Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, İsrail'in Filistin'e saldırılarının sonlanması için dünyadan ve Türkiye'den siyasetçi, akademisyen ve bilim insanlarından 115 imzacının bulunduğu Küresel Vicdan Bildirgesi’ni açıkladı. Davutoğlu, "Yaptığımız çağrı, siyasal yaptırımlar da dahil olmak üzere BM'nin temel ilkelerinin çiğnendiği bu durum karşısında, her türlü tedbirin alınması. Ayrıca UNİCEF'e Gazze'de yetim kalan, yaralı kalan çocuklarla ilgili acil bir eylem planı hazırlamasını, DSÖ'ye başta hamile kadınlar olmak üzere Gazze'de hastane yetersizliği dolayısıyla ciddi sağlık sorunları yaşayan Filistinlilere derhal acil bir yardım programı uygulamasını, Filistinli mülteciler için kurulmuş BM örgütüne, Gazze'de yerinden edilen bütün insanlar için derhal bir yerleşim programı uygulaması çağrısında bulunuyoruz" dedi.
Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, İsrail'in Filistin'e saldırılarının sonlanması için dünyadan ve Türkiye'den siyasetçi, akademisyen ve bilim insanlarından 115 imzacının bulunduğu Küresel Vicdan Bildirgesi’ni açıkladı. Davutoğlu, "Yaptığımız çağrı, siyasal yaptırımlar da dahil olmak üzere BM'nin temel ilkelerinin çiğnendiği bu durum karşısında, her türlü tedbirin alınması. Ayrıca UNİCEF'e Gazze'de yetim kalan, yaralı kalan çocuklarla ilgili acil bir eylem planı hazırlamasını, DSÖ'ye başta hamile kadınlar olmak üzere Gazze'de hastane yetersizliği dolayısıyla ciddi sağlık sorunları yaşayan Filistinlilere derhal acil bir yardım programı uygulamasını, Filistinli mülteciler için kurulmuş BM örgütüne, Gazze'de yerinden edilen bütün insanlar için derhal bir yerleşim programı uygulaması çağrısında bulunuyoruz" dedi.
Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, İsrail'in 7 Ekim'den beri Filistin'e saldırılarını kınayan dünyadan ve Türkiye’den çeşitli akademisyenlerin, siyasetçilerin ve bilim insanlarının imzalarını içeren “Küresel Vicdan Bildirgesi”ni, bugün TBMM'de düzenlediği basın toplantısı ile açıkladı. Davutoğlu, partisinin milletvekilleri ile düzenlediği basın toplantısında şunları dile getirdi:
"115 İMZACININ KATILDIĞI, GAZZE'DEKİ SOYKIRIMI DURDURMAK İÇİN KÜRESEL VİCDAN BİLDİRGESİNİ YAYIMLADIK"
"2,5 aydır insanlığın gözü önünde, tarihin gördüğü en büyük katliamlardan biri işleniyor. Bu sefer açık bir biçimde soykırım icra edenler bunu dünyanın gözü önünde canlı yayınla yapıyorlar ve kendi halklarına karşı bundan gururla bahsediyorlar. Olayın ortaya çıktığı ilk günden itibaren ben de geçmişte birlikte çalışmış olduğumuz devlet adamlarıyla, uluslararası hukukçularla, akademisyenlerle, STÖ'lerle devamlı temas halinde olduk. Yaklaşık bir aydır süren temaslarımız neticesinde 115 imzacının katıldığı, Gazze'deki soykırımı durdurmak için Küresel Vicdan Bildirgesi’ni yayımladık. Bu bildirge şu anda bütün dünyada, yaklaşık 40 ülkeden 115 imzacı bütün medya organlarını kullanarak, başta BM ve BM'ye üye ülkeler olmak üzere her kanaldan insanlığa bu çağrıyı iletiyorlar.
İnisiyatifi, dünyada uluslararası hukuk denince akla gelen ilk isimlerden ve BM Filistin Raportörlüğü yapmış olan Richard Fold ile başlattık. Bu çerçevede yaptığımız zoom toplantıları ve yazışmalar neticesinde 115 imzacı arasında; Tunus eski Cumhurbaşkanı Munsif el Merzuki, Malezya eski Başbakanı Mahathir Mohamad, dünyada Uluslarası Adalet Divanı'nda çalışması ve şu anda da BM'nin ve uluslararası ceza süreçlerinin içinde bulunan en kıdemli hukukçu olan George Abib Saab, Nobel Barış Ödülü sahibi Mayret Maguire, Arap Ligi eski Genel Sekreteri ve Mısır eski Dışişleri Bakanı Amul Musa, İran eski Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif, Malezya eski Dışişleri Bakanı Hamid Albar, Mandela ile birlikte mücadele etmiş, Brezilya'da insan hakları deyince akla gelen en önemli isimlerden, İnsan Hakları Bakanlığı yapmış Paulo Sergio, Pulitzer Basın Ödülü’nü almış dünyanın en saygın basın mensuplarından Chris Jess, BM Medeniyetler İttifakı kıdemli mensuplarından John Esposito, Hindistan'dan insan hakları konusundaki çalışmalarıyla öne çıkmış olan Arundhati Roy, Filistin deyince akla gelen en önemli edebiyatçılardan Susanne Ebul Hava, BM Genel Sekreter Yardımcılığı yapmış Hans Von Sponeck, önemli gazetecilerden Philips Bemiks ve çok sayıda akademisyenin imzasını bu süre içerinde aldık.
İçinde uluslararası hukukçuların, siyasilerin, doğudan batıdan aydınların, bazı sanatçıların ve sivil toplum öncülerinin olduğu bu listede 115 imzacı şu konularda mutabık olduk:
"FİLİSTİNLİ MÜLTECİLER İÇİN KURULMUŞ BM ÖRGÜTÜNE, GAZZE'DE YERİNDEN EDİLEN BÜTÜN İNSANLAR İÇİN DERHAL BİR YERLEŞİM PROGRAMI UYGULAMASI ÇAĞRISINDA BULUNUYORUZ"
Birincisi, Gazze'de yürütülmekte olan saldırılar sıradan bir çatışma değil bir soykırımdır. 115 imzacının bu gerçeği haykırması başlı başına çok önemlidir. Soykırım muamelesi görmelidir. Bu soykırıma katılanlara BM ve uluslararası toplumun müeyyide uygulaması gerektiği konusunda mutabık kaldık. Bu müeyyideler çerçevesinde özellikle iki ülkenin adını zikrederek ABD ve İngiltere, Gazze açıklarındaki donanmada sağladıkları silah sevkiyatını ve diğer ülkelerin Gazze'ye yaptıkları sevkiyatların tümünün durdurulması çağrısında bulunuyoruz. Yaptığımız çağrı ise, siyasal yaptırımlar da dahil olmak üzere BM'nin temel ilkelerinin çiğnendiği bu durum karşısında, her türlü tedbirin alınması. Ayrıca UNİCEF'e Gazze'de yetim kalan, yaralı kalan çocuklarla ilgili acil bir eylem planı hazırlamasını, DSÖ'ye başta hamile kadınlar olmak üzere Gazze'de hastane yetersizliği dolayısıyla ciddi sağlık sorunları yaşayan Filistinlilere derhal acil bir yardım programı uygulamasını, Filistinli mülteciler için kurulmuş BM örgütüne, Gazze'de yerinden edilen bütün insanlar için derhal bir yerleşim programı uygulaması çağrısında bulunuyoruz. Bu bildiriyi arzu edenlerin imzasına açıyoruz.
"HASAN BİTMEZ GİBİ HİÇ BİTMEYEN BİR YÜREĞİMİZ VE HAKKI SESLENME İRADEMİZ VAR"
Önemli olan küresel vicdanın harekete geçmesi. Dünyanın farklı kıtalarından her bir köşesinden, isimler bulunmasına önem verdik. Bizim siyasi bir gücümüz yok ama vidan gücümüz var. Hasan Bitmez gibi hiç bitmeyen bir yüreğimiz ve hakkı seslenme irademiz var. Önce BM'ye ve BM'deki 193 ülkenin ofisine bu metin gönderilecek. Ümit ederiz bu yürümekte olan soykırıma karşı bir nebze olsun engelleyici bir tutum sergilemiş, içimiz içimize sığmıyor bir şeyler yapmak için. İnşallah bir gün Gazze'de bu soykırım sona erecek bu soykırımı yapanlar da mutlaka mahkeme önüne çıkacak. 115 imzacının 'bu bir soykırım' demesi devrim mahiyetinde bir açıklamadır."
İlgili bildirge şöyle:
"İsrail Hükümeti, çok gecikmiş ve kısa süren bir ‘insani duraklamanın’ ardından Gazze'deki Filistinlilere uyguladığı soykırım saldırısına 30 Kasım’da yeniden başladı. İsrail böylece insanlık vicdanını temsil eden kitlelerin dünya çapındaki protestolarını ve dünyanın dört bir yanındaki ahlaki, dini ve siyasi kanaat önderlerinin rehine/tutsak takası duraklamasının kalıcı bir ateşkese dönüştürülmesi yönündeki ısrarlı çağrılarını görmezden geldi.
Bu çağrıların öncelikli amacı Gazze halkının çektiği çilenin daha da kötüleşmesini önlemekti. Ayrıca, İsrail'e sadece insani nedenlerle değil, aynı zamanda hem Filistin hem de İsrail halkı için karşılıklı saygıya dayalı gerçek güvenlik ve kalıcı barış yolunu seçmesi yönünde güçlü mesajlar verildi. Ancak bu mesajlar karşılıksız kaldı. Gazze’de her geçen gün sokaklarda ölü bedenler yığılıyor, tıbbi sistem yaralılara tedavi sunamıyor ve yaygın açlık ve hastalık tehditleri yoğunlaşıyor.
Bu koşullar altında, bu Bildirimiz İsrail'in soykırım saldırısının kınanmasının ötesinde, aynı zamanda bu soykırımın kalıcı olarak önlenmesi için etkili adımlar atılması için çağrıda bulunmaktadır. Dünyanın her bir köşesinden Küresel aydınlar ve kanaat önderleri olarak, her gün daha da kötüleşen şartların aciliyetine istinaden Filistin halkının devam etmekte olan korkunç çilesine karşı çıkmak ve en önemlisi, bunu yapma gücüne ve dolayısıyla sorumluluğuna sahip olanları harekete geçmeye davet etmek üzere bir araya geldik.
İsrail'in kalıcı ateşkesi reddetmeye devam etmesi endişelerimizi artırıyor. İsrail'in 7 Ekim saldırısına verdiği son derece orantısız tepkinin neden olduğu haftalardır süren acımasız yıkım, İsrail'in intikamcı öfkesini sergilemeye devam ediyor. Bu öfke, ‘Hamas'ın İsrail'deki sivillere karşı uyguladığı korkunç şiddet’ veya işgal altındaki halka karşı uygulanması mümkün olmayan ‘meşru müdafaa’ iddialarıyla hiçbir şekilde mazur görülemez.
