İzmir’de Çakan Şimşek, Ankara’da Yankılanan "Anahtar": Seçmenin "Oğan Vakası" Muhtırası!

İzmir’de Çakan Şimşek, Ankara’da Yankılanan "Anahtar": Seçmenin "Oğan Vakası" Muhtırası!



Siyasetin nabzını ve İzmir’in sosyolojisini en iyi bilen isimlerden biri olan Savcı Sayan, sosyal medya hesabından herkesin önünde açık bir kapı bırakan, bir analiz paylaştı.

Anahtar Parti Genel Başkanı Yavuz Ağıralioğlu’nun İzmir Karşıyaka Mustafa Kemal Atatürk Spor Salonu’nda gerçekleştirdiği büyük buluşmayı değerlendiren Sayan, rakamlardan çok o rakamların arkasındaki toplumsal hareketliliğe dikkat çekti.

Tüm siyasi partilerin genel merkezlerine adeta bir uyarı niteliği taşıyan paylaşımında şu ifadeleri kullandı:

"Burada asıl dikkat edilmesi gereken konu kalabalığın büyüklüğünden çok sosyolojik anlamıdır. İzmir’deki tabloyu küçümsemek yerine doğru okumak gerekir."

İzmir siyasetini, kentin dokusunu ve seçmen sosyolojisini yakından bilen Savcı Sayan’ın bu tespiti aslında sadece tek bir partiye yönelik bir değerlendirme değil, Türk siyasetinin mevcut fotoğrafına dair önemli bir uyarı niteliğindeydi.

Çünkü Sayan’ın dikkat çektiği nokta, bir salonun dolup dolmamasından çok daha fazlasıydı.

O salona gelen insanlar kimlerdi?

Neden geliyorlardı?

Hangi beklentiyle geliyorlardı?

Daha önce hangi partilere oy vermişlerdi?

Bugün neyi eksik gördükleri için yeni bir adres arıyorlardı?

Ve en önemlisi...

Türkiye’de seçmenin önemli bir bölümü mevcut siyasi kutupların dışında yeni bir çıkış yolu mu arıyordu?

İşte bu değerlendirme üzerine Anahtar Parti İzmir İl Teşkilatı ile görüştüm. Merak ettiğim soru basitti:

"Yıllardır CHP'nin güçlü olduğu bir şehir olarak görülen İzmir, dün o salonda aslında neyin mesajını verdi?"

Aldığım cevaplar, sadece bir partinin yükseliş trendini değil, koca bir kentin mevcut siyasi düzene karşı verdiği tepkiyi de ortaya koyuyordu.

"TEŞKİLAT YETKİLİLERİNE GÖRE İMAMOĞLU'NUN PROGRAMLARINDAKİ YOĞUNLUĞU AŞTI"

Öncelikle somut gerçeği ve rakamları tarihe not düşelim.

Karşıyaka’daki o kapalı spor salonu yaklaşık 7 bin 500 kişi kapasiteli.

Görüşmemizde teşkilat yöneticilerinin aktardığı en çarpıcı detaylardan biri salonun geçmiş siyasi organizasyonlarla kıyaslanması oldu.

Teşkilat yöneticileri, yakın dönemde aynı salonda gerçekleştirilen ve Ekrem İmamoğlu’nun da katıldığı bazı programlarda benzer bir yoğunluğun oluşmadığını öne sürerek şu değerlendirmeyi paylaştı:

"Program saatinden önce salon tamamen doldu. Salon içi ve dışındaki yoğunlukla birlikte sayı 10 bine yaklaştı. Binlerce vatandaşımız kapılardan dönmek zorunda kaldı. İzmir buluşması sıradan bir parti organizasyonu olarak görülmemeli."

Peki, "Neden siz?" soruma sahadan gelen cevap neydi?

Yetkililer net konuştu:

"İzmir halkı artık AK Parti ve CHP kıskacından, bu iki kutuplu siyasetten çok yoruldu. İzmir’de acilen nefes alınacak bir üçüncü yolun olması gerektiğine inanıyorlar."

Sahaya inip vatandaşla birebir temas ettiklerinde, İzmir halkının mevcut siyasi düzenden duyduğu rahatsızlığı çok net gördüklerini ifade ettiler.

İzmirli artık ideolojik ezberlerle avunmak istemiyor.

