İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, “Türk milleti olarak teröre karşı 40 yıldır sarsılmaz bir iradeyle mücadele ediyoruz. Değil 40, 140 yıl da olsa asla boyun eğmeyeceğiz. Bu yüzden İYİ Parti olarak biz de teröre karşı içerideki ve dışarıdaki mücadeleyi elbette sonuna kadar destekliyoruz. Ancak her terör saldırısı sonrasında; ‘can çekişiyorlar, son çırpınışları, ayakkabı numaralarını biliyoruz, kanı yerde kalmadı’ diyerek milletimizi oyalayan ve bu kutlu mücadeleyi bir intikam meselesine indirgeyen hamasete de elbette göz yumamayız. Çünkü bizim baktığımız çerçevede devlet intikam almaz, gereğini yapar. Terörle mücadelenin tek amacı terörü tüm unsurlarıyla tamamen bitirmektir. Eğer ki 40 yıl sonra bile hâlâ evlatlarımızı teröre şehit vermeye devam ediyorsak yapmamız gereken şey strateji değiştirmektir” dedi.
İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, “Türk milleti olarak teröre karşı 40 yıldır sarsılmaz bir iradeyle mücadele ediyoruz. Değil 40, 140 yıl da olsa asla boyun eğmeyeceğiz. Bu yüzden İYİ Parti olarak biz de teröre karşı içerideki ve dışarıdaki mücadeleyi elbette sonuna kadar destekliyoruz. Ancak her terör saldırısı sonrasında; ‘can çekişiyorlar, son çırpınışları, ayakkabı numaralarını biliyoruz, kanı yerde kalmadı’ diyerek milletimizi oyalayan ve bu kutlu mücadeleyi bir intikam meselesine indirgeyen hamasete de elbette göz yumamayız. Çünkü bizim baktığımız çerçevede devlet intikam almaz, gereğini yapar. Terörle mücadelenin tek amacı terörü tüm unsurlarıyla tamamen bitirmektir. Eğer ki 40 yıl sonra bile hâlâ evlatlarımızı teröre şehit vermeye devam ediyorsak yapmamız gereken şey strateji değiştirmektir” dedi.
İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, TBMM grup toplantısında konuştu. Akşener, grup toplantısının başında, İYİ Parti’nin 21. Dönem MHP Antalya Milletvekili Nesrin Ünal’ı İYİ Parti’nin Antalya Büyükşehir Belediye Başkanlığına, iş insanı Harun Cici'yi Giresun Belediye Başkanlığına aday göstereceklerini duyurdu.
Akşener, TBMM Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşmada şunları söyledi:
“Yeni yılın, ilk grup toplantısındayız…Gönül isterdi ki milletimizle yeni mutlulukları paylaşalım yeni umutları konuşalım yeni başarıları analım. Ancak maalesef hepimizi kahreden acılarımız var. Geçtiğimiz hafta 9 Mehmetçiğimizi daha, teröre şehit verdik. Gökhan Delen, Serkan Sayın, Müslüm Özdemir, Kemal Batur, Emrullah Gülmez, Hakan Gün, Ahmet Köroğlu, Murat Atar, Muhammed Tunahan Evcin…9 kahramanımız, Pençe-Kilit harekatında vatanımızı, terör örgütüne karşı korurken şehit düştüler. Ruhları şad mekanları cennet olsun Başımız sağ olsun. Unutmayalım ki bugün bu salonlarda, güven içerisinde konuşabiliyorsak bunu bu millet, bu memleket için göğsünü siper eden nice vatan evladımıza borçluyuz. Onlar analarının kuzuları Türk yurdunun da yiğit fedaileridir. Biz bugün fedailerimiz için, acımızı yüreğimize basacak tıpkı aileleri gibi vakur duracak düşmanı güldürmeyeceğiz.
“ALLAH, HER BİRİNDEN RAZI OLSUN. TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİ, İLELEBET PAYİDAR OLSUN”
Biz bugün ateşi içimizde söndürecek birliğimizden, beraberliğimizden, kardeşliğimizden geçit vermeyeceğiz. Herkes peşini bıraksa bile andımız olsun ki biz bu davayı, kıyamete kadar güdeceğiz. Zorlu kış şartlarında milletimizin güvenliği ve esenliği için Mehmetçiklerimiz sahada amansız bir mücadele vermeye, devam ediyor. Aklımız, fikrimiz, yüreğimiz onlarla, ayakları taşa değmesin, attıkları boşa gitmesin. Rabbim onları korusun, bize acılarını göstermesin. Buradan bir kez daha Türk Ordusu’na, Türk Gençlerine, vatan ve millet yolunun tüm serdengeçtilerine selam olsun. Allah, her birinden razı olsun. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, ilelebet payidar olsun.
“BU MİLLETİN TEMSİLCİLERİ OLARAK BİZLER KAYA GİBİ DURMAK ZORUNDAYIZ O PKK’LI ŞEREFSİZLERE KARŞI”
Bir konuya açıklık getirmek istiyorum. Ben her büyük terör hadisesinden sonra her önemli dış politika krizinden sonra ilgili bakanlıkları ve Cumhurbaşkanını bugüne kadar telefonla aramışımdır. Bilgi almışımdır ve ne yapılabileceğini anlamaya çalışmışımdır. Bu defa da aynı şeyi yaptım. İlk defa olan bir hadise değil. Ben eksi İçişleri Bakanıyım, 30 kilometre ileride ordumuzun harekat planına imza atmış bir kişiyim. O günlerde herkesin kaçtığı anda o imzamı oraya koymuş bir şahsım. Bir asker kadar her şeyi bildiğimi iddia edemem ama bu devlet için ne yapılması gerektiğini anlamaya çalışan bir insanım. Gizli saklı bir iş değil. Anlayamadığım bir biçimde bu defa çok enteresan Sayın Cumhurbaşkanını, Sayın Dışişleri Bakanını, Sayın Milli Savunma Bakanını aramamı, mesela Milli Savunma Bakanı geri dönmedi ama Sayın Hakan Fidan ve Sayın Erdoğan geri döndüler bilgi verdiler, öğrendim, sonra da arkadaşlarıma bunu aktardım o aktarma üzerine de arkadaşlarımız bir tutum aldır. Meclis grubumuz bir tutum aldı. Günlük siyasette birbirimizi kıyasıya eleştirebiliriz ama dış dünyaya karşı bu tür konularda elbette ortak bir tutum belirlemeliyiz. Teklif bizimdi, ortak bir bildiri imzalanmasını teklif ettik. Ve Saadet Partisi, İYİ Parti, MHP, AK Parti bizim teklifimize evet diyerek imza attılar. Anlayamadığım bir biçimde çok da ayıpladığım bir biçimde bir bildiri savaşı çıktı. PKK’lılar herhalde çok mutlu olmuştur. Bu birbirine düşen Gazi Meclis’in mensuplarına çok gülmüşlerdir, çok mutlu olmuşlardır. AK Parti’ye gıcık olmak, onu doğru bulmamak, onun yaptığın işleri eleştirmek, onu sandıkta yenmek, bu iddiayla ortaya çıkmak elbette bizim hakkımızı, herkesin hakkıdır. Ama şehit ailelerinin karşısında bu milletin temsilcileri olarak bizler kaya gibi durmak zorundayız o PKK’lı şerefsizlere karşı. Neyse sakin sakin geçirdik konuyu. Şımardıkça şımardılar, hadsizleştikçe hadsizleştiler.
“AYRI BİLDİRİ YAYINLAYANLARIN HEPSİ BU TEZKEREYİ DESTEKLEDİ”
Şimdi gene şehitlerimiz oldu gene ben aradım. Yahu bu rutin. Milli Savunma Bakanı hala dönmedi ama buna karşılık en hızlı şekilde ilk dönen Sayın Hakan Fidan, gece aradığım için sabah dönen de Sayın Erdoğan. Bilgi aldım. Bunun üzerine arkadaşlarımızla tekrar konuştuk, Gazi Meclisimizin bildirisini DEM’in imzalamasını beklemiyoruz zaten. İmzalarsa tuhaf olur. Dün bir toplantı oldu, o toplantıda üç siyasi parti imza atacak diğer siyasi partiler imza atmayacak. Bu parçalı bir görüntü PKK’yı bu sefer iki kere zil takıp oynayacak hale getirecek bu sistemden sonuç itibarıyla vazgeçildi. Enteresan burası Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş’un imzasıyla bir ortak tezkere Meclis’e sunuldu, herkes fikrini söyledi, ilginç bir biçimde ayrı bildiri yayınlayanların hepsi bu tezkereyi destekledi.
“İNANIYORUM Kİ ESKİŞEHİR DÜMENCİ BİR İNSANI DA SEÇMEYECEKTİR”
Soru şu; karın ağrısı İYİ Parti miydi? Karınları ağrıtan İYİ Parti’nin hür ve müstakil olarak seçime girmesi miydi? ‘AK Parti’ye yanlanıyor’ Eğer AK Parti ile bir el sıkışmamız olsa idi bizden ayrılan, bizi çok üzen, bizi kandırmış hissettiğimiz daha başka bir söz söylerim de ayıp olur, bir milletvekilinin bizden seçilip koşa koşa AK Parti’ye geçip, AK Parti tarafından alınıp Eskişehir’e belediye başkan adayı gösterilmesi mümkün olur muydu? Hele Meral Akşener’in genel başkan olduğu bir siyasi partide. Basbayağı şahsıma hakarettir. Çünkü bu arkadaşımız temayülle gelmiş, demokrasiye uymuşuz koymuşuz. Hadi ben koysam kendi kendimi hiç affetmezdim, affetmediğimi gibi bazı konularda. Oradaki insanların üyelerin kandırıldığı bir sistemde bahsediyorum, inanıyorum ki Eskişehir dümenci bir insanı da seçmeyecektir. Demek ki biz kimseye yanlamıyoruz ama nasıl bir dünya bu her iki tarafından argümanları bu...Bunların her birinin ahlaksızlık görüyorum ve gereğini yapmayan namerttir.
“EL SIKIŞIN KARDEŞİM DÜRÜST, AÇIK BİR ŞEKİLDE DEM İLE EL SIKIŞIN, SİZİN ELİNİZİ TUTAN MI VAR...EL SIKIŞIN HER YERİ ALIN, GÖRELİM BAKALIM NEYMİŞ DÜNYA”
İstediğiniz kadar zırlayın, bağırın, çağırın hür ve müstakil olarak gidip bu milletin sesi olacağız ve kazanacağız. Çünkü bizim hür ve müstakil olmamız bazı şeyleri açığa çıkardı. Hani her konuda biz suçluyduk. El sıkışın kardeşim dürüst, açık bir şekilde DEM ile el sıkışın, sizin elinizi tutan mı var? Hemen el sıkışın, hemen bütün her yeri alın. Bizim seçmenimiz de madem ki cebinizde duruyor bu da millete büyük bir hakarettir hadi bakalım el sıkışın her yeri alın, görelim bakalım neymiş dünya?
