Herkes Kavga İzliyor, Devlet Yeni Dengeyi mi Kuruyor?

CHP’de yaşanan kriz yalnızca bir kurultay tartışması mı, yoksa Ankara’da yeni bir siyasi denge mi kuruluyor?

Herkes Kavga İzliyor, Devlet Yeni Dengeyi mi Kuruyor?




Şunun şurasında Kurban Bayramı’na ne kaldı sevgili arkadaşlar? Toplum olarak tam da gündelik hayatın yorgunluğunu atmayı, ailemizle huzur içinde bir bayram idrak etmeyi planlarken, Ankara’dan yükselen hukuki ve siyasi fırtına dalgası hepimizi yeniden ekran başına kilitledi.

Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi'nin, CHP’nin 38. Olağan Kurultayı hakkında verdiği "mutlak butlan" kararı, sadece bir partinin iç işleyişini değil, Türk siyasetinin genel dengelerini de yakından ilgilendiren tarihi bir eşiktir. Günlerdir televizyon ekranlarında izlediğimiz o hararetli tartışmalar, parti binasının polis eşliğinde boşaltılması, Özgür Özel’in ve ekibinin yağmur altında Ankara sokaklarında Meclis’e yürümesi... Tüm bu ezberlenmiş kutup yorumları ve yoğun kulis trafiği, aslında meselenin özündeki o büyük resmi görmemizi zorlaştırıyor.

Herkesin sorduğu soru aynı: Süreç bundan sonra nasıl işleyecek, kurultay takvimi kaç gün sürecek? Ancak bu asırlık çınarın geleceğini sadece iki isim ya da iki cephe arasındaki bir güç savaşına indirgemek, siyasetin kurumsal hafızasını hafife almak demektir. Gelin, kişisel hırslardan ve günlük polemiklerden uzaklaşarak, meseleye tamamen nesnel bir gazeteci gözüyle, Ankara’nın gerçekleri çerçevesinden bakalım.

Kutuplaşmanın Değil, Ortak Aklın Çözümü

Bugün gelinen noktada ana muhalefet partisi, kelimenin tam anlamıyla büyük bir yönetimsel ve siyasi krizin ortasındadır. Bir tarafta mahkeme kararıyla hukuki meşruiyetini ve kurumsal temsil yetkisini yeniden kazanan eski genel başkanlık makamı; diğer tarafta ise mevcut delege yapısını ve yönetim iradesini korumak isteyen mevcut yönetim...

Bir gazeteci olarak tarafsız bir gözle baktığımızda, sürecin bu iki gücün kurultay salonunda topyekûn bir hesaplaşmasına dönüşmesi, sadece bir siyasi partiye değil, Türk demokrasisine de ciddi bir enerji kaybettirir. Bir tarafta geçmiş seçimlerin muhasebesiyle yıpranmış bir yönetim, diğer tarafta ise son dönemdeki tartışmaların ve şaibelerin gölgesinde kalmış bir şimdiki zaman var. Eğri oturup doğru konuşalım; her iki yapının da tek başına partiyi mutlak bir istikrara kavuşturması zor görünüyor. İşte bu tıkanma noktasında, siyasetin kendi doğal dengesi ve kurumsal hafıza devreye girer.

Ve bu noktada gazeteci olarak sormamız ve sorgulamamız gereken asıl soru şudur: Siyaset bu cendereden bir "ortak akıl" çıkarabilecek mi, yoksa kişisel hırslar bu kurumsal hafızayı tamamen yutacak mı?

Bugün herkes görünen çatışmaya odaklanmışken, perde arkasında her iki kesimin de bütünüyle reddedemeyeceği, partiyi bu tıkanmışlıktan tereyağından kıl çeker gibi çıkaracak “dengeleyici” bir ortak payda arayışı fısıldanıyor. Toplumu ve tabanı daha da germeyecek; sakin, kontrollü ve her iki tarafla da yapıcı bir diyalog zeminini koruyabilecek kıdemli, saygın bir isim...

Nitekim MHP Lideri Devlet Bahçeli’den gelen son hamleyi de bu arayışın dış bir yansıması olarak okumak mümkün. Bahçeli’nin, tarafları sokağa çıkıp meydan okumak yerine masaya oturmaya çağırması ve Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelik "Özgür Özel ile görüşerek ortak formül oluşturmak amacıyla feragat ettiğini belirtmelidir" ifadesi, sistemin kilitlenmesini önlemeye yönelik bir nevi devlet hakemliği tavsiyesi niteliğindedir. Bu durum, tarafların kişisel iddialarından sıyrılıp ortak bir formülde buluşmasının artık bir zorunluluk haline geldiğini net bir şekilde ortaya koyuyor.

