin yalnızca tek bir partinin meselesi olarak değerlendirilemeyeceğini savunan Mutlu, Türkiye’de faaliyet gösteren bütün siyasi partilerin şeffaflık konusunda hassas davranması gerektiğini söyledi.
CHP hakkında kamuoyuna yansıyan iddialara da değinen Mutlu, şu değerlendirmede bulundu:
“Devleti kuran bir parti olarak CHP’nin de hakkında ortaya atılan iddiaları açıklığa kavuşturması, temiz ve güvenilir bir yapıyı koruması hepimizi ilgilendirir.”
Mutlu, farklı siyasi partiler hakkında çeşitli yapı veya gruplarla ilişkilere yönelik iddiaların zaman zaman gündeme gelebileceğini belirterek bu tür suçlamaların söylentiler üzerinden değil, somut deliller ve hukuk çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini savundu.
“İnsanın olduğu her yerde problem olabilir, menfaat insanları şaşırtabilir. Yöneticilerin görevi buna karşı dikkatli olmak ve partilerinin itibarını korumaktır.” ifadelerini kullandı.
“CİDDİ SUÇLAMALAR KARŞISINDA HUKUKİ YOLLARA BAŞVURULMALI”
Siyasi partilere yönelik ciddi iddiaların cevapsız bırakılmaması gerektiğini söyleyen Mutlu, parti yöneticilerinin gerektiğinde hukuki yollara başvurması gerektiğini belirtti.
Mutlu, “Bir partiye karşı en küçük ciddi suçlama varsa genel başkanların ve yöneticilerin hukuk yoluna başvurması gerekir. Aksi hâlde parti durup dururken şaibe altında kalabilir.” dedi.
Siyasi tartışmaların itham ve söylentiler yerine hukuk, belge ve somut veriler üzerinden yürütülmesi gerektiğini ifade etti.
SİYASİ PARTİLER KANUNU VE SEÇİM MEVZUATI İÇİN DEĞİŞİKLİK ÇAĞRISI
Teoman Mutlu, Türkiye’deki siyasi parti sisteminin hukuki altyapısının da yeniden ele alınması gerektiğini savundu.
Siyasi Partiler Kanunu ve seçim mevzuatında değişiklik yapılması yönündeki çağrısını yineleyen Mutlu, Türkiye’de çok sayıda siyasi parti bulunmasına rağmen bunların yalnızca bir bölümünün seçimlere katılma yeterliliğine sahip olduğunu söyledi.
Mutlu, “Türkiye’de çok sayıda siyasi parti var ancak bunların yalnızca bir bölümü seçimlere katılma yeterliliğine sahip. Geri kalanların önemli bir kısmı fiilen sınırlı bir örgütlenmeyle varlık gösteriyor. Bu da siyasette ciddi bir dağınıklık oluşturuyor.” ifadelerini kullandı.
Yetkili kurumlara çağrıda bulunan Mutlu, siyasi parti sisteminin daha şeffaf, sağlıklı ve işlevsel hale getirilmesine yönelik düzenlemelerin gündeme alınması gerektiğini savundu.
“DEMOKRASİ GÜÇLÜ OLACAKSA SİYASİ PARTİLER DE GÜÇLÜ OLMALI”
Mutlu, açıklamasını siyasi partilerde güven ve liyakat vurgusuyla tamamladı:
“Demokrasi güçlü olacaksa siyasi partiler de güçlü, temiz, donanımlı ve güvenilir olmak zorundadır. Biz kendi sorumluluğumuzu yerine getirirken bütün siyasi partilerin de aynı hassasiyeti göstermesini bekliyoruz.”
Cumhuriyet Kent Meydanı, Tarih, Kültür Ve Sosyal Yaşamın Yeni Buluşma Noktası Olacak
İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve Büyükçekmece Belediyesi işbirliğiyle yapımı tamamlanan Türkiye'nin en büyük kent meydanlarından Cumhuriyet Kent Meydanı, 80 bin metrekarelik alanıyla kentin sosyal ve kültürel yaşamına farklı bir zenginlik katacak.
30 Ağustos Pazar günü düzenlenecek olan etkinliklerle açılışının gerçekleştirileceği Cumhuriyet Kent Meydanı, Büyükçekmece Belediye Binası, Ulusal Bağımsızlık ve Kuruluş Müzesi, Atatürk Evi, Kıyı Marina gibi, tarihi, sosyal ve kültürel eserleri bünyesinde barındırıyor.