“EĞER Kİ 40 YIL SONRA BİLE HÂLÂ EVLATLARIMIZI TERÖRE ŞEHİT VERMEYE DEVAM EDİYORSAK YAPMAMIZ GEREKEN ŞEY STRATEJİ DEĞİŞTİRMEKTİR”
Türk milleti olarak teröre karşı 40 yıldır sarsılmaz bir iradeyle mücadele ediyoruz. Değil 40, 140 yıl da olsa asla boyun eğmeyeceğiz. Bu yüzden İYİ Parti olarak biz de teröre karşı içerideki ve dışarıdaki mücadeleyi elbette sonuna kadar destekliyoruz. Ancak her terör saldırısı sonrasında; ‘can çekişiyorlar, son çırpınışları, ayakkabı numaralarını biliyoruz, kanı yerde kalmadı’ diyerek milletimizi oyalayan ve bu kutlu mücadeleyi bir intikam meselesine indirgeyen hamasete de elbette göz yumamayız. Çünkü bizim baktığımız çerçevede devlet intikam almaz, gereğini yapar. Terörle mücadelenin tek amacı terörü tüm unsurlarıyla tamamen bitirmektir. Eğer ki 40 yıl sonra bile hâlâ evlatlarımızı teröre şehit vermeye devam ediyorsak yapmamız gereken şey strateji değiştirmektir. Ama öyle geçtiğimiz yıllarda yapıldığı gibi teröre sözüm ona çözüm bulmak için siyasi arayışlara girmekten bahsetmiyorum. Çünkü sözde ‘teröre siyasi çözüm’ diyerek atılan her adım şüphesiz ki Türkiye Cumhuriyeti devletinin kuruluşuna varlığına ve huzuruna yönelen birer kurşun olarak, geri dönecektir. Nitekim bunu, yakın tarihimizde yaşadık. Çok acılar çektik. Canlarımızı evlatlarımızı kaybettik… Bir daha tekrarlanmasına da asla müsaade etmeyiz.
“DEVLET AKLIMIZI ÇALIŞTIRMAK GEREKTİĞİ ZAMAN STRATEJİ DEĞİŞTİRMEK; TÜRKİYE’NİN TÜM AVANTAJLARINI KULLANARAK HAKLI MÜCADELEMİZİ SONUCA ULAŞTIRMAK ZORUNDASINIZ”
Bahsettiğimiz strateji değişikliği; sahada ve dış politikada atılacak bazı adımları içeriyor. Mesela İran’a bakın…Irak’la anlaşmaya vararak bu adımları gayet iyi atabiliyor. İran’ın PKK’sı olan PJAK’ın Irak sınırlarında bulunan üslerden çıkarılıp silahsızlandırılmasını pekala sağlayabiliyor. İran; ‘Eğer Irak tarafından gereği yapılmazsa ben gereğini yapacağım’ diyor. Ve sonra da Irak tıpış tıpış gereğini yapıyor. İşte bu yüzden, biz de öncelikle Irak topraklarında bulunan, terör bölgelerine karşı gerekli adımları atmalıyız. Dolayısıyla buradan iktidara sormak istiyorum; Irak’ta, bölgesel yönetimle görüşüyorsunuz, o zaman neden bu konuda adım atmaları için onlara kesin ve net bir dille uyarıda bulunmuyorsunuz? Aynı şekilde Suriye’nin kuzey doğusunda PKK varlığının ortadan kaldırılması için neden tüm imkan ve kabiliyetlerimizi kullanmıyorsunuz? Neden, bir taraftan, Rusya’nın diğer taraftan da ABD’nin PKK/PYD varlığını kabul eden politikaları konusunda net bir tavır koyamıyorsunuz? Terörle mücadeleyi suçlu arayıp şikayet ederek yürütemezsiniz. Terörle mücadeleyi intikam duygularıyla da yönetemezsiniz. Eğer memleketimizde terörü gerçekten kökünden söküp atmak istiyorsanız; devlet aklımızı çalıştırmak gerektiği zaman strateji değiştirmek; Türkiye’nin tüm avantajlarını kullanarak haklı mücadelemizi sonuca ulaştırmak zorundasınız. Bu vesileyle bir daha böyle bir olayın tekrarlanmaması adına terörle mücadele stratejisinde devlet aklının önemini bir kez daha vurguluyor ve iktidardaki siyasetçileri devlet geleneklerimize uygun biçimde hareket etmeye davet ediyorum.
“ORTAYA ÇIKAN ANAYASAL DEVLET KRİZİNE ENGEL OLMUYORSA, OLAMIYORSA O ZAMAN, YETKİYİ ALDIĞI MİLLETİNE KARŞI SORUMLULUĞUNU YERİNE GETİREMİYOR DEMEKTİR”
Milletçe zor zamanlardan geçiyoruz. Devlet insanlığına ihtiyaç duyduğumuz günlerdeyiz. Devlet ciddiyetini aradığımız olaylar yaşıyoruz ve milletten alınan yetkiyle oturulan o koltukların hakkının tam da bugünlerde verilmesini bekliyoruz. Ancak ülkemizde ne yazık ki birey-devlet ilişkisinde de toplum-siyaset ilişkisinde de ciddi bozulmalar yaşıyoruz. Bildiğiniz gibi Türkiye Cumhuriyeti Devleti, demokrasi temeli üzerinde yükselir. Ve o nedenle Cumhuriyetimizin devlet yönetimi anlayışında bireyin refahı, mutluluğu, onuru, huzuru ve özgürlüğü esastır. Bu esaslar çerçevesinde ise hem bireylerin devlete karşı hem de devletin, milletimizin her bir ferdine karşı bazı görev ve sorumlulukları vardır. Çünkü bizim anlayışımızda devletsiz Türk milleti milletsiz de, Türk devleti olmaz. Ancak bugün, görüyoruz ki milletimizden aldığı yetkiyle, devletimizi yöneten iktidar maalesef, bu görev ve sorumlulukların bilinciyle hareket etmiyor. Çünkü mesela Yargıtay 3’üncü Dairesi’nin Anayasa Mahkemesi’nin kararlarını tanımayarak Anayasa’yı alenen yok saydığı bir ortamda eğer ki iktidar Anayasa’nın çiğnenmesine göz yumuyorsa gayrimeşruluktan, siyasi çıkar elde etmeye çalışıyorsa, ortaya çıkan anayasal devlet krizine engel olmuyorsa, olamıyorsa o zaman, yetkiyi aldığı milletine karşı sorumluluğunu yerine getiremiyor demektir.
“MİLLİYETÇİLİK YARGILANIRKEN BÖLÜCÜLÜK, CUMHURİYET DÜŞMANLIĞI ÖZGÜRLÜK SAYILIYORSA O ZAMAN İKTİDAR MİLLETİNE KARŞI SORUMLULUĞUNU, YERİNE GETİREMİYOR DEMEKTİR”
Mesela bir yanda gençlerimiz ‘milliyetçi söylemlerde bulundukları için’ tutuklanırken diğer yanda terörist başının devletin kanalına çıkmasına ifade ve basın özgürlüğü kararları veriliyorsa, yani; milliyetçilik yargılanırken bölücülük, Cumhuriyet düşmanlığı özgürlük sayılıyorsa o zaman iktidar milletine karşı sorumluluğunu, yerine getiremiyor demektir. Mesela, bir yanda sırtını iktidara yaslayanlar sefa sürerken makyajlı enflasyon rakamları üzerinden lütufmuş gibi verilen zamlarla işçilerimiz yoksulluğa emeklilerimiz de açlığa mahkum ediliyorsa hatta yapılan göstermelik zamlarda bile ayrımcılık yapılıyorsa o zaman iktidar milletine karşı sorumluluğunu, yerine getiremiyor demektir. Mesela, motokuryenin ölümüne yol açan kişinin kaçmasına göz yumuyorsa sonra da gelip hızlandırılmış yargıyla kişiliği ve pişmanlığını dikkate alıp 27 bin 300 liraya serbest kalıyor kendi vatandaşının ölmesinin karşılığı günde 30 lira yani 1 dolar oluyorsa o zaman milletine karşı sorumluluğunu, yerine getiremiyor demektir.
“SURİYE’DE YAPTIĞI EVLERLE ÖVÜNÜRKEN KAHRAMANMARAŞ’TA ŞEHİDİMİZİN AİLESİNİ SAHİPSİZ BIRAKMIŞ. YUH OLSUN, YAZIKLAR OLSUN”
Mesela 11 ilimizi harabeye çeviren deprem felaketinin üzerinden neredeyse, 1 yıl geçtikten sonra bile eğer ki iktidar vatandaşının, barınma hakkını teslim edemiyorsa bir asker ailesini, bir şehit ailesini, çadıra muhtaç bırakıyorsa o zaman milletine karşı sorumluluğunu, yerine getiremiyor demektir. Düşünebiliyor musunuz? Bu memleketin yarınları için kendi evladından, kendi yarınlarından vazgeçen bir aileye devleti yönetenler, sahip çıkamamış. Başlarını sokacak bir çatı kuramamış şehit haberini verirken, 10 tane ısıtıcı götürmekten utanmamış. Suriye’de yaptığı evlerle övünürken Kahramanmaraş’ta şehidimizin ailesini sahipsiz bırakmış. Yuh olsun, yazıklar olsun!
“6 ŞUBAT’TA YAŞADIĞIMIZ BÜYÜK DEPREM FELAKETİNİN ARDINDAN KAYBOLAN ÇOCUKLARIMIZ VAR MI? VARSA KAÇ ÇOCUK? VE BU ÇOCUKLAR NEREDE”
AK Parti iktidarının milletimize karşı sorumluluğunu yerine getiremediği bir başka mesele ise kaçırılan, kaybolan çocuklarımız meselesidir. Biliyorsunuz geçtiğimiz hafta Amerika Birleşik Devletleri’nde; sapkın bir çocuk istismarı şebekesini ifşa eden korkunç gelişmeler yaşandı. Dosyadaki birçok ülkeyle birlikte 17 Ağustos 1999 depremi sonrasında Türkiye'den de, bazı çocuklarımızın kaçırılarak ABD'ye götürüldükleri ve bu şebekenin eline düşürüldükleri ortaya çıktı. Bu vahim ifşaat sonrasında herkesin aklına, aynı korkunç soru geldi 6 Şubat’ta yaşadığımız büyük deprem felaketinin ardından kaybolan çocuklarımız var mı? Varsa kaç çocuk? Ve bu çocuklar nerede?
Biliyorsunuz ben 1999 depremini, bizzat yaşamış bir insan olarak Kahramanmaraş merkezli depremlerin sonrasında deprem bölgesine yaptığım ziyaretlerde kayıp çocuk olaylarının, yaşanması riskine karşı devleti yönetenleri ısrarla uyardım. Bunu da 1999 depreminden sonra 3 yaşındaki Edanur, 17 yaşındaki Nurcan, 6 yaşındaki Gözde, 11 yaşındaki Sinem, 9 yaşındaki Hande gibi hâlâ ailelerinin ulaşamadığı ama öldüklerine dair, hiçbir somut delilin de bulunmadığı kayıp çocuklarımız olduğunun bilinciyle yaptım. Bu endişemi önemsemeyenler, hatta eleştirenler bile oldu. Nitekim geçtiğimiz dönemin Aile Bakanı, Derya Yanık da çıktı ve dedi ki ‘Çocukların önemli bir kısmının sağlık kuruluşlarında olduklarını varsayıyoruz.’ Evet, yanlış duymadınız, ‘varsayıyoruz’ dedi. Yani böylesi kritik bir konuda yaptığımız uyarı umursamazlıkla karşılandı. Ciddiyetsizlikle karşılandı. Varsayarak devlet yönetmeye çalışan bir büyük liyakatsizlikle karşılandı.
