Ekran Işığında Kaybolan İnsan
DUYGU DAŞDEMİR
Teknoloji, insanın hayatına hızla girdi; fark ettirmeden yerleşti. Önce cebimize, sonra zihnimize, en sonunda da ruhumuza dokundu. Bugün artık yalnızca teknolojiyle yaşamıyoruz, onunla düşünüyor, hissediyor ve hatta değer biçiyoruz.
Eskiden insan sıkılınca düşünürdü. Şimdi sıkılınca ekranı kaydırıyor. O küçük boşluklar — insanın kendini duyabildiği anlar — birer birer yok oldu. Psikoloji tam da bu noktada yara aldı. Çünkü insan zihni, bu kadar uyarana göre evrilmedi.
Sosyal medya, insan psikolojisinde sessiz ama derin bir kırılma yarattı. Herkes mutlu, herkes başarılı, herkes güzel… En azından öyle görünüyor. Oysa insan, başkasının vitrinine bakarak kendi arka odasını yargılıyor. Sonuç: yetememe hissi, değersizlik, tükenmişlik.
Daha da kötüsü şu:
Artık onay, içten değil dışarıdan geliyor.
Bir beğeniyle mutlu, bir sessizlikle eksik hisseden bir ruh hali oluştu.
İletişim hiç bu kadar kolay olmamıştı ama bağ kurmak hiç bu kadar zor olmamıştı. Mesajlar hızlı, duygular yüzeysel. Herkes birbirine ulaşabiliyor ama kimse kimseye gerçekten dokunamıyor. Yalnızlık, kalabalıkların içine saklandı.
Elbette teknoloji suçlu değil. Suç, onunla kurduğumuz kontrolsüz ilişki. İnsan, aracı amaç yaptı; ekranı hayatın merkezine koydu. Oysa psikoloji bize şunu söylüyor:
İnsan, ancak durduğunda iyileşir.
Belki de bu çağın en büyük devrimi, yeni bir uygulama değil.
Telefonu sessize almak.
Ekranı kapatmak.
Ve kendine dönüp şu soruyu sormak:
“Ben nasılım?”


İlk Yorum yapan siz olun!