Başkan Akgün'ün vizyon projelerinden
Büyükçekmece Belediyesi'ne yönelik düzenlenen operasyon kapsamında Silivri Marmara Cezaevi'nde tutuklu bulunan Büyükçekmece Belediye Başkanı Dr. Hasan Akgün'ün, vizyon projelerinden olan Cumhuriyet Kent Meydanı projesi hayata geçiyor. Büyükçekmece'nin ve Cumhuriyetin kimliğini yansıtan eserlerin bir arada bulunduğu meydan projesi, İstanbul Büyükşehir Belediyesi işbirliğiyle tamamlandı. Cumhuriyet Kent Meydanı, 30 Ağustos Zafer Bayramı gibi anlamlı bir tarihte görkemli bir törenle açılacak. Zafer Bayramı'nın 104'üncü yıl kutlamalarıyla görkemli bir şölene dönüşecek olan açılış etkinliklerinde sevilen sanatçı Melek Mosso konser verecek. 30 Ağustos Pazar günü, Zafer Bayramı'nın 104'üncü yılı coşkuyla kutlanırken, Cumhuriyet Kent Meydanı gibi eşsiz bir proje kentin halkının hizmetine açılacak.
Meydan açık hava müzesi deneyimi sunacak
Sahip olduğu eserler ve sosyal yaşam alanlarıyla geçmiş ile bugün arasında bir kültür köprüsü oluşturan Cumhuriyet Kent Meydanı, ulusal ve uluslararası etkinliklerde de kentin yeni buluşma noktası olacak. Kent yaşamının kalbinin attığı meydan, yalnızca insanların bir araya geldiği bir buluşma noktası olmanın ötesine geçerek, kültür, sanat ve turizmin önemli merkezlerinden biri haline geliyor. Tarihi ve kültürel değerleriyle kentin geçmişine ışık tutan meydan; sanat eserleri, mimari dokusu, sosyal donatı alanları ve çevresindeki müzeler, yürüyüş yolları ile adeta açık hava müzesi deneyimi sunacak.
Sanat eserleriyle açık hava sergisine dönüşecek
27 yıldır aralıksız devam eden, Uluslararası İstanbul Büyükçekmece Kültür ve Sanat Festivali kapsamında gerçekleşen Uluslararası Heykel Sempozyumu'na katılan dünyanın tanınmış heykeltraşların eserlerinin de sergilendiği meydan, kentin tarihini ve kültürel birikimini görünür kılarken, düzenlenen kültür-sanat etkinlikleri de meydanın canlılığını artırıyor. Sergilerden konserlere, kültürel buluşmalardan çeşitli etkinliklere kadar farklı organizasyonlara ev sahipliği yapması planlanan alan, her yaştan insan için yaşayan bir kültür platformu niteliği taşıyor.
Yatçılık sektörü ve turizm açısından meydanı önemli bir çekim merkezi
Ayrıca Cumhuriyet Kent Meydanı, dünyanın en bilindik 7 şehrinin mimari özelliğini bünyesinde barındıran bin yat kapasiteli Kıyı Marina'ya yürüme mesafesinde. Yatçılık sektörü ve turizm açısından meydanı önemli bir çekim merkezi haline getirecek olan marina bünyesinde barındırdığı alışveriş, eğlence, yeme – içme mekanlarıyla Büyükçekmece'ye artı değer katacak. Meydanın çevresindeki tarihi yapılar, müzeler, sanat alanları ve sosyal mekânlarla bütünleşmesi, bölgenin turizm potansiyelini daha da güçlendiriyor.
Gündüz ayrı, akşam ayrı bir atmosfere bürünüyor
Gündüzü ayrı, akşamı ayrı bir atmosfere bürünen meydan; ışıklandırması, mimarisi ve hareketli sosyal yaşamıyla kentin cazibe merkezlerinden biri olarak öne çıkacak. Vatandaşların dinlenip vakit geçirdiği, sanatseverlerin eserlerle buluştuğu ve turistlerin şehri keşfetmeye başladığı meydan, kentin kültürel vitrini olma özelliğini taşıyor. Ayrıca yer altı otoparkı da, bölgenin otopark ihtiyacını karşılamak için modern bir yer altı otoparkı olarak hizmet verecek.
İstanbul’da Okul Servis Ücretleri Cep Yakacak: Yıllık 93 Bin Tl’yi Aşıyor!
İstanbul okul servis ücretleri 2026-2027 tarifesi belli oldu. Yüzde 10 zam sonrası 0-1 km servis ücreti 39.970 TL, 23-25 km ücreti 93.610 TL oldu. İşte kilometreye göre yeni servis fiyatları.