“SAYIN BAKAN’A SORMAK İSTİYORUM; MADEM ÇOCUKLARIMIZDAN BİR TANESİNİN BİLE KAYIP OLMADIĞINI İDDİA EDİYORSUNUZ O ZAMAN, SÖYLEYİN KAHRAMANMARAŞ’TA, YEŞİLADA APARTMANI’NDA YAŞAYAN 6 YAŞINDAKİ, TALHA DEMİREL NEREDE”
Geldiğimiz noktada ise; yeni Aile Bakanı, Mahinur Özdemir; kayıp çocuklar konusunda yaptığı son açıklamada ‘1912 çocuğumuzdan, bir tanesinin bile, kayıp olması durumunun, söz konusu olmadığını tekrar ilan ediyorum. Bu çocukların kimlik tespitleri devletin bütün birimleriyle titizlikle yapıldı’ dedi. Ancak, geçtiğimiz günlerde yaptığımız Aksaray ziyaretimizde gördük ki karşımıza çıkan depremzede ailelerimiz hâlâ gözleri yaşlı, çocuklarını arıyor. Şimdi ben de buradan doğal olarak Sayın Bakan’a sormak istiyorum; madem çocuklarımızdan bir tanesinin bile kayıp olmadığını iddia ediyorsunuz o zaman, söyleyin Kahramanmaraş’ta, Yeşilada Apartmanı’nda yaşayan 6 yaşındaki, Talha Demirel nerede? Söyleyin Ebrar Sitesinde yaşayan Alya Kılınç nerede? Söyleyin Antakya Rönesans Rezidans’ta yaşayan 3 yaşındaki Mustafa Kemal Koşar, 1 yaşındaki, Mehmet Akif Koşar nerede? Söyleyin Adıyaman’daki Arzıklar Apartmanı’nda yaşayan 9 yaşındaki Muhammed Enes Demir nerede? Söyleyin 7 yaşındaki ikiz kardeşler Elif ve Esma Yapar, 17 yaşındaki Şükran Yapar nerede?
“MADEM BÜTÜN ÇOCUKLARIMIZIN KİMLİK TESPİTLERİ YAPILMIŞ O ZAMAN NEDEN YÜZLERCE AİLE HÂLÂ ÇOCUKLARINI ARIYOR”
Deprem bölgesinde toplamda bine yakın çocuğun kayıp olduğu iddiası var. Sadece deprem Mağdurları ve Kayıp Yakınlarıyla Dayanışma Derneği’ne 142 kayıp çocuk başvurusu yapılmış. Madem bu çocuklar kayıp değil o zaman neden ailelerinin bundan haberi yok? Madem bütün çocuklarımızın kimlik tespitleri yapılmış o zaman neden yüzlerce aile hâlâ çocuklarını arıyor? Haydi bakalım çıkın açıklayın. Kimlik tespitleri nerede yapıldı? Otopsi savcıları enkazdan çıkan her bir cenazeyi otopsi yaptıktan sonra mı kaldırdı? Defin için kanuni süre olan 15 gün beklendi mi yoksa Adalet Bakanlığı emriyle bir gün içinde defin mi yapıldı? Her birinin DNA’sı alındı mı? Her biri fotoğraflandı mı? Çıkın, açıklayın. Sözünü ettiğiniz tespitler çocuklarımızın hayatta olduklarını mı yoksa öldüklerini mi gösteriyor? Eğer öldülerse mezar yerleri nerede? Ve aileleri bunu, neden bilmiyor? Çıkın, açıklayın. Depremden sonra gümrük kontrolüne girmeden bölgeye giriş-çıkış yapan araçlar oldu mu? Eğer ki olduysa bunlar, hangi uluslararası yardım görünüşlü kuruluşların logolarını taşıyorlardı? Çıkın, açıklayın.
“BÖYLE BİR İKTİDAR DA DEVLET YÖNETME KABİLİYETİNİ TAMAMEN KAYBETMİŞ DEMEKTİR”
Ve son olarak 2016 yılına kadar kayıp çocuklarla ilgili düzenli olarak veri açıklayan TÜİK tam da sığınmacı akınının da etkisiyle rekor artışların yaşandığı bu dönemde neden bu veri akışını durdurdu? Kimden neyi saklıyorsunuz? Nereye kadar saklamayı düşünüyorsunuz? Haydi bakalım çıkın açıklayın. Bu kadar çok soru işaretinin olduğu böyle bir konuda eğer ki iktidar bu sorulara cevap veremiyorsa, çocuklarımızın nerede olduğunu bilmiyorsa ailelere bir açıklama yapamıyorsa milletine karşı sorumluluğunu yerine getiremiyor demektir. Ve böyle bir iktidar da devlet yönetme kabiliyetini tamamen kaybetmiş demektir. Bu kadar basit.
“MESELA BİZLERE MİLLETİMİZİN CANINA KASTEDEN KATİLLERE O KATİLLERİN YOLDAŞLARINA, PROPAGANDİSTLERİNE, FIRSAT VERMEMEK, ONLARI KIRMIZI HALILARDA KARŞILAMAMAK DÜŞÜYOR”
Birey-devlet ilişkisindeki bozulmanın, bir benzeri de toplum-siyaset ilişkisinde yaşanıyor. Nasıl ki devletin bireye karşı görevleri varsa şüphesiz ki siyaset kurumunun da topluma milletimize karşı görevleri var. Yani milletimizin haklarını savunmamız için kendisine avukat tayin ettiği muhalefet partileri olarak bizlere de bazı görevler düşüyor. Mesela bizlere milletimizin sesini duymak iktidara da, o sesi duyurmak düşüyor. Mesela bizlere doğruya doğru, yanlışa yanlış derken aynı zamanda milletimizin dertlerine derman olacak çözümler üretmek düşüyor. Mesela bizlere kadim devlet anlayışımızı ve beraberinde getirdiği sorumlulukları devleti yönetenlere hatırlatmak düşüyor. Mesela bizlere hiçbir siyasi çıkarı Türkiye’nin teröre karşı ortak sergilediği bir duruşun önünde görmemek düşüyor. Mesela bizlere milletimizin canına kasteden katillere o katillerin yoldaşlarına, propagandistlerine, fırsat vermemek, onları kırmızı halılarda karşılamamak düşüyor. Mesela bizlere tıpkı sahada olduğu gibi siyaset kürsüsünde de teröre geçit vermemek düşüyor. Mesela bizlere terör örgütüne alan açan İsveç’in, NATO’ya kabulüne koşa koşa ‘Evet’ dememek düşüyor. Ancak ne yazık ki ülkemizde uzun bir zamandır rekabetten değil kutuplaşmadan beslenen kısır bir siyaset anlayış hüküm sürüyor. Bu anlayış yüzünden de seçimler, bir rövanş alanına indirgeniyor.
Sandık bir oy sayım etkinliğinden ibaret görülüyor. Seçmene de her halükarda kendilerine oy vermek zorunda olan marabalar olarak bakılıyor.
“VARSIN KAYIKÇILAR KAVGALARINA DEVAM ETSİNLER”
Halbuki siyaset, bundan çok daha fazlasıdır. Siyaset, ülkemize katma değer sağlama milletin derdine çare arama insanımıza aracısız dokunma alanıdır. İşte tam da bu yüzden biz, İYİ Parti’yi siyasetin unutulan ruhunu yeniden canlandırmak milletimiz için hakkıyla rekabet nasıl yapılırmış Türkiye’ye göstermek için kurduk. Ve ilk günden beri de milletimiz ve memleketimiz için, yılmadan çalışmaya, vizyonumuzu, çözümlerimizi ve projelerimizi ortaya koymaya inatla, azimle, ısrarla devam ediyoruz. Varsın kayıkçılar kavgalarına devam etsinler…Biz önümüzdeki seçimlerde İYİ Belediyecilik vizyonumuzla milletimizi, beton yığınlarına mahkum eden rantçı ve fırsatçı yönetim anlayışına son vereceğiz. Yetkiyi devraldığımız tüm şehirlerimizi insan ve çevre odaklı bütüncül bir imar anlayışıyla yeniden planlayacak ve hakkıyla yöneteceğiz. Bu kapsamda kentsel planlama ve imar politikalarımızı, Çevresel Sürdürülebilirlik, Toplumsal Etkileşim, Ekonomik Gelişim, Risk Yönetimi ve Estetik Görünüm ilkelerinin, üzerine kuracağız.
“LOGOLARIN, İSİMLERİN, KİŞİLERİN DEĞİŞİP ZİHNİYETLERİN AYNI KALDIĞI DEĞİL MERKEZİNE MİLLETİMİZİ ALAN VE KAZANANIN SADECE MİLLETİMİZİN OLDUĞU HAKİKİ BİR DEĞİŞİMİ ALLAH’IN İZNİYLE, 1 NİSAN’DA TÜM TÜRKİYE’DE BAŞLATACAĞIZ”
İmar planlarının hazırlanmasında gelecekteki taleplerin karşılanması kentsel dönüşüm kentin ihtiyaçlarına uygunluk teknik uygulanabilirlik ve kamu yararını esas alacağız. Enerji, gıda ve su kaynaklarını verimli kullanan doğal afetlere dirençli değişen iklim koşullarına uyum sağlayabilen şehirler için kentlerin morfolojik özelliklerini planlama süreçlerine dahil edeceğiz. Ayrıca kentsel dönüşümü depreme dayanıklı konut üretmenin yanı sıra merkezine tüm sosyal kültürel, çevresel ve ekonomik boyutlarıyla kent sakinlerinin öncelik, ihtiyaç ve tercihlerini alan yepyeni bir planlama anlayışıyla yürüteceğiz. Ez cümle İYİ Parti olarak milletimizden yönetme yetkisini aldığımız tüm şehirlerimizde İYİ Belediyecilik vizyonumuzla milletimize hak ettiği gibi yaşayan yaşatan ve huzurlu şehirler inşa edeceğiz. Logoların, isimlerin, kişilerin değişip zihniyetlerin aynı kaldığı değil merkezine milletimizi alan ve kazananın sadece milletimizin olduğu hakiki bir değişimi Allah’ın izniyle, 1 Nisan’da tüm Türkiye’de başlatacağız. Şimdiden milletimize, memleketimize, hayırlı uğurlu olsun."
Yorumlar
Yorum Yapın
İlginizi Çekebilir
Mercimek Çorbasında İthalat Gerçeği: 7 Yılda 4,4 Milyon Ton Mercimek İthal Edildi
CHP'li Ömer Fethi Gürer'in açıkladığı verilere göre Türkiye, 2020-2026 döneminde 4,46 milyon ton mercimek ithal etti ve yaklaşık 2,9 milyar dolar ödedi.
ARKA HABER
Türkiye'nin geleneksel mutfağının vazgeçilmezlerinden mercimekte ithalat rakamları dikkat çekti. CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in paylaştığı verilere göre Türkiye, 2020-2026 döneminde toplam 4 milyon 463 bin 769 ton kırmızı ve yeşil mercimek ithal etti. İthalat için yaklaşık 2,9 milyar dolar ödendiğini belirten Gürer, “Masadaki iki mercimek çorbasından biri ithal mercimekle yapılıyor” dedi.
Anavatanı Anadolu olarak bilinen mercimekte Türkiye’nin üretim ve ithalat tablosu yeniden tartışma konusu oldu.
CHP Niğde Milletvekili ve TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Ömer Fethi Gürer, kırmızı ve yeşil mercimeğe ilişkin üretim ve ithalat rakamlarını açıkladı.
Gürer'in paylaştığı verilere göre Türkiye, 2020-2026 yılları arasındaki yedi yıllık dönemde 4 milyon 463 bin 769 ton kırmızı ve yeşil mercimek ithal etti.
Söz konusu ithalat karşılığında yurt dışına toplam 2 milyar 897 milyon 698 bin 686 dolar ödendi.
GÜRER: “İKİ MERCİMEK ÇORBASINDAN BİRİ İTHAL ÜRÜNDEN”
Türkiye'nin mercimek üretiminde dışa bağımlılığının arttığını savunan Gürer, yaşanan tabloyu vatandaşın sofrasındaki mercimek çorbası üzerinden anlattı.
Gürer,
“Mercimek çorbası ithal ürün ile sofraya gelmektedir. Masada iki mercimek çorbasından biri ithal mercimekle yapılıyor. Markette menşeine bakılınca yerli ürün ara ki bulasın.”
ifadelerini kullandı.
