Sessiz Çığlığın İçinden Gelen Ses

Sessiz Çığlığın İçinden Gelen Ses


NİLGÜN EGE

Sessiz Çığlığın İçinden Gelen Ses


2025 Ramazan’ı, Bayram ve İçimizdeki Gerçekler

Bugün bayram.
Ama herkesin içinde aynı bayram yok.

Sokakta yürüyen bir emeklinin cebinde torununa verecek harçlık yok.
Gençler sabaha “geleceğim olacak mı?” sorusuyla uyanıyor.
Kadınlar, evden çıkarken önce aynaya değil, endişelerine bakıyor.
Anne babalar çocuklarının geleceğine dair cümle kurarken yarıda duruyor.
Sofralar bu yıl daha küçük, sesler daha kısıktı.
Çünkü umut bu ülkede artık en pahalı şeylerden biri oldu.

Toplumun üzerinde bir yorgunluk var.
Hem maddi hem manevi...
Bayrama ulaşmak değil, bayramı atlatmak telaşı vardı insanlarda.
Eskiden bayram sabahları çocuklar sevinçle uyanırdı; şimdi uyanan herkes “bugün daha ne olabilir” korkusuyla başlıyor güne.

Ve bir sabah...

19 Mart sabahı, ülke bir kırılma anına daha uyandı.
“İstanbul’un seçilmiş belediye başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında verilen tutuklama kararı, kimine göre hukukun gereğiydi, kimine göreyse açık bir haksızlıktı. Kimileri ‘suç işledi’ dedi, kimileri ‘siyasi bir karar’ diyerek itiraz etti. Ama ne olursa olsun, bu kararın toplumda yarattığı etki sadece yasal değil; vicdani bir sarsıntıydı.”
Ama ortak bir şey vardı:
Toplumun içindeki sessizlik birden yankılandı.

Çünkü mesele sadece bir kişi değildi.
Mesele, halkın içinde biriken o büyük sessizliğin patlamasıydı.
Biriken öfke, suskunluk, içimize attığımız her şey kelimelere dönüştü.
Ve sokağa dökülen gençler...
Evet, o “telefon düşkünü” dediğimiz, “odası dağınık” diye küçümsediğimiz gençler...

İşte onlar artık “biz buradayız” dedi.
Adalet istiyoruz, eşitlik istiyoruz, özgürce yaşamak istiyoruz dediler.
Onları meydanlara getiren şey siyaset değil; bastırılmış haklarıydı.
O gençler bugün biber gazı yedi, TOMA önünde ıslandı, coplandı, tutuklandı.
Ama susmadı.

Bu bir isyan değildi.
Bu bir hatırlatma:
Geleceğin sahibi olmak istiyoruz.

O gençlerle polislerimiz karşı karşıya geldiyse, bunu biz yaptık.
Oysa ikisi de bizim evlatlarımız.
Ve onları birbirine düşürenler utansın.

Bayramın aynası toplumun halidir.
Ve bu bayram bize neyi gösteriyor biliyor musunuz?
Kırılmış umutları. Bastırılmış sesleri. Yorulmuş kalpleri…
Ama aynı zamanda hâlâ yanan vicdanları da…

Bu bayramda şunu hatırlamamız gerek:
Kimse konuştuğu için korkmamalı.
Kimse susturulmamalı.
Farklılıklarımıza rağmen aynı sofrada oturabilmeliyiz.

Bugün gerçekten bayram mı?

Kimimiz için evet, kimimiz için hayır.
Ama hepimiz için bir dönüp bakma, bir hatırlama ve belki de bir silkelenme günü.

Ve unutmayalım:

Sessiz bayramlar sonsuza kadar sürmez.
Bir gün çocuklar sadece gülmek için gülecek.
Gençler düşündükleri için cezalandırılmayacak.
Adalet, eşitlik ve vicdan herkesin hakkı olacak.
Ve o zaman gerçekten bayram olacak.

O gün gelene kadar, bu ülkenin vicdanlı insanlarına selam olsun.
Gençlerin içinden gelen o sessiz çığlığa kulak veren herkese selam olsun.
Gerçekten kutlu, adil, huzurlu bayramlara…

Mutlu bayramlar Türkiye. Gerçekten mutlu…


🖋️ Editöryal Not

Bu yazı, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 26. maddesinde güvence altına alınan düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü kapsamında yayımlanmıştır.
İçeriğinde yer alan görüşler yazarın kendi değerlendirmesidir. Hiçbir kişi, kurum ya da kuruluşa yönelik hakaret, suç isnadı veya yönlendirme amacı taşımaz.
Yazı, güncel toplumsal gelişmelere dair vicdani ve ifade özgürlüğü çerçevesinde kaleme alınmış bir yorumdur.