2026-2027 eğitim öğretim yılı öncesinde İstanbul’da okul servis ücretleri yeniden gündemde. Yeni tarifeyle servis ücretlerine yüzde 10 zam yapılırken, en kısa mesafenin yıllık bedeli 39 bin 970 TL’ye, 23-25 kilometrelik mesafenin ücreti ise 93 bin 610 TL’ye yükseldi. İşte İstanbul’da kilometre kilometre yeni okul servis ücretleri…
Yeni eğitim öğretim yılının başlamasına sayılı günler kala velilerin okul masrafları da netleşmeye başladı. Kırtasiye, forma ve diğer eğitim giderlerinin yanı sıra İstanbul’da servis kullanacak öğrencilerin ailelerini ciddi bir ulaşım maliyeti bekliyor.
2026-2027 eğitim öğretim dönemi için İstanbul okul servis ücretlerine yüzde 10 zam yapıldı.
Yeni tarifede ödenecek tutar öğrencinin evi ile okulu arasındaki mesafeye göre belirleniyor.
EN KISA MESAFE BİLE YILLIK 39 BİN 970 TL
İstanbul'da yeni tarifeye göre 0-1 kilometre arasındaki en kısa mesafenin yıllık okul servis ücreti 39 bin 970 TL olarak belirlendi.
1-3 kilometre arasında servis kullanacak bir öğrenci için yıllık ücret 42 bin 804 TL, 3-5 kilometre arasındaki mesafede ise 46 bin 124 TL olacak.
5-7 kilometrelik mesafenin yıllık servis bedeli de 48 bin 98 TL’ye ulaştı.
UZAK MESAFEDE FATURA 93 BİN TL’Yİ GEÇİYOR
Ev ile okul arasındaki mesafe arttıkça ailelerin ödeyeceği servis ücreti de önemli ölçüde yükseliyor.
21-23 kilometre arasındaki bir güzergâh için belirlenen yıllık ücret 90 bin 112 TL olurken, 23-25 kilometre arasındaki mesafede servis bedeli 93 bin 610 TL’ye çıkıyor.
Böylece uzun mesafede okul servisi kullanan bir öğrencinin ailesinin yalnızca ulaşım için ödeyeceği yıllık tutar 90 bin TL sınırını aşmış oldu.
İSTANBUL OKUL SERVİS ÜCRETLERİ 2026-2027
Yeni eğitim öğretim döneminde açıklanan tarifedeki bazı mesafe ve yıllık ücretler şöyle:
0-1 kilometre: 39.970 TL
1-3 kilometre: 42.804 TL
3-5 kilometre: 46.124 TL
5-7 kilometre: 48.098 TL
21-23 kilometre: 90.112 TL
23-25 kilometre: 93.610 TL
SERVİS ÜCRETİ MESAFEYE GÖRE DEĞİŞİYOR
Velilerin ödeyeceği okul servis bedeli, öğrencinin ikamet adresi ile okulu arasındaki mesafeye göre hesaplanıyor. Bu nedenle farklı kilometre dilimlerinde farklı yıllık ücretler uygulanıyor.
Yeni tarifeyle birlikte en kısa mesafe ile 23-25 kilometrelik mesafe arasında yıllık 53 bin 640 TL fark oluşuyor.
YENİ EĞİTİM DÖNEMİ AİLE BÜTÇESİNİ ZORLAYACAK
Servis ücretlerinin yanı sıra kırtasiye, okul ihtiyaçları ve diğer eğitim harcamaları da düşünüldüğünde, 2026-2027 eğitim öğretim yılı öncesinde ailelerin eğitim bütçesi yeniden önemli gündem maddelerinden biri haline geldi.
İstanbul’da en kısa mesafede dahi yıllık servis ücretinin yaklaşık 40 bin TL’ye ulaşması, özellikle birden fazla öğrencisi bulunan aileler açısından okul ulaşım maliyetini daha da önemli hale getiriyor.
Öğretmenlere Önlük Zorunluluğu Geliyor: MEB 81 İle Yeni Eğitim Genelgesi Gönderdi
MEB, 2026-2027 eğitim öğretim yılı öncesinde 81 ile genelge gönderdi. Öğretmenlere önlük düzenlemesi, cep telefonu uygulaması, kayıt parası yasağı ve veli randevu sistemiyle ilgili yeni kararlar açıklandı.
Milli Eğitim Bakanlığı, 2026-2027 eğitim öğretim yılı öncesinde 81 ile gönderdiği genelgeyle okullarda uygulanacak yeni kuralları belirledi. Genelgede öğretmenler ve eğitim çalışanlarının önlük giymesi, öğrencilerin sınıfta cep telefonu bulundurmaması, veli görüşmelerinin randevu sistemiyle yapılması ve kayıt parası talep edilmemesi gibi dikkat çeken düzenlemeler yer aldı.