Kırmızı mercimeğin özellikle Güneydoğu Anadolu, yeşil mercimeğin ise İç Anadolu Bölgesi'ndeki çiftçiler açısından önemli bir üretim ve gelir kaynağı olduğunu belirten Gürer, artan girdi maliyetlerinin üreticiyi mercimek üretiminden uzaklaştırdığını öne sürdü.
7 YILDA 4 MİLYON 463 BİN TON MERCİMEK İTHALATI
Gürer'in açıkladığı verilere göre 2020-2026 döneminde gerçekleştirilen toplam mercimek ithalatının büyük bölümünü kırmızı mercimek oluşturdu.
Yedi yıllık dönemde;
3 milyon 922 bin 706 ton kırmızı mercimek,
541 bin 63 ton yeşil mercimek ithal edildi.
Böylece toplam ithalat 4 milyon 463 bin 769 tona ulaştı.
Toplam mercimek ithalatının yaklaşık yüzde 87,9'unu kırmızı mercimek, yüzde 12,1'ini ise yeşil mercimek oluşturdu.
MERCİMEK İTHALATINA 2,9 MİLYAR DOLAR
İthalatın Türkiye'ye maliyeti de dikkat çekici boyutlara ulaştı.
Paylaşılan verilere göre yedi yıllık dönemde kırmızı mercimek ithalatı için 2 milyar 427 milyon 151 bin 529 dolar, yeşil mercimek için ise 470 milyon 547 bin 157 dolar ödeme yapıldı.
İki ürün için ödenen toplam tutar böylece 2 milyar 897 milyon 698 bin 686 dolara ulaştı.
Gürer, ithalat için harcanan dövizin Türkiye'deki üreticinin desteklenmesi amacıyla kullanılması gerektiğini savundu.
2025'TE İTHALAT ÜRETİMİN YAKLAŞIK 3 KATINA ÇIKTI
Üretim ve ithalat rakamları karşılaştırıldığında bazı yıllardaki fark dikkat çekiyor.
Paylaşılan verilere göre Türkiye'nin kırmızı ve yeşil mercimek toplam üretimi 2025 yılında 279 bin 620 ton olarak gerçekleşirken, aynı yıl toplam ithalat 793 bin 752 tona ulaştı.
Buna göre 2025 yılında mercimek ithalatı, toplam yerli üretimin yaklaşık yüzde 284'üne karşılık geldi.
2023 yılında ise 474 bin tonluk toplam üretime karşılık 859 bin 822 ton ithalat gerçekleştirildi.
2024'te toplam üretim 476 bin ton olurken ithalat 644 bin 540 ton olarak kaydedildi.
2026'DA ÜRETİM ARTIŞI BEKLENİYOR
2025 yılında kuraklığın da etkisiyle gerileyen mercimek üretiminin 2026 yılında yeniden artması bekleniyor.
Gürer'in paylaştığı tahminlere göre 2026 yılında 385 bin ton kırmızı mercimek ve 48 bin 320 ton yeşil mercimek olmak üzere toplam 433 bin 320 ton üretim öngörülüyor.
2025 yılındaki 279 bin 620 tonluk toplam üretim dikkate alındığında önemli bir toparlanma beklense de ithalatın üretimin üzerinde kalmaya devam ettiği belirtiliyor.
Gürer, Türkiye'nin 2002 yılında yalnızca kırmızı mercimekte 500 bin ton üretim gerçekleştirdiğini hatırlatarak nüfus artışı da dikkate alındığında üretimdeki tablonun sorgulanması gerektiğini ifade etti.
KIRMIZI MERCİMEKTE 3,9 MİLYON TONLUK İTHALAT
Türkiye'nin mercimek ithalatında asıl ağırlığı kırmızı mercimek oluşturuyor.
2020-2026 döneminde toplam 3 milyon 922 bin 706 ton kırmızı mercimek ithal edilirken, bunun karşılığında yaklaşık 2,43 milyar dolar ödendi.
Kırmızı mercimek ithalatının en yüksek seviyeye çıktığı yıl ise 2023 oldu.
Türkiye, 2023 yılında 744 bin 725 ton kırmızı mercimek ithal etti. Bu ithalat için yaklaşık 501,7 milyon dolar ödeme gerçekleştirildi.
Gürer, Türkiye'nin kırmızı mercimeği Kanada, Kazakistan ve Rusya gibi ülkelerden ithal ettiğini belirtti.
YEŞİL MERCİMEK İTHALATI YÜZDE 127 ARTTI
Yeşil mercimekteki rakamlar da dikkat çekti.
2020 yılında 52 bin 387 ton olan yeşil mercimek ithalatı, 2025 yılında 118 bin 999 tona yükseldi.
Gürer'in hesabına göre altı yıllık dönemde yeşil mercimek ithalatındaki artış yaklaşık yüzde 127 oldu.
2020-2026 döneminin tamamında ise toplam 541 bin 63 ton yeşil mercimek ithal edildi ve karşılığında yaklaşık 470,5 milyon dolar ödendi.
“ÜRETİCİ KAZANAMIYOR, ARACI VE MARKET KAZANIYOR”
Gürer, sorunun yalnızca ithalat miktarıyla sınırlı olmadığını belirterek çiftçinin karşı karşıya kaldığı üretim maliyetlerine de dikkat çekti.
Üreticinin gübre, mazot, tohum, ilaç ve diğer girdi maliyetlerindeki artış nedeniyle yeterli gelir elde edemediğini savunan Gürer, çiftçinin bu nedenle farklı ürünlere yönelmek zorunda kaldığını söyledi.
Gürer,
“Üreticiden ürün girdi maliyetine yakın bir fiyatla çıkmasına rağmen rafta fiyatı katlıyor. İthal ürün de yerli ürün fiyatına rafa giriyor. Aracılar kazanıyor, market kazanıyor. Yerli üretici artan girdi maliyeti ile kazanamayınca her yıl farklı ürüne yönelerek üretim desenini değiştirerek ayakta kalmaya çalışıyor.”
dedi.
“YERLİ MERCİMEK İHRAÇ EDİLİYOR, AÇIK İTHALATLA KAPATILIYOR”
Gürer'in dikkat çektiği bir diğer nokta ise Türkiye'de üretilen mercimeğin bir bölümünün ihraç edilmesine karşılık iç piyasadaki ihtiyacın ithalatla karşılanması oldu.
Türkiye'de yetiştirilen mercimeğin kalite ve lezzet açısından tercih edildiğini belirten Gürer, yerli ürünün bir bölümünün yurt dışına gönderildiğini, ortaya çıkan arz açığının ise ithal ürünle kapatıldığını söyledi.
Gürer,
“Ülkemizde yetişen mercimek, ithale göre çok daha kaliteli. Yerli ürünün bir bölümü ihraç edilip açık ithalle gideriliyor. Hem üretimde sorun var hem ithalatta. Milyarlarca lira döviz yurt dışına gidiyor. O döviz yurt içi çiftçimize gitmeli.”
ifadelerini kullandı.
“MERCİMEKTE PLANLI ÜRETİMLE DIŞA BAĞIMLILIK BİTEBİLİR”
Özellikle dar gelirli vatandaşların sofralarında mercimeğin önemli bir yere sahip olduğuna dikkat çeken Gürer, mercimek çorbasının ekonomik ve besleyici olması nedeniyle Türkiye'de en sık tüketilen yemeklerden biri olduğunu söyledi.
Türkiye'nin mercimek üretiminde ithalata bağımlı hale gelmesinin tarım politikaları açısından değerlendirilmesi gerektiğini savunan Gürer, üreticinin desteklenmesi çağrısında bulundu.
Gürer, yeterli destek sağlanması, üretim maliyetlerinin dikkate alındığı bir alım fiyatı belirlenmesi ve planlı üretime geçilmesi halinde Türkiye'nin mercimekte ithalat bağımlılığını azaltabileceğini ifade etti.
“Anadolu'nun anavatanı olan mercimekte dahi dışa bağımlılığımızın varlığı, tarım politikasının gözden geçirilmesini zorunlu kılmaktadır. Sürekli tükettiğimiz mercimekte yerli üretim için yapılması gerekenler vakit kaybetmeden sağlanmalıdır.”
diyen Gürer, yerli çiftçinin desteklenmesini istedi.
Selçuk Bayraktar: “Mavi Vatan’ın Kaderine Bağımsızlık Mührünü Vurduk”
TEKNOFEST Yönetim Kurulu Başkanı Selçuk Bayraktar, TEKNOFEST Mavi Vatan kapanışında konuştu: "Mavi Vatan'ın kaderine bağımsızlık mührünü vurduk." Yeni rota Şanlıurfa!
TEKNOFEST Yönetim Kurulu Başkanı Selçuk Bayraktar, Gölcük Tersanesi Komutanlığı ev sahipliğinde düzenlenen TEKNOFEST Mavi Vatan yarışmalarının kapanış ve ödül töreninde tarihi açıklamalarda bulundu. Dört gün boyunca deniz teknolojilerinin kıyasıya yarıştığı organizasyonda gençlere seslenen Bayraktar, "Birilerinin hayal dediği eşikleri inançla aştık. Gençlerimiz Mavi Vatan'ın sadece koruyucusu değil, geleceğinin de mimarıdır" dedi.
Milli Teknoloji Hamlesi vizyonu doğrultusunda denizlerdeki yerli ve milli gücü artırmayı hedefleyen TEKNOFEST Mavi Vatan yarışmaları, Kocaeli Gölcük Tersanesi'nde tamamlandı. İnsansız su altı sistemleri, su altı roketleri ve otonom deniz araçlarının sergilendiği etkinlik, binlerce gencin ve denizcilik sevdalısının katılımıyla büyük bir coşkuya sahne oldu.
“Mavi Vatan’ın Kaderine Bağımsızlık Mührünü Vurduk”
Kapanış töreninde kürsüye çıkan Selçuk Bayraktar, organizasyonun yalnızca teknik bir yarışmadan ibaret olmadığını belirterek şu ifadeleri kullandı:
"Bizler bu dört gün boyunca Gölcük’te sadece insansız deniz araçlarını, su altı roketlerini ya da otonom sistemleri yarıştırmadık. Bizler burada Mavi Vatan’ın kaderine Türk mühendisliğinin ve Türk gençliğinin bağımsızlık mührünü bir kez daha vurduk! Birilerinin 'hayal' dediği, 'yapamazsınız' dediği her teknolojik eşiği inançla, sabırla ve kenetlenerek birlikte aştık."
"TEKNOFEST Gençliği Umuttur, Beklenendir!"
Türk gençliğinin azmine ve vatan sevgisine dikkat çeken Bayraktar, genç mühendislerin ortaya koyduğu projelerin Türkiye'nin denizlerdeki caydırıcılığına doğrudan katkı sunduğunu vurguladı:
"Sizler akıl ve alın terinizle yüreğinizdeki vatan sevdasını birleştirdiniz. Mavi Vatan’ın sadece koruyucuları değil, geleceğin de mimarları olduğunuzu tüm dünyaya gösterdiniz. TEKNOFEST gençliği; 'Kim var?' denildiğinde sağına soluna bakmadan 'Ben varım!' diyen, bu vatanın sorumluluğunu omuzlayan gençliktir. TEKNOFEST gençliği umuttur, beklenendir! Yolumuz açık, pruvamız neta, ufkumuz KIZILELMA!"