Aslında, ‘çatışmaya ara verme’ bile İsrail hükümeti tarafından esas olarak rehinelerin serbest bırakılmasını güvence altına almak için İsrail vatandaşlarından gelen baskıların bir sonucu olarak kabullenmek zorunda kalınmıştır. Öte yandan, kendini dünyaya insani kaygılara tamamen duyarsız olmadığını göstermek zorunda hisseden Amerika Birleşik Devletler hükümeti, bu baskıya destek vermiştir. Bu jest bile, Başbakan Netanyahu'nun daha ara başlamadan önce aranın hemen ardından savaşa devam edeceği yönündeki meydan okuyan ifadeleriyle baltalanmıştır.
Bu yedi günlük ateşkesi, ‘insani ara’ olarak değil İsrail'in Gazze'deki soykırım operasyonlarında bir duraklama olarak yorumlamak daha doğrudur. Eğer bu geçici ateşkes gerçekten ‘insani ara’ olsaydı, soykırıma son verme ve İsrailliler ile Filistinliler arasında kalıcı ve adil bir barışın koşullarını müzakere etme çabalarını yeniden başlatma umutları yok olmazdı.
İsrail'in Gazze'nin sivil halkına karşı yürüttüğü bu askeri harekatın yeniden başlatılması, BM’nin otoritesinin, genel hukuki ve ahlaki ilkelerin ve en basit şekliyle insani vicdanın reddedilmesi anlamına gelmektedir. Başta ABD ve İngiltere olmak üzere, Küresel Batı'nın önde gelen liberal demokrasilerinin İsrail'in bu eylemini elbirliğiyle onaylaması, duyduğumuz acıyı ve tiksintiyi daha da arttırmaktadır. Hukukun üstünlüğüne bağlılıkları ile gurur duyan bu hükümetler şimdiye kadar barış sağlama çabalarını İsrail'e fahiş eylemlerini daha ihtiyatlı bir şekilde yürütmesi yönünde telkinde bulunan halkla ilişkiler çabalarıyla sınırladılar. Bu tür hamleler, İsrail'in Gazze'deki soykırımcı davranışının keskin kenarlarını yumuşatmaktan başka bir işe yaramıyor. Aynı zamanda, İsrail'in, 1967 Savaşı'nın ardından BM tarafından da tescil edilen Savaşçı İşgal gözönünde bulundurulduğunda kullanılması mümkün olmayan “sahte meşru müdafaa” gerekçesini desteklemeye devam etmek, İsrail’i küstahça işlediği bu suçların yol açabileceği yasal ve siyasal kınamalardan ve müeyyidelerden korumaktadır.
Bu hükümetlerin, Tel Aviv'in inkâr etme zahmetine bile girmediği ağır savaş suçlarına yol açan İsrail'in savaş hedeflerini sürdürme niyetine genel destek vermeye devam ettiği gerçeğinden üzüntü duyuyoruz. Bu suçlar arasında yoğun bombardıman ve saldırıların yeniden başlaması, zorla tahliye gibi zalimce taktiklere başvurulmaya devam edilmesi, hastanelerin tahrip edilmesi, sivillerin barındığı mülteci kampları ve BM binaları ile pek çok yerleşim biriminin bombalanması ve Batı Şeria'da yerleşimcilerin başını çektiği şiddetin desteklenmesi ve etnik temizlik çabalarının tırmandırılması yer almaktadır.
Bu gelişmeler ışığında ulusal hükümetleri, özellikle de Doğu Akdeniz'de donanmaları bulunan ABD ve İngiltere'yi İsrail'e yönelik tüm silah sevkiyatını durdurmaya ve ambargo uygulamaya, BM Güvenlik Konseyi ve Genel Kurulu'nu da gecikmeksizin bu yönde karar almaya çağırıyoruz. Ayrıca, bu toprakların asli ve yerli halkı olarak Filistinlilerin, temel kurtuluş mücadeleleri için önerilen herhangi bir çözüme onay verme ya da vermeme yönündeki koşulsuz haklarını da destekliyoruz.
Kötüleşen şartlar, BM sistemini benzeri görülmemiş bir aciliyetle müdahale etmeye zorlayan acil bir insani durum teşkil etmektedir. Bu nedenle, özellikle UNICEF'i yaralı çocuklara ve ebeveynleri öldürülen ya da ağır yaralanan çocuklara yardım etmeye, DSÖ (Dünya Sağlık Örgütü)'nü yaralı Filistinlilere, özellikle de hamile kadınlara ve çocuklara yardım etmek için elinden geleni yapmaya ve İsrail saldırıları nedeniyle tahrip olan hastanelerin derhal yeniden açılması için mümkün olduğunca etkili bir şekilde ısrar etmeye ve UNRWA'yı savaş nedeniyle yerlerinden edilen Gazze'deki mültecileri barındırmaya ve diğer yardımları sağlamaya devam etmeye çağırıyoruz. Bunun ötesinde UNESCO, dini ve kültürel mekanlara yönelik tehditlere karşı açık tavır almalı, başta Mescid-i Aksa olmak üzere bu mekanların her türlü ihlale karşı korunmalarına en yüksek önceliği vermeli ve İsrail Hükümetine bu mekanların korunmasına ilişkin koşulsuz yasal sorumluluğunu hatırlatmalıdır.
Ayrıca BM İnsan Hakları Konseyi'nin, Hamas saldırısı ve İsrail'in 7 Ekim 2023'ten bu yana Gazze'deki askeri operasyonlarından kaynaklanan gerçekleri ve hukuku tespit etmekle görevli yüksek profilli bir uzman soruşturma komisyonu kurmak üzere hemen harekete geçmesini öneriyoruz. Komisyon, raporunda savaş suçu ve soykırım teşkil eden insan hakları normlarının ihlaline ilişkin sorumluluk ve hesap verebilirlikle ilgili tavsiyelerde bulunmalıdır.
Ayrıca, durumun vahametinin hükümetleri, uluslararası kurumları ve sivil toplumu konuşmanın yanı sıra harekete geçme ve Gazze'deki şiddeti derhal sona erdirmek için azami diplomatik ve ekonomik baskı uygulama sorumluluğuyla karşı karşıya bıraktığını düşünüyoruz!
Bu amaçla, bu Bildiriyi imzalayan bizler, İsrail'in Gazze, Batı Şeria ve Doğu Kudüs'e yönelik suç teşkil eden işgalinin bir an önce sona erdirilmesi amacıyla derhal ateşkes ilan edilmesi ve saygın ve tarafsız bir himaye altında diplomatik müzakerelerin başlatılması çağrısında bulunuyoruz. Bu süreç, BM kararlarına uygun olarak Filistinlilerin devredilemez kendi kaderini tayin etme haklarını garanti altına almalıdır."
Metni imzalayanların tam listesi de şu şekilde:
1. Ahmet Davutoğlu, Eski Dışişleri Bakanı ve Başbakan, Türkiye;
2. Richard Falk, 1967’den Bu Yana İşgal Altında Olan Filistin Topraklarındaki İnsan
Haklarının Durumu BM Özel Raportörü (2008-2014), Uluslararası Hukuk Profesörü,
Princeton Üniversitesi, ABD;
3. Dr. Moncef Marzouki, Eski Cumhurbaşkanı, Tunus;
4. Mahathir Mohamed, Eski Başbakan, Malezya;
5. Georges Abi-Saab, Profesör, Cenevre ve Kahire Üniversitesi Uluslararası Kalkınma Çalışmaları Lisansüstü Enstitüsü, BM Genel Sekreteri Eski Danışmanı, Uluslararası Adalet Divanı Eski Yargıcı, Mısır;
6. Mairead Maguire, Nobel Barış Ödülü Sahibi (1976), Russell Mahkemesi Üyesi, Kuzey İrlanda;
7. Amr Moussa, Arap Birliği Eski Genel Sekreteri, Mısır Eski Dışişleri Bakanı, BM Uluslararası Barış ve Güvenlik için Tehditler, Zorluklar ve Değişim Üst Düzey Paneli Üyesi, Mısır;
8. M. Javad Zarif, Profesör, Tahran Üniversitesi, Eski Dışişleri Bakanı, İran;
9. Hamid Albar, Eski Dışişleri Bakanı, Asia e Üniversitesi Rektörü, Malezya;
10. Brigette Mabandla, Eski Adalet Bakanı ve Apartheid Karşıtı Aktivist, Güney Afrika;
11. Paulo Sergia, Siyaset Bilimi Profesörü (USP) ve Eski İnsan Hakları Bakanı, Brezilya;
12. Chris Hedges, Pulitzer ödüllü muhabir ve The New York Times'ın eski Orta Doğu Büro Şefi, ABD;
13. Tu Weiming, BM Medeniyetler Arası Diyalog için Seçkin Kişiler Grubu Üyesi, Profesör, Harvard Üniversitesi, İleri Hümanistik Çalışmalar Enstitüsü Kurucu Direktörü, Pekin Üniversitesi, Çin/ ABD;
14. John Esposito, Uluslararası İlişkiler Profesörü, Müslüman-Hristiyan Anlayış Merkezi Kurucu Başkanı, Georgetown Üniversitesi, BM Medeniyetler İttifakı Üst Düzey Grubu Üyesi, ABD;
15. Arundhati Roy, “Küçük Şeylerin Tanrısı” Kitabının Yazarı, İnsan Hakları Aktivisti, Hindistan;
16. Susan Abulhawa, Filistinli roman yazarı, “Filistin Sabahları” isimli kitabın sahibi, ABD;
17. Hans von Sponeck, BM Eski Genel Sekreter Yardımcısı, Çatışma Araştırma Merkezi Öğretim Üyesi, Marburg Üniversitesi, Almanya;
18. Hilal Elver, Uluslararası Hukuk Profesörü, BM Gıda Hakkı Özel Raportörü (2014-2020), Türkiye;
19. Abdullah Ahsan, Eski Profesör, Malezya Uluslararası İslam Üniversitesi ve İstanbul Şehir Üniversitesi; ABD;
20. Phyllis Bennis, Gazeteci, Yazar ve Sosyal Aktivist, Politika Çalışmaları Enstitüsü, ABD;
21. Noura Erakat, Aktivist ve Profesör, Rutgers Üniversitesi, New Brunswick, Jadalliyah Kurucu Ortak Başkanı, ABD;
22. Jomo Kwame Sundaram, BM Ekonomik Kalkınmadan Sorumlu Eski Genel Sekreter Yardımcısı, BM Gıda ve Tarım Örgütü Direktör Yardımcısı, Malezya;
23. Victoria Brittain, Guardian'ın Eski Dış Haberler Editörü, Apartheid Karşıtı Aktivist, İngiltere'de her yıl düzenlenen Filistin Edebiyat Festivali'nin kurucusu, İngiltere;
24. Gayatri Chakravorty Spivak FBA, Profesör, Columbia Üniversitesi, 2012 Kyoto Sanat ve Felsefe Ödülü Sahibi, Hindistan;
25. Ali Bardakoğlu, İlahiyat Profesörü, Eski Diyanet İşleri Başkanı, Türkiye;
26. Mustafa Ceric, Bosna Başmüftüsü, Dünya Boşnak Kongresi Başkanı, UNESCO Felix Houphouet-Bougny Barış Ödülü eş sahibi, Bosna Hersek;
27. Maung Zarni, İnsan Hakları Aktivisti, Soykırım İzleme Örgütü Danışmanlar Kurulu Üyesi, Özgür Burma Koalisyonu, Özgür Rohingya Koalisyonu ve Güneydoğu Asya Yenilenme Güçleri Kurucu Üyesi, Myanmar;
