Güvensizlik Metan Gazı Gibi

NİLGÜN EGE
Merhaba sevgili okurlarım; sizlerle hayatımızın en temel unsurlarından biri olan
“güven” ve maalesef toplumumuzda gittikçe büyüyen “güvensizlik” üzerine
konuşmak istedim. Güvensizlik, tıpkı çöplükte biriken metan gazı gibi içten içe
büyüyen, patlamaya hazır bir tehdittir. Ülkemizde yaşanan son olaylar, bu
güvensizlik duygusunu ne yazık ki derinleştirmiş durumda.
Fırat
S. bir doktor. Hastalarına zarar vermeme, fayda sağlama, yaşatmaya çalışma, mesleki
sırları ve mesleğin onurunu yüceltme, kötü niyetli olmamaya, eğitimcilere saygı
gösterme gibi ilkeler içerikli Hipokrat yemini yapmış bir doktor.
Mesleki
etiklerin ve insan ahlâkının her geçen gün yittiği, bittiği günümüzde o da hem mesleğini hem
yeminini hem de insanlığını unutarak paraya, çok kazanma hırsına tâb oluyor.
Sağlık dünyasından kendi gibi doktor, sağlık memuru, hemşire, hemşire
yardımcısı, ambulans şoförü, sağlık teknisyeni, özel hastane sahipleri gibi
kişilerle daha çok para kazanmak için çeteleşiyorlar.
Hasta olan olmayan yeni doğan bebekleri hastaymış gibi anlaştıkları
hastanelerin yoğun bakımlarına sevk ettirerek daha çok para kazanma gibi meslek
etiğine aykırı hareket ederek iddialara göre 12 bebeğin ölümüne sebep
oluyorlar.
Teknik ve fiziki takip sonucunda şüphelilerin 2 bin 400 adet suç
içerikli görüşme yaptığı tespit ediliyor.
Savcıyı bile MHP’ye ve Ülkü Ocaklarına yüklenmek istenen imajla
tehdit ediyorlar.
Hepsi kayıtlı, belgeli savcılığın hazırladığı iddianamede var.
Medya dünyamıza yansıyan yeni doğan bebek çeteleşmesinin haber
özeti kısaca bu.
Gelelim bu olayın toplumsal yansımasına:
Uzun süredir toplum gündeminden düşmeyen;
Eski Ülkü Ocakları başkanı Sinan Ateş cinayeti..
8 yaşındaki bir çocuğun öldürülmesini anlatan ve soruşturması
halen devam eden Narin cinayeti…
19 yaşındaki genç kızların öldürülmesini içeren Sur Cinayetleri…
Kadın cinayetleri…
Çocuk tacizleri…
Taklit ve tağşiş edilen gıda ifşaları…
Sürekli artan mülteci sayısı…
Grev hakkını kullanan işçilerin şiddet görmesi…
Emekli maaşlarındaki düşüklük…
Emekli, dul ve yetimlerin rencide edici hale gelen geçim zorluğu…
Umut bağlanan siyasetin ve siyasetçilerin zikzakları gibi toplumu
bunaltan olaylar manzumesinin üzerine yenidoğan bebeklerin ölüme nasıl
terkedildiği haberleri toplum buhranına bir çetele daha attı.
Sanki sistemli şekilde toplumsal yaşamda dayanışma, vicdan, güven,
şükür hissi, nefis terbiyesi, iktidarı ve muhalefeti ile siyaset kurumuna,
bürokrasiye, devleti oluşturan kurumlara güven görünmeyen bir güç tarafından
tasfiye ediliyor ve millet hatta ülke kaderiyle baş başa bırakılıyormuş gibi
psikolojiye bürüyor.
Vatandaşta güvenmesi gereken noktalardan ağızbirliği yapmışçasına
kitlesel kopuş, devasalaşmaya başlayan güvensizlik çığ gibi büyümekte.
Belki dün olsaydı belli bir kesimlerde bir anlam ifade edebilirdi
ama bugün basına yansıyan haliyle cumhur ittifakının yani iktidarın rakip
partisi CHP’nin eski genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun mahkemeye zorla
getirilmesi haberleri ve Soykırımcı İsrail’in işgal ve saldırı alanını
büyüttüğünü bu alan içine Türkiye’yi de aldığı iddialı haberlerinin güven
yitimi yaşayan vatandaşta hiçbir kıymeti harbîyesi yoktur.
Siyasete güvensizlik, adeta çöplükteki metan gazı gibi için için
büyümeye ve patlamaya doğru evrilmektedir.
Sevgili okurlarım, güvenin kaybolduğu bu dönemde, toplum olarak en
çok ihtiyaç duyduğumuz şey dayanışma ve vicdan duygusudur. Birbirimize
güvenmeden, toplumsal dayanışmayı güçlendirmeden, bu güvensizlik sarmalından
çıkmamız mümkün değil. Aksi takdirde, bir gün bu patlama hepimizi yakabilir.
İlk Yorum yapan siz olun!