Sistemin İhtiyacı: Akil ve Uzlaşmacı Bir Profil

Peki hem bu karmaşayı çözecek hem de tabandaki kırılmayı engelleyecek o rasyonel profil nasıl şekilleniyor? Sahada konuşulan formül, tamamen kurumsal ciddiyete ve tarafların ortak kabulüne dayanıyor:

  • Tüzük ve Mevzuat Deneyimi Önde Olan Bir İsim: Parti şu an mahkeme kararlarının ve siyasi partiler mevzuatının teknik labirentlerindedir. Dolayısıyla bu dönemin liderinin, meclis komisyonlarında dirsek çürütmüş, parti içi dengeleri ve tüzüğün dilini en iyi bilen tecrübeli bir isim olması rasyonel bir gerekliliktir.

  • Hizipleşmelerin Üzerinde Bir Köprü Aktör: Geçmişin güven veren ilişkilerini korurken, bugünün yeni dinamikleriyle de köprüleri atmamış; tarafsızlığına, adaletine ve niyetine her iki tarafın da ikna olabileceği akil bir figür.

  • Polemikten Uzak, Kurumsal Geleneğe Bağlı Bir Sicil: Günlük polemiklerin ve iç kavgaların uzağında kalmayı başarmış, temiz ve saygın bir siyasi geçmiş...

Böyle bir ismin rehberliği, partiyi bu krizden süratle çıkarırken, Türk siyasetindeki ana muhalefet boşluğu riskini de bertaraf edecektir. Ancak burada yine sormak gerekir: Böylesi bir ortak payda profil, her iki kanadın da "güç ve kontrol" hırsını törpülemeye yetecek mi? Ortak akıl, koltuk hesaplarına galip gelebilecek mi?

Küresel Fırtınada "İç Cephe" Zorunluluğu

Meseleye daha geniş bir perspektiften, yani Türkiye'nin yüksek menfaatleri açısından baktığımızda durum daha da netleşiyor. Günlük hükümet politikaları ve seçim takvimleri gelip geçicidir; fakat devlet, kurumsal hafızası ve kalıcı dengeleriyle bakidir.

Dünyanın ve bölgemizin içinden geçtiği bu küresel fırtına döneminde, Doğu Akdeniz'deki kuşatmalardan ekonomik sınamalara kadar her alanda güçlü durabilmenin yolu, içeride çelikten bir "İç Cephe" kurmaktan geçer. Devlet aklı ve toplumsal beklenti; ana muhalefetin başında maceracı, hırslı veya keskin kutuplar yaratan figürler yerine; rasyonel, müzakere edebilen ve kurumsal geleneklere bağlı bir lider görmek ister.

İşte bu yüzden, o kıdemli uzlaşmacı profil, sadece bir partinin iç barışını sağlamakla kalmayacak; aynı zamanda, bir önceki yazımızda da "Milli Mutabakat mı geliyor?" sorusuyla dikkat çektiğimiz o büyük tablonun en kritik parçası olacak mıdır?

Eğer önümüzdeki süreçte Türkiye'nin yüksek menfaatleri için böyle bir Milli Mutabakat Hükümeti kurulmak isteniyorsa, ana muhalefetin başındaki bu uzlaşmacı aktör, o yeni siyasi mimarinin de en uyumlu ve en yapıcı yürütücülerinden biri haline gelecek midir?

Şüphesiz madalyonun bir de diğer yüzü var. Eğer bu kurultay sürecinde sağduyu ve ortak akıl hâkim olmaz, ipler tamamen koparsa;  yönetimin yepyeni bir siyasi hareket başlatacağı ve bu yapının da iddialı bir "TEK parti" projesi olarak sahneye çıkacağı iddiaları da masada.

Bu yeni oluşum iddiasının arkasındaki mantık neyi hedefliyor, ülkenin siyasi yelpazesini nasıl etkiler? Onu da şimdilik bir şerh olarak düşelim ve ilerleyen süreçte, olaylar netleştikçe yine bu köşede, tamamen nesnel bir dille analiz edelim...