28. Joseph Camilleri, Profesör, La Trobe Üniversitesi, SHAPE Melbourne Eşbaşkanı, Avustralya;
29. Mahmood Mamdani, Herbert Lehman Hükümet Profesörü Columbia Üniversitesi, Kampala Üniversitesi Rektörü, Uganda;
30. Marjorie Cohn, Uluslararası Hukuk Halklar Akademisi Dekanı, Profesör, Thomas Jefferson Hukuk Fakültesi, ABD;
31. Jan Oberg, Ulusötesi Barış ve Gelecek Araştırmaları Vakfı Başkanı, İsveç;
32. Ramzy Baroud, Yazar, Akademisyen, Palestine Chronicle Editörü, Filistin/ABD;
33. Saree Makdisi, Kaliforniya Üniversitesi, Karşılaştırmalı Edebiyat Profesörü, “Palestine Inside Out: An Everyday Occupation” kitabının yazarı, ABD;
34. Roger Leger, Emekli Felsefe Profesörü,, Saint-Jean Askeri Koleji, Kanada;
35. Usman Bugaje, Profesör, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Eski Danışmanı, Nijerya;
36. Chandra Muzaffar, Adil Bir Dünya için Uluslararası Hareket (JUST) Başkanı, Malezya;
37. Avery F. Gordon, Profesör, Kaliforniya Üniversitesi Santa Barbara, ABD;
38. Arlene Elizabeth Clemesha, Çağdaş Arap Tarihi Profesörü, Brezilya São Paulo Üniversitesi (USP), Brezilya;
39. Ömer Dinçer, Profesör, Eski Milli Eğitim Bakanı, İstanbul Şehir Üniversitesi Eski Mütevelli Heyeti Başkanı, Türkiye;
40. Fethi Jarray, Eski Eğitim Bakanı, İşkenceyi Önleme Ulusal Mekanizması Başkanı, Tunus;
41. Alfred de Zayas, Demokratik ve Adil Bir Uluslararası Düzenin Teşvik Edilmesi Konusunda BM Eski Bağımsız Uzmanı, ABD;
42. Walid Joumblatt, Milletvekili, İlerici Sosyalist Parti, Lübnan;
43. Elmira Akhmetova, Profesör, Bilgi Entegrasyonu Enstitüsü, Rusya;
44. George Sabra, Şam Deklarasyonu (2005) İmzacısı, Suriye Ulusal Konseyi Eski Başkanı, Suriye;
45. Ray McGovern, Aktivist, Barış İçin Savaşanlar (Veterans For Peace), “Not in Our Name” adlı savaş karşıtı grubun destekçisi, ABD;
46. Juan Cole, Michigan Üniversitesi, The Internatioanl Journal of Middle East Studies Dergisi Eski Editörü, ABD;
47. Penny Green, Hukuk ve Küreselleşme Profesörü, Uluslararası Devlet Suçları İnisiyatifi Direktörü, Londra Queen Mary Üniversitesi, İngiltere;
48. Bishnupriya Ghosh, İngilizce ve Küresel Çalışmalar Profesörü , UC Santa Barbara, ABD/Hindistan;
49. Nader Hashemi, Alwaleed Müslüman-Hıristiyan Anlayış Merkezi Direktörü, Georgetown Üniversitesi, ABD;
50. Ahmed Abbes, Matematikçi, Institut des Hautes Etudes Scientifiques Paris isimli kurumun araştırma direktörü, Fransa/Tunus;
51. Bhaskar Sarkar, Film ve Medya Profesörü, UC Santa Barbara, ABD/Hindistan;
52. Akeel Bilgrami, Felsefe Profesörü, Columbia Üniversitesi, ABD/ India;
53. Assaf Kfoury, Matematikçi ve Teorik Bilgisayar Bilimi Profesörü, Boston Üniversitesi, ABD;
54. Helena Cobban, Gazeteci, Yazar, Just World Educational Başkanı, ABD;
55. Bilijana Vankovska, Profesör ve Küresel İlişkiler Merkezi Başkanı, Cyril and Mehtodius Üniversitesi, Üsküp, Makedonya;
56. David Swanson, Yazar, World BEYOND War Direktörü, ABD;
57. Radmila Nakarada, Profesör, Siyasal Bilgiler Fakültesi, Belgrad Üniversitesi; Yugoslav Hakikat ve Uzlaşma Komitesi Sözcüsü, Sırbistan;
58. Fredrick S. Heffermehl, Avukat, Yazar, Norveç;
59. Anis Ahmad, Profesör ve Riphah Uluslararası Üniversitesi Başkanı İslamabad, Pakistan;
60. Lisa Hajjar, Profesör, Kaliforniya Üniversitesi, Santa Barbara, ABD;
61. Dr. Sayyid M. Syeed, Kuzey Amerika İslam Toplumu Onursal Başkanı;
62. Muhammed al-Ghazzali, İslam Sosyolojisi Profesörü, Pakistan Yüksek Mahkemesi Yargıcı, Pakistan;
63. Syed Azman Syed Ahmad, Eski Milletvekili, Barış ve Kalkınma için Asya Forumu (AFPAD) Başkanı, Malezya;
64. Osman Bakar, El-Gazali Epistemoloji ve Medeniyet Yenilenmesi Kürsüsü, Uluslararası İslam Düşüncesi ve Medeniyeti Enstitüsü, Malezya;
65. Ibrahim M Zein, İslami Çalışmalar Profesörü, Katar Vakfı, Katar;
66. Engin Deniz Akarlı, Tarih Profesörü, Brown Üniversitesi, Türkiye;
67. Francesco Della Puppa, Venedik Ca' Foscari Üniversitesi, İtalya;
68. Julio da Silveira Moreira, Profesör, Latin-Amerika Entegrasyonu Federal Üniversitesi, Brezilya;
69. Nabeel Rajab, Körfez İnsan Hakları Merkezi'nin kurucusu ve eski başkanı; Uluslararası İnsan Hakları Federasyonu Eski Genel Sekreter Yardımcısı, Ion Ratiu Demokrasi ve İnsan Hakları Ödülü sahibi, Bahreyn;
70. Feroz Ahmad, Tarih ve Uluslararası İlişkiler Profesörü, Harvard Üniversitesi, ABD, Hindistan;
71. Serap Yazıcı, Anayasa Hukuku Profesörü, Milletvekili, Türkiye;
72. Natalie Brinham, Soykırım ve Devletsizlik Araştırmacısı, İngiltere;
73. Ayçin Kantoğlu, Yazar, Türkiye;
74. Imtiyaz Yusuf, Doç. Dr., Araştırmacı, Çağdaş İslam Dünyası Merkezi (CICW), Shenandoah Üniversitesi, ABD/Vietnam;
75. Kamar Oniah Kamuruzaman, Karşılaştırmalı Dinler Profesörü, Uluslararası İslam Üniversitesi, Malezya;
76. Ümit Yardım, Eski Tahran, Moskova ve Viyana Büyükelçisi, Türkiye;
77. Ahmet Ali Basic, Saraybosna Üniversitesi, Bosna Hersek;
78. Kani Torun, Eski Somali Büyükelçisi, Yeryüzü Doktorları Eski Başkanı, Milletvekili, Türkiye;
79. Ermin Sinanovic, Shenandoah Üniversitesi Çağdaş Dünyada İslam Merkezi,
ABD/Bosna Hersek;
80. Alkasum Abba, Tarih Profesörü, Abuja, Nijerya;
81. Hassan Ahmed Ibrahim, Tarih ve Medeniyet Profesörü, Eski Dekan, Hartum Üniversitesi, Sudan;
82. Anwar Alrasheed, Khiam Rehabilitasyon Merkezi, İşkence Mağdurları (KRC), Kuveyt Devleti ve Körfez İşbirliği Konseyi Ülkeleri Adil Yargılama ve İnsan Hakları Uluslararası Konseyi Temsilcisi, Kuveyt;
83. Mohd Hisham Mohd Kamal, Doç. Dr., Ahmad İbrahim Hukuk Fakültesi, Malezya/ Endonezya;
84. Syed Arabi Bin Syed Abdullah, Uluslararası İslam Üniversitesi Eski Rektörü, Malezya;
85. Yusuf Ziya Özcan, Eski YÖK Başkanı, Türkiye;
86. Mohamed Jawhar Hassan, Malezya Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Enstitüsü Eski Başkanı (ISIS), Malezya;
87. Shad Faruqi, Hukuk Profesörü, Malaya Üniversitesi, Malezya;
88. Mohammad Ahmadullah Siddiqi, Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Profesörü, Western Illinois Üniversitesi, Macomb IL ABD/ Hindistan;
89. Mohamed Tarawna, Temyiz Mahkemesi Yargıcı, Ürdün;
90. Etyen Mahcupyan, Yazar, Başbakan Eski Başdanışmanı, Türkiye;
91. Khawla Mattar, Kahire'deki Birleşmiş Milletler Enformasyon Merkezi Direktörü, BM Suriye Eski Özel Temsilci Yardımcısı, Bahreyn;
92. Aslam Abdullah, Kıdemli Gazeteci, ABD/ Hindistan;
93. Stuart Rees, Profesör, Sydney Üniversitesi;
94. Hatem Ete, Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Sosyoloji Bölümü, Türkiye;
95. Camilo Pérez-Bustillo, Ulusal Tayvan Üniversitesi, Tayvan;
96. Bridget Anderson, Göç, Hareketlilik ve Vatandaşlık Profesörü, Bristol Üniversitesi, İngiltere;
97. William Spence, Teorik Fizik Profesörü, Londra Queen Mary Üniversitesi, İngiltere;
98. Mohammad Hashim Kamali, Hukuk Profesörü, Uluslararası İleri İslam Araştırmaları Enstitüsü Kurucu CEO'su, Malezya/Afganistan;
99. Ferid Muhic, Felsefe Profesörü , Krill Metodius Üniversitesi , Makedonya;
100. Frej Fenniche, Eski Kıdemli İnsan Hakları Görevlisi/BM OHCHR, İsviçre;
101. Sevinç Alkan Özcan, Doç. Dr., Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler Bölümü, Türkiye;
102. Sigit Riyanto, Hukuk Profesörü, Endonezya;
103. Khaled Khoja, Suriye Ulusal Koalisyonu Eski Başkanı;
104. Tarık Çelenk, Ekopolitik Eski Başkanı, Türkiye;
105. M. Bassam Aisha, İnsan Hakları Uzmanı, Libya;
106. Naceur El-Ke, Akademisyen ve İnsan Hakları Aktivisti, Tunus;
107. Jean-Daniel Biéler, Eski Büyükelçi, Özel Danışman, Federal Dışişleri Bakanlığı, İnsani Güvenlik Bölümü, İsviçre;
108. Fajri Matahati Muhammadin, Gadjah Mada Üniversitesi Hukuk Fakültesi, Endonezya;
109. Ahmet Okumuş, Bilim ve Sanat Vakfı Başkanı; Türkiye;
110. Khan Yasir, Hindistan İslami Çalışmalar ve Araştırma Enstitüsü Direktörü, Hindistan;
111. Mahmudul Hasan, Md., Profesör, Malezya Uluslararası İslam Üniversitesi, Malezya/Bangladeş;
112. Tara Reynor O’Grady, İnsan Hakları Sentineli Genel Sekreteri, ABD;
113. Nurullah Ardıç, İstanbul Teknik Üniversitesi;
114. Phar Kim Beng, Strategic Pan-Pacic Arena'nın Kurucu CEO'su, Malezya;
115. Dinar Dewi Kania, Trisakti Ulaştırma ve Lojistik Enstitüsü. Cakarta, Endonezya
Yorumlar
Yorum Yapın
İlginizi Çekebilir
TOBB Erzurum Kadın Girişimciler Kurulu Ağustos Ayı Toplantısını TKDK’da Gerçekleştirdi
TOBB Erzurum Kadın Girişimciler Kurulu, Ağustos ayı toplantısını TKDK Erzurum İl Koordinatörlüğü’nde yaptı. Toplantıda kadın girişimcilere yönelik hibe, yatırım ve kırsal kalkınma destekleri ele alındı.