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin imzasıyla 81 ilin milli eğitim müdürlüğüne gönderilen genelgeyle, 14 Eylül 2026 tarihinde başlayacak 2026-2027 eğitim öğretim yılı öncesinde okullarda uygulanacak esaslar belirlendi.
Yeni dönemin en çok konuşulacak başlıklarından biri ise öğretmenlerin kılık ve kıyafetlerine ilişkin düzenleme oldu.
ÖĞRETMENLERE ÖNLÜK DÜZENLEMESİ
Genelgede eğitim kurumu yöneticileri, öğretmenler ve eğitim çalışanlarının görevlerini yerine getirirken öğretmenlik mesleğinin saygınlığına ve temsil sorumluluğuna uygun hareket etmeleri istendi.
Kılık ve kıyafette kamu hizmetinin ciddiyeti ile toplumsal hassasiyetlerin gözetilmesi gerektiği belirtilirken, eğitim yöneticileri, öğretmenler ve eğitim çalışanlarının önlük giyeceği ifade edildi.
Yeni uygulama konusunda eğitim öğretim yılı başında gerçekleştirilecek öğretmenler kurulu toplantılarında bilgilendirme yapılacak.
Uygulamanın takibi ise il ve ilçe milli eğitim müdürlükleri tarafından gerçekleştirilecek.
VELİLER OKULA RANDEVUYLA GİDECEK
Yeni dönemde okul güvenliğine ilişkin tedbirler de artırılıyor.
Veli görüşmelerinin ülke genelinde Okul Randevu Sistemi üzerinden planlanması öngörülüyor. Velilerin randevusuz okul ziyaretlerine izin verilmeyecek.
Öğrencinin velisi veya yasal vasisi olmayan kişilerin de okullara girişine izin verilmeyecek.
Okul ve öğrenci güvenliğini tehdit edebilecek ihbar ve şikâyetlerin değerlendirilerek gerekli önlemlerin hızla alınması istenirken, ilgili kurumlarla koordineli şekilde koruyucu ve önleyici tedbirlerin uygulanacağı belirtildi.
OKUL KAYITLARINDA PARA TALEP EDİLEMEYECEK
MEB genelgesinin dikkat çeken bir diğer bölümü ise okul kayıtları oldu.
Öğrenci kayıtları, 2026-2027 Eğitim ve Öğretim Yılı Adrese Dayalı Kayıt Sistemi kapsamında gerçekleştirilecek. Kayıtların e-Okul sistemi üzerinden elektronik ortamda otomatik olarak yapılacağı belirtildi.
Velilerden “kayıt parası” veya başka bir isim altında zorunlu ücret talep edilemeyecek.
Bu yönde Bakanlığa veya ilgili birimlere ulaşan şikâyetlerin takip edilerek gerekli işlemlerin yapılacağı bildirildi.
Ayrıca sınıf mevcutlarının dengeli dağıtılması ve fırsat eşitliğinin korunması amacıyla kayıt bölgelerinin dışından öğrenci kaydı yapılmaması istendi.
ÖĞRENCİLER İÇİN CEP TELEFONU UYGULAMASI DEVAM EDECEK
Okullarda cep telefonlarına yönelik mevcut uygulama yeni eğitim öğretim yılında da sürdürülecek.
Öğrencilerin sınıf içerisinde cep telefonu bulundurmamasına ilişkin uygulamaya devam edilecek. Öğretmenlerin de ders sırasında cep telefonu kullanmaması istendi.
Dijital bağımlılığa karşı öğrenci ve velilere yönelik bilinçlendirme çalışmalarına ağırlık verilecek.
Ödev ve öğrenci bilgilendirmelerinde ise Bakanlık tarafından belirlenen dijital platformların kullanılması esas alınacak.
ÜCRETSİZ KAYNAKLAR DIŞINDA MATERYAL KULLANDIRILMAYACAK
Velilerin eğitim masraflarını artırabilecek uygulamalara karşı da okullara uyarı yapıldı.
Milli Eğitim Bakanlığı tarafından ücretsiz dağıtılan kaynakların dışında başka materyallerin öğrencilere kullandırılmaması istendi.
Öğrenci ihtiyaçları konusunda velilerin belirli markalara veya yüksek fiyatlı ithal kırtasiye ürünlerine yönlendirilmesine izin verilmeyecek.
Yerli ürünlerin kullanılmasına imkân sağlanması ve velilere ek mali yük oluşturabilecek uygulamalardan kaçınılması istendi.
Okullarda ticari yönlendirme, reklam ve tanıtım organizasyonlarına da izin verilmeyecek.