Gölcük’ten Demir Alındı: Yeni Rota Şanlıurfa
Gölcük etabının tamamlanmasıyla birlikte TEKNOFEST fırtınasının Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ne taşınacağı müjdelendi. Selçuk Bayraktar, 7’den 70’e tüm vatandaşları medeniyetin ve tarihin beşiği Şanlıurfa’ya davet ederek organizasyonun tarihlerini paylaştı:
Etkinlik Adı: TEKNOFEST Güneydoğu / Şanlıurfa
Tarih: 30 Eylül – 4 Ekim
Konum: Şanlıurfa
Milli teknoloji heyecanının dalga dalga büyüyeceğini belirten Bayraktar, tören sonunda dereceye giren başarılı yarışmacılara ödüllerini takdim ederek hatıra fotoğrafı çektirdi.
Büyükçekmece’de Gönüllere Dokunan Buluşma: Meyanlar Kraliçesi Huzurevi Sakinleri İçin Söyleyecek!
Meyanlar Kraliçesi Sibel Yıldırım, 26 Ağustos’ta Büyükçekmece Özel Hayat Yaşam Merkezi’nde huzurevi sakinleri için gönüllü olarak sahne alacak.
Arka Haber
Arabesk müziğin güçlü seslerinden, “Meyanlar Kraliçesi” Sibel Yıldırım, Büyükçekmece’de gönüllere dokunacak özel bir etkinliğe hazırlanıyor. Yıldırım, 26 Ağustos Çarşamba günü Özel Hayat Yaşlı Bakım ve Yaşam Merkezi’nin kıymetli sakinleri için gönüllü olarak sahne alacak. Müzik, sevgi ve vefanın buluşacağı etkinlikte huzurevi sakinleri unutulmaz bir gün yaşayacak.
Büyükçekmece’de müzik ve vefayı aynı çatı altında buluşturacak anlamlı bir organizasyon için geri sayım başladı.
Güçlü sesi, kendine özgü yorumu ve sahne performansıyla müzikseverlerin yakından tanıdığı “Meyanlar Kraliçesi” Sibel Yıldırım, 26 Ağustos Çarşamba günü Özel Hayat Yaşlı Bakım ve Yaşam Merkezi’nin sakinleriyle bir araya gelecek.
Yıldırım, bu özel günde sevilen şarkılarını hayatın yükünü yıllarca omuzlamış, ailelerine ve topluma emek vermiş ulu çınarlar için seslendirecek.
“BAŞARI VE İNSAN” PROGRAMININ ARDINDAN BU KEZ ÇOK ÖZEL BİR SAHNE
Sibel Yıldırım, kısa süre önce gazeteci ve televizyon programcısı Nilgün Ege’nin hazırlayıp sunduğu “Başarı ve İnsan” programının da konuğu olmuştu.
Telenews ekranlarında yayınlanan “Başarı ve İnsan” programında sanat yaşamından müzik yolculuğuna kadar birçok konuda samimi açıklamalarda bulunan Yıldırım, bu kez televizyon stüdyosundan çıkarak çok daha farklı ve anlamlı bir buluşmaya hazırlanıyor.
26 Ağustos’ta Özel Hayat Yaşlı Bakım ve Yaşam Merkezi’nde gerçekleştirilecek etkinlikte Yıldırım, merkez sakinleri için gönüllü olarak sahneye çıkacak.
SİBEL YILDIRIM: “HER KONSERİMİZ ÖZEL AMA BU KONSER GÖNÜLDEN”
Etkinlik öncesinde Özel Hayat Yaşam Merkezi’ni ziyaret eden Sibel Yıldırım, merkezin sakinleriyle bir araya geldi.
Özel Hayat Yaşam Merkezi Kurucu Müdürü Fatma Araz, Arka Haber İmtiyaz Sahibi ve “Başarı ve İnsan” programının yapımcı ve sunucusu Nilgün Ege ile huzurevi sakinlerinin de bulunduğu buluşmada renkli ve samimi görüntüler ortaya çıktı.
Yaklaşan konserin heyecanını merkez sakinleriyle paylaşan Sibel Yıldırım, etkinliğin kendisi açısından taşıdığı anlamı şu sözlerle dile getirdi:
“Her konserimiz bizim için çok özeldir; fakat 26 Ağustos Çarşamba günü gerçekleştireceğimiz bu buluşma bambaşka. Tamamen gönüllü olarak üstlendiğimiz bu anlamlı projede şarkılarımızı başımızın tacı dedelerimiz ve ninelerimiz için söyleyeceğiz.”
Yıldırım, o günü yalnızca bir konser olarak görmediğini belirterek sözlerini şöyle sürdürdü:
“Çok şeker, çok kıymetli konuklarımızla bir arada olacağız. Kurucu Müdürümüz Sayın Fatma Araz ve Arka Haber’den Nilgün Hanım’ın beraberliğinde hem oynayacağımız hem de gönüllere dokunacağımız muhteşem bir gün geçireceğiz.”
HUZUREVİNDE KONSER HEYECANI ŞİMDİDEN BAŞLADI
Etkinlik öncesindeki buluşmada Sibel Yıldırım’ın huzurevi sakinleriyle kurduğu sıcak iletişim dikkat çekti.
Sohbetler edildi, gülüşmeler yaşandı, yaklaşan konser konuşuldu. Merkez sakinlerinin kameraya gülümseyerek ve el sallayarak etkinliğin heyecanına ortak olması ise ortaya sıcacık görüntüler çıkardı.
26 Ağustos’ta kurulacak sahnede yalnızca şarkılar söylenmeyecek. Kimi zaman yıllar öncesine ait bir hatıra canlanacak, kimi zaman hep birlikte şarkılara eşlik edilecek, kimi zaman da müziğin ritmine oyunlarla eşlik edilecek.
Günün en önemli amacı ise merkez sakinlerinin yüzünde bir tebessüm oluşturmak olacak.
FATMA ARAZ VE EKİBİ ULU ÇINARLARI MÜZİKLE BULUŞTURACAK
Özel Hayat Yaşlı Bakım ve Yaşam Merkezi Kurucu Müdürü Fatma Araz ve merkez ekibinin ev sahipliğinde gerçekleştirilecek organizasyon, yaşlı bireylerin sosyal hayatın içerisinde daha fazla yer almasının önemine de dikkat çekecek.
Merkezde yaşayan büyüklerin yalnızca bakım ihtiyaçlarının değil; sosyal, kültürel ve duygusal ihtiyaçlarının da önem taşıdığı anlayışıyla düzenlenen etkinlik, kuşaklar arasında sevgi ve vefa köprüsü oluşturmayı amaçlıyor.
Çünkü bazen bir ziyaret, bazen birkaç dakikalık sohbet, bazen de yıllar öncesinden hatırlanan bir şarkı büyüklerimiz için çok şey ifade edebiliyor.
SAHNE ONLARIN, ŞARKILAR ONLAR İÇİN
26 Ağustos’taki etkinliği özel kılan en önemli ayrıntılardan biri de Sibel Yıldırım’ın projeye gönüllü olarak destek vermesi.
“Meyanlar Kraliçesi” bu kez alkışlardan önce büyüklerin mutluluğu için mikrofon başına geçecek.
Arabesk müziğin sevilen eserlerinin seslendirileceği etkinlikte merkez sakinlerinin de şarkılara eşlik etmesi ve müzikle dolu keyifli saatler geçirmesi bekleniyor.
Etkinlik böylece klasik bir konser organizasyonunun ötesine geçerek vefa, dayanışma, paylaşma ve hatırlama buluşmasına dönüşecek.
26 AĞUSTOS’TA SEVGİ VE MÜZİK BULUŞACAK
Özel Hayat Yaşlı Bakım ve Yaşam Merkezi’nde gerçekleştirilecek program, 26 Ağustos Çarşamba günü saat 16.00’da başlayacak ve 19.00’a kadar devam edecek.
Sibel Yıldırım’ın şarkılarıyla renk katacağı etkinlikte Özel Hayat Yaşam Merkezi’nin sakinleri ve misafirleri bir araya gelecek.
Etkinlik için yapılan çağrıda ise şu ifadelere yer verildi:
“26 Ağustos Çarşamba günü bu sıcacık sevgi çemberine ortak olmak, büyüklerimizin neşesine eşlik etmek isteyen tüm yakın dostlarımızı ve komşularımızı Özel Hayat Yaşam Merkezi’ne bekliyoruz.”
26 Ağustos’ta Büyükçekmece’de kurulacak o sahnenin belki de en kıymetli tarafı söylenecek şarkılardan çok, şarkıları dinleyen ulu çınarların yüzlerinde oluşacak tebessüm olacak.
Alihan Kuriş Soruşturmasında Masak Raporu: Aile Çevresinde 1818 Tapu İşlemi Mercek Altında
Alihan Kuriş soruşturmasında hazırlanan MASAK raporunun ayrıntıları ortaya çıktı. Dört isimde toplam 1818 tapu işlem kaydı tespit edildi; banka ve mal varlığı hareketleri incelemeye alındı.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen Alihan Kuriş soruşturmasında mali hareketlere ilişkin dikkat çeken ayrıntılar ortaya çıktı. MASAK tarafından hazırlanan raporda, Kuriş ailesi ve yakınlarının mal varlığı, banka hareketleri ve taşınmaz devirleri incelendi. Dört kişinin TAKBİS kayıtlarında toplam 1818 tapu işlem kaydı tespit edilirken, aile içindeki taşınmaz devirleri ve para hareketleri de incelemeye alındı.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının yürüttüğü ve kamuoyuna “Alihan Kuriş çıkar amaçlı suç örgütü” soruşturması olarak yansıyan dosyada Mali Suçları Araştırma Kurulu’nun (MASAK) hazırladığı raporun ayrıntıları gündeme geldi.
Raporda Alihan Kuriş'in yanı sıra eşi ve her iki tarafın birinci ve ikinci derece yakınlarının mal varlıkları ile mali hareketlerinin incelendiği belirtildi.
Özellikle 2016 sonrasında meydana gelen mal varlığı değişiklikleri, aile bireyleri arasındaki taşınmaz devirleri, banka transferleri ve kayıtlı mali durumla mal varlıkları arasındaki uyum üzerinde duruldu.
DÖRT İSİMDE TOPLAM 1818 TAPU İŞLEM KAYDI
MASAK raporunda yer alan TAKBİS kayıtları dikkat çekici bir tablo ortaya koydu.
Rapora göre Alihan Kuriş'in annesi Ayşe Gülderen Denizolgun Kuriş adına 646, babaannesi Nevin Kuriş adına 539, babası Mahmut Sabri Kuriş adına 207, eşi Seda Kuriş'in babası Mustafa Kösemusul adına ise 426 gayrimenkul işlem kaydı tespit edildi.
Bu dört kişinin kayıtları toplandığında sayı 1818 tapu işlemine ulaşıyor.
Ancak bu rakam 1818 ayrı gayrimenkul bulunduğu anlamına gelmiyor. TAKBİS kayıtları satış ve alımların yanı sıra miras intikali, ifraz, tevhit, cins değişikliği, kat irtifakı ve çeşitli mülkiyet işlemlerini de kapsıyor.
646 İŞLEMDE ÇOK SAYIDA TAŞINMAZ TÜRÜ
Alihan Kuriş'in annesi Ayşe Gülderen Denizolgun Kuriş'e ilişkin 646 işlem kaydında yalnızca konut ve arsalar bulunmuyor.
MASAK raporuna yansıyan kayıtlarda büro, dükkân, imalathane, kahvehane, lokanta, mesken, zeytinli tarla, kuyulu tarla ve farklı nitelikte arsalar bulunuyor.
Bazı taşınmazların aile üyelerinden geçtiği, bazılarının ise üçüncü kişilere veya şirketlere devredildiği kayıtlara yansıdı.
Raporda bazı taşınmazlar üzerindeki haciz ve tedbir kayıtlarına da dikkat çekildi.