Erzurum Ticaret ve Sanayi Odası (ETSO) bünyesinde faaliyet gösteren TOBB Erzurum Kadın Girişimciler Kurulu (KGK), Ağustos ayı olağan toplantısını TKDK Erzurum İl Koordinatörlüğü ev sahipliğinde gerçekleştirdi. Toplantıda kadın girişimciliğine yönelik çalışmalar değerlendirilirken, TKDK’nın hibe ve destek programları hakkında kurul üyelerine bilgi verildi.
KADIN GİRİŞİMCİLER TKDK’DA BİR ARAYA GELDİ
TOBB Erzurum Kadın Girişimciler Kurulu (KGK), Ağustos ayı olağan toplantısını Kurul Başkanı Kübra Alioğulları başkanlığında gerçekleştirdi.
Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu (TKDK) Erzurum İl Koordinatörlüğü’nün ev sahipliğinde gerçekleştirilen toplantıda, kurulun yürüttüğü çalışmalar ve önümüzdeki döneme ilişkin faaliyetler ele alındı.
TEMMUZ AYINDA YAPILAN ÇALIŞMALAR DEĞERLENDİRİLDİ
Toplantının açılışının ardından gündem maddelerinin görüşülmesine geçildi.
Kurul üyeleri, Temmuz 2026 döneminde KGK İcra Kurulu tarafından gerçekleştirilen faaliyetleri değerlendirerek yürütülen çalışmaların sonuçları hakkında görüş alışverişinde bulundu.
Kadınların girişimcilik hayatında daha etkin rol almalarını desteklemeye yönelik gerçekleştirilen faaliyetler ve önümüzdeki dönemde atılabilecek yeni adımlar da toplantının gündeminde yer aldı.
TKDK HİBE VE DESTEKLERİ KADIN GİRİŞİMCİLERE ANLATILDI
Toplantının önemli gündem başlıklarından birini ise TKDK tarafından yatırımcılara sağlanan hibe ve destek programları oluşturdu.
TKDK yetkilileri tarafından kurul üyelerine; tarım, kırsal kalkınma ve üretime yönelik yatırım olanakları hakkında kapsamlı bir bilgilendirme yapıldı.
Sunumda özellikle kadın girişimcilere yönelik avantajlar, uygulanabilecek hibe oranları ve proje başvuru süreçlerine ilişkin detaylar aktarıldı.
KADIN GİRİŞİMCİLİĞİNİN GELİŞTİRİLMESİ İÇİN GÖRÜŞ ALIŞVERİŞİ
Toplantıda TKDK desteklerinden kadın girişimcilerin daha etkin şekilde yararlanabilmesi ve Erzurum’da kadın girişimciliğinin geliştirilmesine yönelik yapılabilecek çalışmalar konusunda karşılıklı görüş alışverişinde bulunuldu.
TOBB Erzurum Kadın Girişimciler Kurulu’nun Ağustos ayı olağan toplantısı, değerlendirmelerin ardından sona erdi.
Avcılar Belediyesi'nin Futbol Turnuvasında Yarı Final Heyecanı
Avcılar Belediyesi Gençlik ve Spor Müdürlüğü tarafından düzenlenen Mahalleler Arası Futbol Turnuvasında yarı finale yükselen takımlar belli oldu.
Avcılar Belediyesi Gençlik ve Spor Müdürlüğü tarafından düzenlenen Mahalleler Arası Futbol Turnuvasında yarı finale yükselen takımlar belli oldu. İlçenin farklı mahallelerinden 12 takımın katıldığı organizasyonda Üniversite, Firuzköy, Mustafa Kemal Paşa, Gümüşpala ve Yeşilkent mahallelerinden sporcular şampiyonluk için mücadele etti.
12 TAKIM ŞAMPİYONLUK İÇİN SAHAYA ÇIKTI
Avcılar Belediyesi Atatürk Stadyumu’nda oynanan karşılaşmalarda takımlar, grup ve eleme müsabakalarında üst tura yükselmek için mücadele etti. Karşılaşmaların tamamlanmasıyla birlikte turnuvanın son dört takımı da netleşti.
Farklı mahallelerden sporcuları aynı organizasyonda buluşturan turnuva, ilçedeki futbol heyecanını da sahaya taşıdı. Avcılar Belediyesi’nin düzenlediği organizasyon, sporculara mücadele etme ve yeteneklerini sergileme fırsatı sundu.
YARI FİNAL HEYECANI
Turnuvada yarı finale yükselen ekipler Ateşoğlu Spor, Avcılar Balkan Spor, Trafo Spor ve Avcılar Murat Kölük Devlet Hastanesi oldu.
Dört takım, finale yükselmek için yarı final mücadelesini verirken, turnuvada finale çıkacak iki takım belli oldu.
ŞAMPİYONLUK İÇİN SON VİRAJ
Turnuvada yarı final karşılaşmalarının tamamlanmasının ardından finale yükselen takımlar da belli oldu. Rakiplerini mağlup eden Avcılar Balkan Spor ve Ateşoğlu Spor, şampiyonluk kupası için finalde karşı karşıya gelecek.
Avcılar Belediyesi, ilçede sporun daha geniş kesimlere ulaşması ve amatör sporcuların desteklenmesi amacıyla sportif organizasyonlara ev sahipliği yapmayı sürdürüyor. Turnuva kapsamında bir araya gelen takımlar, hem rekabet hem de sporun kent yaşamındaki buluşturucu yönünü sahaya yansıttı.
Şampiyonluk için son iki takımın kaldığı turnuvada gözler artık final karşılaşmasına çevrildi. Avcılar Balkan Spor ile Ateşoğlu Spor’un mücadele edeceği final maçının ardından şampiyon takım belli olacak. Dereceye giren takımlara kupa ve madalyaları takdim edilecek.
Teoman Mutlu: “Siyasi Partiler Temiz, Güvenilir ve Donanımlı Olmalıdır”
Yerli ve Milli Parti Genel Başkanı Teoman Mutlu, siyasi partilerde dürüstlük, liyakat ve şeffaflık çağrısı yaptı. Mutlu, Siyasi Partiler Kanunu ve seçim mevzuatının yeniden ele alınmasını istedi.
Yerli ve Milli Parti Genel Başkanı Teoman Mutlu, Türkiye’de siyasi partilerin demokrasinin temel unsurlarından biri olduğunu belirterek dürüstlük, liyakat ve şeffaflık vurgusu yaptı. Siyasi partiler hakkındaki iddia ve suçlamaların somut deliller ve hukuk çerçevesinde ele alınması gerektiğini söyleyen Mutlu, Siyasi Partiler Kanunu ve seçim mevzuatının da yeniden değerlendirilmesi çağrısında bulundu.
“SİYASİ PARTİLER DEMOKRASİNİN TEMELİDİR”
Yerli ve Milli Parti Genel Başkanı Teoman Mutlu, siyasi partilerin seçim sistemi ve devlet yönetimindeki rolüne ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Siyasi partilerin demokrasinin işleyişinde önemli bir yere sahip olduğunu belirten Mutlu, parti kadrolarının dürüst, liyakatli ve donanımlı kişilerden oluşması gerektiğini söyledi.
Mutlu, şu ifadeleri kullandı:
“Parti olmazsa seçim olmaz. Ciddi bir siyasi parti, insan yetiştiren bir okuldur. Devleti seçimi kazanan parti yönetiyor, Cumhurbaşkanı da partinin içinden çıkıyor. O hâlde iktidarıyla muhalefetiyle siyasi partilerin üzerine titremek ve temiz kalmaları için gayret göstermek gerekir.”
TEOMAN MUTLU’DAN LİYAKAT VE DÜRÜSTLÜK VURGUSU
Yerli ve Milli Parti’de bu anlayış doğrultusunda hareket ettiklerini ifade eden Mutlu, parti kadrolarının niteliğine önem verdiklerini belirtti.
Mutlu, “Parti mensuplarımızın temiz, dürüst ve mutlaka donanımlı olması için çalışıyorum. Çok şükür ülkeme tertemiz bir parti kazandırdım. Kendi evimin önünü temiz tutuyorum.” dedi.
“BÜTÜN PARTİLER ŞAİBEDEN UZAK OLMALIDIR”
Siyasi etik ve kamuoyu güveninin yalnızca tek bir partinin meselesi olarak değerlendirilemeyeceğini savunan Mutlu, Türkiye’de faaliyet gösteren bütün siyasi partilerin şeffaflık konusunda hassas davranması gerektiğini söyledi.
CHP hakkında kamuoyuna yansıyan iddialara da değinen Mutlu, şu değerlendirmede bulundu:
“Devleti kuran bir parti olarak CHP’nin de hakkında ortaya atılan iddiaları açıklığa kavuşturması, temiz ve güvenilir bir yapıyı koruması hepimizi ilgilendirir.”
Mutlu, farklı siyasi partiler hakkında çeşitli yapı veya gruplarla ilişkilere yönelik iddiaların zaman zaman gündeme gelebileceğini belirterek bu tür suçlamaların söylentiler üzerinden değil, somut deliller ve hukuk çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini savundu.