2026-2027’NİN TEMASI “MAARİFİN KALBİNDE OYUN”
2026-2027 eğitim öğretim yılında “Maarifin Kalbinde Oyun” teması uygulanacak.
Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli kapsamında çocukların öğrenme, sosyalleşme, gelişim ve kendilerini ifade etme süreçlerinde oyunun öneminin artırılması hedefleniyor.
Öğrencilerin yaş ve gelişim özelliklerine uygun geleneksel çocuk oyunları ile güvenli ve kapsayıcı oyun etkinliklerinin eğitim süreçlerine daha fazla dahil edilmesi planlanıyor.
Okul-aile iş birliğinin güçlendirilmesi amacıyla “Ailemle Eğitim Yolculuğum” çalışmalarının da yeni dönemde devam edeceği belirtildi.
OKULLARDA SOSYAL MEDYA PAYLAŞIMLARINA DA DİKKAT EDİLECEK
Okullar tarafından gerçekleştirilecek tören, kutlama, anma ve mezuniyet etkinliklerinde kullanılacak müzik, video, broşür ve pankart gibi materyaller ilgili mevzuat doğrultusunda değerlendirilecek.
Okulların sosyal medya paylaşımlarında ise pedagojik ve etik ilkelerin gözetilmesi istendi.
Bakanlığın 81 ile gönderdiği genelgede yer alan düzenlemelerin uygulanması ve mevzuata aykırı işlemlerin önlenmesi için milli eğitim müdürlükleri süreci takip edecek.
Alparslan Kuytul’dan Süleymancılar Operasyonu Açıklaması: "Kayyum Atamaya Çok Alıştılar, Bu Dosyalar Siyasidir"
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından kamuoyunda "Süleymancılar" olarak bilinen cemaate yönelik 17 ilde düzenlenen ve aralarında Alhan Kuriş’in de bulunduğu 30 kişinin gözaltına alındığı operasyona ilişkin Alparslan Kuytul’dan çarpıcı açıklamalar geldi. Cuma Tefsir Dersi’nin "Soru-Cevap" bölümünde konuyu değerlendiren Kuytul, devletin kayyum politikalarını sert bir dille eleştirdi.
"Suçsuzlar İse Mücadele Etmeliler"
Operasyon haberini değerlendiren Kuytul, gözaltına alınan kişilerin suçlu olmaları halinde olay çıkarmaya gerek olmadığını belirterek, "Ama eğer suçsuzlar ise mücadele etmelidirler. Teslim olmasınlar," ifadelerini kullandı. Devlet ve hükümetin her cemaati susturamayacağını anlaması gerektiğini savunan Kuytul, "Cemaatin başına kimin geçeceğine devlet mi karar verecek? Çok fena alıştılar kayyum atamaya," diyerek tepkisini dile getirdi.
"Bize Yapılan Zulümlere Karşı Çıtları Çıkmamıştı"
Süleymancılar cemaatinin geçmişte kendilerine yönelik operasyonlar ve baskılar karşısında sessiz kaldığını hatırlatan Kuytul, sitemkar bir üslup kullanarak şunları söyledi: "Bugüne kadar bizim başımıza bir sürü olay geldi. Bir gün bir çıtlarını duymadık. Bize yapılan bunca zulme rağmen bir gün bir açıklamalarını duymadık. Olsun, herkes yanında olandan harcar."
"Bu Operasyonu Şüpheyle Karşılıyorum"
Geçmişteki sessizliklerine rağmen ilkesel bir duruş sergilediğini ifade eden Kuytul, Süleymancılar cemaatine yönelik bu son operasyonu şüpheyle karşıladığını belirtti. Konuşmasını toplumsal bir mesajla tamamlayan Kuytul, "İnşallah bundan sonrasında başkaları zulme uğradığında onları da savunmayı öğrenirler. Artık böyle bir ortamda olduğumuzu, bunların siyasi dosyalar olduğunu anlamalıyız ve her lafa inanmamalıyız," diyerek sürecin hukuki değil, siyasi bir zemin taşıdığını iddia etti.
Erkek Egemen Sektörde Bir Kadın Lider: Meral Kaplan İle İş Sağlığı, Güvenliği Ve Başarı Üzerine
NİLGÜN EGE ÖZEL RÖPORTAJ
Telenews TV ekranlarında yayınlanan "Başarı ve İnsan" programında bu hafta, akaryakıt ve enerji sektörünün öncü kurumlarından MSK Endüstriyel Enerji Sistemleri İşveren Vekili ve İş Sağlığı Güvenliği Uzmanı Meral Kaplan’ı ağırladık. Ağır sanayide kadın olmaktan iş güvenliği kültürüne, sıfır iş kazası hedefinden başarı yolculuğuna kadar ilham veren tüm detayları Arka Haber okurları için konuştuk.
