HABER/NİLGÜN EGE
Yapay zekâ teknolojilerinin hızla yaygınlaşması, bu kez ruh sağlığı üzerindeki etkileriyle gündemde. Uluslararası uzmanlar, özellikle gençlerin yapay zekâyı duygusal destek aracı olarak kullanmasının ciddi riskler barındırdığına dikkat çekerek, küresel ölçekte önlem çağrısı yaptı.
29 Ocak 2026 tarihinde Delft Teknoloji Üniversitesi bünyesinde faaliyet gösteren Delft Dijital Etik Merkezi tarafından düzenlenen çalıştayda, yapay zekânın artık yalnızca teknolojik bir gelişme değil, doğrudan bir halk sağlığı meselesi olarak ele alınması gerektiği vurgulandı.
Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) desteğiyle gerçekleştirilen toplantıda; araştırmacılar, klinisyenler, politika yapıcılar ve savunucular bir araya gelerek yapay zekânın ruh sağlığı üzerindeki etkilerini değerlendirdi.
DSÖ Veri, Dijital Sağlık, Analitik ve Yapay Zekâ Departmanı Direktörü Dr. Alain Labrique, yapay zekâ sistemlerinin insanların duygusal olarak kırılgan olduğu anlarda devreye girdiğini belirterek, bu teknolojilerin güvenlik, hesap verebilirlik ve insan refahı temelinde tasarlanması gerektiğini ifade etti.
Uzmanlara göre en dikkat çekici risklerden biri, özellikle gençlerin yapay zekâ araçlarını psikolojik destek amacıyla kullanması. Ancak bu sistemlerin büyük bölümü ne ruh sağlığı için geliştirilmiş ne de klinik olarak test edilmiş durumda. Bu durum, yanlış yönlendirme ve duygusal bağımlılık gibi ciddi sonuçlar doğurabilir.
DSÖ Yapay Zekâ Lideri Sameer Pujari, yapay zekânın günlük yaşama entegrasyon hızının, bu teknolojilerin ruh sağlığı üzerindeki etkilerini anlamaya yönelik çalışmalardan çok daha hızlı ilerlediğini belirterek, “Kritik bir dönüm noktasındayız” değerlendirmesinde bulundu.
Çalıştay sonunda uzmanlar üç temel öneri üzerinde uzlaştı. Buna göre, üretken yapay zekâ sistemleri halk sağlığı perspektifiyle ele alınmalı, bu teknolojilerin ruh sağlığı üzerindeki kısa ve uzun vadeli etkileri bilimsel olarak izlenmeli ve yapay zekâ çözümleri psikologlar, uzmanlar ve kullanıcılarla birlikte geliştirilmeli.
Ayrıca, yapay zekâ araçlarının kültürel, dilsel ve toplumsal farklılıklar gözetilerek tasarlanması gerektiği vurgulandı. Uzmanlar, kullanıcı güvenliğini sağlayacak kriz yönlendirme mekanizmaları ve hesap verebilirlik sistemlerinin de acilen oluşturulması gerektiğini ifade etti.
Öte yandan DSÖ, yapay zekânın sağlık alanında sorumlu kullanımını sağlamak amacıyla küresel ölçekte yeni bir adım atıyor. Kurulması planlanan “Sağlıkta Yapay Zekâ İşbirliği Merkezleri Konsorsiyumu” ile uluslararası standartların belirlenmesi ve etik çerçevenin güçlendirilmesi hedefleniyor.
17-19 Mart 2026 tarihlerinde gerçekleştirilen ön toplantıda, farklı ülkelerden kurumlar bir araya gelerek ortak öncelikler üzerinde uzlaşmaya vardı. Bu girişimle birlikte yapay zekâ yönetişiminin bilimsel veriler, etik ilkeler ve toplumların ihtiyaçları doğrultusunda şekillendirilmesi amaçlanıyor.
Uzmanlara göre asıl tehlike, yapay zekânın hızla yayılması ancak bu teknolojiyi anlama ve kontrol etme kapasitesinin aynı hızda gelişmemesi. Bu dengesizlik, ilerleyen süreçte küresel ölçekte yeni bir ruh sağlığı krizine zemin hazırlayabilir.
Sonuç olarak, yapay zekâ teknolojileri hayatı kolaylaştıran önemli bir araç olarak görülse de, uzmanlar bu alanda kontrolsüz ilerlemenin ciddi riskler doğurabileceği konusunda hemfikir. Yapılan çağrı ise net: Yapay zekâ insan odaklı, etik ve denetlenebilir bir şekilde geliştirilmeli.
İlk Yorum yapan siz olun!