“İnsanın olduğu her yerde problem olabilir, menfaat insanları şaşırtabilir. Yöneticilerin görevi buna karşı dikkatli olmak ve partilerinin itibarını korumaktır.” ifadelerini kullandı.
“CİDDİ SUÇLAMALAR KARŞISINDA HUKUKİ YOLLARA BAŞVURULMALI”
Siyasi partilere yönelik ciddi iddiaların cevapsız bırakılmaması gerektiğini söyleyen Mutlu, parti yöneticilerinin gerektiğinde hukuki yollara başvurması gerektiğini belirtti.
Mutlu, “Bir partiye karşı en küçük ciddi suçlama varsa genel başkanların ve yöneticilerin hukuk yoluna başvurması gerekir. Aksi hâlde parti durup dururken şaibe altında kalabilir.” dedi.
Siyasi tartışmaların itham ve söylentiler yerine hukuk, belge ve somut veriler üzerinden yürütülmesi gerektiğini ifade etti.
SİYASİ PARTİLER KANUNU VE SEÇİM MEVZUATI İÇİN DEĞİŞİKLİK ÇAĞRISI
Teoman Mutlu, Türkiye’deki siyasi parti sisteminin hukuki altyapısının da yeniden ele alınması gerektiğini savundu.
Siyasi Partiler Kanunu ve seçim mevzuatında değişiklik yapılması yönündeki çağrısını yineleyen Mutlu, Türkiye’de çok sayıda siyasi parti bulunmasına rağmen bunların yalnızca bir bölümünün seçimlere katılma yeterliliğine sahip olduğunu söyledi.
Mutlu, “Türkiye’de çok sayıda siyasi parti var ancak bunların yalnızca bir bölümü seçimlere katılma yeterliliğine sahip. Geri kalanların önemli bir kısmı fiilen sınırlı bir örgütlenmeyle varlık gösteriyor. Bu da siyasette ciddi bir dağınıklık oluşturuyor.” ifadelerini kullandı.
Yetkili kurumlara çağrıda bulunan Mutlu, siyasi parti sisteminin daha şeffaf, sağlıklı ve işlevsel hale getirilmesine yönelik düzenlemelerin gündeme alınması gerektiğini savundu.
“DEMOKRASİ GÜÇLÜ OLACAKSA SİYASİ PARTİLER DE GÜÇLÜ OLMALI”
Mutlu, açıklamasını siyasi partilerde güven ve liyakat vurgusuyla tamamladı:
“Demokrasi güçlü olacaksa siyasi partiler de güçlü, temiz, donanımlı ve güvenilir olmak zorundadır. Biz kendi sorumluluğumuzu yerine getirirken bütün siyasi partilerin de aynı hassasiyeti göstermesini bekliyoruz.”
Cumhuriyet Kent Meydanı, Tarih, Kültür Ve Sosyal Yaşamın Yeni Buluşma Noktası Olacak
İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve Büyükçekmece Belediyesi işbirliğiyle yapımı tamamlanan Türkiye'nin en büyük kent meydanlarından Cumhuriyet Kent Meydanı, 80 bin metrekarelik alanıyla kentin sosyal ve kültürel yaşamına farklı bir zenginlik katacak.
30 Ağustos Pazar günü düzenlenecek olan etkinliklerle açılışının gerçekleştirileceği Cumhuriyet Kent Meydanı, Büyükçekmece Belediye Binası, Ulusal Bağımsızlık ve Kuruluş Müzesi, Atatürk Evi, Kıyı Marina gibi, tarihi, sosyal ve kültürel eserleri bünyesinde barındırıyor.
Başkan Akgün'ün vizyon projelerinden
Büyükçekmece Belediyesi'ne yönelik düzenlenen operasyon kapsamında Silivri Marmara Cezaevi'nde tutuklu bulunan Büyükçekmece Belediye Başkanı Dr. Hasan Akgün'ün, vizyon projelerinden olan Cumhuriyet Kent Meydanı projesi hayata geçiyor. Büyükçekmece'nin ve Cumhuriyetin kimliğini yansıtan eserlerin bir arada bulunduğu meydan projesi, İstanbul Büyükşehir Belediyesi işbirliğiyle tamamlandı. Cumhuriyet Kent Meydanı, 30 Ağustos Zafer Bayramı gibi anlamlı bir tarihte görkemli bir törenle açılacak. Zafer Bayramı'nın 104'üncü yıl kutlamalarıyla görkemli bir şölene dönüşecek olan açılış etkinliklerinde sevilen sanatçı Melek Mosso konser verecek. 30 Ağustos Pazar günü, Zafer Bayramı'nın 104'üncü yılı coşkuyla kutlanırken, Cumhuriyet Kent Meydanı gibi eşsiz bir proje kentin halkının hizmetine açılacak.
Meydan açık hava müzesi deneyimi sunacak
Sahip olduğu eserler ve sosyal yaşam alanlarıyla geçmiş ile bugün arasında bir kültür köprüsü oluşturan Cumhuriyet Kent Meydanı, ulusal ve uluslararası etkinliklerde de kentin yeni buluşma noktası olacak. Kent yaşamının kalbinin attığı meydan, yalnızca insanların bir araya geldiği bir buluşma noktası olmanın ötesine geçerek, kültür, sanat ve turizmin önemli merkezlerinden biri haline geliyor. Tarihi ve kültürel değerleriyle kentin geçmişine ışık tutan meydan; sanat eserleri, mimari dokusu, sosyal donatı alanları ve çevresindeki müzeler, yürüyüş yolları ile adeta açık hava müzesi deneyimi sunacak.
Sanat eserleriyle açık hava sergisine dönüşecek
27 yıldır aralıksız devam eden, Uluslararası İstanbul Büyükçekmece Kültür ve Sanat Festivali kapsamında gerçekleşen Uluslararası Heykel Sempozyumu'na katılan dünyanın tanınmış heykeltraşların eserlerinin de sergilendiği meydan, kentin tarihini ve kültürel birikimini görünür kılarken, düzenlenen kültür-sanat etkinlikleri de meydanın canlılığını artırıyor. Sergilerden konserlere, kültürel buluşmalardan çeşitli etkinliklere kadar farklı organizasyonlara ev sahipliği yapması planlanan alan, her yaştan insan için yaşayan bir kültür platformu niteliği taşıyor.
Yatçılık sektörü ve turizm açısından meydanı önemli bir çekim merkezi
Ayrıca Cumhuriyet Kent Meydanı, dünyanın en bilindik 7 şehrinin mimari özelliğini bünyesinde barındıran bin yat kapasiteli Kıyı Marina'ya yürüme mesafesinde. Yatçılık sektörü ve turizm açısından meydanı önemli bir çekim merkezi haline getirecek olan marina bünyesinde barındırdığı alışveriş, eğlence, yeme – içme mekanlarıyla Büyükçekmece'ye artı değer katacak. Meydanın çevresindeki tarihi yapılar, müzeler, sanat alanları ve sosyal mekânlarla bütünleşmesi, bölgenin turizm potansiyelini daha da güçlendiriyor.
Gündüz ayrı, akşam ayrı bir atmosfere bürünüyor
Gündüzü ayrı, akşamı ayrı bir atmosfere bürünen meydan; ışıklandırması, mimarisi ve hareketli sosyal yaşamıyla kentin cazibe merkezlerinden biri olarak öne çıkacak. Vatandaşların dinlenip vakit geçirdiği, sanatseverlerin eserlerle buluştuğu ve turistlerin şehri keşfetmeye başladığı meydan, kentin kültürel vitrini olma özelliğini taşıyor. Ayrıca yer altı otoparkı da, bölgenin otopark ihtiyacını karşılamak için modern bir yer altı otoparkı olarak hizmet verecek.
İstanbul’da Okul Servis Ücretleri Cep Yakacak: Yıllık 93 Bin Tl’yi Aşıyor!
İstanbul okul servis ücretleri 2026-2027 tarifesi belli oldu. Yüzde 10 zam sonrası 0-1 km servis ücreti 39.970 TL, 23-25 km ücreti 93.610 TL oldu. İşte kilometreye göre yeni servis fiyatları.
2026-2027 eğitim öğretim yılı öncesinde İstanbul’da okul servis ücretleri yeniden gündemde. Yeni tarifeyle servis ücretlerine yüzde 10 zam yapılırken, en kısa mesafenin yıllık bedeli 39 bin 970 TL’ye, 23-25 kilometrelik mesafenin ücreti ise 93 bin 610 TL’ye yükseldi. İşte İstanbul’da kilometre kilometre yeni okul servis ücretleri…
Yeni eğitim öğretim yılının başlamasına sayılı günler kala velilerin okul masrafları da netleşmeye başladı. Kırtasiye, forma ve diğer eğitim giderlerinin yanı sıra İstanbul’da servis kullanacak öğrencilerin ailelerini ciddi bir ulaşım maliyeti bekliyor.
2026-2027 eğitim öğretim dönemi için İstanbul okul servis ücretlerine yüzde 10 zam yapıldı.
Yeni tarifede ödenecek tutar öğrencinin evi ile okulu arasındaki mesafeye göre belirleniyor.
EN KISA MESAFE BİLE YILLIK 39 BİN 970 TL
İstanbul'da yeni tarifeye göre 0-1 kilometre arasındaki en kısa mesafenin yıllık okul servis ücreti 39 bin 970 TL olarak belirlendi.
1-3 kilometre arasında servis kullanacak bir öğrenci için yıllık ücret 42 bin 804 TL, 3-5 kilometre arasındaki mesafede ise 46 bin 124 TL olacak.
5-7 kilometrelik mesafenin yıllık servis bedeli de 48 bin 98 TL’ye ulaştı.
UZAK MESAFEDE FATURA 93 BİN TL’Yİ GEÇİYOR
Ev ile okul arasındaki mesafe arttıkça ailelerin ödeyeceği servis ücreti de önemli ölçüde yükseliyor.
21-23 kilometre arasındaki bir güzergâh için belirlenen yıllık ücret 90 bin 112 TL olurken, 23-25 kilometre arasındaki mesafede servis bedeli 93 bin 610 TL’ye çıkıyor.
Böylece uzun mesafede okul servisi kullanan bir öğrencinin ailesinin yalnızca ulaşım için ödeyeceği yıllık tutar 90 bin TL sınırını aşmış oldu.
İSTANBUL OKUL SERVİS ÜCRETLERİ 2026-2027
Yeni eğitim öğretim döneminde açıklanan tarifedeki bazı mesafe ve yıllık ücretler şöyle:
0-1 kilometre: 39.970 TL
1-3 kilometre: 42.804 TL
3-5 kilometre: 46.124 TL
5-7 kilometre: 48.098 TL
21-23 kilometre: 90.112 TL
23-25 kilometre: 93.610 TL
SERVİS ÜCRETİ MESAFEYE GÖRE DEĞİŞİYOR
Velilerin ödeyeceği okul servis bedeli, öğrencinin ikamet adresi ile okulu arasındaki mesafeye göre hesaplanıyor. Bu nedenle farklı kilometre dilimlerinde farklı yıllık ücretler uygulanıyor.