Nilgün Ege: Efendim hoş geldiniz. Sektöre ve iş sağlığı güvenliğine dair detaylara geçeceğiz ancak öncelikle okurlarımız ve izleyenlerimiz için sizi tanıyalım. Meral Kaplan kimdir?
Meral Kaplan: Hoş bulduk Nilgün Hanım, teşekkür ederim. Dumlupınar Üniversitesi Sosyoloji bölümü mezunuyum. Aynı zamanda Anadolu Üniversitesi İş Sağlığı ve Güvenliği ön lisans ve Dumlupınar Üniversitesi İş Sağlığı ve Güvenliği yüksek lisans mezunuyum. Sosyolog kimliğimin yanında, aile şirketimiz olan MSK Endüstriyel Enerji Sistemleri’nde Yönetim Kurulu Üyesi ve İSG Departmanı Yöneticisi olarak görev yapmaktayım.
Nilgün Ege: Birçok unvanınız ve sorumluluğunuz var. Bunlarla baş etmek nasıl oluyor, bu dengeyi nasıl sağlıyorsunuz?
Meral Kaplan: Azim ve gayretle. Hedefler büyük olunca çalışma ve başarı da büyük oluyor. İnsan kendini nerede görmek isterse, oraya ulaşmak için o kadar çok emek vermeli. Benim hayattaki gayem kendimi hep en iyi noktaya taşımak; bu yüzden çok çalışıp üretmeye devam ediyorum.
Nilgün Ege: Programımızın ismi "Başarı ve İnsan". Meral Kaplan’a göre başarı nedir?
Meral Kaplan: Başarı öncelikle bir insanın hayalinin olmasıdır. Bu hayale ve hedeflere en disiplinli, en doğru ve en kararlı şekilde yürümektir. Elde ettiğiniz somut kazanımlar bu disiplinli yürüyüşün sonucudur. Benim için başarının temeli hayal kurmaktır.
Nilgün Ege: Hem iş güvenliği uzmanlığı yapıyorsunuz hem de akaryakıt gibi kadınların genellikle zorlandığı erkek egemen bir sektördesiniz. Neden akaryakıt sektörü?
Meral Kaplan: Akaryakıt sektörü ailemin ve benim tecrübelerimizle şekillenen bir alan. Bir kadın olarak sahada kesinlikle zorluk yaşamıyorum. Erkeklerin tecrübesiyle kendi bilgi donanımımı birleştirdiğimde ortaya çok daha büyük bir güç çıkıyor. İstasyonlara ve sahaya gittiğimizde kadın çalışan ve yönetici görmek takdir topluyor.
Nilgün Ege: Bu sektöre adım atmanızda ailenizin, özellikle babanızın etkisi oldu mu?
Meral Kaplan: Hem babamın hem de sektörde 15 yılını vermiş olan erkek kardeşim Emrah Bey’in çok büyük desteği oldu. Kardeşim bu sektörün öncülerindendir ve benim için çok kıymetli bir rehberdir. Onun yönlendirmesiyle bu alana girdim ve akaryakıt sektöründe İSG uzmanı oldum.
Nilgün Ege: Bir kadın olarak sahada hiç mi engelle karşılaşmadınız? Sert bir sektörde kendi renginizi nasıl kattınız?
Meral Kaplan: Sahaya kadın ya da erkek kimliğiyle değil, mesleki statümüz ve donanımımızla iniyoruz. Sahada 20 erkek personelle çalıştığımda kimse bana sadece "kadın" gözüyle bakmıyor; "Meral Hanım İSG uzmanı olarak bize ne öğretecek, bizden ne öğrenecek?" anlayışıyla yaklaşıyor. Kadınların getirdiği disiplin ve dikkat çok kıymetli. Ayrıca sosyolog kimliğim sayesinde insan davranışlarını doğru analiz edebiliyor ve çalışanlara nasıl yaklaşmam gerektiğini çok iyi biliyorum.
Nilgün Ege: Meral Kaplan’ı bugünlere getiren en büyük kırılma noktası nedir?
Meral Kaplan: Hayallerim, ideallerim ve ailemin koşulsuz desteği. Ben bir yerde durup yetinmeyi seven biri değilim. "Statü kazandım, burada kalayım" mantığı bana göre değil. Hep daha fazlasını öğrenmek ve kendime değer katmak isterim. En büyük etken ailemin inancı ve kendime her şeyin en güzelini layık görmemdir.
Nilgün Ege: Bareti ve yeleği çıkardığınızda nasıl bir Meral Kaplan var?