İzmirli hizmet istiyor.

Kentte uzun süredir kronikleşen altyapı sorunlarından, köstebek yuvasına dönmüş yollardan, trafik yoğunluğundan ve sokakları esir alan çöp probleminden bunalan vatandaşlar artık günlük hayatlarına dokunan çözümler görmek istiyor.

Kısacası halk, hizmet alamamaktan dolayı yorgun, bıkkın ve öfkeli.

SEÇMENDEN AĞIRALİOĞLU'NA SERT MUHTIRA:

"İKİNCİ BİR SİNAN OĞAN VAKASI İSTEMİYORUZ!"

Fakat yaptığım görüşmede dikkatimi çeken en önemli ve belki de en tarihi nokta, seçmenin Anahtar Parti’ye açtığı kredinin şartlarıydı.

İzmir halkı, Yavuz Ağıralioğlu’na destek verirken masaya çok net bir beklenti koymuş.

Teşkilat yetkililerinin ifadelerine göre sahada en sık karşılaştıkları talep şu:

"Biz size inanıyoruz ve kesinlikle üçüncü bir seçenek, üçüncü bir yol olmanızı istiyoruz. Ancak yapılacak ilk seçimde ne olursa olsun hiçbir ittifakın parçası olmamalısınız. Mevcut siyasi blokların dışında kalmalı ve bağımsız duruşunuzu korumalısınız. Biz ikinci bir Sinan Oğan vakası yaşamak istemiyoruz."

İşte bu cümle, Türk seçmeninin hafızasının ne kadar diri olduğunu gösteriyor.

İzmirli seçmen, pazarlık masalarında eriyen bir siyasi hareket değil; kendi çizgisini koruyabilen, bağımsız kalabilen ve sözünün arkasında duran bir siyasi adres arıyor.

Kendine yeni bir sığınak ararken, bu sığınağın bir gün bir pazarlık masasının parçasına dönüşmesini istemiyor.

KÜSKÜNLER VE KARARSIZLAR AYNI ÇATIDA BULUŞUYOR

Peki, bu salona gelenler kimlerdi?

Teşkilat yöneticilerinin aktardığı tabloya göre salondaki kalabalık tek tip bir seçmen kitlesinden oluşmuyordu.

AK Parti ve MHP'nin kırgınları...

İYİ Parti’nin küskünleri...

CHP’den umudunu kesmiş seçmenler...

Kararsızlar...

Ve uzun süredir sandığa gitmeyen vatandaşlar...

Dün aynı salonda buluşmuştu.

Yani Anahtar Parti, sadece yeni seçmen kazanan bir siyasi hareket değil; farklı siyasi adreslerden kopan seçmenlerin ortak buluşma noktası haline gelmeye başlamış görünüyor.

Hatta teşkilat yöneticilerinin aktardığına göre programın hemen ardından İzmir’in üç büyük ilçesinden doğrudan teklifler geldi.

"Gelin, ilçemizde teşkilatı hemen kuralım. İlçe başkanlığı binasını hazırlayalım."

Bu tekliflerin doğrudan vatandaşlardan ve yerel dinamiklerden geldiği ifade ediliyor.

Ve son söz olarak da şunları eklemek isterim 

Ortada mevcut siyasi kutupların dışında yeni bir adres arayan ve bu adresin herhangi bir pazarlığın ya da ittifak hesabının parçası olmasını istemeyen kararlı bir seçmen kitlesi var.

Bu nedenle Anahtar Parti’nin önündeki en büyük sınav, ortaya çıkan bu yoğun ilgiyi ne ölçüde kalıcı bir siyasi desteğe dönüştürebileceği olacak.

Çünkü siyasette kalabalıkları toplamak kadar, o kalabalığın umutlarını korumak da zordur.

Bugün İzmir’de ortaya çıkan tabloyu kesin bir seçim sonucu olarak okumak elbette mümkün değil.

Ancak şu da bir gerçek ki toplumun belirli bir kesimi mevcut siyasi denklemin dışında yeni bir adres arıyor.

İzmir’deki programın verdiği asıl mesaj da belki tam olarak budur:

Kalabalığın büyüklüğü değil...

O kalabalığın neden orada olduğu...

Ve bazen siyasette en önemli soru da tam olarak budur.