KARDEŞİN BANKA HAREKETLERİ DE İNCELENDİ
MASAK'ın incelemesinde Alihan Kuriş'in kardeşi Hilmi Tuna Kuriş'in taşınmaz ve banka hareketlerine de yer verildi.
Özellikle 2024-2026 dönemindeki miras, satış ve mülkiyet işlemleri incelenirken, banka transferlerinin on milyonlarca liraya ulaştığı raporda kaydedildi.
Bazı taşınmazlarda icrai haciz, ihtiyati tedbir ve el koyma kararlarının bulunduğu da rapora yansıdı.
Miras yoluyla edinilen varlıkların daha sonra gerçekleştirilen devirleri ile banka hesaplarındaki para hareketlerinin birlikte değerlendirilmesinin önem taşıdığı belirtildi.
TAŞINMAZLAR İKİ KUŞAK BOYUNCA EL DEĞİŞTİRDİ
Raporda Kuriş ailesindeki miras hareketleri de ayrıntılı şekilde ele alındı.
Alihan Kuriş'in 2022 yılında hayatını kaybeden babaannesi Nevin Kuriş'ten çok sayıda taşınmazın mirasçılara geçtiği, bunların bir bölümünün Mahmut Sabri Kuriş'e intikal ettiği kaydedildi.
Mahmut Sabri Kuriş'in 2024'te hayatını kaybetmesinin ardından söz konusu mal varlıklarının bir bölümünün Alihan Kuriş ve kardeşi Hilmi Tuna Kuriş'in de aralarında bulunduğu mirasçılara geçtiği belirtildi.
MASAK raporunda bu taşınmazların hangilerinin miras, hangilerinin bedelli satış yoluyla devredildiği ve satış söz konusuysa bedellerin banka kayıtlarına yansıyıp yansımadığının incelenmesinin önemine işaret edildi.
2,4 MİLYON LİRALIK PARA AYNI GÜN OTOMOTİV ŞİRKETİNE GİTTİ
Raporda Alihan Kuriş'in eşi Seda Kuriş'in banka hareketleriyle ilgili de dikkat çeken bir işlem bulunuyor.
Banka kayıtlarına göre 5 Eylül 2023 tarihinde Mehmet Özmen isimli kişiden Seda Kuriş'in hesabına 2 milyon 406 bin 650 lira gönderildi.
Aynı gün bu paranın 2 milyon 406 bin 344 lirası Mercedes-Benz Otomotiv Ticaret ve Hizmetler AŞ'ye aktarıldı.
Raporda yaklaşık 2,4 milyon liralık tutarın üçüncü bir kişiden gelmesi nedeniyle para transferinin tarafları arasındaki hukuki veya ticari ilişkinin açıklığa kavuşturulması gerektiği değerlendirmesine yer verildi.
KAYINPEDERİN KAYITLARINDA 426 İŞLEM
Seda Kuriş'in babası Mustafa Kösemusul'un TAKBİS kayıtları da MASAK incelemesinde yer aldı.
Rapora göre Kösemusul adına halen üç taşınmaz bulunmasına rağmen geçmiş kayıtlarında 426 ayrı gayrimenkul alış ve satış işlemi görüldü.
Raporda Kösemusul'un geçmiş banka hareketleri, şirket ortaklıkları ve yöneticilikleriyle birlikte söz konusu tapu işlemlerinin ekonomik gerekçelerinin ve alış-satış bedellerinin banka kayıtlarıyla karşılaştırılması gerektiği belirtildi.
BANKA İŞLEM HACMİNDE YAKLAŞIK 5 KAT ARTIŞ
MASAK raporunda Seda Kuriş'in kardeşi Ayşe Nur Bedir'in banka hareketlerine ilişkin tespitler de bulunuyor.
Bedir'in bankacılık işlem hacminin 2023 yılında önceki yıllara göre yaklaşık 5 kat arttığı kaydedildi.
Aynı kişinin üzerine beş tarla ile iki aracın kayıtlı olduğu ve iki şirkette ortaklığının bulunduğu rapora yansıdı.
MASAK, taşınmaz ve araç edinimleriyle banka hesaplarındaki hareket artışının birlikte incelenmesi gerektiği değerlendirmesinde bulundu.
ÜZERİNE MAL VARLIĞI KAYITLI DEĞİL, HESAPLARINDA 5,5 MİLYON LİRAYI AŞAN GİRİŞ
Rapordaki dikkat çekici bölümlerden biri de Seda Kuriş'in annesi Zeynep Kösemusul'a ilişkin banka kayıtları oldu.
Rapora göre adına şirket ortaklığı, araç veya gayrimenkul kaydı bulunmayan Kösemusul'un 2016-2026 dönemindeki banka hesaplarında 5 milyon 550 bin liranın üzerinde para girişi, yaklaşık 3 milyon 800 bin lira para çıkışı tespit edildi.
MASAK raporunda söz konusu para hareketlerinin kaynağı ile aile bireyleri arasındaki transferlerin ekonomik faaliyetlerle uyumunun açıklığa kavuşturulması gereken konular arasında olduğu ifade edildi.
MASAK ÜÇ ANA BAŞLIĞA ODAKLANDI
Raporda aile ve yakın çevrenin mali hareketleri birlikte değerlendirildiğinde üç başlık öne çıktı:
Yüksek sayıdaki tapu işlem kayıtları, kuşaklar arasında gerçekleşen taşınmaz devirleri ve taşınmaz/araç edinimleriyle aynı dönemlere denk gelen banka hareketleri.
Soruşturma kapsamında taşınmazların gerçek satış bedelleri, bu bedellerin banka sistemine yansıyıp yansımadığı, birbirine yakın tarihlerde yapılan tapu işlemleri, araçların finansman kaynakları ve kişilerin kayıtlı gelirleriyle mal varlıkları arasındaki uyumun incelendiği belirtildi.
SORUŞTURMA DEVAM EDİYOR
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında 13 Ağustos'ta 17 ilde eş zamanlı operasyon gerçekleştirilmişti.
Operasyonda, aralarında Alihan Kuriş'in de bulunduğu 49 şüpheliden 30'u gözaltına alınmış, Alihan Kuriş ile bazı şüpheliler hakkında tutuklama kararı verilmişti.
Soruşturma kapsamında şüphelilere “suç örgütü kurma ve yönetme”, “suç örgütüne üye olma”, “suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama”, “kamu kurum ve kuruluşları zararına dolandırıcılık” ve “Vergi Usul Kanunu'na muhalefet” suçlamaları yöneltiliyor.
Soruşturma ve yargı süreci devam ederken, MASAK raporunda yer alan mali tespitlerin hukuki değerlendirmesi yetkili yargı mercileri tarafından yapılacak.
Nafakada Yeni Dönem Hazırlığı: Süresiz Nafaka Yerine Evlilik Süresine Göre Model
Türkiye’de uzun süredir tartışılan süresiz yoksulluk nafakasına ilişkin yeni bir model üzerinde çalışılıyor. Kamuoyuna yansıyan taslak düzenlemeye göre nafakanın evlilik süresi dikkate alınarak belirlenmesi, kısa süreli evliliklerde ise 5 yıllık asgari sürenin esas alınması gündemde. Çalışmada hâkime özel durumlarda nafaka süresini uzatma yetkisi verilmesi de değerlendiriliyor.
Boşanma sonrası yoksulluk nafakasına ilişkin sistemin değiştirilmesine yönelik çalışmalar yeniden gündemde. Üzerinde çalışıldığı belirtilen yeni modelde, mevcut sistemdeki süresiz nafaka uygulamasının yerine belirli süreye dayanan bir yapının getirilmesi öngörülüyor.
Ancak kamuoyuna yansıyan düzenleme henüz yürürlüğe girmiş bir kanun değil. Yeni sistemin uygulanabilmesi için düzenlemenin kanun teklifi haline gelerek TBMM’ye sunulması ve yasama sürecinin tamamlanması gerekiyor.
KISA EVLİLİKTE DE 5 YIL NAFAKA GÜNDEMDE
Taslakta dikkat çeken başlıklardan biri kısa süreli evlilikler.
Üzerinde çalışılan modele göre evlilik yalnızca 6 ay veya 1 yıl sürmüş olsa dahi yoksulluk nafakasının 5 yıldan daha kısa süreyle verilmemesi değerlendiriliyor.
Böylece 5 yılın, nafaka süresi açısından bir alt sınır olarak uygulanması gündeme geliyor.
Bu düzenlemeyle boşanma sonrasında ekonomik açıdan güçlük yaşayabilecek eşe sosyal ve ekonomik hayata yeniden uyum sağlayabilmesi için belirli bir geçiş süresi tanınması amaçlanıyor.
EVLİLİK SÜRESİNİN YARISI ESAS ALINABİLİR
Yeni sistemde nafakanın ne kadar süreyle ödeneceğinin belirlenmesinde evlilik süresinin dikkate alınması planlanıyor.
Kamuoyuna yansıyan taslağa göre hesaplamada evliliğin başladığı tarih ile boşanma davasının açıldığı tarih arasındaki süre dikkate alınacak.
Nafaka süresinin belirlenmesinde ise evlilik süresinin yarısının esas alınması üzerinde duruluyor.
Bu hesaplama sonucunda ortaya çıkan süre 5 yılın altında kalırsa asgari 5 yıllık nafaka süresinin uygulanması öngörülüyor.
HÂKİME UZATMA YETKİSİ VERİLEBİLİR
Yeni modelin dikkat çeken bir başka noktası ise 5 yıllık sürenin her durumda kesin bir bitiş tarihi olmayacak olması.
Nafaka alan kişinin ileri yaşta olması, sağlık sorunları yaşaması veya çalışma gücünü kaybetmesi gibi özel koşullarda hâkimin nafaka süresini uzatabilmesi değerlendiriliyor.
Mahkemenin karar verirken kişinin ekonomik durumunu, gelir elde etme imkânını, çalışma kapasitesini ve kendi geçimini sağlayıp sağlayamayacağını göz önünde bulundurması planlanıyor.
EK NAFAKA İÇİN 1 YILLIK SÜRE
Taslak çalışmada nafaka süresi sona ermesine rağmen ekonomik mağduriyeti devam eden kişiler için yeniden mahkemeye başvuru imkânı da bulunuyor.
Buna göre gerekli şartları taşıyan nafaka alacaklısının, nafakanın sona ermesinden itibaren 1 yıl içerisinde mahkemeye başvurarak ek süre talep edebilmesi gündemde.
Bir yıllık başvuru süresinin geçirilmesi halinde ise uzatma talebinin yapılamaması öngörülüyor.
AYLIK NAFAKA TOPLU ÖDEMEYE ÇEVRİLEBİLECEK
Çalışmada yalnızca nafakanın süresi değil, ödeme yöntemi konusunda da değişiklik yapılması değerlendiriliyor.
Başlangıçta aylık olarak ödenmesine karar verilen nafakanın, daha sonraki aşamada mahkeme kararıyla toplu ödemeye dönüştürülebilmesinin önü açılabilir.
Hâkimin böyle bir karar verirken tarafların mali durumunu, ödemenin sürdürülebilirliğini ve toplu ödemenin nafaka alacaklısı üzerindeki sonuçlarını değerlendirmesi öngörülüyor.
Böylece uygun şartların oluşması halinde boşanan eşler arasındaki yıllarca devam edebilen mali ilişkinin tek seferlik ödeme ile sona erdirilmesi mümkün olabilecek.
MAL PAYLAŞIMINDA DA SÜRE DEĞİŞİKLİĞİ GÜNDEMDE
Hazırlık yalnızca nafaka sistemiyle sınırlı değil.
Boşanmanın ardından açılan mal rejiminin tasfiyesine ilişkin davalarda uygulanan zamanaşımı süresinin de değiştirilmesi gündemde.