Meral Kaplan: Hayatı çok seven, doğayı ve ormanı seven, yaşamın her anını dolu dolu değerlendirmek isteyen bir Meral Kaplan var. Çocukluğumdan beri belirlediğim bir çizgi vardı; başarılı bir iş kadını olmak. Şu an o hayalin bir adım ötesindeyim ve hayal kurmaya devam ediyorum.
Nilgün Ege: Buradan gençlere ve kadın girişimcilere ne mesaj vermek istersiniz?
Meral Kaplan: Kesinlikle hayal kurmaktan ve vazgeçmemekten geri durmasınlar. Hayal etmek bedava ve başarının ilk adımıdır. Bir plan yapın, disiplinle uygulayın. Başarının yaşla ilgisi yoktur; kimi erken kimi geç ulaşır ama vazgeçmeyen mutlaka kazanır.
"TÜRKİYE'DE İSG KÜLTÜRÜ HIZLA GELİŞİYOR"
Nilgün Ege: Türkiye’de İş Sağlığı ve Güvenliği (İSG) uygulamalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Meral Kaplan: Türkiye’de İSG yasal düzenlemeler, işveren hassasiyeti ve çalışan bilinciyle ciddi bir yükselişte. İSG’yi ileriye taşıyacak olan da geriletecek olan da şirketler ve işverenlerdir. Kültürü ne kadar sahaya yansıtabilirsek o kadar yol alırız.
Nilgün Ege: Sektörde çokça telaffuz edilen "Sıfır İş Kazası" bir ütopya mı yoksa ulaşılabilir bir hedef mi?
Meral Kaplan: Kesinlikle gerçekçi bir hedeftir. İnsan ve işin olduğu yerde risk her zaman vardır ancak altyapıyı sağlam kurarsanız, personelin eğitimi tam olursa ve güvenlik önlemleri eksiksiz alınırsa kaza riskini sıfıra indirebilirsiniz.
Nilgün Ege: Çalışanlar baret, emniyet kemeri veya gözlük gibi koruyucu donanımları kullanmakta neden direnç gösteriyor?
Meral Kaplan: Çünkü çalışanlara sadece "Bunu tak" diyoruz, "Neden takmalısın?" sorusunun cevabını hissettirmiyoruz. O ekipmanı kullanmadığında başına gelebilecek olumsuzluğun kendisini, ailesini ve işyerini nasıl etkileyeceğini uygulamalı senaryolarla gösterdiğinizde bilinç kalıcı hale geliyor.
Nilgün Ege: Sahada sıkça duyduğumuz "Bana bir şey olmaz" algısını nasıl kıracağız?
Meral Kaplan: Bu yanılgı genellikle tecrübeli personelde ortaya çıkıyor. Tecrübesiz çalışan bilmediği için temkinli davranırken, tecrübeli personel her işi yapabileceğini düşünüp sınırları zorlayabiliyor ve kazaya açık hale geliyor. Bunun önüne geçmek için saha kurallarını, teknik yeterliliği ve İSG bilincini eksiksiz tutuyoruz.
Nilgün Ege: Uzman olarak sahada hiç işi durdurduğunuz oldu mu?
Meral Kaplan: Evet, oldu. Benim için en önemli kriter çalışanın psikolojik durumudur. Zihni işte olmayan insan hata yapar. Bir çalışmamız sırasında su sıçraması sebebiyle üstü tamamen ıslanan ve motivasyonu düşen personelimin talebiyle işi derhal durdurdum. Maddi kayıp gözetmeksizin ekibi dinlenmeye gönderdim; çünkü odaklanma olmadan güvenlik sağlanamaz.
Nilgün Ege: Sahadaki eğitim süreçleriniz nasıl işliyor?
Meral Kaplan: Yazılı prosedürlerimiz var ancak sadece ofis içi eğitim yeterli olmaz. Saha oryantasyonu şarttır. Personelimiz sahada birebir uygulamalı eğitim alıp tam not almadan bağımsız çalışamaz. Ayrıca kurallara en çok uyan ve denetimlerden tam puan alan çalışanlarımızı her ay ödüllendirerek motivasyonu yüksek tutuyoruz.
Nilgün Ege: Olası bir ramak kala olayında veya kriz anında ilk adımınız ne oluyor?
Meral Kaplan: Bir olay yaşandığında benim için en son sorumlu çalışandır. Önce yönetime bakarız: "Biz neyi eksik planladık?" Ardından İSG süreçlerine, sonra ekipmanlara bakarız. En son çalışana geliriz. Hatanın kaynağına göre ya yeni bir ekipman temin ederiz ya da canlandırmalı saha eğitimleriyle aynı durumun tekrarlanmasını engelleriz.