Yeni tarifeyle birlikte en kısa mesafe ile 23-25 kilometrelik mesafe arasında yıllık 53 bin 640 TL fark oluşuyor.
YENİ EĞİTİM DÖNEMİ AİLE BÜTÇESİNİ ZORLAYACAK
Servis ücretlerinin yanı sıra kırtasiye, okul ihtiyaçları ve diğer eğitim harcamaları da düşünüldüğünde, 2026-2027 eğitim öğretim yılı öncesinde ailelerin eğitim bütçesi yeniden önemli gündem maddelerinden biri haline geldi.
İstanbul’da en kısa mesafede dahi yıllık servis ücretinin yaklaşık 40 bin TL’ye ulaşması, özellikle birden fazla öğrencisi bulunan aileler açısından okul ulaşım maliyetini daha da önemli hale getiriyor.
Öğretmenlere Önlük Zorunluluğu Geliyor: MEB 81 İle Yeni Eğitim Genelgesi Gönderdi
MEB, 2026-2027 eğitim öğretim yılı öncesinde 81 ile genelge gönderdi. Öğretmenlere önlük düzenlemesi, cep telefonu uygulaması, kayıt parası yasağı ve veli randevu sistemiyle ilgili yeni kararlar açıklandı.
Milli Eğitim Bakanlığı, 2026-2027 eğitim öğretim yılı öncesinde 81 ile gönderdiği genelgeyle okullarda uygulanacak yeni kuralları belirledi. Genelgede öğretmenler ve eğitim çalışanlarının önlük giymesi, öğrencilerin sınıfta cep telefonu bulundurmaması, veli görüşmelerinin randevu sistemiyle yapılması ve kayıt parası talep edilmemesi gibi dikkat çeken düzenlemeler yer aldı.
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin imzasıyla 81 ilin milli eğitim müdürlüğüne gönderilen genelgeyle, 14 Eylül 2026 tarihinde başlayacak 2026-2027 eğitim öğretim yılı öncesinde okullarda uygulanacak esaslar belirlendi.
Yeni dönemin en çok konuşulacak başlıklarından biri ise öğretmenlerin kılık ve kıyafetlerine ilişkin düzenleme oldu.
ÖĞRETMENLERE ÖNLÜK DÜZENLEMESİ
Genelgede eğitim kurumu yöneticileri, öğretmenler ve eğitim çalışanlarının görevlerini yerine getirirken öğretmenlik mesleğinin saygınlığına ve temsil sorumluluğuna uygun hareket etmeleri istendi.
Kılık ve kıyafette kamu hizmetinin ciddiyeti ile toplumsal hassasiyetlerin gözetilmesi gerektiği belirtilirken, eğitim yöneticileri, öğretmenler ve eğitim çalışanlarının önlük giyeceği ifade edildi.
Yeni uygulama konusunda eğitim öğretim yılı başında gerçekleştirilecek öğretmenler kurulu toplantılarında bilgilendirme yapılacak.
Uygulamanın takibi ise il ve ilçe milli eğitim müdürlükleri tarafından gerçekleştirilecek.
VELİLER OKULA RANDEVUYLA GİDECEK
Yeni dönemde okul güvenliğine ilişkin tedbirler de artırılıyor.
Veli görüşmelerinin ülke genelinde Okul Randevu Sistemi üzerinden planlanması öngörülüyor. Velilerin randevusuz okul ziyaretlerine izin verilmeyecek.
Öğrencinin velisi veya yasal vasisi olmayan kişilerin de okullara girişine izin verilmeyecek.
Okul ve öğrenci güvenliğini tehdit edebilecek ihbar ve şikâyetlerin değerlendirilerek gerekli önlemlerin hızla alınması istenirken, ilgili kurumlarla koordineli şekilde koruyucu ve önleyici tedbirlerin uygulanacağı belirtildi.
OKUL KAYITLARINDA PARA TALEP EDİLEMEYECEK
MEB genelgesinin dikkat çeken bir diğer bölümü ise okul kayıtları oldu.
Öğrenci kayıtları, 2026-2027 Eğitim ve Öğretim Yılı Adrese Dayalı Kayıt Sistemi kapsamında gerçekleştirilecek. Kayıtların e-Okul sistemi üzerinden elektronik ortamda otomatik olarak yapılacağı belirtildi.
Velilerden “kayıt parası” veya başka bir isim altında zorunlu ücret talep edilemeyecek.
Bu yönde Bakanlığa veya ilgili birimlere ulaşan şikâyetlerin takip edilerek gerekli işlemlerin yapılacağı bildirildi.
Ayrıca sınıf mevcutlarının dengeli dağıtılması ve fırsat eşitliğinin korunması amacıyla kayıt bölgelerinin dışından öğrenci kaydı yapılmaması istendi.
ÖĞRENCİLER İÇİN CEP TELEFONU UYGULAMASI DEVAM EDECEK
Okullarda cep telefonlarına yönelik mevcut uygulama yeni eğitim öğretim yılında da sürdürülecek.
Öğrencilerin sınıf içerisinde cep telefonu bulundurmamasına ilişkin uygulamaya devam edilecek. Öğretmenlerin de ders sırasında cep telefonu kullanmaması istendi.
Dijital bağımlılığa karşı öğrenci ve velilere yönelik bilinçlendirme çalışmalarına ağırlık verilecek.
Ödev ve öğrenci bilgilendirmelerinde ise Bakanlık tarafından belirlenen dijital platformların kullanılması esas alınacak.
ÜCRETSİZ KAYNAKLAR DIŞINDA MATERYAL KULLANDIRILMAYACAK
Velilerin eğitim masraflarını artırabilecek uygulamalara karşı da okullara uyarı yapıldı.
Milli Eğitim Bakanlığı tarafından ücretsiz dağıtılan kaynakların dışında başka materyallerin öğrencilere kullandırılmaması istendi.
Öğrenci ihtiyaçları konusunda velilerin belirli markalara veya yüksek fiyatlı ithal kırtasiye ürünlerine yönlendirilmesine izin verilmeyecek.
Yerli ürünlerin kullanılmasına imkân sağlanması ve velilere ek mali yük oluşturabilecek uygulamalardan kaçınılması istendi.
Okullarda ticari yönlendirme, reklam ve tanıtım organizasyonlarına da izin verilmeyecek.
2026-2027’NİN TEMASI “MAARİFİN KALBİNDE OYUN”
2026-2027 eğitim öğretim yılında “Maarifin Kalbinde Oyun” teması uygulanacak.
Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli kapsamında çocukların öğrenme, sosyalleşme, gelişim ve kendilerini ifade etme süreçlerinde oyunun öneminin artırılması hedefleniyor.
Öğrencilerin yaş ve gelişim özelliklerine uygun geleneksel çocuk oyunları ile güvenli ve kapsayıcı oyun etkinliklerinin eğitim süreçlerine daha fazla dahil edilmesi planlanıyor.
Okul-aile iş birliğinin güçlendirilmesi amacıyla “Ailemle Eğitim Yolculuğum” çalışmalarının da yeni dönemde devam edeceği belirtildi.
OKULLARDA SOSYAL MEDYA PAYLAŞIMLARINA DA DİKKAT EDİLECEK
Okullar tarafından gerçekleştirilecek tören, kutlama, anma ve mezuniyet etkinliklerinde kullanılacak müzik, video, broşür ve pankart gibi materyaller ilgili mevzuat doğrultusunda değerlendirilecek.
Okulların sosyal medya paylaşımlarında ise pedagojik ve etik ilkelerin gözetilmesi istendi.
Bakanlığın 81 ile gönderdiği genelgede yer alan düzenlemelerin uygulanması ve mevzuata aykırı işlemlerin önlenmesi için milli eğitim müdürlükleri süreci takip edecek.
Alparslan Kuytul’dan Süleymancılar Operasyonu Açıklaması: "Kayyum Atamaya Çok Alıştılar, Bu Dosyalar Siyasidir"
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından kamuoyunda "Süleymancılar" olarak bilinen cemaate yönelik 17 ilde düzenlenen ve aralarında Alhan Kuriş’in de bulunduğu 30 kişinin gözaltına alındığı operasyona ilişkin Alparslan Kuytul’dan çarpıcı açıklamalar geldi. Cuma Tefsir Dersi’nin "Soru-Cevap" bölümünde konuyu değerlendiren Kuytul, devletin kayyum politikalarını sert bir dille eleştirdi.
"Suçsuzlar İse Mücadele Etmeliler"
Operasyon haberini değerlendiren Kuytul, gözaltına alınan kişilerin suçlu olmaları halinde olay çıkarmaya gerek olmadığını belirterek, "Ama eğer suçsuzlar ise mücadele etmelidirler. Teslim olmasınlar," ifadelerini kullandı. Devlet ve hükümetin her cemaati susturamayacağını anlaması gerektiğini savunan Kuytul, "Cemaatin başına kimin geçeceğine devlet mi karar verecek? Çok fena alıştılar kayyum atamaya," diyerek tepkisini dile getirdi.
"Bize Yapılan Zulümlere Karşı Çıtları Çıkmamıştı"
Süleymancılar cemaatinin geçmişte kendilerine yönelik operasyonlar ve baskılar karşısında sessiz kaldığını hatırlatan Kuytul, sitemkar bir üslup kullanarak şunları söyledi: "Bugüne kadar bizim başımıza bir sürü olay geldi. Bir gün bir çıtlarını duymadık. Bize yapılan bunca zulme rağmen bir gün bir açıklamalarını duymadık. Olsun, herkes yanında olandan harcar."
"Bu Operasyonu Şüpheyle Karşılıyorum"
Geçmişteki sessizliklerine rağmen ilkesel bir duruş sergilediğini ifade eden Kuytul, Süleymancılar cemaatine yönelik bu son operasyonu şüpheyle karşıladığını belirtti. Konuşmasını toplumsal bir mesajla tamamlayan Kuytul, "İnşallah bundan sonrasında başkaları zulme uğradığında onları da savunmayı öğrenirler. Artık böyle bir ortamda olduğumuzu, bunların siyasi dosyalar olduğunu anlamalıyız ve her lafa inanmamalıyız," diyerek sürecin hukuki değil, siyasi bir zemin taşıdığını iddia etti.
Erkek Egemen Sektörde Bir Kadın Lider: Meral Kaplan İle İş Sağlığı, Güvenliği Ve Başarı Üzerine
NİLGÜN EGE ÖZEL RÖPORTAJ
Telenews TV ekranlarında yayınlanan "Başarı ve İnsan" programında bu hafta, akaryakıt ve enerji sektörünün öncü kurumlarından MSK Endüstriyel Enerji Sistemleri İşveren Vekili ve İş Sağlığı Güvenliği Uzmanı Meral Kaplan’ı ağırladık. Ağır sanayide kadın olmaktan iş güvenliği kültürüne, sıfır iş kazası hedefinden başarı yolculuğuna kadar ilham veren tüm detayları Arka Haber okurları için konuştuk.