Mevcut durumda 10 yıl olarak uygulanan sürenin 5 yıla indirilmesi üzerinde çalışıldığı belirtiliyor.
Düzenlemenin yasalaşması halinde boşanan eşlerin katılma alacağı, değer artış payı ve mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan talepleri bakımından daha kısa sürede hukuki yollara başvurması gerekebilecek.
NAFAKA SADECE KADINLARA ÖDENMİYOR
Kamuoyunda zaman zaman yanlış bilinen bir diğer konu ise yoksulluk nafakasının yalnızca kadınların yararlanabildiği bir hak olduğu düşüncesi.
Mevcut Türk Medeni Kanunu'na göre yoksulluk nafakası cinsiyete bağlı bir hak değil. Boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek ve kusuru diğer eşten daha ağır olmayan taraf, gerekli şartların oluşması halinde nafaka talebinde bulunabiliyor.
Dolayısıyla şartları taşıyan erkek eşin de yoksulluk nafakası talep etmesi mümkün.
MEVCUT NAFAKALAR ŞİMDİLİK DEĞİŞMİYOR
Yeni düzenlemeyle ilgili en önemli ayrıntı ise çalışmaların henüz taslak aşamasında bulunması.
Kamuoyuna yansıyan 5 yıllık asgari süre, evlilik süresinin yarısı kadar nafaka, toplu ödeme ve diğer düzenlemeler bugün itibarıyla mevcut nafaka kararlarını kendiliğinden değiştirmiyor.
Düzenlemenin önce kanun teklifine dönüşmesi, TBMM’de komisyon ve Genel Kurul süreçlerinden geçmesi gerekiyor.
Teklif yasalaşırsa mevcut nafaka kararlarının yeni sistemden etkilenip etkilenmeyeceği, devam eden boşanma davalarının hangi hükümlere tabi olacağı ve geçmiş dosyalar için nasıl bir geçiş sistemi uygulanacağı kanunun kesinleşen metniyle belli olacak.
TOBB Erzurum Kadın Girişimciler Kurulu Ağustos Ayı Toplantısını TKDK’da Gerçekleştirdi
TOBB Erzurum Kadın Girişimciler Kurulu, Ağustos ayı toplantısını TKDK Erzurum İl Koordinatörlüğü’nde yaptı. Toplantıda kadın girişimcilere yönelik hibe, yatırım ve kırsal kalkınma destekleri ele alındı.
Erzurum Ticaret ve Sanayi Odası (ETSO) bünyesinde faaliyet gösteren TOBB Erzurum Kadın Girişimciler Kurulu (KGK), Ağustos ayı olağan toplantısını TKDK Erzurum İl Koordinatörlüğü ev sahipliğinde gerçekleştirdi. Toplantıda kadın girişimciliğine yönelik çalışmalar değerlendirilirken, TKDK’nın hibe ve destek programları hakkında kurul üyelerine bilgi verildi.
KADIN GİRİŞİMCİLER TKDK’DA BİR ARAYA GELDİ
TOBB Erzurum Kadın Girişimciler Kurulu (KGK), Ağustos ayı olağan toplantısını Kurul Başkanı Kübra Alioğulları başkanlığında gerçekleştirdi.
Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu (TKDK) Erzurum İl Koordinatörlüğü’nün ev sahipliğinde gerçekleştirilen toplantıda, kurulun yürüttüğü çalışmalar ve önümüzdeki döneme ilişkin faaliyetler ele alındı.
TEMMUZ AYINDA YAPILAN ÇALIŞMALAR DEĞERLENDİRİLDİ
Toplantının açılışının ardından gündem maddelerinin görüşülmesine geçildi.
Kurul üyeleri, Temmuz 2026 döneminde KGK İcra Kurulu tarafından gerçekleştirilen faaliyetleri değerlendirerek yürütülen çalışmaların sonuçları hakkında görüş alışverişinde bulundu.
Kadınların girişimcilik hayatında daha etkin rol almalarını desteklemeye yönelik gerçekleştirilen faaliyetler ve önümüzdeki dönemde atılabilecek yeni adımlar da toplantının gündeminde yer aldı.
TKDK HİBE VE DESTEKLERİ KADIN GİRİŞİMCİLERE ANLATILDI
Toplantının önemli gündem başlıklarından birini ise TKDK tarafından yatırımcılara sağlanan hibe ve destek programları oluşturdu.
TKDK yetkilileri tarafından kurul üyelerine; tarım, kırsal kalkınma ve üretime yönelik yatırım olanakları hakkında kapsamlı bir bilgilendirme yapıldı.
Sunumda özellikle kadın girişimcilere yönelik avantajlar, uygulanabilecek hibe oranları ve proje başvuru süreçlerine ilişkin detaylar aktarıldı.
KADIN GİRİŞİMCİLİĞİNİN GELİŞTİRİLMESİ İÇİN GÖRÜŞ ALIŞVERİŞİ
Toplantıda TKDK desteklerinden kadın girişimcilerin daha etkin şekilde yararlanabilmesi ve Erzurum’da kadın girişimciliğinin geliştirilmesine yönelik yapılabilecek çalışmalar konusunda karşılıklı görüş alışverişinde bulunuldu.
TOBB Erzurum Kadın Girişimciler Kurulu’nun Ağustos ayı olağan toplantısı, değerlendirmelerin ardından sona erdi.
Avcılar Belediyesi'nin Futbol Turnuvasında Yarı Final Heyecanı
Avcılar Belediyesi Gençlik ve Spor Müdürlüğü tarafından düzenlenen Mahalleler Arası Futbol Turnuvasında yarı finale yükselen takımlar belli oldu.
Avcılar Belediyesi Gençlik ve Spor Müdürlüğü tarafından düzenlenen Mahalleler Arası Futbol Turnuvasında yarı finale yükselen takımlar belli oldu. İlçenin farklı mahallelerinden 12 takımın katıldığı organizasyonda Üniversite, Firuzköy, Mustafa Kemal Paşa, Gümüşpala ve Yeşilkent mahallelerinden sporcular şampiyonluk için mücadele etti.
12 TAKIM ŞAMPİYONLUK İÇİN SAHAYA ÇIKTI
Avcılar Belediyesi Atatürk Stadyumu’nda oynanan karşılaşmalarda takımlar, grup ve eleme müsabakalarında üst tura yükselmek için mücadele etti. Karşılaşmaların tamamlanmasıyla birlikte turnuvanın son dört takımı da netleşti.
Farklı mahallelerden sporcuları aynı organizasyonda buluşturan turnuva, ilçedeki futbol heyecanını da sahaya taşıdı. Avcılar Belediyesi’nin düzenlediği organizasyon, sporculara mücadele etme ve yeteneklerini sergileme fırsatı sundu.
YARI FİNAL HEYECANI
Turnuvada yarı finale yükselen ekipler Ateşoğlu Spor, Avcılar Balkan Spor, Trafo Spor ve Avcılar Murat Kölük Devlet Hastanesi oldu.
Dört takım, finale yükselmek için yarı final mücadelesini verirken, turnuvada finale çıkacak iki takım belli oldu.
ŞAMPİYONLUK İÇİN SON VİRAJ
Turnuvada yarı final karşılaşmalarının tamamlanmasının ardından finale yükselen takımlar da belli oldu. Rakiplerini mağlup eden Avcılar Balkan Spor ve Ateşoğlu Spor, şampiyonluk kupası için finalde karşı karşıya gelecek.
Avcılar Belediyesi, ilçede sporun daha geniş kesimlere ulaşması ve amatör sporcuların desteklenmesi amacıyla sportif organizasyonlara ev sahipliği yapmayı sürdürüyor. Turnuva kapsamında bir araya gelen takımlar, hem rekabet hem de sporun kent yaşamındaki buluşturucu yönünü sahaya yansıttı.
Şampiyonluk için son iki takımın kaldığı turnuvada gözler artık final karşılaşmasına çevrildi. Avcılar Balkan Spor ile Ateşoğlu Spor’un mücadele edeceği final maçının ardından şampiyon takım belli olacak. Dereceye giren takımlara kupa ve madalyaları takdim edilecek.
Teoman Mutlu: “Siyasi Partiler Temiz, Güvenilir ve Donanımlı Olmalıdır”
Yerli ve Milli Parti Genel Başkanı Teoman Mutlu, siyasi partilerde dürüstlük, liyakat ve şeffaflık çağrısı yaptı. Mutlu, Siyasi Partiler Kanunu ve seçim mevzuatının yeniden ele alınmasını istedi.
Yerli ve Milli Parti Genel Başkanı Teoman Mutlu, Türkiye’de siyasi partilerin demokrasinin temel unsurlarından biri olduğunu belirterek dürüstlük, liyakat ve şeffaflık vurgusu yaptı. Siyasi partiler hakkındaki iddia ve suçlamaların somut deliller ve hukuk çerçevesinde ele alınması gerektiğini söyleyen Mutlu, Siyasi Partiler Kanunu ve seçim mevzuatının da yeniden değerlendirilmesi çağrısında bulundu.
“SİYASİ PARTİLER DEMOKRASİNİN TEMELİDİR”
Yerli ve Milli Parti Genel Başkanı Teoman Mutlu, siyasi partilerin seçim sistemi ve devlet yönetimindeki rolüne ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Siyasi partilerin demokrasinin işleyişinde önemli bir yere sahip olduğunu belirten Mutlu, parti kadrolarının dürüst, liyakatli ve donanımlı kişilerden oluşması gerektiğini söyledi.
Mutlu, şu ifadeleri kullandı:
“Parti olmazsa seçim olmaz. Ciddi bir siyasi parti, insan yetiştiren bir okuldur. Devleti seçimi kazanan parti yönetiyor, Cumhurbaşkanı da partinin içinden çıkıyor. O hâlde iktidarıyla muhalefetiyle siyasi partilerin üzerine titremek ve temiz kalmaları için gayret göstermek gerekir.”
TEOMAN MUTLU’DAN LİYAKAT VE DÜRÜSTLÜK VURGUSU
Yerli ve Milli Parti’de bu anlayış doğrultusunda hareket ettiklerini ifade eden Mutlu, parti kadrolarının niteliğine önem verdiklerini belirtti.
Mutlu, “Parti mensuplarımızın temiz, dürüst ve mutlaka donanımlı olması için çalışıyorum. Çok şükür ülkeme tertemiz bir parti kazandırdım. Kendi evimin önünü temiz tutuyorum.” dedi.
“BÜTÜN PARTİLER ŞAİBEDEN UZAK OLMALIDIR”
Siyasi etik ve kamuoyu güveninin yalnızca tek bir partinin meselesi olarak değerlendirilemeyeceğini savunan Mutlu, Türkiye’de faaliyet gösteren bütün siyasi partilerin şeffaflık konusunda hassas davranması gerektiğini söyledi.
CHP hakkında kamuoyuna yansıyan iddialara da değinen Mutlu, şu değerlendirmede bulundu:
“Devleti kuran bir parti olarak CHP’nin de hakkında ortaya atılan iddiaları açıklığa kavuşturması, temiz ve güvenilir bir yapıyı koruması hepimizi ilgilendirir.”
Mutlu, farklı siyasi partiler hakkında çeşitli yapı veya gruplarla ilişkilere yönelik iddiaların zaman zaman gündeme gelebileceğini belirterek bu tür suçlamaların söylentiler üzerinden değil, somut deliller ve hukuk çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini savundu.
“İnsanın olduğu her yerde problem olabilir, menfaat insanları şaşırtabilir. Yöneticilerin görevi buna karşı dikkatli olmak ve partilerinin itibarını korumaktır.” ifadelerini kullandı.
