Mutlak Butlan Sonrası CHP’de Asıl Hukukî Sorun: Görevden Düşen Yönetim Yeni Kurultayın Tarafı Olabilir mi?
DOÇ.DR KEMAL ÇİFTÇİ
Mutlak
butlan kararıyla birlikte yalnızca bir kurultay değil; o kurultayın oluşturduğu
tüm yönetim yapısı hukukî tartışma konusu hâline gelmiştir. Şimdi temel soru
şudur: Hukuken görevden düşmüş kabul edilen bir yönetim, yeniden yapılacak
kurultayın meşru aktörü olabilir mi?
Ankara
Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi’nin mutlak butlan kararı, CHP’deki
tartışmayı tamamen yeni bir zemine taşımıştır. Çünkü mutlak butlanın sonucu
yalnızca bir seçimin iptali değildir.
Mutlak
butlanda hukuk düzeni, işlemi baştan itibaren yok hükmünde kabul eder. Bu
nedenle yalnızca seçim sonucu değil; o sonuca dayanılarak oluşturulan tüm
organlar ve işlemler de tartışmalı hâle gelir.
Tam da bu
nedenle bugün artık mesele:
- Özgür Özel’in siyasi desteği,
- Parti
tabanındaki karşılığı,
- Ya da
Meclis grubundaki çoğunluğu değildir.
Asıl
mesele şudur:
Mutlak
butlanla hükümsüz hâle gelen bir yönetimin yaptığı sonraki olağanüstü
kurultaylar ve işlemler hukuk düzeninde geçerli kabul edilebilir mi?
Nitekim
mevcut tartışmada yalnızca 38. Olağan Kurultay değil; onun devamı niteliğindeki
21. ve 22. Olağanüstü Kurultayların da artık hukukî dayanağını kaybettiği ileri
sürülmektedir.
Bu durumda
hukukî sonuç açıktır:
Parti
yönetimi, mutlak butlan öncesindeki son meşru yönetime, yani Kemal Kılıçdaroğlu
dönemindeki yönetime dönmektedir.
İşte tam
bu noktadan sonra yeni ve çok önemli bir hukukî sorun ortaya çıkmaktadır.
Eğer parti
yönetimi yeniden Kemal Kılıçdaroğlu
yönetimine geçecekse ve bu yönetim yeni bir olağan ya da olağanüstü kurultay
kararı alacaksa;
O hâlde:
- Butlanla
görevden düşmüş kabul edilen mevcut yönetim,
- Mevcut
Parti Meclisi,
- Mevcut
MYK,
- Ve
bunların oluşturduğu delegasyon yapısı,
Yeni
kurultaya hangi hukukî sıfatla katılacaktır?
Çünkü
burada artık sıradan bir “iktidar değişimi” yoktur.
Burada
hukukî tartışma şudur: Yok hükmündeki bir süreçten doğan organların, yeniden
kurucu irade oluşturup oluşturamayacağı.
Özgür
Özel’in açıklamalarında dikkat çeken nokta da tam budur.
Özel, bir
yandan mutlak butlan kararını fiilen kabul eden şekilde “40 gün içinde
kurultay” çağrısı yapmakta; diğer yandan da mevcut yönetimsel ve siyasi
pozisyonunu sürdürmeye çalışmaktadır.
Eğer mutlak butlanın sonucu olarak parti yönetimi son
meşru yönetime dönüyorsa, yeni olağan veya olağanüstü kurultay çağrısı yapma
yetkisi de doğal olarak o yönetimin uhdesine geçecektir.
Bu durumda, mutlak butlanla görevden düşmüş kabul
edilen bir yapının, yeni kurultayın takvimini belirlemeye çalışması; hukukî
değil, fiilî bir güç kullanımı tartışmasını gündeme getirecektir.
Özel’in
açıklamasında ciddi bir çelişki bulunmaktadır.
Çünkü
eğer:
- Mevcut
yönetimin hukukî kaynağı olan kurultay yok hükmündeyse,
- Onun
yaptığı olağanüstü kurultaylar da aynı nedenle sakatlanmışsa,
- Ceza
yargılamaları halen devam ediyorsa,
O zaman
artık tartışılması gereken mesele “yeniden adaylık hakkı” değil;
doğrudan doğruya “hukukî ehliyet ve meşruiyet” meselesidir.
Burada iki
farklı yaklaşım ortaya çıkacaktır.
Birinci
görüş:
Siyasi
haklar kişiseldir; haklarında kesinleşmiş yasak bulunmayan herkes yeni
kurultayda aday olabilir.
İkinci
görüş ise çok daha ağır sonuçlar doğurmaktadır:
Mutlak
butlanla oluştuğu kabul edilen bir yönetim ve onun organları, yeni kurultayın
kurucu iradesi içinde yer alamaz; çünkü bu durum butlanla sakatlanmış yapının
yeniden üretilmesi anlamına gelir.
Özellikle:
- Delegasyon
yapısının tartışmalı olması,
- Ceza
davasının devam etmesi,
- İrade
fesadı iddialarının henüz kesin biçimde aydınlatılmamış olması,
- Ve
sonraki olağanüstü kurultayların da aynı zincirin devamı sayılması,
Yeni
yapılacak kurultayın da ileride yeniden dava konusu yapılmasına yol açabilir.
Bu nedenle
CHP’de artık mesele yalnızca “kim genel başkan olacak?” sorusu değildir.
Asıl
mesele şudur:
Mutlak
butlan sonrası parti hukukî meşruiyetini nasıl yeniden kuracaktır?
Belki de
bugün sorulması gereken en önemli soru şudur:
Hukuken
sona ermiş kabul edilen bir yönetim, yeni dönemin kurucu öznesi olabilir mi;
yoksa yalnızca geçmiş dönemin fiilî yöneticisi olarak mı kalır?
Tedbiren uzaklaştırılmalarının
sebebi Özgür Özel ve yönetiminin 38. Olağan Kurultay'ı hileli yollarla
kazandıklarına dair ispata yakın delillerin elde edilmiş olmasıdır. Bu durumda,
ibra olmadan herhangi bir parti içi süreçte yer almaları da olanaklı olmasa
gerektir.


İlk Yorum yapan siz olun!