Nilgün Ege: Efendim hoş geldiniz. Sektöre ve iş sağlığı güvenliğine dair detaylara geçeceğiz ancak öncelikle okurlarımız ve izleyenlerimiz için sizi tanıyalım. Meral Kaplan kimdir?
Meral Kaplan: Hoş bulduk Nilgün Hanım, teşekkür ederim. Dumlupınar Üniversitesi Sosyoloji bölümü mezunuyum. Aynı zamanda Anadolu Üniversitesi İş Sağlığı ve Güvenliği ön lisans ve Dumlupınar Üniversitesi İş Sağlığı ve Güvenliği yüksek lisans mezunuyum. Sosyolog kimliğimin yanında, aile şirketimiz olan MSK Endüstriyel Enerji Sistemleri’nde Yönetim Kurulu Üyesi ve İSG Departmanı Yöneticisi olarak görev yapmaktayım.
Nilgün Ege: Birçok unvanınız ve sorumluluğunuz var. Bunlarla baş etmek nasıl oluyor, bu dengeyi nasıl sağlıyorsunuz?
Meral Kaplan: Azim ve gayretle. Hedefler büyük olunca çalışma ve başarı da büyük oluyor. İnsan kendini nerede görmek isterse, oraya ulaşmak için o kadar çok emek vermeli. Benim hayattaki gayem kendimi hep en iyi noktaya taşımak; bu yüzden çok çalışıp üretmeye devam ediyorum.
Nilgün Ege: Programımızın ismi "Başarı ve İnsan". Meral Kaplan’a göre başarı nedir?
Meral Kaplan: Başarı öncelikle bir insanın hayalinin olmasıdır. Bu hayale ve hedeflere en disiplinli, en doğru ve en kararlı şekilde yürümektir. Elde ettiğiniz somut kazanımlar bu disiplinli yürüyüşün sonucudur. Benim için başarının temeli hayal kurmaktır.
Nilgün Ege: Hem iş güvenliği uzmanlığı yapıyorsunuz hem de akaryakıt gibi kadınların genellikle zorlandığı erkek egemen bir sektördesiniz. Neden akaryakıt sektörü?
Meral Kaplan: Akaryakıt sektörü ailemin ve benim tecrübelerimizle şekillenen bir alan. Bir kadın olarak sahada kesinlikle zorluk yaşamıyorum. Erkeklerin tecrübesiyle kendi bilgi donanımımı birleştirdiğimde ortaya çok daha büyük bir güç çıkıyor. İstasyonlara ve sahaya gittiğimizde kadın çalışan ve yönetici görmek takdir topluyor.
Nilgün Ege: Bu sektöre adım atmanızda ailenizin, özellikle babanızın etkisi oldu mu?
Meral Kaplan: Hem babamın hem de sektörde 15 yılını vermiş olan erkek kardeşim Emrah Bey’in çok büyük desteği oldu. Kardeşim bu sektörün öncülerindendir ve benim için çok kıymetli bir rehberdir. Onun yönlendirmesiyle bu alana girdim ve akaryakıt sektöründe İSG uzmanı oldum.
Nilgün Ege: Bir kadın olarak sahada hiç mi engelle karşılaşmadınız? Sert bir sektörde kendi renginizi nasıl kattınız?
Meral Kaplan: Sahaya kadın ya da erkek kimliğiyle değil, mesleki statümüz ve donanımımızla iniyoruz. Sahada 20 erkek personelle çalıştığımda kimse bana sadece "kadın" gözüyle bakmıyor; "Meral Hanım İSG uzmanı olarak bize ne öğretecek, bizden ne öğrenecek?" anlayışıyla yaklaşıyor. Kadınların getirdiği disiplin ve dikkat çok kıymetli. Ayrıca sosyolog kimliğim sayesinde insan davranışlarını doğru analiz edebiliyor ve çalışanlara nasıl yaklaşmam gerektiğini çok iyi biliyorum.
Nilgün Ege: Meral Kaplan’ı bugünlere getiren en büyük kırılma noktası nedir?
Meral Kaplan: Hayallerim, ideallerim ve ailemin koşulsuz desteği. Ben bir yerde durup yetinmeyi seven biri değilim. "Statü kazandım, burada kalayım" mantığı bana göre değil. Hep daha fazlasını öğrenmek ve kendime değer katmak isterim. En büyük etken ailemin inancı ve kendime her şeyin en güzelini layık görmemdir.
Nilgün Ege: Bareti ve yeleği çıkardığınızda nasıl bir Meral Kaplan var?
Meral Kaplan: Hayatı çok seven, doğayı ve ormanı seven, yaşamın her anını dolu dolu değerlendirmek isteyen bir Meral Kaplan var. Çocukluğumdan beri belirlediğim bir çizgi vardı; başarılı bir iş kadını olmak. Şu an o hayalin bir adım ötesindeyim ve hayal kurmaya devam ediyorum.
Nilgün Ege: Buradan gençlere ve kadın girişimcilere ne mesaj vermek istersiniz?
Meral Kaplan: Kesinlikle hayal kurmaktan ve vazgeçmemekten geri durmasınlar. Hayal etmek bedava ve başarının ilk adımıdır. Bir plan yapın, disiplinle uygulayın. Başarının yaşla ilgisi yoktur; kimi erken kimi geç ulaşır ama vazgeçmeyen mutlaka kazanır.
"TÜRKİYE'DE İSG KÜLTÜRÜ HIZLA GELİŞİYOR"
Nilgün Ege: Türkiye’de İş Sağlığı ve Güvenliği (İSG) uygulamalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Meral Kaplan: Türkiye’de İSG yasal düzenlemeler, işveren hassasiyeti ve çalışan bilinciyle ciddi bir yükselişte. İSG’yi ileriye taşıyacak olan da geriletecek olan da şirketler ve işverenlerdir. Kültürü ne kadar sahaya yansıtabilirsek o kadar yol alırız.
Nilgün Ege: Sektörde çokça telaffuz edilen "Sıfır İş Kazası" bir ütopya mı yoksa ulaşılabilir bir hedef mi?
Meral Kaplan: Kesinlikle gerçekçi bir hedeftir. İnsan ve işin olduğu yerde risk her zaman vardır ancak altyapıyı sağlam kurarsanız, personelin eğitimi tam olursa ve güvenlik önlemleri eksiksiz alınırsa kaza riskini sıfıra indirebilirsiniz.
Nilgün Ege: Çalışanlar baret, emniyet kemeri veya gözlük gibi koruyucu donanımları kullanmakta neden direnç gösteriyor?
Meral Kaplan: Çünkü çalışanlara sadece "Bunu tak" diyoruz, "Neden takmalısın?" sorusunun cevabını hissettirmiyoruz. O ekipmanı kullanmadığında başına gelebilecek olumsuzluğun kendisini, ailesini ve işyerini nasıl etkileyeceğini uygulamalı senaryolarla gösterdiğinizde bilinç kalıcı hale geliyor.
Nilgün Ege: Sahada sıkça duyduğumuz "Bana bir şey olmaz" algısını nasıl kıracağız?
Meral Kaplan: Bu yanılgı genellikle tecrübeli personelde ortaya çıkıyor. Tecrübesiz çalışan bilmediği için temkinli davranırken, tecrübeli personel her işi yapabileceğini düşünüp sınırları zorlayabiliyor ve kazaya açık hale geliyor. Bunun önüne geçmek için saha kurallarını, teknik yeterliliği ve İSG bilincini eksiksiz tutuyoruz.
Nilgün Ege: Uzman olarak sahada hiç işi durdurduğunuz oldu mu?
Meral Kaplan: Evet, oldu. Benim için en önemli kriter çalışanın psikolojik durumudur. Zihni işte olmayan insan hata yapar. Bir çalışmamız sırasında su sıçraması sebebiyle üstü tamamen ıslanan ve motivasyonu düşen personelimin talebiyle işi derhal durdurdum. Maddi kayıp gözetmeksizin ekibi dinlenmeye gönderdim; çünkü odaklanma olmadan güvenlik sağlanamaz.
Nilgün Ege: Sahadaki eğitim süreçleriniz nasıl işliyor?
Meral Kaplan: Yazılı prosedürlerimiz var ancak sadece ofis içi eğitim yeterli olmaz. Saha oryantasyonu şarttır. Personelimiz sahada birebir uygulamalı eğitim alıp tam not almadan bağımsız çalışamaz. Ayrıca kurallara en çok uyan ve denetimlerden tam puan alan çalışanlarımızı her ay ödüllendirerek motivasyonu yüksek tutuyoruz.
Nilgün Ege: Olası bir ramak kala olayında veya kriz anında ilk adımınız ne oluyor?
Meral Kaplan: Bir olay yaşandığında benim için en son sorumlu çalışandır. Önce yönetime bakarız: "Biz neyi eksik planladık?" Ardından İSG süreçlerine, sonra ekipmanlara bakarız. En son çalışana geliriz. Hatanın kaynağına göre ya yeni bir ekipman temin ederiz ya da canlandırmalı saha eğitimleriyle aynı durumun tekrarlanmasını engelleriz.
"AKARYAKITTA DİKKATSİZLİK VE KIVILCIM EN BÜYÜK TEHLİKE"
Nilgün Ege: Akaryakıt sektöründe karşılaşılan başlıca riskler nelerdir?
Meral Kaplan: Parlama ve patlama, yakıt sızıntısı, statik elektrik, kimyasal maruziyet ve istasyon içi araç trafiği en büyük tehlikelerimizdir. İstasyonlarda sigara yasağı ve telefonların kısıtlanması hayati önem taşır. Telefonlar dikkat dağınıklığı yaratmanın yanı sıra elektriksel ark riski taşır; bu yüzden ekiplerimiz sahada cihazlarını uçak modunda kullanır.
Nilgün Ege: Yakıt dolumu sırasında araç motorunun kapatılması neden zorunludur?
Meral Kaplan: Dolum esnasında oluşabilecek en ufak bir yakıt sızıntısı veya buharlaşma, çalışan motorun sıcaklığı ve elektriksel aksamıyla temas ettiğinde patlama riski doğurur.
Nilgün Ege: Akaryakıt yangınlarına neden suyla müdahale edilmez?
Meral Kaplan: Su, yakıtı söndürmez; aksine suyun üzerinde yüzen yakıtın daha geniş alanlara yayılmasına ve yangının büyümesine neden olur. Ayrıca kaygan zemin oluşturur. Bu tür yangınlara kuru kimyevi tozlu yangın tüpleri veya özel kum havuzlarıyla müdahale edilmelidir.
HIZLI SORULAR - TEK CEVAP
Saha mı, masa başı mı? Saha.