“CİDDİ SUÇLAMALAR KARŞISINDA HUKUKİ YOLLARA BAŞVURULMALI”
Siyasi partilere yönelik ciddi iddiaların cevapsız bırakılmaması gerektiğini söyleyen Mutlu, parti yöneticilerinin gerektiğinde hukuki yollara başvurması gerektiğini belirtti.
Mutlu, “Bir partiye karşı en küçük ciddi suçlama varsa genel başkanların ve yöneticilerin hukuk yoluna başvurması gerekir. Aksi hâlde parti durup dururken şaibe altında kalabilir.” dedi.
Siyasi tartışmaların itham ve söylentiler yerine hukuk, belge ve somut veriler üzerinden yürütülmesi gerektiğini ifade etti.
SİYASİ PARTİLER KANUNU VE SEÇİM MEVZUATI İÇİN DEĞİŞİKLİK ÇAĞRISI
Teoman Mutlu, Türkiye’deki siyasi parti sisteminin hukuki altyapısının da yeniden ele alınması gerektiğini savundu.
Siyasi Partiler Kanunu ve seçim mevzuatında değişiklik yapılması yönündeki çağrısını yineleyen Mutlu, Türkiye’de çok sayıda siyasi parti bulunmasına rağmen bunların yalnızca bir bölümünün seçimlere katılma yeterliliğine sahip olduğunu söyledi.
Mutlu, “Türkiye’de çok sayıda siyasi parti var ancak bunların yalnızca bir bölümü seçimlere katılma yeterliliğine sahip. Geri kalanların önemli bir kısmı fiilen sınırlı bir örgütlenmeyle varlık gösteriyor. Bu da siyasette ciddi bir dağınıklık oluşturuyor.” ifadelerini kullandı.
Yetkili kurumlara çağrıda bulunan Mutlu, siyasi parti sisteminin daha şeffaf, sağlıklı ve işlevsel hale getirilmesine yönelik düzenlemelerin gündeme alınması gerektiğini savundu.
“DEMOKRASİ GÜÇLÜ OLACAKSA SİYASİ PARTİLER DE GÜÇLÜ OLMALI”
Mutlu, açıklamasını siyasi partilerde güven ve liyakat vurgusuyla tamamladı:
“Demokrasi güçlü olacaksa siyasi partiler de güçlü, temiz, donanımlı ve güvenilir olmak zorundadır. Biz kendi sorumluluğumuzu yerine getirirken bütün siyasi partilerin de aynı hassasiyeti göstermesini bekliyoruz.”
Cumhuriyet Kent Meydanı, Tarih, Kültür Ve Sosyal Yaşamın Yeni Buluşma Noktası Olacak
İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve Büyükçekmece Belediyesi işbirliğiyle yapımı tamamlanan Türkiye'nin en büyük kent meydanlarından Cumhuriyet Kent Meydanı, 80 bin metrekarelik alanıyla kentin sosyal ve kültürel yaşamına farklı bir zenginlik katacak.
30 Ağustos Pazar günü düzenlenecek olan etkinliklerle açılışının gerçekleştirileceği Cumhuriyet Kent Meydanı, Büyükçekmece Belediye Binası, Ulusal Bağımsızlık ve Kuruluş Müzesi, Atatürk Evi, Kıyı Marina gibi, tarihi, sosyal ve kültürel eserleri bünyesinde barındırıyor.
Başkan Akgün'ün vizyon projelerinden
Büyükçekmece Belediyesi'ne yönelik düzenlenen operasyon kapsamında Silivri Marmara Cezaevi'nde tutuklu bulunan Büyükçekmece Belediye Başkanı Dr. Hasan Akgün'ün, vizyon projelerinden olan Cumhuriyet Kent Meydanı projesi hayata geçiyor. Büyükçekmece'nin ve Cumhuriyetin kimliğini yansıtan eserlerin bir arada bulunduğu meydan projesi, İstanbul Büyükşehir Belediyesi işbirliğiyle tamamlandı. Cumhuriyet Kent Meydanı, 30 Ağustos Zafer Bayramı gibi anlamlı bir tarihte görkemli bir törenle açılacak. Zafer Bayramı'nın 104'üncü yıl kutlamalarıyla görkemli bir şölene dönüşecek olan açılış etkinliklerinde sevilen sanatçı Melek Mosso konser verecek. 30 Ağustos Pazar günü, Zafer Bayramı'nın 104'üncü yılı coşkuyla kutlanırken, Cumhuriyet Kent Meydanı gibi eşsiz bir proje kentin halkının hizmetine açılacak.
Meydan açık hava müzesi deneyimi sunacak
Sahip olduğu eserler ve sosyal yaşam alanlarıyla geçmiş ile bugün arasında bir kültür köprüsü oluşturan Cumhuriyet Kent Meydanı, ulusal ve uluslararası etkinliklerde de kentin yeni buluşma noktası olacak. Kent yaşamının kalbinin attığı meydan, yalnızca insanların bir araya geldiği bir buluşma noktası olmanın ötesine geçerek, kültür, sanat ve turizmin önemli merkezlerinden biri haline geliyor. Tarihi ve kültürel değerleriyle kentin geçmişine ışık tutan meydan; sanat eserleri, mimari dokusu, sosyal donatı alanları ve çevresindeki müzeler, yürüyüş yolları ile adeta açık hava müzesi deneyimi sunacak.
Sanat eserleriyle açık hava sergisine dönüşecek
27 yıldır aralıksız devam eden, Uluslararası İstanbul Büyükçekmece Kültür ve Sanat Festivali kapsamında gerçekleşen Uluslararası Heykel Sempozyumu'na katılan dünyanın tanınmış heykeltraşların eserlerinin de sergilendiği meydan, kentin tarihini ve kültürel birikimini görünür kılarken, düzenlenen kültür-sanat etkinlikleri de meydanın canlılığını artırıyor. Sergilerden konserlere, kültürel buluşmalardan çeşitli etkinliklere kadar farklı organizasyonlara ev sahipliği yapması planlanan alan, her yaştan insan için yaşayan bir kültür platformu niteliği taşıyor.
Yatçılık sektörü ve turizm açısından meydanı önemli bir çekim merkezi
Ayrıca Cumhuriyet Kent Meydanı, dünyanın en bilindik 7 şehrinin mimari özelliğini bünyesinde barındıran bin yat kapasiteli Kıyı Marina'ya yürüme mesafesinde. Yatçılık sektörü ve turizm açısından meydanı önemli bir çekim merkezi haline getirecek olan marina bünyesinde barındırdığı alışveriş, eğlence, yeme – içme mekanlarıyla Büyükçekmece'ye artı değer katacak. Meydanın çevresindeki tarihi yapılar, müzeler, sanat alanları ve sosyal mekânlarla bütünleşmesi, bölgenin turizm potansiyelini daha da güçlendiriyor.
Gündüz ayrı, akşam ayrı bir atmosfere bürünüyor
Gündüzü ayrı, akşamı ayrı bir atmosfere bürünen meydan; ışıklandırması, mimarisi ve hareketli sosyal yaşamıyla kentin cazibe merkezlerinden biri olarak öne çıkacak. Vatandaşların dinlenip vakit geçirdiği, sanatseverlerin eserlerle buluştuğu ve turistlerin şehri keşfetmeye başladığı meydan, kentin kültürel vitrini olma özelliğini taşıyor. Ayrıca yer altı otoparkı da, bölgenin otopark ihtiyacını karşılamak için modern bir yer altı otoparkı olarak hizmet verecek.
İstanbul’da Okul Servis Ücretleri Cep Yakacak: Yıllık 93 Bin Tl’yi Aşıyor!
İstanbul okul servis ücretleri 2026-2027 tarifesi belli oldu. Yüzde 10 zam sonrası 0-1 km servis ücreti 39.970 TL, 23-25 km ücreti 93.610 TL oldu. İşte kilometreye göre yeni servis fiyatları.
2026-2027 eğitim öğretim yılı öncesinde İstanbul’da okul servis ücretleri yeniden gündemde. Yeni tarifeyle servis ücretlerine yüzde 10 zam yapılırken, en kısa mesafenin yıllık bedeli 39 bin 970 TL’ye, 23-25 kilometrelik mesafenin ücreti ise 93 bin 610 TL’ye yükseldi. İşte İstanbul’da kilometre kilometre yeni okul servis ücretleri…
Yeni eğitim öğretim yılının başlamasına sayılı günler kala velilerin okul masrafları da netleşmeye başladı. Kırtasiye, forma ve diğer eğitim giderlerinin yanı sıra İstanbul’da servis kullanacak öğrencilerin ailelerini ciddi bir ulaşım maliyeti bekliyor.
2026-2027 eğitim öğretim dönemi için İstanbul okul servis ücretlerine yüzde 10 zam yapıldı.
Yeni tarifede ödenecek tutar öğrencinin evi ile okulu arasındaki mesafeye göre belirleniyor.
EN KISA MESAFE BİLE YILLIK 39 BİN 970 TL
İstanbul'da yeni tarifeye göre 0-1 kilometre arasındaki en kısa mesafenin yıllık okul servis ücreti 39 bin 970 TL olarak belirlendi.
1-3 kilometre arasında servis kullanacak bir öğrenci için yıllık ücret 42 bin 804 TL, 3-5 kilometre arasındaki mesafede ise 46 bin 124 TL olacak.
5-7 kilometrelik mesafenin yıllık servis bedeli de 48 bin 98 TL’ye ulaştı.
UZAK MESAFEDE FATURA 93 BİN TL’Yİ GEÇİYOR
Ev ile okul arasındaki mesafe arttıkça ailelerin ödeyeceği servis ücreti de önemli ölçüde yükseliyor.
21-23 kilometre arasındaki bir güzergâh için belirlenen yıllık ücret 90 bin 112 TL olurken, 23-25 kilometre arasındaki mesafede servis bedeli 93 bin 610 TL’ye çıkıyor.
Böylece uzun mesafede okul servisi kullanan bir öğrencinin ailesinin yalnızca ulaşım için ödeyeceği yıllık tutar 90 bin TL sınırını aşmış oldu.
İSTANBUL OKUL SERVİS ÜCRETLERİ 2026-2027
Yeni eğitim öğretim döneminde açıklanan tarifedeki bazı mesafe ve yıllık ücretler şöyle:
0-1 kilometre: 39.970 TL
1-3 kilometre: 42.804 TL
3-5 kilometre: 46.124 TL
5-7 kilometre: 48.098 TL
21-23 kilometre: 90.112 TL
23-25 kilometre: 93.610 TL
SERVİS ÜCRETİ MESAFEYE GÖRE DEĞİŞİYOR
Velilerin ödeyeceği okul servis bedeli, öğrencinin ikamet adresi ile okulu arasındaki mesafeye göre hesaplanıyor. Bu nedenle farklı kilometre dilimlerinde farklı yıllık ücretler uygulanıyor.
Yeni tarifeyle birlikte en kısa mesafe ile 23-25 kilometrelik mesafe arasında yıllık 53 bin 640 TL fark oluşuyor.
YENİ EĞİTİM DÖNEMİ AİLE BÜTÇESİNİ ZORLAYACAK
Servis ücretlerinin yanı sıra kırtasiye, okul ihtiyaçları ve diğer eğitim harcamaları da düşünüldüğünde, 2026-2027 eğitim öğretim yılı öncesinde ailelerin eğitim bütçesi yeniden önemli gündem maddelerinden biri haline geldi.
İstanbul’da en kısa mesafede dahi yıllık servis ücretinin yaklaşık 40 bin TL’ye ulaşması, özellikle birden fazla öğrencisi bulunan aileler açısından okul ulaşım maliyetini daha da önemli hale getiriyor.
İlk Yorum yapan siz olun!