"AKARYAKITTA DİKKATSİZLİK VE KIVILCIM EN BÜYÜK TEHLİKE"
Nilgün Ege: Akaryakıt sektöründe karşılaşılan başlıca riskler nelerdir?
Meral Kaplan: Parlama ve patlama, yakıt sızıntısı, statik elektrik, kimyasal maruziyet ve istasyon içi araç trafiği en büyük tehlikelerimizdir. İstasyonlarda sigara yasağı ve telefonların kısıtlanması hayati önem taşır. Telefonlar dikkat dağınıklığı yaratmanın yanı sıra elektriksel ark riski taşır; bu yüzden ekiplerimiz sahada cihazlarını uçak modunda kullanır.
Nilgün Ege: Yakıt dolumu sırasında araç motorunun kapatılması neden zorunludur?
Meral Kaplan: Dolum esnasında oluşabilecek en ufak bir yakıt sızıntısı veya buharlaşma, çalışan motorun sıcaklığı ve elektriksel aksamıyla temas ettiğinde patlama riski doğurur.
Nilgün Ege: Akaryakıt yangınlarına neden suyla müdahale edilmez?
Meral Kaplan: Su, yakıtı söndürmez; aksine suyun üzerinde yüzen yakıtın daha geniş alanlara yayılmasına ve yangının büyümesine neden olur. Ayrıca kaygan zemin oluşturur. Bu tür yangınlara kuru kimyevi tozlu yangın tüpleri veya özel kum havuzlarıyla müdahale edilmelidir.
HIZLI SORULAR - TEK CEVAP
Saha mı, masa başı mı? Saha.
Kural mı, empati mi? Empati.
Plan mı, kriz çözmek mi? Kriz çözmek.
Uyarmak mı, işi durdurmak mı? İşi durdurmak.
Ceza mı, ödül mü? Ödül.
Teori mi, pratik tecrübe mi? Pratik tecrübe.
Disiplin mi, motivasyon mu? Disiplin.
Mevzuat mı, saha mantığı mı? Saha mantığı.
Erken kalkan mı, gece çalışan mı? Erken kalkan.
Çay mı, kahve mi? Kahve.
Risk almak mı, garantiye gitmek mi? Garantiye gitmek (ama yenilik için kontrollü risk).
Görsellik mi, işlevsellik mi? Görsellik.
Yazılı kural mı, kulaktan kulağa kültür mü? Yazılı kural.
Şantiye mi, ofis trafiği mi? Şantiye.
Mantık mı, hisler mi? Mantık.
İSG’nin tek kelimelik tanımı? Güvenlik.
Meral Kaplan’ı anlatan tek kelime? Hayatı sevmek.
Başarının tek kelimelik tanımı? Disiplinli çalışmak.
Nilgün Ege: Meral Kaplan’ın bundan sonraki en büyük kariyer hedefi nedir?
Meral Kaplan: Hedeflerim her yıl gelişerek büyüyor. Türkiye’nin 81 ilinde denetimler yapıyoruz ancak şimdiki hedefim uluslararası alanda baş denetçi olmak ve bu alandaki tecrübemizi küresel standartlara taşımak.
Nilgün Ege: Bu değerli ve ufuk açıcı sohbet için çok teşekkür ederim. Eklemek istediğiniz son bir söz var mı?
Meral Kaplan: Bu güzel programa beni konuk ettiğiniz için ben teşekkür ederim Nilgün Hanım. Başarıya ulaşmak kolay değil ama imkansız da değil. Önemli olan disiplini elden bırakmamak ve hayallerin peşinden koşmaktan asla vazgeçmemektir.
Nilgün Ege: Ağzınıza, emeğinize sağlık. Unutmayalım ki en büyük başarı, günün sonunda sahadan evimize sevdiklerimizin yanına sağlıklı ve güvenle dönebilmektir.
NİLGÜN EGE İLE ARKA HABER'DEN NOTLAR
Kadın emeğinin, disiplinin ve tavizsiz bir güvenlik anlayışının ağır sanayide neleri dönüştürebildiğine bir kez daha şahit olduk. Sevgili Meral Kaplan’ın da altını çizdiği gibi; sahada ne kadar büyük işler başarırsak başaralım, en kıymetli zafer günün sonunda evimize, ailemize ve sevdiklerimize sapasağlam dönebilmektir.
Hayallerinden vazgeçmeyen, üreten, sektöre vizyon katan güçlü kadınların ve sahadaki görünmez kahramanların başarı hikayelerini konuşmaya devam edeceğiz.
Arka Haber'de, hayatın tam arkasındaki gerçeklerde kalın...
İlk Yorum yapan siz olun!