Kural mı, empati mi? Empati.
Plan mı, kriz çözmek mi? Kriz çözmek.
Uyarmak mı, işi durdurmak mı? İşi durdurmak.
Ceza mı, ödül mü? Ödül.
Teori mi, pratik tecrübe mi? Pratik tecrübe.
Disiplin mi, motivasyon mu? Disiplin.
Mevzuat mı, saha mantığı mı? Saha mantığı.
Erken kalkan mı, gece çalışan mı? Erken kalkan.
Çay mı, kahve mi? Kahve.
Risk almak mı, garantiye gitmek mi? Garantiye gitmek (ama yenilik için kontrollü risk).
Görsellik mi, işlevsellik mi? Görsellik.
Yazılı kural mı, kulaktan kulağa kültür mü? Yazılı kural.
Şantiye mi, ofis trafiği mi? Şantiye.
Mantık mı, hisler mi? Mantık.
İSG’nin tek kelimelik tanımı? Güvenlik.
Meral Kaplan’ı anlatan tek kelime? Hayatı sevmek.
Başarının tek kelimelik tanımı? Disiplinli çalışmak.
Nilgün Ege: Meral Kaplan’ın bundan sonraki en büyük kariyer hedefi nedir?
Meral Kaplan: Hedeflerim her yıl gelişerek büyüyor. Türkiye’nin 81 ilinde denetimler yapıyoruz ancak şimdiki hedefim uluslararası alanda baş denetçi olmak ve bu alandaki tecrübemizi küresel standartlara taşımak.
Nilgün Ege: Bu değerli ve ufuk açıcı sohbet için çok teşekkür ederim. Eklemek istediğiniz son bir söz var mı?
Meral Kaplan: Bu güzel programa beni konuk ettiğiniz için ben teşekkür ederim Nilgün Hanım. Başarıya ulaşmak kolay değil ama imkansız da değil. Önemli olan disiplini elden bırakmamak ve hayallerin peşinden koşmaktan asla vazgeçmemektir.
Nilgün Ege: Ağzınıza, emeğinize sağlık. Unutmayalım ki en büyük başarı, günün sonunda sahadan evimize sevdiklerimizin yanına sağlıklı ve güvenle dönebilmektir.
NİLGÜN EGE İLE ARKA HABER'DEN NOTLAR
Kadın emeğinin, disiplinin ve tavizsiz bir güvenlik anlayışının ağır sanayide neleri dönüştürebildiğine bir kez daha şahit olduk. Sevgili Meral Kaplan’ın da altını çizdiği gibi; sahada ne kadar büyük işler başarırsak başaralım, en kıymetli zafer günün sonunda evimize, ailemize ve sevdiklerimize sapasağlam dönebilmektir.
Hayallerinden vazgeçmeyen, üreten, sektöre vizyon katan güçlü kadınların ve sahadaki görünmez kahramanların başarı hikayelerini konuşmaya devam edeceğiz.
Arka Haber'de, hayatın tam arkasındaki gerçeklerde kalın...
Eski Bakan Denizolgun’un Ölümünde Yeni Gelişme: Mezarı Açılacak
Eski Ulaştırma Bakanı Arif Ahmet Denizolgun’un 2016 yılındaki ölümüne ilişkin yürütülen soruşturmada dikkat çeken bir karar alındı. Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talebi üzerine “feth-i kabir” kararı verilirken, Denizolgun’un gerçek ölüm nedeninin yeniden yapılacak adli incelemelerle araştırılması bekleniyor.
İSTANBUL – Eski Ulaştırma Bakanı Arif Ahmet Denizolgun’un yaklaşık 10 yıl önce gerçekleşen ölümüne ilişkin soruşturmada yeni bir aşamaya geçildi.
Denizolgun’un ölümüne yönelik iddia ve şikâyetler üzerine yürütülen soruşturma kapsamında, mezarının açılarak yeniden adli inceleme yapılmasına karar verildi.
BAŞSAVCILIK FETH-İ KABİR TALEP ETTİ
Denizolgun’un yeğenlerinin suç duyurusunun ardından Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturmalar kapsamında, ölüm nedeninin yeniden araştırılması gündeme geldi.
Başsavcılık, Denizolgun’un mezarının açılması ve ölüm sebebinin yeniden incelenmesi için talepte bulundu. Talebin değerlendirilmesinin ardından feth-i kabir kararı alındı.
Başsavcılık tarafından yapılan açıklamada, Denizolgun’un ölümü ve daha önce gerçekleştirilen otopsi işlemlerine ilişkin şüphe iddiaları bulunduğu belirtilerek, gerçek ölüm sebebinin belirlenebilmesi amacıyla yeniden inceleme yapılacağı bildirildi.
MEZARININ 19 AĞUSTOS’TA AÇILMASI BEKLENİYOR
Alınan karar doğrultusunda Denizolgun’un mezarının açılarak naaşı üzerinde yeniden adli inceleme yapılması bekleniyor.
Feth-i kabir işleminin 19 Ağustos 2026 Çarşamba günü saat 08.30’da gerçekleştirilmesinin planlandığı bildirildi.
Yapılacak incelemelerde Denizolgun’un ölüm nedenine ilişkin yeni bilimsel ve adli bulguların bulunup bulunmadığı araştırılacak.
ÖLÜMÜNE İLİŞKİN İDDİALAR YENİDEN GÜNDEME GELDİ
Denizolgun’un ölümüne ilişkin şüphe ve iddialar, Alihan Kuriş’e yönelik yürütülen soruşturmanın ardından yeniden kamuoyunun gündemine taşındı.
Kuriş’in söz konusu soruşturma kapsamında tutuklanmasının ardından, Denizolgun’un 2016 yılındaki ölümüne ilişkin geçmişte dile getirilen iddialar da yeniden tartışılmaya başlandı.
Ancak Denizolgun’un ölümünde herhangi bir dış müdahale bulunduğuna ilişkin kesinleşmiş bir adli tespit bulunmuyor. Yapılacak yeni adli incelemenin, ölüm nedenine ilişkin soru işaretlerinin aydınlatılmasına katkı sağlaması bekleniyor.
ARİF AHMET DENİZOLGUN KİMDİR?
11 Mayıs 1956 doğumlu olan Arif Ahmet Denizolgun, mimarlık mesleğinin yanı sıra siyaset alanında da görev yaptı.
Refah Partisi’nde siyasete başlayan Denizolgun, 1995 genel seçimlerinde Antalya Milletvekili seçilerek Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne girdi.
28 Şubat sürecinin ardından siyasi yaşamını bağımsız olarak sürdüren Denizolgun, ANASOL-D Hükümeti döneminde Ulaştırma Bakanlığı görevinde bulundu.
Denizolgun, 6 Eylül 2016 tarihinde hayatını kaybetti.
İstanbul Merkezli 8 İlde “Şeker Soruşturması”: 25 Şirkete İşlem, 47 Şüpheli İfadeye Çağrıldı
İstanbul merkezli 8 ilde yürütülen Şeker Soruşturması kapsamında 25 şirkete ait 26 adreste arama yapıldı. 47 şüpheli ifadeye çağrıldı.
İstanbul merkezli 8 ilde nişasta bazlı şeker üretimi ve ticaretine yönelik geniş kapsamlı bir soruşturma başlatıldı. Adalet Bakanı Akın Gürlek’in açıklamasına göre, 25 şirkete ait 26 adreste arama ve evraka el koyma işlemi gerçekleştirildi. Şirket yöneticisi olduğu belirtilen 47 şüpheli ise ifadeye çağrıldı.
8 İLDE EŞ ZAMANLI “ŞEKER SORUŞTURMASI”
Adalet Bakanı Akın Gürlek, nişasta bazlı şeker üretimi ve ticareti yapan bazı firmalara yönelik yürütülen soruşturmaya ilişkin açıklama yaptı.
Gürlek’in verdiği bilgilere göre; Tarım ve Orman Bakanlığı Şeker Dairesi Başkanlığı tarafından gerçekleştirilen denetimler ile Hazine ve Maliye Bakanlığı Vergi Denetim Kurulu Başkanlığının incelemeleri sonucunda bazı firmalar hakkında dikkat çeken tespitlere ulaşıldı.
Açıklamada, bazı firmaların Şeker Kanunu ile belirlenen kota ve iç piyasa satış sınırlamalarını ihlal ederek iç piyasaya arz edilmemesi gereken nişasta bazlı şeker niteliğindeki ürünleri piyasaya sürdüklerinin tespit edildiği belirtildi.
ÜRÜNLERİN FARKLI İSİMLERLE FATURALANDIRILDIĞI İDDİASI
Yapılan incelemelerde bazı ürünlerin gerçek niteliğinin “maltodekstrin”, “glukoz”, “nişasta” ve “fruktoz” gibi farklı isimlerle faturalandırılarak gizlendiği öne sürüldü.
Açıklamaya göre, bazı işlemlerde faturada gösterilen ürün ile fiilen teslim edilen ürünün cinsi arasında farklılıklar bulunduğu tespit edildi.
Söz konusu bulgular üzerine İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosu koordinesinde, İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerince “Şeker Soruşturması” kapsamında eş zamanlı adli işlemler başlatıldı.
25 ŞİRKETE AİT 26 ADRESTE ARAMA
Soruşturma kapsamında İstanbul, Kocaeli, Sakarya, Ankara, Konya, İzmir, Gaziantep ve Adana olmak üzere 8 ilde operasyon gerçekleştirildi.
Gürlek’in açıklamasına göre, 25 şirkete yönelik 26 adreste arama ve evraka el koyma işlemleri yapıldı. Şirket yöneticisi olarak belirlenen 47 şüpheli ise çağrı yoluyla ifadeye çağrıldı.
SORUŞTURMA ÇOK SAYIDA SUÇ YÖNÜNDEN SÜRÜYOR
Soruşturmanın;
- Bozulmuş veya değiştirilmiş gıda veya ilaçların ticareti,
- Vergi Usul Kanunu kapsamında vergi kaçakçılığı,
- Muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge düzenleme veya kullanma,
- Özel belgede sahtecilik,
- Fiyatları etkileme
suçları yönünden çok yönlü olarak sürdürüldüğü bildirildi.
GÜRLEK: “HUKUK ÖNÜNDE HESABINI VERECEKTİR”
Adalet Bakanı Akın Gürlek, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde vatandaşların sağlığını, devletin vergi gelirlerini ve ekonomik düzeni hedef alan yasa dışı faaliyetlerle mücadelenin sürdürüleceğini belirtti.
Gürlek açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
“Halk sağlığını tehlikeye atan, vatandaşlarımızı yanıltan, devletimizi vergi kaybına uğratan ve hukuka aykırı kazanç elde etmeye çalışan kim olursa olsun, hukuk önünde hesabını verecektir.”
Soruşturmanın İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından çok yönlü olarak sürdürüldüğü bildirildi.
İlk Yorum yapan siz olun!